Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5524 E. , 2023/6958 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/5524
Karar No : 2023/6958
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) ...
2- (DAVALI) ... Kurulu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının, taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ... Meslek Yüksekokulu'nda öğretim görevlisi olarak görev yapan davacı tarafından, aynı Yüksekokul'da öğrenim gören öğrencisi ile öğrenci - öğretim elemanı ilişkisi dışında yakınlık ve münasebet kurduğu iddiasıyla yapılan disiplin soruşturması sonucunda Yükseköğretim Kanunu'nun 53/b-6-c maddesinde yer alan "Kamu Hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiilini işlediğinden bahisle "Kamu görevinden çıkarma cezası" verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile; ... Asistanlığı Programı 'nda öğrenci olan D. U.'nun, öğretim elemanı olarak görev yapan davacı ile aralarında gönül ilişkisi bulunduğu, davacının bu nitelikte bir ilişkiyi sürdürmek için ısrarlı davrandığı, kendisinin de duygusal olarak davacıdan etkilendiği, istemese de davacının isteğine uyumluluk gösterdiği ve aralarında cinsel münasebet dahi yaşandığı yolundaki 28/02/2018 tarihli şikayet dilekçesi üzerine başlatılan disiplin soruşturmasında, evli olan davacının, şikayetçi okul öğrencisi ile, yazılı, sözlü ve görüntülü olarak öğretmen-öğrenci ilişkisini aşacak surette iletişimde bulunduklarının ortaya konulmaya çalışıldığı, üzerinden iletişim kurulan hesapların taraflarca kendilerine ait olduğunun kabul edildiği, mesajlaşma içeriklerinden anlaşıldığı üzere, öğretmen-öğrenci ilişkisinin dışında bir iletişimin varlığına şüphe bulunmadığı, şikayetçi öğrencinin müstehcen video görüntülerinin kendisi tarafından davacıya gönderildiği, bu hususta davacı tarafından şikayetçiyi bu hale mecbur bırakacak herhangi zorlama bulunduğuna ilişkin bilgi belgeye rastlanılamadığı, ilişkilerinin 2016 yılı Eylül ayından beri devam ettiği ve şikayetçi öğrencinin davacının kendisini cinsel ilişki ve gönül ilişkisine zorladığını ve bu konuda ısrarcı olduğunu belirtmesine rağmen, şikayet tarihi olan 2018 yılına kadar böyle bir durumun varlığının ilgili makamlara ihbarının yapılmadığı, taraflar arasında gerçekleşen iletişimin, davacının öğretim elemanlığı vasfı veya ayrıcalığı kullanılarak veya şikayetçinin öğrenci olmasından kaynaklanan zaaflarından faydalanılarak gerçekleştirilmediği, her ne kadar davacı ile öğrencisi arasında yaş farkı bulunsa da, şikayetçi öğrencinin ilişkinin başladığını iddia ettiği tarih dikkate alındığında dahi reşit ve 18 yaşın üzerinde olduğu, dolayısıyla ne şikayetçinin öğrenciliğinden kaynaklanabilecek, eğitim faaliyetinin aksamaması adına yapılmış birtakım kabullenişler ne de kişinin küçüklüğünden kaynaklı davacının olası kötü niyeti lehine işleyecek bir asimetrinin bulunmadığı, öğretmenlik görevi ile ilgili olmayacak şekilde, kişilerin sadece birbirlerini eğitim kurumunda tanıyarak ilişkilerini ilerletmiş olmalarının kişilerin özel hayatlarını ilgilendireceği hususunda şüphe bulunmadığı, olayda, davacı ve öğrenci arasında bir tarafın diğer tarafı asıl niyeti farklı olmak üzere ilişki kurmak istediğine dair isnatları bulunsa da, soruşturma kapsamındaki bilgi belge ve ifadelerden taraflar arasında, kamu görevinden doğan ilişkinin dışında bir ilişkinin