WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 13 Temmuz 2026

DANIŞTAY 8. DAIRE

A- A A+

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/3951 E.  ,  2023/5230 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/3951
Karar No : 2023/5230

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davalı idare nezdinde okul müdürü olarak görev yapmakta iken, idarece yürütülen soruşturmalar nedeniyle emekli olmak zorunda kaldığını ve emekliliği sonrasında çalışma belgesi düzenlenmesine dair taleplerinin reddedildiğini beyan eden davacı tarafından, idarenin hizmet kusuru ile çalışmasını engellediğinden bahisle şimdilik 275.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; ... İlköğretim Okulu'nda okul müdürü olarak görev yapmakta iken, disiplin soruşturması neticesinde İstanbul Bakırköy Ticaret Meslek Lisesi'ne öğretmen olarak atanan ve bu görevinden kendi isteğiyle emeklilik talebinde bulunmak suretiyle ayrılan davacının, davalı idare nezdinde yürütmekte olduğu görevden ayrılmasında ile davalı idarece tesis edilen idari işlemler arasında illiyet bağı bulunmadığı ve davacının emekliye ayrıldığı tarihten sonra çalışma izni talep ettiği tarih ile Mahkemece verilen beraat kararının kesinleştiği tarih arasında özel eğitim kurumunda çalışamadığı sürede idarece tesis edilen işlemlerde hizmet kusuru bulunmadığı, kaldı ki, bu çalışma belgesi alınsa dahi bu belgenin özel sektörde mutlak surette tek başına maddi kazanç getireceğinin de düşünülemeyeceği, zira, bu çalışma belgesinin özel eğitim kurumlarında veya başkaca alanlarda çalışabilmenin koşullarından sadece birisi olduğu, bakılan uyuşmazlıkta tazminata hükmedilmesine ilişkin koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
... İlköğretim Okulu müdürü olarak görev yapan davacı hakkında; "resmi sıfatı olmayan şahsın okulun ve okul aile birliğinin iş ve işlemlerini görmek üzere izinsiz ve onaysız olarak görevlendirildiği, okul aile birliği yönetimini dışlayarak defter ve dosyalarını kendi kontrolü altında bulundurduğu, yapılan bazı bağışların ilgisiz kişiler tarafından kabul edilmesini sağlayarak kendisinde topladığı, banka hesaplarını aktarmadığı, makbuz düzenlemediği, bir kısım gelirleri ve harcamaları işletme defterine kaydetmediği, okul aile birliği yönetim kurulu üyelerine istifa etmeleri ve yönetimin değiştirilmesi konusunda telkinde bulunarak yönetimin okul aile birliği yönetmeliği aykırı olarak değişmesini sağladığı, okulda yapılmakta olan etüt çalışmalarına ait velilerden tahsis edilen ücretlerin bir kısmını bankaya yatırmayarak öğretmenlere ve idarecilere bordro dışında ödemede bulunduğu, kardeşini okul kütüphanesinde izin ve onay almadan memur olarak görevlendirdiği" iddiaları ile disiplin soruşturması yürütüldüğü, yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen disiplin soruşturma raporu ile davacının 657 sayılı Kanun'un 125/D-(c) maddesi gereğince 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırıldığı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünce tesis edilen … tarihli, … sayılı işlem ile İstanbul Bakırköy Ticaret Meslek Lisesi'nde öğretmen olarak görevlendirildiği anlaşılmış olup, davacı tarafından disiplin soruşturmasına konu eylemler nedeniyle adli yargı nezdinde ceza kovuşturması da yürütüldüğü ve bu kovuşturma neticesinde davacının beraatine karar verildiği belirtilerek, idari görevli olan denetmenlerin baskı ve zorlaması ile öncelikle zorunlu izne ayrıldığı, akabinde de baskılar nedeniyle kamu görevini emeklilikle sonlandırarak görevinden ayrılmak zorunda kaldığı ve Bakırköy Özel Pembe Ufuklar Anaokulu'nda yönetici olarak çalışma istemiyle başvurmasına rağmen davalı idarece çalışma izni talebinin reddine karar verilerek hukuka aykırı olarak çalışmasına engel olunduğu ileri sürülerek, davacının özel yönetim kurumu nezdinde yönetici olarak görev yapabileceği 17/01/2013 ile 22/06/2018 tarihleri arasındaki 55 aylık çalışma dönemi için 275.000,00TL maddi, 100.000,00-TL manevi tazminata dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte hükmedilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde; " İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmü; "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde; "1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli (...) yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." hükmü yer almaktadır

