Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/1265 E. , 2023/7483 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/1265
Karar No : 2023/7483
TEMYİZ EDEN
(DAVALI YANINDA MÜDAHİL) : … Başkanlığı
VEKİLİ : I. Hukuk Müşaviri …
DİĞER DAVALI İDARE : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DİĞER DAVALI YANINDA MÜDAHİL : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Odası (… Şubesi)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza yönelik Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesince verilen … tarihli ve E:…, K:… sayılı dava konusu işlemin iptaline yönelik kararın yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 53. maddesinde tahdidi olarak sayılan hallerin gerçekleşmesi durumunda tarafların yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilecekleri ve esas kararı veren mahkemece bu istemin görüşülerek karara bağlanacağı kural altına alınmış olup, müdahil Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ileri sürdüğü hususlara yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında yer verilmediği anlaşıldığından, yeniden yargılama yapılmasını gerektirecek hukuki bir sebep bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları gereği İdari Yargılama Usulu Kanununun 31. maddesi kapsamında hakimin ilgili tüm kişilere açılan idari davaları resen bildirmesi gerektiği ancak ilk yargılamanın temyiz safhasında davaya müdahil oldukları ve ilk derece mahkemesi önünde kendilerini savunma imkanı bulamadıkları, davanın kendilerine ihbar edilmemesi nedeniyle taşınmazla ilgili yargılama sürecine katılamadıkları, uyuşmazlığın esasına ilişkin ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda görüşlerinin dile getirme ve iddialarının ispata yönelik deliller sunabilme fırsatı bulamadıklarından mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği, davanın süresinde açılmadığı, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı, yargılama aşamasında ileri sürülmeyen durumlar nedeniyle idarelerinin menfaatinin zarar gördüğü ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza yönelik Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada ... İdare Mahkemesince verilen … tarihli ve E:…, K:… sayılı dava konusu işlemin iptaline yönelik kararın, davanın idarelerine ihbar edilmeden sonuçlandırılması nedeniyle 2577 sayılı Kanuna aykırı olduğu, söz konusu kararın yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılarak yeni yapılacak yargılamada müdahale taleplerinin kabul edilmesi ve dilekçede belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Anayasanın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma hakkı başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Sözleşmenin 6. maddesi açılmış olan bir davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede adil yargılanma usulüyle görülmesini güvence altına almaktadır.
6. madde "Bağlayıcı bir karar verme amacıyla önüne getirilen bir çekişme açısından esas ve hukuk incelemesi yapma görevine sahip bir mahkemeden talepte bulunma hakkıdır. (Case of Le Compte, Van Leuven and De Meyere v. Belgium,23.06.1981, 54-61)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesi, mahkeme tarafından önüne gelen bir davada, uyuşmazlığın özüne yönelik bir incelemenin yapılması, uyuşmazlığın sadece şekli olarak ele alınması sonucunu doğuracak bir yaklaşımdan uzaklaşılması, adil ve aleni olarak yargılanma hakkını öngören bir yargılamanın da gerçekleşmesini temel ilke olarak alan bir haktır. Bu hak kişilere belirli koşullarda "mahkemeye erişme" hakkını tanımaktadır. Mahkemeye erişme hakkı mutlak bir hak değildir. Bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak, dava açıldıktan sonra davanın önüne getirildiği mahkeme tarafından davayla ilgili bütün maddi ve hukuki sorunların incelenmesi suretiyle davanın karara bağlanması gerekir. Tarafların araştırılmasını talep ettikleri maddi olayların yeterince araştırılmayıp, maddi gerçekliğin taraflardan birisinin teslim ettiği bir belgede olduğu gibi kabul edilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi adil değildir.
AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre, meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz. (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34)
AİHM'e göre, iç hukuktaki başvuru yollarına erişimi engelleyen bir kanunun bulunmaması 6. maddenin (1) numaralı fıkrasındaki gerekliliklerin yerine getirilmesi bakımından her zaman için yeterli olmayabilir. Hukuk devleti ilkesinin demokratik toplumdaki işlevi göz önünde bulundurulduğunda kanun koyucu tarafından temin edilen erişimin derecesinin aynı zamanda bireylerin "mahkeme hakkı"nın güvenceye bağlanması bakımından yeterli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin, hakkına müdahale teşkil eden eylem ve işleme karşı argümanlarını dile getirebileceği açık ve pratik fırsatlara sahip olması gerekir. (Bellet/Fransa, B. No: 23805/94, 4/12/1995, § 36)
AİHM, 2577 sayılı Kanunun davanın ihbarı usulüyle ilgili olarak Hukuk Usulü Kanununa atıfta bulunan 31. maddesinin özellikle davanın dava konusu uyuşmazlık nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişilere bildirilmesinin mahkeme tarafından "resen" yapılmasını öngördüğüne işaret etmiştir. (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 25) AİHM, anılan maddenin açık lafzına rağmen Mahkemenin başvurucuyu ihtilaf konusu uyuşmazlıktan haberdar etmediğini vurgulamıştır. AİHM'e göre, sonuç olarak başvurucu -ilk davada- ilk derece safhasında yargılamaya katılamaması nedeniyle dinlenilme imkanından mahrum kalmıştır. Temyiz nedenlerinin sınırlı sayı kuralına tabi olması nedeniyle başvurucu, esasa ilişkin itirazlarını Danıştayda da ileri sürememiştir. İkinci davaya ilişkin ise 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesine uyulmaması nedeniyle başvurucu, uyuşmazlıkla tamamen habersiz kalmıştır. Asıl taraf olarak Valiliğin kararı temyiz etmemesi sebebiyle başvurucu, Danıştay'da -sınırlı da olsa- iddialarını öne sürme imkanı bulamamıştır. (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 26)
Bu çerçevede başvuruyu değerlendiren AİHM, ulusal mahkemelerin 2577 sayılı Kanunun 31. maddesindeki gereklilikleri yerine getirmede başarı sağlayamamalarının başvurucuyu hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkileyen uyuşmazlıkla ilgili olarak dinlenilmekten alıkoyduğu ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 27)
Bireylere menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı dava açabilmelerinin yanı sıra üçüncü şahıslarca açılmış ve doğrudan taraf olmadıkları ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını dile getirebilmeleri amacıyla davaya katılma olanağının sağlanması da mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken güvencelerden biridir. Bu itibarla bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek olan kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda açıklamada bulunabilmelerine, iddialarını ispata yönelik delil sunabilmelerine imkan sağlanması gerekir. Bu husus aynı zamanda yargı mercilerinin tüm verileri dikkate alıp değerlendirme yaptıktan sonra gerekçeli karar vermesini sağlayacağından silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi ile de ilgilidir. Nitekim 6100 sayılı Kanunun 27. maddesinde, mahkemeye erişim hakkının güvenceleriyle örtüşür nitelikte bir düzenleme getirilerek davanın taraflarının yanı sıra müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerinin de kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkeme; davanın taraflarına, müdahillere, yargılamanın diğer ilgililerine savunma hakkını kullanma imkanı vermeden davanın esasıyla ilgili değerlendirme yapamayacaktır. (Bireysel başvuru sonucunda verilmiş benzer yöndeki Anayasa Mahkemesi kararı için bkz. Mehmet Ali Bedir ve Tevfik Günay, B. No: 2013/4073, 21/1/2016, § 35)
Bireyin, sonucu itibarıyla menfaatini etkileyen bir davadan haberdar edilmeyerek davaya katılımının sağlanmaması ve mahkeme önünde argümanlarını öne sürme imkanından yoksun bırakılması mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder.
Üçüncü kişilerin kendi menfaatlerini etkileyen bir davaya katılmaları için belli koşullar ve usul kurallarının öngörülmesi, bu koşullar ve kurallar davaya katılmayı imkansız kılmadığı ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı sürece mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak yargı merciince bu koşul ve kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması sonucunda kendilerini etkileyen uyuşmazlıklarda menfaatlerini korumak isteyen kişilerin davaya katılmalarına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bu nedenle mahkemelerin bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini irdelerken ve usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek nitelikte yorum ve değerlendirmelerden kaçınmaları gerekir.