varlığının açıkça anlaşılabildiği, ancak bu ilişkinin oluş ve sürdürülüş şekli itibarıyla kamu kurumuna sirayet etmediği, öyle ki yaklaşık iki yıl süren ilişkinin, nihayetinde öğrencinin şikayeti üzerine açığa çıktığı, olayın ortaya çıkmasındaki görece uzun bu süre ve davacının kamu görevliliğinden doğan bir yetkisini kötüye kullanması gibi bir halin de bulunmadığı hatta davacının böyle bir isnatla itham edilmediği dikkate alındığında, tarafların eğitim kurumundaki işleyişten bağımsız bir şekilde sürdürdükleri ve özel hayatlarını ilgilendiren bir ilişkinin -boyutu ne olursa olsun- disiplin cezasına konu eylemler arasında görülmesine imkan bulunmadığı kanaatine varıldığından, davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin davaya konu işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile; öğretim üyesi olan davacının, bir kız öğrenciyle öğretmen-öğrenci ilişkisi sınırlarının çok ötesinde kurduğu ilişkinin öğretim görevlisi mesleği ile kurumunun itibar ve güven duygusunu başta ebeveynler olmak üzere toplum ve kamuoyu nezdinde sarsıcı nitelikte olduğu anlaşılmakta ise de, davacı hakkında bu konu ile ilgili olarak adli yargıda açılmış bir ceza davası bulunmadığı gibi davacının öğretim üyeliği mesleğine yakışmayacak tarzda veya mesleğini kullanarak zorlama veya baskı yoluyla, sadece cinsel amaçlı ilişkiye girdiğinin kesin olarak saptanamadığı dikkate alındığında, söz konusu fiil ve davranışların nitelik ve ağırlık itibarıyla "Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak." fiili kapsamında olmadığı sonucuna varıldığı, ancak bahse konu fiil ve davranışların 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (ı) alt bendinde tanımlanan "Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" fiilleri kapsamında değerlendirilmek suretiyle fiiline karşılık gelen cezanın uygulanabileceğinin tabii olduğu, bu durumda, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (b) fıkrasının (6) numaralı bendinin (c) alt bendinde belirtilen disiplin suçunu işlemediği anlaşılan davacının, söz konusu bent uyarınca cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediğinden, İdare Mahkemesince verilen istinafa konu kararın, gerekçesinde hukuki isabet bulunmamakla birlikte, sonucu itibarıyla hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 1- Davacı tarafından, önemli olanın görev icra edilirken yapılan fiiller olduğu, kamu hizmeti görülürken hizmet sahiplerine yöneltilen fiillerde kusur olup olmadığının değerlendirileceği, Memura olan itibar ve güvenin sarsılmasına yol açacak davranışın, verdiği hizmet sebebiyle kamu görevlisinin hizmet alanlara yönelik haksız fiil, zarar verici söz ve davranışlar olduğu, davranışın tespitinin açık ve net şekilde yapılması gerektiği, şikayet eden öğrencinin Savcılığa gitmeyip kendisini tehdit ettiği ve şantaj yaptığı, olayda mağdur ve suç olmadığı, temyize konu kararla kanuna göre sadece hukuka aykırı işlemi iptal ederek hüküm verilmesi gerekirken, idareye hukuka aykırılığı giderecek bir işlem yapmasının gerekliliği dışında aleyhte ve hukuka aykırı yeni bir işlem yapılmasının önünün açılmış olduğu, soruşturma gizliliğinin ihlal edildiği, diğer cinsel taciz soruşturmalarında idarece farklı usuller uygulandığı, bunun eşitliğe aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
