Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/5764 E. , 2023/5041 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/5764
Karar No : 2023/5041
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Üniversitesi
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ... Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmakta iken davacının, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sırasında sosyal medya hesabından darbe girişimini övücü nitelikte paylaşımlar yaparak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53/b-6-a maddesinde belirtilen "Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek" suçunu işlediğinden bahisle "kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yükseköğretim Kurulu Yüksek Disiplin Kurulu'nun … tarih ve … karar sayılı kararının iptali ile işlem sebebiyle yoksun kaldığı özlük haklarının 31/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacı hakkında, Ağır Ceza Mahkemesinde "terör örgütü propogandası yapmak ve Suçu ve Suçluyu Övmek" fiillerinden ötürü suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği, disiplin cezasına esas fiilinin de "Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek" suçu kapsamında değerlendirilerek meslekten çıkarma cezası verildiği göz önüne alındığında; davacının disiplin cezasına esas fiili ile ceza yargılamasında beraat kararı verilen fiilinin aynı neviden olduğu, beraat kararının, disiplin cezası bakımından da sadece aynı suç nev'i bakımından bağlayıcı olacağı, başka bir ifadeyle, ceza yargılamasının (beraat kararının) konusunu teşkil eden suç, disiplin hukuku yönünden de aynı suç kapsamında değerlendirilerek disiplin cezası verilemeyeceği hususu da dikkate alınarak, Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı karşısında, disiplin suçu yönünden de şuçun unsurlarının oluşmadığının kabulü gerektiği, davacının "Kamu görevinden çıkarma" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde, mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmadığı ve işlem nedeniyle mahrum kaldığı özlük haklarının hakediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte idarece hesaplanarak davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ve davacının işlem sebebiyle yoksun kaldığı özlük haklarının hakediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirdiği eyleminin, anılan tarihte disiplin yönünden tabi olduğu 657 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek eyleminin karşılığı olan cezanın verilmesi yönünde işlem tesis edilmesi gerekirken, daha sonradan yürürlüğe giren Yasa hükmünde (2547 sayılı Kanun'un 53/b-6-a maddesi) yer verilen ve eylem tarihinde tabi olunan 657 sayılı Kanunda yer almayan "Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek" fiili kapsamında değerlendirilerek disiplin cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediğinden dava konusu işlemin iptali yönünde verilen idare mahkemesine karşı yapılan istinaf isteminin gerekçeli reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi: Davacının darbe girişiminin olduğu gece sosyal medya hesabı üzerinden darbeyi övücü nitelikte yazılar yazdığı, sosyal medya paylaşımlarının ve ifadelerinin değerlendirilmesinden anayasal kişileri, kurumları ve düzeni silah zoruyla ortadan kaldırmaya yönelik bir terör eylemini destekler mahiyette olduğunun açık olduğu, davacının ifadelerinde de darbe gecesi dile getirdiği söylemlerini ikrar ettiği, davacının ceza davasından beraat etmesinin hakkında yürütülen disiplin soruşturmasını etkilemeyeceği ileri sürülerek istinaf kararının bozulması istenilmektedir.