Davanın ihbarı, bireyin tarafı olmadığı ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davadan müdahale ve diğer yollarla haklarını kullanabilmesine imkan tanımak amacıyla haberdar edilmesini temin eden bir usul hukuku müessesesidir. Ancak yargılamaların makul süre içinde, düzenli bir şekilde ve gereksiz gider yapılmadan yürütülmesini temin etmek ve bu suretle usul ekonomisi ilkesini gerçekleştirmek düşüncesiyle davanın ihbarı belli koşullara ve usul kurallarına bağlanmıştır. Yargılama usullerinin belirlenmesinde usul ekonomisinin gözetilmesi ve bu suretle iyi adalet yönetiminin sağlanması Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biridir. Dolayısıyla usul ekonomisi ve iyi adalet yönetimi ilkeleri gözetilerek davanın ihbarının belli koşullara ve usul kurallarına bağlanması mümkündür.
Bununla birlikte bireylerin üçüncü şahıslarca açılan ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını dile getirebilmelerinin de mahkemeye erişim hakkının bir gereği olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Böyle bir durumda kamu otoritelerinin usul ekonomisindeki kamu yaran ile bireylerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmalarındaki bireysel yarar arasında makul bir denge gözetmeleri beklenir. Bireyin mahkemeye erişimindeki bireysel yararının açık bir biçimde baskın olduğu hallerde usul ekonomisi gerekçesiyle mahkemeye erişimin kısıtlanmasının meşru bir amaç taşıdığı hususu tartışmalı hale gelebilir. Diğer bir ifadeyle bu gibi hallerde Anayasanın 2. maddesinin mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasına izin verdiğinin söylenmesi mümkün olmayabilir.
2577 sayılı Kanunun 31. maddesinde; "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; ... üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, ... hallerinde ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yerine çıkarılan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun "Yargılamaya Hakim Olan İlkeler" başlıklı 27. maddesinde "Hukuki dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Anılan maddede; 1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. 2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir." hükmü, aynı Kanunun "İhbar ve şartları" başlıklı 61. maddesinde; "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." hükmü, "İhbarda bulunulan kişinin durumu" başlıklı 63. Maddesinde; "Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir." hükmü, "Fer'i müdahale" başlıklı 66. maddesinde, "Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer'i müdahil olarak davada yer alabilir." hükmü, "Fer'i müdahilin durumu" başlıklı 68. maddesinde ise; "Müdahale talebinin kabulü halinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir." hükmü yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesinin 1. fıkrasında "Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir. a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması b) Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması, c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması, d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi, e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması, f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması, g) Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması, h) Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması. ı) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi." kuralına yer verilmiştir.
İdarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı idari yargıda görülmekte olan davalar yönünden de uyuşmazlık konusu üzerinde hak iddia eden ya da davanın taraflarından birinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davaya sadece şeklen değil etkili bir şekilde katılımının sağlanması, adil yargılanma hakkının güvencelerinin sağlanabilmesi için önemli bir müessesedir. Bu hakkın kullanılabilmesi için ise davada verilecek karardan menfaatinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olması sebebiyle davaya katılmakta hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davadan haberdar edilmesinin sağlanması gerekir.
Bu noktada, 2577 sayılı Kanunun 31. maddesinde yer verilen ve davanın ihbarının mahkeme tarafından resen yapılmasını öngören düzenlemeye, idari yargı merciinin bakmakta olduğu bir idari davayı ilgili tüm kişilere resen bildirmesinin zorunlu olduğu şeklinde bir anlam yüklenemeyeceğini belirtmek gerekir. Dolayısıyla davanın sonucundan etkilenme ihtimali bulunan üçüncü kişilere kendi hakları ile bağlantılı olarak mahkeme huzurunda argümanlarını öne sürebilmeleri amacıyla getirilen ihbar müessesesine ilişkin usul hükümlerinin işletilmesindeki takdir yetkisi mahkemelere aittir. Bu bağlamda her bir somut olayın özel koşullarında üçüncü kişinin davanın sonucundan etkilenip etkilenmeyeceğini ve davaya katılmasında hukuki yararı bulunup bulunmadığını değerlendirmek esasen mahkemelerin görevidir.