2- Davalı idare tarafından, şikayetçi öğrencinin ifadelerinde ve yazışmalarda davacının cinsel anlamda birlikte olmaya çalıştığı ve nihayetinde Yüksekokuldaki odasında cinsel birliktelik yaşadıkları hususlarının yer aldığı,kamusal görevlerin icra edildiği bir alanda davacı tarafından gerçekleştirilen eylemin yüz kızartıcı ve utanç verici hareket kapsamında olduğu,
Anayasa Mahkemesi'nin, kamu görevlilerinin ve bu bağlamda kamu hizmetinin saygınlığını sarsacak davranışların özel hayat korumasından yararlanamayacağı yönünde kararları olduğu, işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca aleyhlerine olan kısımların bozulması ile diğer tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ... Meslek Yüksekokulu Bür... Bölümü ... Asistanlığı Programı öğrencisi D. U. tarafından, davalı idareye verilen 28/02/2018 tarihli dilekçe ile; Ekim 2016 tarihinde öğretim elemanı olarak görev yapan davacının sınıfa gelerek DGS kursu hakkında bilgi verdiği, Kasım ayının ilk haftası derste iken “D. odama gel ben Ömür hocan” diye adı geçenin kendisine mesaj attığı, ders arasında adı geçenin odasına gittiği, adı geçenin kendisini DGS'ye hazırlamak istediğini, normal kursa gelmemesini, kendisi ile özel olarak ilgileneceğini, bundan kimseye bahsetmemesi gerektiğini belirttiği, Kasım ayı boyunca davacının kendisine sık sık mesaj attığı, gazetelerini kendisine aldırdığı, mesajlarında ara ara kendisine hocam diye hitap etmemesi konusunda uyardığı, birlikte DGS'ye hazırlandıkları, aklını karıştırdığı ve kendisinin de duygusal olarak davacıdan etkilendiği, istemese de davacının isteğine uyumluluk gösterdiği ve aralarında cinsel münasebet dahi yaşandığı, davacının bu nitelikte bir ilişkiyi sürdürmek için ısrarlı davrandığı, davacının makamını kullanarak kız öğrencileri çevresine topladığı, onlara sürekli iltifatlar ettiğini duyunca kendisinin kandırılan ilk ve son kız öğrenci olmadığının farkına vardığı, bu nedenle davacı hakkında şikayetçi olduğu belirtilmiştir.
Bunun üzerine açılan disiplin soruşturması sonucunda; davacının öğrencisi ile yaptığı müstehcen içerikli whatsapp konuşmalarının, mesajlarının ve maillerin olduğu, müstehcen içerikli fotoğrafların bulunduğu, söz konusu mesajlar ve fotoğraflar dikkate alındığında davacının kız öğrenci ile hoca-öğrenci ilişkisi dışına çıkarak öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak tavır ve davranış içinde uygunsuz ilişki yaşadığı, ilgiliye isnat edilen öğrenci D. U. ile öğrenci-öğretim elemanı ilişkisi dışında yakınlık ve münasebet kurduğu yönündeki iddiaların eldeki mevcut somut delillerle sabit olduğu, bu nedenle davacının, 2547 sayılı Kanun'un 53/b-6-c maddesinde yer alan “Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” disiplin suçu kapsamında “Kamu Görevinden Çıkarma Cezası” ile cezalandırılması yönündeki Üniversite teklifinin kabulünün gerektiği, fiilin niteliği ve adı geçenin daha önceden 3 disiplin cezasının bulunması nedeniyle 2547 sayılı Kanun'un 53/D maddesinde yer alan “iyi hal” hükmünün de uygulanamayacağı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesi ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işlemi tesis edilmiştir.
Bunun üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 02/12/2016 tarih ve 6764 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesi düzenlenen 53. maddesinin (b) bendinde; "Öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.
