WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Temmuz 2026

DANIŞTAY 8. DAIRE

A- A A+

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/7259 E.  ,  2023/6865 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/7259
Karar No : 2023/6865

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2-… Barolar Birliği
VEKİLİ : Av. …
3- … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Konya Vergi Mahkemesi Üyesi olarak görev yapmakta iken, … tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kararıyla 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekten çıkarılan davacı tarafından, hakkında Yozgat Barosu Yönetim Kurulu'nca verilen baro levhasına yazılma isteminin reddine dair … tarih ve … sayılı kararın, bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair … tarih ve … sayılı Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararının ve bu kararın onanmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Adalet Bakanlığı işleminin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
… İdare Mahkemesinin davanın reddine ilişkin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmesi üzerine bireysel başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesinin 31.12.2020 tarih ve 2019/39603 başvuru numaralı kararı ile davacının Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilerek kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İdare Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yapılan yeniden yargılamada verilen 12/03/2021 tarih ve E:2021/432, K:2021/479 sayılı kararda; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının birlikte incelenmesinden; davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanması sonucunda, anılan Mahkemenin 11/11/2020 tarih ve E:2019/94, K:2020/255 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği ve dosyanın istinaf aşamasında olduğunun görüldüğü, isnat edilen fiilin niteliği ve baro levhasına yazılması durumunda yürütülecek kamu hizmetinin önemi ve özelliği karşısında söz konusu kovuşturmanın sonucunun beklenilmesinin yerinde olacağı, davacının baro levhasına avukat olarak yazılma talebinin reddine ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hakkında açılan kamu davası sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile beraatine hükmedildiği, İdare Mahkemesince Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik bir karar verilmediği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği belirtilerek temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı Adalet Bakanlığı tarafından istemin reddi gerektiği savunulmuş olup diğer davalılar tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:
Davacı, Konya Vergi Mahkemesi üyesi iken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 13.02.2017 tarih ve 2017/35 sayılı kararı ile 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, karara karşı ilgilinin yeniden inceleme talebi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 04.05.2017 tarih ve 2017/681 sayılı kararı ile reddedilerek karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Ayrıca HSK 1. Dairesinde davacı hakkında devam etmekte olan 2016/7900 sayılı dosyada soruşturma izni verildiği, evrakın Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderildiği, halen soruşturmanın devam ettiği, öte yandan ilgili hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma iddiası ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/65516 esas sayılı dosyada soruşturmasının devam ettiği hususu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 13.09.2018 tarih ve 50011 sayılı yazısından anlaşılmıştır.
Davacı, 30.07.2018 tarihli dilekçesi ile daha önceden Yozgat Barosuna kayıtlı iken 07.01.2013 tarihinde kaydını sildirdiğini belirterek yeniden baro levhasına kaydının yapılması talebinde bulunmuş, Yozgat Barosu Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile Türkiye Barolar Birliğinin emsal dosyaları da dikkate alınarak davacı hakkında HSK'da devam etmekte olan disiplin soruşturmasının beklenilmesine karar verilmiş, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile avukatlığın bir kamu kurumunda icra edilmediği sürece serbest bir meslek olduğu, kamu görevi olmayıp kamu hizmeti niteliğinin bulunduğu, OHAL KHK'ları ile kamudan ihraç edilenlerin kamuda tekrar istihdam edilemeyeceklerini öngören kuralın avukatlığa ve avukatlık stajına kabul açısından geçerli olamayacağı, TBB Yönetim Kurulunun daha önceki ısrar kararlarına karşı Bakanlık tarafından açılan davaların aleyhe sonuçlanmış olması sebebiyle başvuru sahibinin idari yargıda iptal davası açma hakkı mahfuz olmak üzere davacının itirazının reddine karar verildiği, kararın Adalet Bakanlığının … tarih ve … sayılı yazısı ile onaylanması üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Bakılan davada, … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; Kanun Hükmünde Kararname kapsamında alınan tedbirin sadece idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışanlarla sınırlı tutulması memur ve hakim olma niteliğini kaybedenlerin avukat olması sonucunu doğurduğu gibi hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bakımından yaşamsal bir önem ve değere sahip, yargının kurucu unsurlarından ve esasen kamu hizmeti niteliğinde bulunan avukatlık mesleğinin itibarını da zedeleyeceğinden, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 04/05/2017 tarihli itirazın reddine ilişkin kararıyla meslekten çıkarılan davacının, Yozgat Barosu levhasına avukat olarak yazılma istemi hakkında davalı idarelerce tesis edilen işlemlerde kamu yararı ve avukatlık hizmetinin gerekleri yönünden hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.
Davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesinin 31.12.2020 tarih ve 2019/39603 başvuru numaralı kararı ile eldeki başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren M.B. kararında belirlenen ilkelere atfen; "Anılan başvuruda 667 sayılı KHK gereğince görevlerine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerine ilişkin kuraldaki istihdam kavramının bağımlı çalışmayı gerektirdiği, anılan kuraldan devlete bağlı olarak çalışmayı gerektirmeyen avukatlık mesleğini de kapsadığı hususunun açıkça anlaşılamadığı vurgulanmıştır. Ayrıca serbest çalışan avukatlar ile devlet arasında devlet memurununkine benzer bir güven ilişkisi aramanın Anayasa ile oluşturulan demokratik hukuk düzeninde anlamlı olmadığının altı çizilmiştir (M.B., § 101). Hak ve özgürlükleri sınırlandıran hükümlerin kamu makamlarınca geniş yorumlanması bireyler açısından öngörülemez sonuçlar doğurabileceğinden hukuk devletine aykırılık teşkil etmenin yanında adil yargılanma hakkını da zedeler. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. Türk anayasal sisteminde hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı düzenleme yapma yetkisi yasama organına aittir. Hak ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir kanunun kapsamını genişletici yorum ve uygulamalar, kanun koyucunun getirmediği bir sınırlandırmanın idari ve yargısal makamlarca ihdas edilmesi sonucunu doğurabilir. Bu açıdan hak ve özgürlükleri sınırlandıran kurallara ilişkin yorum ve uygulamaların kuralın kapsamını genişletici nitelikte olmaması ve öngörülebilir sınırlar içinde kalması önem taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle derece mahkemelerinin hak ve özgürlükleri sınırlayıcı kuralların kapsamının geniş yorumlanması hususunda oldukça ihtiyatlı davranması gerekir. Aksi durum keyfî uygulamaların yaygınlaşmasına ve bireylerin kamu otoritelerine karşı güvencesiz bir konuma düşmesine yol açar (M.B., § 104). Sonuç olarak M.B. başvurusuna ilişkin kararda; başvurucunun kamu görevinden ihraç edildikten sonra kamu hizmeti sayılan avukatlık mesleğinde istihdam edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle avukatlık mesleğine kabul edilme şartlarını taşımadığı yolunda ulaşılan kanaatin, kanun hükmünün öngörülebilir olmayan genişletici yorumuna dayandığı belirtilmiştir. Bu yorumun başvurucunun medeni hakkıyla ilgili olarak açılan davada usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirdiği ve başvurucu aleyhine karar verilmesinde belirleyici olduğu, dolayısıyla bunların bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği kanaatine varılmıştır.
Somut olayda da kamu görevinden çıkarılan başvurucuların baro levhasına kaydedilmeleri talebiyle yaptıkları başvuruların reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açtıkları davada, Mahkeme tarafından avukatlık mesleğinin kamu görevi olduğu ve ilgili düzenlemeler gereği başvurucuların ihraç edildikten sonra yeniden kamu görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesiyle bu talebin reddedildiği tespit edilmiştir. Bu durumda yukarıda anılan kararda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bakanlık görüşünde; başvuruculardan … hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan ceza yargılamasına devam edildiği, … hakkında ise aynı suçtan mahkûmiyet kararı verildiği belirtilmişse de hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden yapılan değerlendirmenin derece mahkemelerinin gerekçeleri kapsamında yapıldığı belirtilmelidir. Somut olayda ihlale konu derece mahkemesi kararlarının başvurucuların kamu görevinden ihraç edildikten sonra yeniden kamu görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesine dayandığı, başvurucular hakkındaki ceza yargılamalarına ilişkin olarak herhangi bir değerlendirmenin söz konusu kararlarda bulunmadığı görülmektedir." gerekçeleriyle başvurucunun (davacının) Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlığa kabulde engeller" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "Aşağıda yazılı durumlardan birinin varlığı halinde, avukatlık meslekine kabul istemi reddolunur : "a) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (...) zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmak,"; üçüncü fıkrasında, "Adayın birinci fıkranın (a) bendinde yazılı cezalardan birini gerektiren bir suçtan dolayı hakkında kamu davası açılmış olması halinde, avukatlığa alınması isteği hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebilir."; dördüncü fıkrasında ise, "Şu kadar ki, ceza kovuşturmasının sonucu ne olursa olsun avukatlığa kabul isteğinin geri çevrilmesi gereken hallerde, sonuç beklenmeden istek karara bağlanır." hükmü yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden; dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma iddiası ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasının derdest olduğu, iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade eden ceza kovuşturmasına ilişkin safhanın ise … Ağır Ceza Mahkemesince 03/04/2019 tarihinde iddianamenin kabulüne dair verilen kararla başladığı anlaşılmaktadır.

