Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2021/6995 E. , 2023/6864 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/6995
Karar No : 2023/6864
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Birliği
VEKİLİ : Av. …
DAVALI YANINDA MÜDAHİL : …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Yargıtay tetkik hakimi olarak görev yapmakta iken meslekten çıkarılan ..'nın baro levhasına avukat olarak yazılmasına dair Ankara Barosu Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının uygun bulunmasına ilişkin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca verilen … tarih ve … sayılı kararın Adalet Bakanlığınca uygun bulunmayarak bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmesi üzerine ilk kararda ısrar edilmesine yönelik Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
… İdare Mahkemesinin dava konusu işlemin iptali yolundaki … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı davalı idare ve müdahil tarafından yapılan istinaf başvurusunun … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmesi üzerine müdahil tarafından bireysel başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesinin … tarih ve … başvuru numaralı kararı ile müdahilin Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilerek kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İdare Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yapılan yeniden yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; Anayasa Mahkemesi'nce … Başvuru Numaralı ve … tarihli Genel Kurul Kararı'yla müdahil hakkında Anayasa'nın 20'inci maddesinde güvence altına alına özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olduğu anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, …'nın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan … Ağır Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dava dosyasında yargılanması sonucu beraat ettiğinin belirlendiği, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, baro yönetim kurulunca avukatlık mesleğinin önem ve özelliği itibariyle idarenin kamu yararı ve hizmet ölçütlerini gözeterek olağanüstü döneme özgü geniş takdir yetkisini kullanmak suretiyle Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesinde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan soruşturma ve kovuşturma yürütülenler hakkında, soruşturma ve kovuşturmanın sonuna kadar baro levhasına yazılma taleplerinin reddine dair kararların verilmesi gerektiği, bu itibarla, müdahil hakkında Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesinde belirtilen bir suçtan Cumhuriyet savcılığınca soruşturma yürütülmesi karşısında ilgilinin avukat olarak baro levhasına yazılmasının yerinde görülmediği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :
Davalı … Birliğinin Savunması: Anayasa’nın 153. maddesinin 7. fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı kuralına yer verilmiş olup davacının temyiz başvurusundaki iddiaları yerinde olmadığından temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmuştur.
Davalı Yanında Davaya Katılanın Beyanı: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün -kendisinin de başvuruculardan biri olduğu- 14/10/2020 tarihli 2018/30241 Başvuru Numaralı A.K. ve Diğerleri kararı karşısında; yeni bir bir hak ihlaline sebep olacak şekilde davacı tarafından yapılan temyiz başvurusunun, Anayasa tarafından korunan temel hak ve hürriyetlere ve buna dayanılarak verilen Anayasa Mahkemesinin ilgili kararına açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğundan temyiz talebinin reddi gerektiği, davacının temyiz dilekçesinde her ne kadar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütüldüğünden ve HSK da şikayet dosyası olduğundan bahsedilmiş ise de verilen bu bilginin eksik ve yanıltıcı nitelik taşıdığı, zira Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütüldüğü belirtilen soruşturmanın sonlandırılarak soruşturma sonucu açılan davada … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla beraat kararı verildiği, öte yandan Hakimler ve Savcılar Kurulunda … sayılı şikayet dosyası olduğundan bahsedilmiş ise de anılan dosyanın, hukuka uygun ve somut gerekçelere dayalı bir şikayet dosyası olmaksızın Anayasanın 129. ve 159. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına aykırı şekilde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca hukuken geçerli bir soruşturma yapmaksızın ve savunma hakkı tanınmaksızın 23 Temmuz 2016 tarihli 667 sayılı KHK’nın 3. maddesine dayanılarak usul ve yasalara aykırı yapılmış bir idari işlem olduğu, idarenin bu işlemine karşı ilk derece sıfatıyla Danıştay 5. Dairesi'nin 2018/2451 esas numarasıyla davanın derdest durumda olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY ve HUKUKİ SÜREÇ:
