WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 12 Temmuz 2026

DANIŞTAY 8. DAIRE

A- A A+

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/5151 E.  ,  2023/5604 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/5151
Karar No : 2023/5604

Kararın Düzeltilmesi İsteminde Bulunan (Davalılar) :1- … Bakanlığı
Vekili : Av. …

2-… Odaları Birliği
Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davacı) : …
Vekili : Av. …

İstemin Özeti : Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/03/2021 tarih ve E:2019/4278, K:2021/1465 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : …
Düşüncesi : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava, davacı tarafından, hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin işlemlere karşı açtığı iptal davası sonucunda ... İdare Mahkemesi'nin … günlü, E:…, K:… kararı ile iptal edilen ve kanun yollarından geçerek kesinleşen yargı kararı üzerine dava konusu ettiği işlemler nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 160.000,00 TL maddi tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihi olan 23.11.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerektiği, davacı tarafından uğranıldığı ileri sürülen 160.000,00 TL maddi zararın gerçekleştiğini gösteren hiçbir kanıtın dava dosyasına ibraz edilmediği, söz konusu zararın miktar olarak belirlenebilir ve gerçek bir zarar olmadığı sonucuna varıldığından davacının maddi tazminat isteminin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı, manevi tazminat istemi yönünden ise, hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezası ve bu cezanın onaylanmasına ilişkin işlemler nedeniyle davacının, derin bir elem duyduğu ve manevi zarara uğradığının kabulü gerekeceğinden; olayın oluş biçimi ve niteliği dikkate alınarak, istemin kısmen kabulü ile 17.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 18.03.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat ve faiz isteğinin reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 15.770,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 2.100,00 TL vekalet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bu karar, Dairemizin 27.05.2014 tarih ve E:2011/6489 K:2014/4302 sayılı kararı ile onanmış; taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 05.05.2015 tarih ve E:2015/300 K:2015/4255 sayılı kararı ile davanın manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiş; maddi tazminata ilişkin kısım yönünden ise düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Dairemiz kararının bu kısmının kaldırılarak yapılan incelemesinde, İdare Mahkemesince maddi zararın gerçekleştiğini ispata yarayacak herhangi bir kanıtın bulunmadığı belirtilmiş ise de; davacı tarafından hakkında tesis edilen disiplin cezasından önceki ve sonraki yıllara ait yıllık vergi beyannamelerin dosyaya ibraz edildiği, 2004 yılına ait beyannamede yıllık kârının 79.295 TL, 2005 yılında mesleğini icra ettiği 10 ay sonunda verdiği beyannamede ise yıllık kârının 43.053 TL olarak hesap edildiği, meslekten çıkarma cezasına ilişkin işlemin yargı kararıyla yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesinin ardından mesleğini icra etmeye başladığı 2006 yılının kalan döneminde ise yıllık kârının 23.936 TL'ye düştüğü dikkate alındığında, yaklaşık maddi zararın tespitinin mümkün olduğu anlaşıldığından idare Mahkemesince yıllık beyannameler dikkate alınarak maddi zararın tazmini istemi hakkında yeniden bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Dairemizin bozma kararı üzerine bozulan kısım yönünden ... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:… sayılı karar ile davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 2004 yılına ait beyannamede yıllık kârının 79.295,00 TL, 2005 yılında mesleğini icra ettiği on ay sonunda verdiği beyanname de ise yıllık karının 43.050,00 TL olarak hesaplandığı görülmekle, bu tutarların dikkate alınması suretiyle davacının oda tarafından üyelik kaydının silindiği 31.10.2005 tarihi ile … Bölge İdare Mahkemesi'nce 22.02.2006 tarihinde meslekten çıkarma cezasına ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi üzerine tekrar işe başladığı tarih olan 06.04.2006 tarihi arasında toplam 5 ay 5 gün mesleğini icra edememesi nedeniyle 28.731,00 TL maddi zararının bulunduğu sonucuna ulaşılmakla, bu tutarın davanın açıldığı 18.03.2010 tarihinden itibaren hesaplanarak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, 28.731,00-TL maddi tazminatın davanın açıldığı 18.03.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, maddi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine, hükmedilen maddi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 3.447,72-TL avukatlık ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, maddi tazminata yönelik olarak 1.500,00-TL avukatlık ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine; Mahkemelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, manevi tazminata yönelik olarak avukatlık ücretine hükmedilmesi nedeniyle tekraren avukatlık ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 09.02.2017 tarih ve E:2016/4765 K:2017/709 sayılı kararı ile gerçek zararın tespiti açısından davacının meslekten çıkarılarak gelir kaybına uğradığı süre zarfında başka bir işte çalışarak gelir elde edip etmediği gibi hususlar değerlendirilerek, davacının zarara uğrayıp uğramadığı, zarara uğramışsa zarar miktarının tespiti gerektiği; öte yandan ... İdare Mahkemesince verilen ilk kararda, vekalet ücreti bakımından maddi-manevi tazminat ayrımı yapılmaksızın hesaplama yapıldığı, söz konusu karar maddi tazminat istemi hakkında yeniden değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle Dairemiz kararıyla karar düzeltme aşamasında bozulduğundan İdare Mahkemesi tarafından verilen kararda maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmekle birlikte maddi ve manevi tazminat istemi ayrımı yapılmadan, ilk Mahkeme kararının bozulduğu da göz önünde bulundurulmadan vekalet ücretinin hesaplandığı, adil bir hesaplama yapılabilmesi için, davanın kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlandığından bahisle maddi ve manevi tazminat tutarı ayrı değerlendirilerek vekalet ücretinin tespiti gerektiği gerekçesiyle tekrar bozma kararı verilmiştir.
Dairemizin bozma kararı üzerine ... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:… sayılı karar ile Mahkemelerince yapılan ara kararlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından edinilen, davacıya ait hizmet dökümünün incelenmesi sonucunda, davacının 2005/12 - 2006/04 dönemleri arasında toplam da 2.596,41-TL gelir beyanında bulunduğu görüldüğünden (28.731,00 - 2.596,41) 26.134,59-TL maddi zararın bulunduğu sonucuna ulaşılmakla, davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile; 26.134,59-TL maddi tazminatın davanın açıldığı 18.03.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü nedeniyle 3.136,15 TL vekalet ücreti ve manevi tazminat isteminin kısmen kabulü nedeniyle 2100,00 TL olmak üzere toplam 5.236,15 TL vekalet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, maddi tazminat isteminin reddedilen kısmı nedeniyle 3.316,15 TL vekalet ücreti ile manevi tazminat isteminin reddedilen kısmı nedeniyle 2.100,00 TL olmak üzere toplam 5.236,15 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı idarelerce yapılan temyiz istemleri reddedilerek Mahkeme kararı, Dairemizin 10.03.2021 tarih ve E:2019/4278 K:2021/1465 sayılı kararı ile onanmıştır.
Davalı … Bakanlığı, davacının meslek ruhsatını meslek mensubu olmayan H.A.'ya kullandırdığı gerekçesiyle meslekten çıkarma cezasının verildiği, cezanın Bakanlık onayı ile kesinleştiği, söz konusu işlem yargı kararı ile iptal edilmiş ise de olayda ağır hizmet kusurunun bulunmadığı, dolayısıyla maddi tazminatı gerektirmeyeceği belirtilerek; diğer davalı TÜRMOB tarafından ise; davacının mesleki kazancındaki azalmanın, Odanın çalışmayanlar listesinde bulunan Ş.S ile kurduğu ortaklık ilişkisi sebebiyle olduğu, ortada tazmini gerekir gerçek bir zararın bulunmadığı, vekalet ücreti yönünden ise, maddi tazminat yönünden hesaplanan vekalet ücreti hesabının reddedilen kısım yönünden nispi olarak hesaplanması gerektiği, bu kapsamda davaya konu edilen 160.000 TL maddi tazminatın reddedilen kısmı olan 133.865,41-TL tutar üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca idareler lehine 13.459,23 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği halde reddedilen kısım yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek karar düzeltme isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararlar hakkında karar düzeltilmesi yoluna başvurulabilmesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
Davalı idarelerce, maddi tazminata ve hükmedilen tazminatın tutarına yönelik öne sürülen karar düzeltme nedenleri yerinde görülmediğinden, karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmektedir.
Davalı TÜRMOB tarafından ileri sürülen davaya konu edilen maddi tazminatın reddedilen kısmı yönünden vekalet ücretinin nispi olarak hesaplanması gerekirken maktu hesaplanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasına gelince;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine, Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir.” hükmü yer almıştır.
Benzer başka bir tam yargı davası sonucunda, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesinin 07/11/2013 gün ve Başvuru No:2012/791 numaralı kararında konuya ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştur.
Buna göre, “Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin, (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.

Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir. (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39)
Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.
(...) Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu - Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu kapsamda somut olay incelendiğinde; davaya konu edilen maddi tazminat miktarının reddedilen kısmı üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi durumunda, davacının, kullandığı Anayasal hakları nedeniyle olağan dışı ağırlıkta bir mali yük altında kalacak olması, bu durumun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı üzerinde olağan dışı bir kısıtlama oluşturacağı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36553/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında mahkemelerin yargılama usullerini uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten kaçınmaları gereğini vurgulaması ile somut olayın koşulları bir arada değerlendirildiğinde, davacı aleyhine nispi vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer taraftan karar tarihinde yürürlükte bulunan 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, Tarifenin 10. maddesinde, manevi tazminat istemiyle açılan davalarda kısmen ret- tümden ret hallerine özgü olarak getirilen kurallar, maddi tazminat istemiyle açılan davalar bakımından bulunmamakta ise de; 2018 yılı Tarifesine karşı açılan davada, Dairemizin 10.07.2018 tarih ve E:2018/453 sayılı yürütmenin durdurulması kararı ile bu karara karşı yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/12/2018 tarih ve YD İtiraz No:2018/648 sayılı itirazın reddine yönelik kararı doğrultusunda 29.12.2018 tarih ve 30640 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarifenin 1. maddesi ile manevi tazminat istemiyle açılan davalar için uygulanan kurallar, maddi tazminat istemli davalar bakımından da uygulama alanı bulmuştur.
Açıklanan nedenlerle; davalı idarelerin karar düzeltme istemlerinin yukarıda belirtilen açıklama ile reddine, karar düzeltme giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, 09/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.