İdari yargı denetimi, işlemin tesis edildiği tarihteki mevzuata uygunluğun denetlenmesi ile sınırlı olup iptal davasına konu idari işlem tarihinde mevcut olmayan, sonradan gelişen bir duruma (ceza soruşturmasının kovuşturmaya dönüştüğü hususuna) dayanılarak esasen meslek kuruluşlarına tanınan takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesinin hukuka uygun olmadığı açıktır.
Nitekim aynı konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin 18/10/2022 tarih ve 31987 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05/07/2022 tarihli 2019/19788 başvuru numaralı B.A.Y kararında; " (...) Mahkeme iki gerekçeye dayanarak başvurucunun baro levhasına kaydına ilişkin idari işlemin iptaline karar vermiştir. Bunlardan birincisi avukatlık mesleğinin niteliği ve önemi dikkate alındığında ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesi gerektiği, ikincisi ise başvurucu hakkında karar tarihi itibarıyla devam eden kovuşturmanın bulunmasıdır. Öncelikle Anayasa Mahkemesi Mehmet Çetinkaya ve D.K., ([GK], B. No: 2018/27392, 15/4/2021) kararında, mevzuatta bir kişi hakkında ceza soruşturması olmasının baro levhasına kayda engel oluşturduğuna dair düzenlenme olmadığını, mahkemelerin ilgili mevzuattaki düzenlemeleri makul olmayacak biçimde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tuttuğunu vurgulayarak başvurucular hakkında ceza soruşturması olduğu gerekçesiyle baro siciline kaydın iptali şeklindeki müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığına karar vermiştir. Somut olayda da Mahkemenin ilk gerekçesi yönünden bu sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
Mahkemenin ikinci gerekçesinin baro levhasına kaydın iptali yönünden ayrıca incelenmesi gerekir. Bu bağlamda 1136 sayılı Kanun'un 5. maddesi ve 8. maddesi birlikte değerlendirildiğinde hakkında ceza kovuşturması olanların baro levhasına yazılma taleplerine ilişkin kararın hangi merciler tarafından alınacağıyla ve itiraz yoluyla ilgili olarak ayrıntılı bir düzenleme yapıldığı görülmüştür. Kanun koyucunun baroya kayıt taleplerini ilk elden değerlendirme yetkisini Baro Yönetim Kuruluna bıraktığı, ayrıca onay makamı olarak önce TBB ve sonra da Bakanlığın öngörüldüğü, Bakanlığın yeniden görüşülmek üzere bu talebi iade etmesi hâlinde TBB'nin nitelikli çoğunlukla ısrar kararı alabileceği anlaşılmıştır. Anılan usul uygulanılarak ulaşılan kabul ve ret yönündeki nihai kararın ise itiraz yolu ile idare mahkemeleri tarafından denetlenmesi mümkündür.
Buradan hareketle 1136 sayılı Kanun'un 5. maddesinde "avukatlığa alınması isteği hakkındaki kararın kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebil[eceğinin]" düzenlendiği gözetildiğinde hakkında bazı suçlardan kovuşturma olanlarla ilgili olarak kanun koyucunun doğrudan bir yasak öngörmediği, bu konuda baroya ve nihayetinde onay mercii olarak TBB'ye takdir yetkisi verdiği açıktır. Anılan kurumların takdir yetkisini baro levhasına kayıt talep eden kişinin avukatlık yapmaya engel bir hâlinin olup olmadığını araştırarak, araştırma sonuçlarını -varsa kovuşturmanın niteliğini- mevzuat kapsamında değerlendirerek kullanması gerektiği söylenebilir.