Buna karşın mahkemeye erişim hakkı esasa dair haklar ihdas etmez. Bir başka anlatımla bu hak bir davanın esasta nasıl karara bağlanacağını düzenlemez.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “Menemen Minibüsçüler Odası-Türkiye Davası” kararında; uyuşmazlığın esas itibarıyla, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin uygulanması hususundaki yorum farklılığından kaynaklandığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin her ne kadar iç hukuk uygulamalarına ilişkin olarak ulusal mahkemelerin yerine değerlendirme yetkisi olmasa da ulusal kanunların yorumlanma şeklinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olup olmadığının kontrolü ile sınırlı bir görevinin bulunduğu, bununla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin yorumlanma şekli doğrudan doğruya ilgilinin mahkemeye erişim hakkını etkilediğinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesini ele almakla yükümlü olduğu, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde hâkimin ilgililere açılan davayı re’sen bildirmesi gerektiğinin düzenlendiği göz önüne alındığında, somut olayda ulusal mahkemenin Oda’yı dava hakkında bilgilendirmediği, Oda’nın davaya ancak temyiz safhasında müdahil olabildiği ve davanın esas hakimi karşısında kendisini savunma imkânının bulunmadığı, temyiz aşamasında ancak sınırlı bir şekilde savunma imkânının olabileceği, ikinci dava da ise tamamen dava dışı bırakıldığı belirtilerek, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca davanın hakim tarafından ilgili üçüncü kişiye davaya katılma imkânı sağlamak üzere ihbar edilmemesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. f.1 maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün ihlali olarak nitelendirdiği görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmazın ibadet alanına alınmasına yönelik Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğinin iptali istemiyle davacı TMMOB Mimarlar Odası tarafından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı açılan davada, İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, söz konusu karara karşı istinaf yoluna başvurulmadığı ve kararın 14.02.2020 tarihinde kesinleştiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 05.02.2020 tarihinde kayda giren dilekçeyle davanın idarelerine ihbar edilmeden sonuçlandırılması nedeniyle verilen kararın 2577 sayılı Kanuna aykırı olduğu, söz konusu kararın yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılarak yeni yapılacak yargılamada müdahale taleplerinin kabul edilmesi ve dilekçede belirtilen sebeplerle davanın reddine karar verilmesi talebinde bulunulduğu, bu talebe binaen … esas kaydına alınan dosyada İdare Mahkemesince; … tarih ve K:… sayılı karar ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının davada taraf olmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunma hakkının salt davanın taraflarına ait olduğu açık olmakla, yargılamada taraf olmayan ve katılma isteminde bulunan idarenin, böyle bir talepte bulunamayacağı sonucuna varıldığından talepte bulunan idarenin yargılamanın yenilenmesi istemi bakımından ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle yargılanmanın yenilenmesi isteminin ehliyet yönünden reddine karar verildiği, bu karara karşı müdahele talebinde bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge İdare Mahkemesince; İdare Mahkemesince dava aşamasında yapılması gereken davanın ihbarına yönelik usul işletilmeden davanın esası hakkında verilen ve kanun yollarına da başvurulmamak suretiyle kesinleşen karara karşı müdahillik talebiyle birlikte yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin usul yönüyle mülkiyet hakkı ihlaline de sebebiyet verilmemesini teminen, müdahillik talebine yönelik usulü işlemler tamamlandıktan ve müdahillik talebi kabul edildikten sonra, yargılamanın yenilenmesi talebinin esası hakkında hukuki değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle anılan kararın kaldırılmasına karar verildiği, ... İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:… sayılı ara kararıyla davanın Diyanet İşleri Başkanlığına da ihbar edildiği, yine ... İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:… sayılı ara kararıyla davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yanında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının davaya katılma talebinin kabul edildiği, İdarece Mahkemesince yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verildiği, bu karara karşı müdahil Diyanet İşleri Başkanlığınca yapılan istinaf başvurusunun reddi üzerine, bu kararın Diyanet İşleri Başkanlığı vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür.
Bu durumda, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve AİHM içtihatları kapsamında bakılan Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin plan değişikliklerinin iptali istemiyle açılan dava hakkında verilen ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı karardan anılan taşınmazın ön tahsisi kendisine yapılmış olan Diyanet İşleri Başkanlığının hukuki menfaatinin etkilendiği açık olup, anılan idareye davanın ihbar edilmeyerek adil yargılanma hakkının bir gereği olan mahkemeye erişim hakkının etkin olarak kullanımının sağlanması amacıyla ilgili bulunduğu davanın konusuna ilişkin iddia ve savunmalarını yapma imkanı tanınmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, yargılamanın sonucuyla yakından ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı haberdar edilmeksizin nihayete erdirilen davada adil yargılanma hakkına uygun bir muhakeme yürütülmediği anlaşılmakta olup yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalı yanında müdahilin temyiz isteminin kabulüne,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/10/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!