Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/8326 E. , 2024/1142 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/8326
Karar No : 2024/1142
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, …Mahallesi, …ada, …parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan inşaat projesi için …ve çevresine ait 1/1000 ölçekli uygulama imar planı plan notları kapsamında brüt alanlar üzerinden 3194 sayılı İmar Kanununun 23. maddesi kapsamında hesaplanan altyapı katılım bedeline istinaden alınan teminat mektuplarının iadesi istemiyle 25/01/2021 tarihinde yapılan başvurunun reddine ilişkin …tarih ve …sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığı Altyapı Koordinasyon Müdürlüğü işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesinin …tarih ve E: …, K: …sayılı kararda; uyuşmazlıkta, imar planı notuna istinaden teminat mektubu verilmesine konu bedelin, 3194 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamında alt yapı katılım bedeli olduğu ve söz konusu alt yapı katılım bedelinin 6306 sayılı Kanunda sayılan muafiyet kapsamında bulunmadığı, 3194 sayılı Kanunun 23. maddesinde belirlenen şartların oluşması halinde usulüne uygun olarak 6306 sayılı Kanun kapsamında yapılan imar planlarının uygulanması aşamasında da bu bedelin talep edilebileceği, aksine bir yaklaşımın, belediyelerin yürütmekle yükümlü olduğu hizmetleri yeni ve farklılaşan durumlarda bile bedelsiz olarak yerine getirmesi gibi bir zorunlulukla karşı karşıya bırakacağı, bu durumun kamu yararı ve hizmet gereğine uygun olmadığı gibi, 6306 sayılı Kanunun amacı ve öngörüsüne de aykırı olduğu, kamudan ve özelden katılan bütün paydaşların ortak çıkarlarını gözetmeye çalışıldığı, davacı şirketten alınan teminat mektuplarının altyapı katılım bedeline ilişkin imar planı notlarına istinaden talep edildiğinin anlaşıldığı, ancak; plan notunda, planın uygulanmasına ilişkin olarak uyulması gereken kuralların gösterildiği, yapılaşma şartları, parsel büyüklüğü, parsel derinliği, kat adedi, yükseklik gibi hususlara yer verildiği, bu itibarla; 3194 sayılı Kanunun 23. maddesi kapsamında alt yapı katılım bedeli gibi bir yükümlendirici işlemin imar planı notlarıyla düzenlenerek davacıdan talep edilmesine olanak bulunmadığından, bu kapsamda verilen teminat mektuplarının iadesi talebine ilişkin başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; davacı şirket tarafından …ve Çevresi Uygulama İmar Planı plan notlarına istinaden altyapı tesisleri imalat bedeline ilişkin olarak 29/07/2015 tarihli üç adet kesin teminat mektubunun davalı idareye sunulduğu, bu tarihten itibaren 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca altmış gün içerisinde veya bu süre içerisinde anılan Kanunun 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurunun reddedilmesi üzerine kalan dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekliliği bulunduğu halde, alt yapı katılım bedelinin ve alt yapı katılım bedeline karşılık sunulan kesin teminat mektubunun yasal dava açma süresinde dava konusu edilmeyerek kesinleşmesi hususu da göz önünde bulundurulduğunda, anılan süreler geçirildikten sonra davacı şirketin teminat mektuplarının yasal dayanağının ortadan kalkmış olduğu iddiasıyla iadesi yönünde yaptığı başvuru dava açma süresini canlandırmayacağından, davanın esasının incelenmesi olanağı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : İdari yargılama konusu işlerde sürenin idari başvuru ile başladığının sabit olduğu, bu haliyle davanın süresinde açıldığı, kaldı ki dava konusu teminat mektuplarının davalı idare tarafından paraya çevrildiği, müvekkil firma tarafından da paranın bankaya ödendiği görüldüğünden davanın konusuz kaldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyize konu kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY : İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, …Mahallesi, …ada, …parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan inşaat projesi için …ve çevresine ait 1/1000 ölçekli uygulama imar planı plan notları kapsamında brüt alanlar üzerinden 3194 sayılı İmar Kanununun 23. maddesi kapsamında hesaplanan altyapı katılım bedeline istinaden verilen teminat mektuplarının iadesi istemiyle 25/01/2021 tarihinde yapılan başvurunun reddine ilişkin …tarih ve …sayılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığı Altyapı Koordinasyon Müdürlüğü işleminin iptalinin istenilmesi üzerine görülmekte olan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmüne, "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin 3. fıkrasında ise, "İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı düzenleme altına alınmıştır.
Aynı Kanunun işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde ise, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı yargı merciine başvurulmasını belirli bir süreyle sınırlandıran ve idari yargıda hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin, aynı zamanda Anayasa ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve hak arama hürriyetiyle de doğrudan ilişkili olması karşısında, anılan temel hak ve hürriyetlerin kullanımını sınırlandırıcı katılıkta yorumlanmaması gerektiği gibi usul hükümlerini etkisiz hale getirecek esneklikte de yorumlanmaması, her bir somut olayın oluşu ve özellikleri gözetilerek konunun ele alınması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş, aynı şekilde Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişiklikle iç hukukumuzun bir parçası haline gelen uluslararası sözleşmelerden birisi olan Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Dar anlamda mülkiyet hakkının kapsamını taşınır ve taşınmaz malların oluşturduğu söylenebilmekte ise de, terminolojik olarak aynı şekilde ifade edilen bu hakkın anayasa yargısındaki kapsamı daha geniş tutulmuş ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin muhtelif kararlarında benimsenen ilkelere göre, kişilerin mamelekinde mevcut olan, ekonomik değer taşıyan, parayla ölçülebilir ve üzerinde tasarruf edilebilir her türlü değerin mülkiyet hakkının kapsamına girdiği kabul edilmiştir. Bu anlamda, kişilerin sahip olduğu para ve likit varlıklar ile kazançlar da bu hak kapsamında yer aldığından, idarece tesis edilen işlemlere dayalı olarak söz konusu ekonomik değerlerin kaybından doğan uyuşmazlıkların yargısal denetiminde dava açma süresi, mülkiyet hakkı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 10/04/2003 tarihli, E:2002/112, K:2003/33 sayılı ve 17/03/2011 tarihli, E:2009/58, K:2011/52 sayılı kararlarında, mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliğe sahip olduğuna, bu hakkın zamanaşımına uğramamasının hukukun genel ilkelerinden birisi olduğuna vurgu yapılmıştır.
Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden birisi olan mülkiyet hakkının zaman ötesi niteliği göz önünde bulundurulduğunda, bu hakkın ihlal edildiğinden bahisle söz konusu ihlalin kaldırılmasına yönelik gerekli işlemlerin yapılması istemiyle ilgililer tarafından 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca her zaman idareye başvurulabileceğinin ve bu başvurunun reddedilmesi halinde aynı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük yasal süresi içinde söz konusu işleme karşı dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Bu tespit ve açıklamalar doğrultusunda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, davalı idareye yapılan başvurunun özü itibarıyla hukuki niteliğinin, süregelen mülkiyet hakkı ihlalinin kaldırılmasına yönelik gerekli işlemlerin yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemin iptali istemiyle 60 günlük yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılan davada süre aşımı bulunmadığından, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararının kaldırılarak yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararın BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/02/2024 tarihinde, kesin olarak, oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!