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile onay kanunu olan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görev yapan …'nın meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, karara karşı ilgilinin yeniden inceleme talebinin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedildiği ve kararın aynı tarihte kesinleştiği, müdahilin 29.05.2017 tarihli dilekçesi ile Ankara Barosu levhasına kayıt talebinde bulunduğu, Ankara Barosu Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile HSK tarafından ilgili hakkında verilen kararın idari bir işlem olduğu, disiplin yaptırımı olmadığı, bu nedenle baro levhasına kayıt için aranılan yasal nitelikleri taşıdığı anlaşılan …'nın baro levhasına kayıt talebinin kabulüne karar verildiği, bu kararın TBB Yönetim Kurulunun … tarih ve …sayılı kararı ile uygun bulunması üzerine Adalet Bakanlığının … tarih ve …sayılı yazısında, ilgili hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayısına kayden ceza soruşturmasının yürütülüyor olması ve bu soruşturmanın sonucu ne olursa olsun 667 sayılı KHK kapsamında igilinin kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık mesleğini icra etmesinin mümkün bulunmaması karşısında adı geçenin avukat olarak baro levhasına yazılmasının yerinde görülmediği gerekçesiyle kararın tekrar görüşülmek üzere Türkiye Barolar Birliğine iade edildiği, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile önceki kararda ısrar edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada, … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; adı geçen hakkında herhangi bir ceza kovuşturmasının bulunmadığı ve avukatın kamu görevlisi olarak nitelenemeyeceği ileri sürülmekte ise de, ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı dosyası ile hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatıldığı, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden ihraç edilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine ilişkin olarak alınan tedbirin, Avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve Avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, "FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sabit görüldüğü" gerekçesiyle "Meslekte Kalmasının Uygun Olmadığına" ve "Meslekten Çıkarılmasına" karar verildiğinden, …'nın Baro levhasına yazılması yönündeki kararda ısrar edilmesine ilişkin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile kesin olarak reddine karar verildiği görülmektedir.
Müdahil tarafından yapılan bireysel başvuruda, Anayasa Mahkemesinin 14.10.2020 tarih ve 2018/30241 başvuru numaralı kararı ile mevcut başvuruda uygulanacak genel ilkelerin, başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren Tamer Mahmutoğlu kararında ortaya konulduğunu ifade ederek ve söz konusu karara atfen; "(...) Tamer Mahmutoğlu kararında derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak kabul edilen olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin dava sürecinde kanunlaştığı belirlenmiş ancak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak gösterilen kanunların şeklen var olmasının kanunilik ölçütünün karşılandığının kabulü için tek başına yeterli olmayacağı ifade edilmiştir. Belirtildiği üzere kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin bulunması, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini içermesi gerekmektedir. Kararda -söz konusu genel ilkeler doğrultusunda- TBB tarafından tesis edilen işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi suretiyle başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu tespit edilmiş ve müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla kamu hizmeti kapsamında olduğu açık olan avukatlığın istihdam boyutuyla da ele alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvuruya konu olayda da idari, ticari veya sınai bir sözleşme ile çalıştırılma durumunun mevcut olmadığı, kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin kabulünün mümkün olmayacağı değerlendirilmiştir. Bu bakımdan serbest avukatlık mesleğinin nitelikleri ve ilgili OHAL KHK'larında istihdam edilmeme yasağının söz konusu olduğu dikkate alınmış ve derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır (Tamer Mahmutoğlu, §§ 114-116). Bu gerekçelerle başvurucunun idari, ticari ya da sınai bir sözleşme kapsamında kamu hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı, başvurucunun istihdam edilmesinden bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir istihdam ilişkisine dayanmadığı dikkate alınarak serbest avukatlık faaliyetini kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı kapsamında kabul eden derece mahkemelerince anılan düzenlemelerin makul olmayacak