07/04/2015 tarihli ve 29319 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 14/01/2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararıyla; 2547 Kanun'un 53. maddesinin (b) bendinin ikinci cümlesi, kapsama dâhil personelin disiplin işlemlerine dair usul ve esasların kanunda gösterilmeyerek, tüm bu işlemlerin Yükseköğretim Kurulunca düzenlenmesinin öngörülmesinin Anayasa'nın 38., 128. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu hükmün iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluğu kamu düzenini ihlal edici görerek, Anayasa'nın 153/3. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66/3. maddesi gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinin (b) bendine dayanılarak 21/08/1982 tarih ve 17789 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği, Anayasa Mahkemesi'nin 14/01/2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararıyla Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinin (b) bendinin iptal edildiği, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verildiği, kararın 07/01/2016 tarihinde yürürlüğe girdiği görülmekle birlikte, Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca 2547 sayılı Kanun'da 09/12/2016 tarih ve 29913 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6764 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile değişiklik yapıldığı, öğretim elemanlarının disiplin hükümlerin 2547 sayılı Kanun'da düzenlendiği, ancak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinin (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” ibarelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan iptal davasında ise, Anayasa Mahkemesi'nin 10/04/2019 tarih ve E:2017/33, K:2019/20 sayılı kararı ile; "... öğretim elemanı, memur ve diğer personelden oluşan yükseköğretim kurumları kamu personeline ilişkin disiplin kuralları öngörülürken kanun koyucu tarafından bunlar arasında görevin niteliğinden kaynaklanan ve Anayasa tarafından öngörülen ayrım ve farklılıkların dikkate alınmayarak öğretim elemanları ile memur ve diğer personelin tümüyle aynı kurallara tabi kılınması ve dava konusu ibareler yoluyla öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamının dâhil edilmesi, Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle örtüşmediği gibi gerek uygulayıcılar gerekse disiplin kurallarının muhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açtığından dava konusu kuralların Anayasa’nın 2., 27. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı ..." gerekçesiyle, 2547 sayılı Yasanın (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” ibarelerinin iptallerine ve yine iptal hükmünün kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği ve anılan kararın 17/07/2019 tarih ve 30834 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı; 17/04/2020 tarih ve 31102 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7243 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 7. maddesi ile de 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer alan disiplin hükümlerinde düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa Mahkemesi'nin 07/04/2015 tarih ve 29319 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14/01/2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararı ile yükseköğretim kurumları yönetici, öğretim elemanı ve memurlarının disiplin işlemleri için getirilmiş herhangi bir kanuni güvence bulunmadığı ve yasal belirlilik sağlanmadığı belirtilerek, Anayasa'nın 38., 128. ve 130. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, 2547 sayılı Kanun'un 53/b maddesinin 2. cümlesinin iptal edilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve karar 07/01/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararı sonrası, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesi, 09/12/2016 tarih ve 29913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6764 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramış ve maddede yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına, disiplin uygulamalarına ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir.
Devam eden süreçte; 2547 sayılı Kanun'un, 6764 sayılı Kanun ile değişik 53. maddesinin (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” ibarelerinin, "...öğretim elemanı, memur ve diğer personelden oluşan yükseköğretim kurumları kamu personeline ilişkin disiplin kuralları öngörülürken kanun koyucu tarafından bunlar arasında görevin niteliğinden kaynaklanan ve Anayasa tarafından öngörülen ayrım ve farklılıkların dikkate alınmayarak öğretim elemanları ile memur ve diğer personelin tümüyle aynı kurallara tabi kılınması ve dava konusu ibareler yoluyla öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamının dâhil edilmesi, Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle örtüşmediği gibi gerek uygulayıcılar gerekse disiplin kurallarının muhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açtığından dava konusu kuralların Anayasa’nın 2., 27. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nin 17/07/2019 tarih ve 30834 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 10/04/2019 tarih ve E:2017/33, K:2019/20 sayılı kararıyla iptaline ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentleri, 17/04/2020 tarih ve 31102 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7243 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişikliğe uğrayarak, “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Anayasa'nın 130. maddesinde; üniversiteler, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurumlar olarak kabul edilmiş olup, bilimsel ve idari özerklik tanınmak suretiyle, diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiştir. Anılan maddede öğretim elemanlarının, Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organları dışında kalan makamlarca görevden uzaklaştırılamayacakları; görevleri, atamaları gibi birçok hususun kanunla düzenleneceğinin kurala bağlandığı dikkate alındığında, öğretim elemanlarının diğer kamu görevlilerine nazaran daha güvenceli bir personel rejimine tabi kılındığı anlaşılmıştır.
Bu bakımdan; Anayasanın 130. maddesi gereği öğretim elemanlarının bilimsel özerkliğe dayalı farklı statüleri dikkate alınarak, disiplin sorunlarının genel nitelikli 657 sayılı Kanun yerine öğretim elemanlarının niteliklerinin gözetildiği, özel bir kanun olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir.
Nitekim; 657 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 3. fıkrasında, öğretim elemanlarının kendi özel kanunlarına tabi olduğu kurala bağlanmış ve aynı Kanun'un disipline ilişkin 125. maddesinin 6. fıkrasında, özel kanunların disiplin suç ve cezalarına ilişkin hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.