Davalı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı: Davacının darbe gecesi sosyal medya hesabından darbeyi övücü nitelikte yazılar yazdığı ve darbe başarısız olunca taraf değiştirerek paylaşımlarını silip devleti ve hükümeti destekler nitelikte paylaşımlar yaptığı, davacı hakkında başlatılan soruşturma sonucu alınan ifadesinde söz konusu paylaşımları yaptığını kabul ettiği, soruşturma kapsamında mevcut bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden davacının söz konusu ifadeleri paylaşma gerekçesinin paylaşımlarının önemi açısından yeterli bulunmadığı, dolayısıyla davacının paylaşımlarının ve ifadelerinin anayasal kişileri, kurumları ve düzeni silah zoruyla ortadan kaldırmaya yönelik bir terör eylemini destekler nitelikte olduğu belirtilerek hukuka uygun olarak dava konusu işlemin tesis edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı vekili tarafından, müvekkilinin bütün yaşamında FETÖ/PDY örgütlenmenin zararlarıyla boğuştuğu, doçent ünvanına sahip olmasına rağmen bu örgütlenme yüzünden yıllarca kadroya atanmadığı, darbe gecesi yapmış olduğu paylaşımının o gece yaşanan gariplikler karşısında arkadaşlarıyla yürüttüğü "neler oluyor" mahiyetinde bir muabbet olduğu, söz konusu ifadelerin hiçbir şekilde darbeyi desteklemek amacıyla yapılmadığı, hakkında açılan ceza davasında da söz konusu paylaşımların darbe girişimini destekler mahiyette unsurları içermediği gerekçesiyle beraatine karar verildiği, ayrıca ceza soruşturmasında müvekkilinin FETÖ/PDY kapsamında her türlü araştırmanın yapıldığı, FETÖ/PDY ile en küçük bir bağlantısının dahi bulunamadığı, yaşamış olduğu ilde ve görev yaptığı üniversitede herkes tarafından FETÖ/PDY ile irtibatının veya iltisakının bulunmadığının bilinmesine rağmen kamu görevinden çıkarılmasına karar verildiği, sonuç olarak ceza yargılamasında beraat eden müvekkilinin aynı maddi olguya ilişkin olarak verilen ceza hükmünün aksine bir idari işlem tesis edilmeyeceği, kaldı ki müvekkilinin eylem tarihinde yürürlükte olmayan bir maddeden dolayı cezalandırılmasının Anayasa'nın 38. maddesinin ihlali anlamına geldiği belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Anayasa Mahkemesi'nin 10.04.2019 tarih ve E:2017/33,K:2019/20 sayılı kararında, üniversitelerde görev yapan öğretim elamanlarının statüsü şu şekilde belirtilmiştir; "Anayasa'nın 128. maddesinde kamu hizmeti görevlileri ile ilgili genel ilkelere yer verilerek kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği öngörülmüştür. Anılan maddede geçen diğer kamu görevlileri kavramı söz konusu asli ve sürekli görevlerde kamu hukuku ilişkisiyle görev yapan fakat memur olmayan kişileri ifade etmekte olup öğretim elemanları da bu kapsamda yer alan kamu görevlilerindendir. Anayasa’nın 130. maddesinde ise öğretim elemanlarının bilimsel özerkliğe dayalı farklı konumlarına dikkat çekilerek, görevleri, atanmaları, yükselmeleri, disiplin ve ceza işleri gibi birçok hususun kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre Anayasa'nın öğretim elemanları yönünden diğer kamu görevlilerine nazaran daha güvenceli bir personel rejimini öngörmesi ve öğretim elemanlarının bilimsel özerkliğe dayalı farklı konumları gereğince yapılacak düzenlemelerde söz konusu farklılaşmanın dikkate alınması gerektiği açıktır."