biçimde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutulduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu doğrultuda da başvurucunun baro levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalelerin kanuni dayanağının bulunmadığına ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir . (...) Somut başvurularda da kamu görevinden çıkarılan başvurucuların baro levhasına/staj listesine kaydedilmelerine ilişkin işlemlerin Mahkemeler tarafından avukatlık mesleğinin kamu görevi olduğu ve ilgili OHAL KHK'ları gereği kamu görevinden ihraç edilen başvurucuların bir daha kamu görevinde istihdam edilemeyecekleri gerekçesiyle iptal edildiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucuların özel hayata saygı haklarına müdahalede bulunulmuştur. Yukarıda anılan Tamer Mahmutoğlu kararında ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından -aynı gerekçelerle- başvurucuların özel hayata saygı haklarına yönelen müdahalelerin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Başvurulara konu müdahalelerin kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahaleler açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir." gerekçeleriyle başvurucunun (müdahilin) Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlığa kabulde engeller" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "Aşağıda yazılı durumlardan birinin varlığı halinde, avukatlık meslekine kabul istemi reddolunur : "a) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (...) zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmak,"; üçüncü fıkrasında, "Adayın birinci fıkranın (a) bendinde yazılı cezalardan birini gerektiren bir suçtan dolayı hakkında kamu davası açılmış olması halinde, avukatlığa alınması isteği hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebilir."; dördüncü fıkrasında ise, "Şu kadar ki, ceza kovuşturmasının sonucu ne olursa olsun avukatlığa kabul isteğinin geri çevrilmesi gereken hallerde, sonuç beklenmeden istek karara bağlanır." hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasında mevcut bulunan bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden; müdahilin baro levhasına avukat olarak kaydedilmesinin uygun bulunmasına ilişkin dava konusu ısrar kararının tesis edildiği 18.12.2017 tarihinde ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayısına kayıtlı ceza soruşturmasının mevcut olduğu, 31.12.2018 tarihinde iddianamenin kabulü ile birlikte … Ağır Ceza Mahkemesinin … esasına kayden ceza kovuşturmasının başladığı anlaşılmaktadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun avukatlık mesleğine kabulde engellerin düzenlendiği 5. maddesinin üçüncü fıkrasında, aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı cezalardan birini gerektiren bir suçtan kovuşturma altında bulunması hâlinde, avukatlığa alınma isteği hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebileceği şeklindeki düzenlemede yer alan "kovuşturma altında bulunması" ibaresi, 30.11.2021 tarih ve 31675 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7343 sayılı Kanunun 25. maddesiyle "dolayı hakkında kamu davası açılmış olması" şeklinde değiştirilmiştir.
Kanun değişikliğine ilişkin gerekçede; "Önergeyle, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5 inci maddesinde ibare değişikliği yapılmaktadır. Düzenlemeyle, avukatlığa kabule engel hallerin düzenlendiği Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "kovuşturma" ibaresinin uygulamada soruşturma aşamasını da kapsayacak şekilde geniş yorumlanması sebebiyle meydana gelen hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, söz konusu ibarenin iddianamenin kabulü ile başlayan evreyi ifade edecek şekilde "kamu davası açılmış olması" ibaresi ile değiştirilerek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır." şeklinde ifade edildiği görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 09.06.2021 tarih ve 31506 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 15/04/2021 tarih ve 2019/20904 başvuru numaralı İ.K. kararında; "Soruşturma ve kovuşturma kavramları ceza muhakemesine ilişkin kavramlar olup 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda yer alan hazırlık soruşturması ve son soruşturma kavramlarına karşılık gelmektedir. Soruşturma aşaması 5271 sayılı Kanun'da yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre olarak tanımlanmakta, 1412 sayılı mülga Kanun'da hazırlık soruşturması olarak belirtilen muhakeme aşamasına karşılık gelmektedir. 1412 sayılı mülga Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde muhakemenin bütününü ifade etmek üzere de kullanılabilen kovuşturma kavramı ise 5271 sayılı Kanun'da yalnızca iddianamenin kabulüyle başlayan ve hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi tanımlamaktadır.