2547 sayılı Kanun'un "Öğretim Elemanları" üst başlıklı "Öğretim üyelerinin görevleri" başlıklı 22. maddesinde; "a. Yükseköğretim kurumlarında ve bu kanundaki amaç ve ilkelere uygun biçimde önlisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eğitim - öğretim ve uygulamalı çalışmalar yapmak ve yaptırmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek, b. Yükseköğretim kurumlarında, bilimsel araştırmalar ve yayımlar yapmak, c. İlgili birim başkanlığınca düzenlenecek programa göre, belirli günlerde öğrencileri kabul ederek, onlara gerekli konularda yardım etmek, bu kanundaki amaç ve ana ilkeler doğrultusunda yol göstermek ve rehberlik etmek, d. Yetkili organlarca verilecek görevleri yerine getirmek, e. Bu kanunla verilen diğer görevleri yapmaktır." hükmü bulunmaktadır.
Yine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından Üniversitelere gönderilen 2014 tarihli “Yükseköğretim Kurumları Etik Davranış İlkeleri”'nin "Eğitim ve Öğretim Etiği" üst başlığı altında yer alan "Öğretim Elemanlarının Öğrencilere Karşı Sorumlulukları" başlıklı 4.2. maddesinin h bendinde "Öğrencilerle arasında, profesyonellik sınırlarını aşacak ölçüde kişisel yakınlık ve ilişkilere izin vermemek, tüm öğrencilere eşit davranmak." ibaresi bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi … Meslek Yüksekokulu … Bölümü ... Asistanlığı Programı öğrencisi D. U. tarafından, davalı idareye verilen 28/02/2018 tarihli dilekçe ile davacı hakkında şikayetçi olduğu; davacının şikayetçi öğrenci D. U.'nun soruşturma komisyonuna sunduğu cep telefonu mesajlarında yer alan cep telefonu numaralarının kendisine ve eşine ait olduğunu ve D. U.'nun soruşturma komisyonuna sunduğu e-mail yazışmalarındaki hesabın kendisine ait olduğunu ve onunla bu e-mail adresinden yazıştığını doğrulanmıştır.
Davacı tarafından, D. U.'nun DGS bahanesi ile kendisini taciz ettiği ve ısrarcı olduğunun beyan edildiği, ancak ifadelerinde buna karşılık bir önlem aldığına rastlanmadığı, aksine öğrencisi D. U. ile talep ettiği ve aralarında gerçekleşen Kaptan-Miço hitap şeklini “...iki kişinin statüleri şartları ne olursa olsun kaptan-miço şeklinde hitaplarının anormal olmadığını düşünüyorum...” diyerek savunmaya çalıştığı; yine dava dilekçesinde de "Savcılığa, sadece ilişki yaşamaktan ibaret olan emsal ve birçok kişi tarafından bilinen çok sayıda ilişkiyi bahis konusu yapmadan cinsel taciz ve menfaat ilişkisi yoluyla hoca-öğrenci ilişkisi yaşayanları bildirdiği, Üniversitede gece derslerinin de olması sebebiyle sabah 8'den gece 12'ye kadar öğretim elamanlarının bulunduğu, evlerinden çok iş yerlerindeki odalarında zaman geçirdiği, hocaların diğer personelle ya da hocaların öğrencileriyle ilişki yaşamış olmalarının da istisnai veya şaşırtıcı bir durum olmaktan çok uzak olduğu, Üniversitede birçok personelin öğrenciyle ya da iş arkadaşıyla yaşadıkları ilişkiler olduğu hatta bir kısmının yuvalarının yıkıldığı" iddialarında bulunduğu; davacının 30/03/2018 tarihli yazılı ifadesinde, 9. soruya verdiği cevabın, “Hayır, cinsel ilişki gerçekleşmedi...” şeklinde olduğu, ancak öğrenci D. U. ile elektronik posta yazışmalarına bakıldığında yazışmaların tamamının davacının öğrencisi D. U. ile öğrenci-öğretim elemanı ilişkisi dışında yakınlık ve münasebet kurduğunu gösterdiği, özellikle 25/05/2017, 01/06/2017, 06/08/2017, 10/08/2017 tarihli mesajların bir öğretim elemanı-öğrenci münasebetinin çok ilerisinde cinsel bir ilişkinin varlığının göstergesi olarak değerlendirildiği, yazışmaların tamamının bu ilişkinin ispatı olarak kabul edilebileceği açıktır.