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğu, idarece yürütülen hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk, aksaklık ve eksikliktir. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Dolayısıyla; kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; davalı idare nezdinde okul müdürü olarak görev yapmakta iken, idarece yürütülen soruşturmalar nedeniyle emekli olmak zorunda kaldığını ve emekliliği sonrasında çalışma belgesi düzenlenmesine dair taleplerinin reddedildiğini beyan eden davacı tarafından, 17/01/2013 (hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle özel öğretim kurumunda çalışma izni onayı verilmediği tarih) ila 22/06/2018 (hakkında verilen beraat kararının kesinleştiği tarih) arasında idarece çalışmasının engellendiğinden bahisle şimdilik 275.000,00-TL maddi, 100,000,00-TL manevi tazminatın tazmini istenilmekte olup; uyuşmazlıkta süre hesabı yapılabilmesi için, görülmekte olan tam yargı davasının mahiyetinin ortaya konulması önem arz etmektedir.
2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idarî işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından idarî bir dava türü olan tam yargı davasının açılabileceği belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; aynı Kanun'un 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri kurala bağlanmıştır.
Aktarılan mevzuatın irdelenmesinden, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlemden dolayı farklı aşamalarda tam yargı davası açmalarına imkân tanındığı görülmekte olup; bu seçeneklerden ilki, idari işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmini amacıyla açılan tam yargı davalarıdır.
Burada; ilgililer tarafından, haklarında tesis edilen işlemin (zararın kaynağı olduğu ileri sürülen işlem) tebliğ tarihinden itibaren genel dava açma süresi içinde dava açılabileceği gibi, öncesinde açılan iptal davasında verilecek nihai kararın tebliği ve yahut da anılan karara karşı kanun yollarına başvurulması halinde kanun yolu başvurusu üzerine verilecek kararın tebliğinden itibaren genel dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilecektir.
İdarenin işlemlerinden kaynaklandığı ileri sürülen zararın tazmini için açılacak tam yargı davasının ikinci seçeneği ise; bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararların tazmini talebiyle açılan davalardır. Burada, icra tarihinden itibaren dava süresi içinde açılacak olan tam yargı davası söz konusudur. 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde bahsedilen "işlemin icrası" ibaresiyle, yasa koyucunun, tesis edilmekle hemen zarara yol açmayan, başka bir ifadeyle, işlemin tesisi ile zarar doğurucu sonuçları ortaya çıkaran uygulaması farklı zamanlara rastlayan durumları kastettiği anlaşılmaktadır. Bu hükmün işlerlik kazanacağı idari işlemler, tesis ve bildirim safhası ile yürütme safhası birbirinden ayrı olan işlemlerdir. İdari işlemlerin bir kısmında bu iki safha arasında bir zaman aralığı bulunur. Bu nitelikteki işlemlerde, yürütme (icra), işlemin bildirim tarihinden sonraki bir tarihte olur. Bu işlemlerden doğabilecek zararlar da ancak icra edildikleri, uygulandıkları tarihte ortaya çıkar.
Bu nedenle, 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesine göre, bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı dava açma süresinin başlangıç tarihi; idari bir işlem nedeniyle kişisel hakkın ihlal edildiği, idari işlemin tesis edildiği veya tebliğ edildiği tarih değil, işlemin uygulandığı ve zararın tüm unsurlarıyla ortaya çıktığı tarih olarak kabul edilecektir.
Başka bir deyişle, işlemden kaynaklanan zararın işlemin icrasından sonra ortaya çıkması hâlinde, tam yargı davasının icra tarihinden itibaren açılması, işlemin doğurduğu zararın işlemin yapılmasıyla değil, icrasıyla doğduğu hâller için söz konusudur.
Zararı doğuran idari tasarrufun idari eylem olduğu durumlarda ise; idari eylemlerden kaynaklı tam yargı davaları söz konusu olacaktır. Burada ilgililer, kamu gücünü elinde bulunduran idarenin eyleminden dolayı zarara uğradıklarını ileri sürebilirler. İdari eylem, idarenin maddi bir olaydır; temelinde idari bir işlem bulunmaz, bir idari işleme dayanmaz, yani onun yürütülmesi (icrası) niteliğinde değildir. İdarenin, ifasıyla görevlendirildiği kamu hizmetlerinin yürütümü sırasındaki davranışları, yapmak zorunda olduğu faaliyetleri yapmaması, hareketsiz kalışı, alması gereken önlemleri almaması, kamu alanlarındaki bakım ve onarım görevlerini zamanında yerine getirmemesi, taşınır ve taşınmaz mallarının, hayvanlarının, fabrika ve tesislerinin varlık ve durumları, sağlık kuruluşlarında hatalı tıbbi işlemler yapılması gibi, idare edilenlerin haklarını ihlal edebilecek nitelikteki tasarruflar idari eylem oluştururlar.
Bu madde hükmüne göre; idari eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar, tam yargı davası açmadan önce, idareye başvurarak, zararlarının tazminini istemek zorundadırlar. Bu başvurunun amacı, eylemiyle vermiş olduğu zararın ödenmesi konusunda idareye fırsat tanınmasıdır. Böylece; vermiş olduğu zararı ödeme niyetinde olan idarenin bu niyetini uygulamaya koyması sağlanarak, gereksiz yere dava açılması önlenmektedir.