Benzer durum suç isnadı altında bulunan kişinin tanımlanması bakımından da gerçekleşmiştir. Buna göre hazırlık soruşturması aşamasında sanık olarak tanımlanan kişi 5271 sayılı Kanun ile artık soruşturma aşamasında şüpheli ancak kovuşturma aşamasında sanık olarak adlandırılacaktır. Başka bir ifadeyle soruşturma aşamasında suç isnadı altında bulunan bir kişi şüpheli olarak tanımlanmaktayken soruşturma aşamasının bir ilerisi olan kovuşturma aşamasında ise artık sanık olarak adlandırılmaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli hakkında ceza davası açılmasını gerektirecek deliller bulunmaması hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken yeterli delil bulunması hâlinde söz konusu şüpheli hakkında iddianame düzenlenmektedir. Bu durumda kovuşturma aşamasının soruşturma aşamasından daha ileri bir aşama olduğu, ilgili kişi hakkındaki iddiaların daha ciddi boyuta ulaştığı ve söz konusu süreçlerin hukuki sonuçlarının birbirinden farklı olduğu kabul edilmektedir.
1136 sayılı Kanun'un 5. maddesinin üçüncü fıkrasında kovuşturma altında bulunma durumuna yönelik düzenlemenin yer aldığı fakat hakkında soruşturma bulunanlarla ilgili bir hükmün bulunmadığı görünmektedir. Bir an için kanun koyucunun kovuşturma kavramı ile soruşturma aşamasını da içine alan ceza muhakemesi evresini amaçladığı düşünülse bile hak ve özgürlükleri sınırlandıran hükümlerin kamu makamlarınca geniş yorumlanmasının bireyler açısından öngörülemez sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Soruşturma ve kovuşturma kavramlarının tanımının 1136 sayılı Kanun'da yapılmadığı dikkate alındığında söz konusu kavramların kapsamının belirlenmesinde 5271 sayılı Kanun'dan yararlanılması gerekmektedir. Kaldı ki 5271 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 1/6/2005 tarihinden bu yana 1136 sayılı Kanun'da ve diğer kanunlarda uyum amacıyla birçok düzenleme yapıldığı gözetildiğinde kanun koyucunun anılan Kanun'un 5. maddesindeki kovuşturma kavramından maksadının 5271 sayılı Kanun'da tanımlandığı şekliyle yorumlanması olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla derece mahkemelerinden de bu kavramları 5271 sayılı Kanun'a göre yorumlaması beklenmektedir.
1136 sayılı Kanun'da avukatlığa kabul konusundaki düzenlemede, aynı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen yazılı cezalardan kovuşturma altında bulunulmuş olması durumunda baro levhasına yazılma ile ilgili başvurunun kovuşturmanın sonuna kadar ertelenmesi konusunda idareye takdir hakkı verilmişse de söz konusu düzenlemenin soruşturma aşamasında da uygulanabileceğine ilişkin bir hüküm yer almamaktadır. Bu durumda ve yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda İdare Mahkemesi tarafından hakkında ceza soruşturması bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun avukatlık mesleğine kabul edilme şartlarını taşımadığı yolunda ulaşılan kanaatinin kanun hükmünün öngörülebilir olmayan genişletici yorumuna dayandığı tespit edilmiştir." şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir.
Buna göre, davacı Bakanlığın istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında her ne kadar ilgili hakkında sonradan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza kovuşturması sonucunda ilgilinin beraatine hükmedildiği yönünde bir açıklamaya yer verilmiş ise de; dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte ilgili hakkında henüz ceza kovuşturmasının bulunmadığı, sadece ceza soruşturmasının mevcut olduğu anlaşıldığından yukarıda Anayasa Mahkemesi kararında yer verilen gerekçeler de dikkate alındığında Avukatlık Kanununun 5. maddesinin 3. fıkrasının ilgili hakkında uygulanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmakla sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunan Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 06/12/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!