Yine davacı tarafından söz konusu ilişkinin karşılıklı olduğu ve kimsenin bilgisi dahilinde olmadan yaşandığı, öğretim görevlisi olması ile ilgisi olmadığı, özel hayat kapsamında olduğu ileri sürülse de; şikayetçi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi … Meslek Yüksekokulu … Bölümü ... Asistanlığı Programı öğrencisi D. U. tarafından, davalı idareye verilen 28/02/2018 tarihli dilekçe ile; Ekim 2016 tarihinde öğretim elemanı olarak görev yapan davacının sınıfa gelerek DGS kursu hakkında bilgi verdiği, Kasım ayının ilk haftası derste iken “D. odama gel ben ... hocan” diye adı geçenin kendisine mesaj attığı, ders arasında adı geçenin odasına gittiği, adı geçenin kendisini DGS'ye hazırlamak istediğini, normal kursa gelmemesini, kendisi ile özel olarak ilgileneceğini, bundan kimseye bahsetmemesi gerektiğini belirttiği, kısaca öğrenciye yakınlaşmak için görevini kötüye kullandığının anlaşıldığı, nitekim 24/10/2017 tarih 14.41'deki mesajında "Biz arkadaşlığa ne diye başladık? Bu okuldan Boğaziçi'ne gitmek bir mucize, çıkmadı bu güne kadar bunu senle başaralım dedik. İlk söz buydu....Ben Boğaziçilim diye hitap ettim" cümlesinin de bunu doğruladığı; ilişkinin kamuya sirayet etmediği iddiasına ilişkin olarak da; 10/08/2017 tarih 14.38'deki D. U.'nun mesajında "Seviştiğimiz sahne. İlk seviştiğimiz an hiç aklımdan çıkmıyor. Bir de senin odanda yaşadıklarımız" denilerek kamusal alan içerisinde dahi cinsel birlikteliğin yaşandığının belirtildiği, davacının 24/10/2017 tarihli mesajında "Sınıflarda seni anlatıyorum, bölüm birincisi ilan ettim, yüzümü kara çıkarma. Sonra DGS'ye devam.", 12/12/2017 tarihli 19.14'deki mesajında "oda dinleniyor D., telefonumda ve acizliğim gözler önüne seriliyor", 19.15'dekinde "öğrencilere de rezil oldum.birşeyler olduğunu anladılar. Duydular dışardan. Önce telefonla konuştuklarımı sonra senin gelip aramızda konuştuklarımızı" dediği, anılan yazışmalardan ilişkilerinin kamusal alana da etki ettiğinin görüldüğü anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamı ve ilgili mevzuat incelendiğinde; davacının öğrencisi ile ilişkisi olduğunun sabit olduğu, nitekim kendisinin de bu durumu inkâr etmediği, şikayetçi öğrenciden baskı ve tehdit gördüğünü öne sürse de buna karşı herhangi bir önlem almadığı, adı geçenin öğretim elemanı olarak kamu görevinin verdiği kolaylıktan faydalanmak suretiyle eğitici pozisyonunu kötüye kullanarak öğrencisi ile cinsel ilişkiye girdiği, bu türden fiillerin akademisyenlik sıfatını kullanmak suretiyle öğrencilerin mağduriyetine yol açabileceği, yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim amacı gerçekleştirme gayesiyle hareket ettiği, bunun aksi şekilde davranılması halinde kamu yararının da bu durumdan doğrudan zarar göreceği, "Yükseköğretim Kurumları Etik Davranış İlkeleri”'nin "Öğretim Elemanlarının Öğrencilere Karşı Sorumlulukları" başlıklı 4.2. maddesinin j bendinde öğretim üyesinin rolünün sadece sınıf içindeki konumuyla sınırlı olmayıp aynı zamanda entelektüel ve kişisel gelişimine katkıda bulunmak ve yön göstermek olduğunun belirtildiği, aynı zamanda bu tür ilişkilerin (karşılıklı ya da karşılıksız) Dünya'nın bir çok ülkesinde hoş karşılanmadığı ve etik kurallara uygun olmadığı, örneğin Amerikan üniversitelerinin pek çoğu tarafından kabul edilen The American Association of University Professors (AAUP) tarafından kabul edilen meslek etiği ilkelerinde de "e)Öğrencileriyle aralarındaki ilişkinin güvene dayanan