Anayasa Mahkemesi'nin 29.06.2022 tarih ve 2017/30653 başvurulu nolu kararında da; "Kanun koyucu 657 sayılı Kanun ile birlikte devlet memurlarının hizmet şartlarını, niteliklerini, atanma ve yetiştirilmelerini, ilerleme ve yükselmelerini, ödev, hak, yüküm ve sorumluluklarını, aylıklarını ve ödeneklerini ve diğer özlük işlerini düzenlemeyi amaçlamış, aynı Kanun'un 1. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak saydığı belirli kamu görevlisi gruplarının ve somut olayın öznesi "üniversitelerin öğretim üye ve yardımcılarının" ise özel kanunlara tabi olduğunu belirterek ilgili kamu görevlisi gruplarını kanun kapsamı dışında bırakmıştır. Bunun yanı sıra 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde kanun koyucu açıkça "özel kanunların disiplin suçları ve cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır" diyerek, kanunun uygulama alanına ilişkin net bir belirlemeye gitmiştir. Bu bağlamda öğretim elemanlarına statülerinden kaynaklı olarak uygulanacak kuralların belirlenmesinde yaşanabilecek genel kanun- özel kanun tartışmalarının da önüne geçilmiştir. Nihayetinde 657 sayılı Kanun'un devlet memurları hakkındaki iş ve işlemlere esas teşkil eden genel bir kanun olduğu ve hakkında özel kanun bulunan gruplara ilke olarak uygulanmayacağı açıktır." ifadelerine yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin ilgili kararlarının bir bütün olarak incelenmesinden, üniversitede görev yapan öğretim elamanlarının Anayasa'nın 128. maddesinde yer alan diğer kamu görevlileri kapsamında bulunduğu, 130. maddesinde de öğretim elemanlarının bilimsel özerkliğe dayalı özellikleri sebebiyle görevleri, atanmaları, yükselmeleri, disiplin ve ceza işleri gibi birçok hususun kanunla düzenlenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 1. maddesinin 3. fıkrasında da tahditi olarak saydığı "üniversite öğretim üye ve yardımcıların" özel kanunlara tabi olduğu belirtilerek öğretim elemanlarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağına karar verildiği görülmektedir.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun "Özlük hakları" başlıklı 62. maddesinde üniversitede görev yapan öğretim elemanlarının özlük hakları için bu kanunda yer almayan hususlar için genel hükümlerin uygulanacağı belirtilmişse de, öğretim elemanlarının atanmaları ve görevlerine son verilme işlemlerin özlük hak kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla bu hükmün tek başına 2547 sayılı Kanun'da yer almayan her durumda genel hükümlere gidileceği ve devlet memurları için genel kanun olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun uygulanacağı anlamını taşımadığı açıktır.
Bu durumda, yukarda yer verilen ilgili mevzuatlar ile Anayasa Mahkemesince yakın tarihte verilen kararlar birlikte değerlendirildiğinde; üniversitede görev yapan öğretim elemanlarının disiplin işlemlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca yapılamayacağı, davacının eylem tarihinde de kanun koyucu tarafından Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında verilen süre içinde yeni bir mevzuat düzenlemesi yapılmadığı, başka bir ifadeyle kanun koyucunun Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararın yürürlüğe girdiği tarih ile 2547 sayılı Kanununun 53. maddesinde yapılan değişiklik tarihi arasında öğretim elemanlarının işlediği disiplin suçlarının herhangi bir disiplin cezası ile cezalandırılmamasını zımnen kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, yargı erkinin yasama erkinin yerine geçerek disipline aykırı fiillerin cezasız kalamayacağı düşüncesinden hareketle öğretim elemanlarına 657 sayılı Kanun'un disiplin hükümlerinin uygulanacağına dair karar vermesi fonksiyon gasbına neden olacağı, dolayısıyla üniversitede görev yapan öğretim elemanlarının hangi fiillerine hangi disiplin cezasının verileceği bu dönemde açık ve belirli olmadığından, bu dönemde verilen disiplin cezalarının bu gerekçeyle iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle istinaf kararının bu gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ... Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak görev yapmakta iken 15/07/2016 tarihinde darbe girişimi gecesinde, sosyal medya(facebook) hesabı üzerinden darbeyi övücü nitelikte yazılar yazdığı; söz konusu yazılarla "terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek" disiplin suçunu işlediği gerekçesiyle işlem tarihinde yürürlükte bulunan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun 53. maddesi gereğince "Kamu Görevinden Çıkarma" cezası ile cezalandırılması gerektiği, davacının daha önce 2 adet kınama disiplin cezası bulunduğu için, bir alt ceza uygulanmamasına karar verilerek, YÖK Yüksek Disiplin Kurulu'nun dava konusu … tarih ve … sayılı işlemi ile "Kamu Görevinden Çıkarma" cezası ile cezalandırılması üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde, “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiili, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve hâller arasında sayılmıştır.