Ayrıca; idarenin eylemlerinden zarar görenin, anılan zararın tazmini talebiyle dava açabilmesi için; Kanun'da öngörülen ve hak düşürücü niteliği haiz olan; "bir ve beş yıllık süre" içinde idareye başvuru yapılması ve idarenin açık veya zımmi reddi üzerine dava açma süresi içinde davanın açılması gerekmektedir. Kanunda öngörülen "bir ve herhalde beş yıllık sürenin" başlangıç tarihinin hesabı bu uyuşmazlıklarda önem arz etmektedir. "Bir ve beş yıllık sürenin" her durumda öğrenme ve/veya eylem tarihinden itibaren başlatılması mümkün olmamamaktadır. Her bir olay bağlamında, öğrenmenin niteliği ve öğrenme tarihinin tespiti yolunda, zararın kaynağı ile zararın tüm unsurları ile tespit edilmesi ile süre hesabının yapılması gerektiği tartışmasızdır. Özellikle; eylem nedeniyle oluşan bedensel zararın bütün unsurları ile öğrenildiğinin kabul edilebilmesi için, eylemin doğurduğu zarar tüm unsurları ile oluşmalı, sonlanmalı ve nitelendirilebilmelidir. Yani; eylem nedeniyle oluşan zararın şiddeti, büyüklüğü, etki alanı henüz sonlanmamış ve süreç içerisinde devam ediyorsa ya da gelişen yeni bir durum söz konusuysa "bir ve herhalde beş yıllık süre" işlemeyecektir.
Buraya kadar yapılan açıklamalar uyarınca; idari işlemden veya işlemin icrasından ve yahut da idari eylemden kaynaklandığı ileri sürülen belirli bir maddi zararın idarece ödenmeye zorlanması veya işlem ve eylemden kaynaklı hissedilen acı, elem ve üzüntü, kederin giderilmesi amacına matuf tam yargı dava türlerini; idari işlem ile işlemin icrasından kaynaklı tam yargı davası ve idari eylemden kaynaklı tam yargı davası olarak tasnif etmek mümkündür.
Burada, dava açılış şartları ve usuli işlemler bağlamında Kanun'da yer alan hükümlerin, Mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde uygulanması gerekmekte olup; Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından, resmi devlet kurumunda yöneticilik görevi sırasında hakkında başlatılan soruşturma ve süreç içerisinde emeklilik talebinin onaylanması neticesinde, özel öğretim kurumlarında çalışmak için özel öğretim kurumlarına başvuru yaptığı, bu kapsamda; ilkin, ... Anaokulu ile yönetici kadrosunda görev yapmak üzere sözleşme imzaladığı, çalışma izni onayı için idareye yapılan17/01/2013 tarihli başvurunun idarece 14/03/2013 tarihli işlemle reddedildiği, 2015 yılında ise; … Koleji ile sözleşme imzaladığı, ancak; hakkındaki adli sürecin öğrenilmesiyle ... Koleji'nce sözleşmesinin feshedildiği ve idareye onay başvurusu yapılamadan aralarındaki akdin bozulduğu, ayrıca; hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu isnadıyla açılan davada … Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarihli, E:…, K:… sayılı kararı ile davacının beraatine karar verildiği, anılan kararın istinaf kanun yoluna başvurulmadan 22/06/2018 tarihinde kesinleştiği, 17/05/2019 tarihinde iş bu davanın açıldığı görülmektedir.
Davacı tarafından, belli bir zaman dilimi açıklanmak suretiyle süreçten kaynaklanan bir zararının olduğu ileri sürülerek 17/05/2019 tarihinde dava açılmış ise de; görülmekte olan davanın işlemden kaynaklı bir tam yargı davası olduğu anlaşıldığından; davacının 07/01/2013 tarihli çalışma izin onay başvurusunun 14/03/2013 tarihli işlem ile ... Anaokulu ile yaptığı sözleşmenin davalı idarece uygun bulunmaması üzerine 13/05/2013 tarihine kadar doğrudan tam yargı davası açabileceği gibi anılan tarihe kadar önce anılan işlemin iptali istemiyle açılacak iptal davasında verilecek nihai kararın tebliği veya bu karara karşı kanun yoluna başvurulması halinde bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren genel dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken bu süreler geçtikten çok sonra 17/05/2019 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan; davacı ile ... Koleji arasında imzalanarak idareye sunulmuş bir sözleşme bulunmadığından, 2015 yılında yapılan sözleşmenin özel öğretim kurumunca tek taraflı feshinin dava açma süresi hesabında dikkate alınmasına olanak bulunmamaktadır.
Her ne kadar; ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarihli, E:…, K:… sayılı davacının beraatine ilişkin kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içerisinde görülmekte olan dava açılmış ise de; uyuşmazlığın, işlemden kaynaklı tam yargı davası niteliği haiz olduğu da dikkate alındığında; oluşan yeni hukuki durum uyarınca, davacının herhangi bir özel öğretim kurumuyla imzaladığı iş sözleşmesi kapsamında, davalı idareye çalışma izni onay talebini içeren bir başvurusunun bulunmadığı görüldüğünden, anılan yargı kararının iş bu davada dava açma süresini canlandırmayacağı açıktır.
Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar hüküm fıkrası itibariyle usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıda yer alan gerekçe ile onanması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda yer alan gerekçe ile ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 27/10/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.