doğasına saygı göstermek, f) Öğrencilerin, ne şekilde olursa olsun şahsi amaçla kullanılmasını, taciz edilmesini ya da ayrımcılığa maruz bırakılmasını önlemek" ve Saddleback College, 2011 ilkelerinde de "Öğretim elemanı öğrenci ilişkisi, doğası nedeniyle eşit taraflar arasında olmadığı için, öğretim elemanları, eğitim-öğretim ilişkileri sürdüğü sürece öğrencileriyle gönül ilişkisine giremezler" hükümlerinin bulunduğu, yine University of South Australia etik kurallarında da "3.2 Bir öğrenciyle cinsel ya da başka bir yakın kişisel ilişki kurmanın, güç eşitsizliğinden ve dolayısıyla ilgili tarafların eşitsiz seçiminden kaynaklanan ciddi zorlukların yanı sıra mesleki ve kişisel yaşamın sınırlarını korumada sorunları da beraberinde getirmesi muhtemeldir. Bazı ilişkiler diğer öğrenciler ve meslektaşlar için öğretme ve öğrenme ortamını bozabilir." hükmünün olduğu, yine İngiltere'de bulunan Greenwich ve Roehampton Üniversitelerinde de benzer etik kuralların olduğu görülmektedir.
Buna göre uyuşmazlıkta; evli olan davacının, dersine girdiği ve himayesi altındaki D. U. isimli öğrencisi ile öğretim görevlisi sıfatını kullanarak DGS'ye hazırlanmak gerekçesi ile yakınlaştığı ve üniversitedeki odasında cinsel ilişki yaşadığının taraf beyanları, mesajlaşma içerikleri ile sabit olduğu, taraflar arasında yaşanan ilişkinin diğer öğrenciler tarafından duyulduğunun da mesajlardan anlaşıldığı, ilişkinin üniversitede yaşanan olaylarla birlikte özel hayattan çıkarak kamusal alana sirayet ettiği nazara alındığında, D. U. isimli öğrenci ile öğretim üyesi-öğrenci ilişkisini aşacak şekilde, cinsel ilişki yaşamak suretiyle öğretim üyesi sıfatına yakışmayan tutum ve davranışlarda bulunduğu anlaşılan davacının, özel kanun niteliğinde olan 2547 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak, kamu görevinden çıkarılması cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu çerçevede; her ne kadar; Bölge İdare Mahkemesince, söz konusu fiil ve davranışların nitelik ve ağırlık itibarıyla "Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak." fiili kapsamında olmadığı sonucuna varıldığı, ancak bahse konu fiil ve davranışların 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (ı) alt bendinde tanımlanan "Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" fiilleri kapsamında değerlendirilmek suretiyle fiiline karşılık gelen cezanın uygulanabileceği gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmişse de; Anayasa'nın 130. maddesi gereği öğretim elemanlarının bilimsel özerkliğe dayalı farklı statüleri dikkate alındığında, bu konuda, 657 sayılı Kanun uygulanamayacak olup; öğretim elemanlarının niteliklerinin gözetildiği, özel nitelikli bir kanun olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun uygulanması gerektiği ve anılan Kanun'a göre tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından dava konusu işlemin iptali yönündeki Muğla 1. İdare Mahkemesi kararına yönelik davalı idarenin istinaf isteminin gerekçeli olarak reddine ilişkin temyize konu Bölge Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, davacının temyiz isteminin ise reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,
4. Kesin olarak 08/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. Maddesinin 1. Fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunmasına bağlıdır.
Bölge İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ile çoğunluk kararına katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!