Bu açıklamalar çerçevesinde, anılan takdir yetkisinin Baroların ve TBB'nin avukatlık mesleğinin geliştirilmesinde, mesleğin düzeninin ve saygınlığının sağlanmasında, meslek kurallarının tespitinde görevli ve yetkili kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olmasının (bkz. §§ 35,36) ve nihayetinde avukatlığın serbest bir meslek oluşunun gereği olduğu söylenebilir. Bu durum da gözetildiğinde anılan meslek kuruluşlarına takdir yetkisi verilmesinin amacının, kamusal menfaat ile kişinin hakkındaki yargılama sonuçlanıncaya kadar avukatlık mesleğini icra edebilmesindeki menfaati arasında -kovuşturmanın niteliği de gözetilerek- adil bir denge kurulmasını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan idare mahkemelerinin TBB'nin verdiği nihai kararın -itiraz üzerine- denetlenmesiyle sınırlı bir yetkisi mevcuttur. İlgili yargı kararlarında belirtildiği üzere (bkz. §§ 37,38) iptal davalarında idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin söz konusu işlemlerin tesis edildiği tarihteki duruma göre yapılması kuraldır. Bu durumda mahkemelerin iptal davasına konu idari işlemin tesis edildiği dönemdeki somut olayın koşullarını da gözeterek TBB'nin takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığı yönünden bir inceleme yapabileceği, TBB'nin karar verme aşamasında değerlendirmesinin söz konusu olamayacağı anlaşılan sonradan gelişmiş bir durumun itiraz incelemesinde gözetilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca aksine bir yorumun anılan meslek kuruluşuna tanınan takdir yetkisini işlevsiz kılacağı söylenebilir.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, öncelikle başvurucunun baroya kaydının yapılması talebi baro ve TBB tarafından başvurucu hakkında kovuşturma olmadığı ve mevzuatta ceza soruşturmasının avukatlık yapmaya engel hâller arasında sayılmadığı gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bakanlığın yeniden inceleme talebi de aynı gerekçeyle TBB tarafından 18/12/2017 tarihinde reddedilerek kabul kararında ısrar edilmiştir. Bakanlık 12/1/2018 tarihinde iptal davası açmış, başvurucu hakkındaki iddianame ise 2/10/2018 tarihinde kabul edilerek kovuşturma başlamıştır. Dolayısıyla en geç TBB'nin ısrar kararını verdiği tarih itibarıyla başvurucu hakkında bir kovuşturma olmadığı sabittir. Bu durumla birlikte 1136 sayılı Kanun'da sayılan suçlardan ceza soruşturması olmasının avukatlığa engel teşkil ettiğine dair mevzuatta bir düzenlemeye yer verilmediği de gözetildiğinde başvurucu hakkında ceza soruşturmasının mevcut olduğu gerekçesiyle baroya kayıt talebinin Baro ve TBB tarafından reddedilmesinin mümkün olmadığı, aksi bir kararın ise kanuni dayanaktan yoksun olacağı açıktır.
İdari işlemin tesis edildiği tarihte başvurucu hakkında kovuşturma olmamasına rağmen Mahkemenin başvurucu hakkında 2/10/2018 tarihinde kovuşturmaya başlanmış olmasını da gözeterek iptal kararı verdiği görülmüştür. Dolayısıyla Mahkemenin idari işlemin tesis edildiği tarihteki durumu dikkate alarak yargısal denetimini yapmadığı gibi meslek kuruluşuna tanınan takdir yetkisinin kullanılmasını engelleyecek şekilde sonradan oluşan bir durumla ilgili doğrudan bir karar verdiği görülmüştür. Bu durumda iptal davasına konu idari işlem tarihinde mevcut olmayan, sonradan gelişen bir duruma dayanılarak ve meslek kuruluşlarına tanınan takdir yetkisi kapsamında olan bir konuda Mahkemenin doğrudan bir karar vermesinin kanuni dayanağının bulunduğu söylenemez.
Sonuç olarak en geç TBB'nin ısrar kararı tarihinde başvurucu hakkında avukatlık yapmasına engel suçlardan kesinleşmiş mahkûmiyet kararı ve ceza kovuşturması mevcut olmamasına rağmen ceza soruşturmasına ve karar tarihi itibarıyla kovuşturma olmasına dayanılarak Mahkeme tarafından idari işlemin iptaline karar verilmesinin kanuni dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir." şeklindeki gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, işlem tarihinde davacı hakkında ceza soruşturması bulunması, Avukatlık Kanununun 5/3. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi idari yargılama sürecinde davacı hakkında ceza kovuşturmasına geçilmiş olması, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçeler doğrultusunda İdare Mahkemesince re'sen dikkate alınabilecek bir husus olmayıp aksi yöndeki değerlendirme yasa ile meslek kuruluşlarına tanınan takdir yetkisini ortadan kaldıracak nitelikte olacağından temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan … -TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak 06/12/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.