Aynı Kanun'un 131. maddesinde ise, "Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa Mahkemesi'nin 07.04.2015 tarih ve 29319 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14.1.2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararı ile yükseköğretim kurumları yönetici, öğretim elemanı ve memurlarının disiplin işlemleri için getirilmiş herhangi bir kanuni güvence bulunmadığı ve yasal belirlilik sağlanmadığı belirtilerek, Anayasa'nın 38., 128. ve 130. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, 2547 sayılı Kanunun 53/b maddesinin 2. cümlesinin iptal edilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve karar 07.01.2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararı sonrası, 2547 sayılı Kanunun 53. maddesi, 09.12.2016 tarih ve 29913 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6764 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramış ve maddede yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına, disiplin uygulamalarına ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir.
Yükseköğretim Kurumlarında görev yapan öğretim elemanları hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarında, Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararının yürürlüğe girdiği 08/01/2016 tarihine kadar Yükseköğretim Kurumları, Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin dayanağı olan 2547 sayılı Kanunun 53. maddesinin (b) bendinin ikinci cümlesi yürürlükte olduğundan, bu tarihe kadar işlenen disiplin suçlarında anılan Yönetmelik hükümlerinin uygulanması, bu tarihten 6764 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 09/12/2016 tarihine kadar işlenen disiplin suçlarında ise yasal boşluk nedeniyle genel hüküm niteliğinde olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun disiplin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davalı üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapan davacının, darbe gecesi sosyal medya hesabından yapmış olduğu "elinde kelepçeyle demir parmaklık arkasında görmeden inanmam arkadaş", "yok öyle hemen darağacına yollama", nerede peki o Trt'yi basan askerler, imana gelip halkın arasına mı karıştı", "Adam boşuna camiler bizim kışlamız dememiş. Tüm camilerden sokağa çıkın diye anonslar geçiyor.", "Evet büyük bir algı ve yandaş çoğaltma operasyonu olduğu doğrudur. Mağdur edebiyatına devam...", tamamen çocuk tiyatrosu başarısız bir kurgu" ifadelerini kullandığı gerekçesiyle hakkında açılan disiplin soruşturması sonucunda, 05.10.2017 tarihinde 2547 sayılı Kanun'un 53/b-6-a maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına karar verilmiştir.
Davacının eylem tarihinin 15.07.2016 tarihi olması nedeniyle davacı hakkında bu tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükmünün uygulanması gerektiği tartışmasızdır. Dolayısıyla davacının eyleminin 03/10/2016 tarihinde yapılan değişiklik ile 657 sayılı DMK'nin 125-E maddesinin (l) bendine eklenen "Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak" fiilini işlediği gerekçesiyle cezalandırılması mümkün bulunmamakla birlikte, davacının fiilinin, eylem tarihinde yürürlükte bulunan diğer hükümler yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacının sosyal medya hesabında paylaştığı yazıların incelenmesinden, davacının sarf etmiş olduğu ifadelerin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte ifadeler olduğu, dolayısıyla fiilinin 657 sayılı Kanun'un 125-E maddesinin (g) bendinde yer alan “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” kapsamında bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Öte taraftan, her ne kadar davacı tarafından ceza yargılaması sonucunda beraat aldığı dolayısıyla aynı maddi olgudan dolayı disiplin cezası verilemeyeceği ileri sürülmüşse de; yürütülen kamu hizmetinin gerektiği şekilde görülmesini, memurun görevine bağlılığını ve kamu görevlisinin statüsünün korunmasını sağlamaya yönelik olan disiplin cezaları, kamu düzenini korumak esasına dayanan ceza yasalarının getirdiği cezalardan farklı nitelik taşıması nedeniyle, bir kamu görevlisinin ceza yasasına göre mahkum olması veya olmaması, kamu görevlisinin eyleminin, disiplin hukukuna göre değerlendirilmesine ve disiplin suçu kabul edilip disiplin cezası ile cezalandırılmasına engel olmadığından bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Bu durumda, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararı neticesi itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz istemlerinin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 20/10/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın aynen onanması gerektiği oyu ile aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!