Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/9455 E. , 2024/2328 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/9455
Karar No : 2024/2328
DAVACI : … vasisi …
DAVALI : … Bakanlığı (E-Tebligat)
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün "Ceza İnfaz Kurumları ve Denetimlik Serbestlik Müdürlüklerinde Koronavirüs Salgını Kapsamında Alınacak Tedbirler" konulu, … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile anılan işlem nedeniyle uğradığı manevi zarara karşılık 250.000,00 TL tazminatın hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu düzenleme ile açık görüş hakkının engellendiği, günlük hayatın tüm safhalarında normalleşme adımları atıldığı halde açık görüşlere geçilmemesinin hukuka aykırı olduğu, bu durumun kendisi ve ailesi üzerinde psikolojik bir yıkıma neden olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak, görülmekte olan davanın sulh hukuk mahkemesinden alınacak izinle birlikte davacının vasisi tarafından veya vasinin tayin edeceği vekil tarafından açılması gerektiği, bu nedenle davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, esas yönünden ise, ceza infaz kurumlarının toplu yaşanan yerler, pandemi sürecinin ise halen devam ediyor olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulunun ceza infaz kurumlarına ilişkin tavsiye kararı doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemin usule ve hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlem yönünden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, Eskişehir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı tarafından, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 14/03/2020 tarih ve … sayılı "Koronavirüs Salgınının Ceza İnfaz Kurumlarına Bulaşmasını Önlemek Amacıyla Alınan Tedbirler" konulu yazısının iptali ile anılan işlem nedeniyle uğradığı manevi zarara karşılık 250.000,00 TL tazminatın hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 17. maddesinde; herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56'ncı maddesinde ise; "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir." hükümlerine yer verilmiştir.
1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 1. maddesinde; "Memleketin sıhhi şartlarını ıslah ve milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerle mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkı tıbbi ve İçtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir.” hükmüne, 27. maddesinde; "Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sari ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler.” hükmüne, 64. maddesinde, "57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır." hükmüne, 72. maddesinde; 57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde hangi tedbirlerin uygulanacağı yedi fıkra olarak sıralanmış ve 1. fıkrasında; "Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin fennen icap eden müddet zarfında ve sıhhat memurlarınca hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde tecrit ve müşahede altına vaz'ı.", 2. fıkrasında; "Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı." olunacağı hükme bağlanmıştır.
Dava konusu işlemde, ceza infaz kurumlarının toplu yaşanan yerler olması ve bulaşıcı hastalıklar açısından risk oluşturması nedeniyle Covid-19 salgını sonucunda Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulunun tavsiye kararları doğrultusunda özel önlemlerin alınmasına yönelik tutuklu ve hükümlülerin ziyaret edilmelerine ilişkin açık ve kapalı görüşün ertelenmesi ya da belirlenen koşullar çerçevesinde gerçekleştirilmesine ilişkin alınan tedbirler gösterilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından Koronavirüs kaynaklı Covid-19 hastalığı nedeniyle 11/03/2020 tarihinde pandemi ilan edildiği, aynı hastalık temelinde ülkemizde de virüs yayılımına bağlı olumsuz etkilerin devam ettiği, pandeminin salgın durumuna geçişini önlemek, salgın halinde ise yapılacakları belirlemek üzere 13.4.2019 tarihli ve 2019/5 sayılı Küresel Grip Salgını (pandemi) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayımlandığı, ve başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşları ile ülkece uygulanacak yol haritalarının belirlendiği, Sağlık Bakanlığınca, konunun güncel ve bilimsel gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmesi amacıyla Ocak 2020 tarihinde 2019-n-CoV Bilimsel Danışma Kurulu oluşturulduğu ve salgının ülke gündemindeki boyutuna yönelik bilimsel tavsiyelerde bulunduğu, 14.7.2021 tarihli toplantının 7. maddesinde, 28.7.2021 tarihli toplantının 5. maddesinde ve 18.8.2021 tarihli toplantının 3. maddesinde zorunlu PCR testi istenmesi gerektiğinin değerlendirildiği, dava konusu düzenlemenin yayınlandığı tarih itibariyle koronavirüs hastalığının ortaya çıkmasını engellemek üzere geliştirilmiş bir ilaç bulunmadığı, hasta kişilerin Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı rehbere göre tedavi edildiği, halihazırda kesin tedavisi bilinmeyen, semptomatik ve deneysel tedavi ile sonuç alınmaya çalışılan hastalığın salgın niteliğinin engellenmesi amacıyla önleyici tedbirler alındığı, hastalığın yayılmasında “süper-yayılma olayları”nın etkisinin büyük olduğu, hastalığın yayılımının önlenmesi açısından hastalık bulgusuna sahip kişilerin tespitinin önem arz ettiği, ülkemizde bu tanının PCR testi ile konulduğu, salgınla ilgili olarak öngörülen tedbirlerin, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından salgının seyri dikkate alınarak geliştirilen önerilerin Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde görüşülerek kararlaştırılmasından sonra hayata geçirildiği görülmüştür.
Koronavirüs salgınının önlenmesinde, toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riskin yönetilmesi ve hastalığın yayılım hızının kontrol altına alınması amacıyla ülke genelinde tedbirler alındığı, dolayısıyla bu sürecin, birden fazla kişinin birarada bulunduğu alanlardaki veya topluluklardaki yayılma hızının kontrol altını alınabilmesi adına hastalık bulgusuna sahip kişilerin ya da henüz semptom göstermemiş kişilerin tespitinin önem taşıdığı dikkate alındığında, ceza infaz kurumlarının da toplu yaşanılan yerler olması nedeniyle özel tedbirlerin buralarda da alınması gereği ortaya çıkmıştır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacıyla yayımlanmıştır. 6. maddesinin birinci fıkrası (f) bendinde, ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmış, bu çerçevede dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının manevi tazminat istemine dayanak oluşturduğu 14/03/2020 tarihli yazı ve 200.000,00 TL manevi tazminat istemiyle açtığı davanın Danıştay 10. Dairesinin E:2020/6220 sayılı dosyasında derdest olduğu, Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulunun Ceza İnfaz Kurumlarına yönelik tavsiye kararları doğrultusunda tüm ülkede açık görüşlerin ertelendiği, Sağlık Bakanlığının 26/11/2021 tarihli 1637 sayılı tavsiye kararları doğrultusunda 1-31/12/2021 tarihleri arasında iki yakını ve çocukları ile iki kez kapalı ve bir kez açık görüş yapılmasına, açık görüş hakkını kullanmayanlara üç kez kapalı görüş yaptırılmasına, aşı ve hastalık geçirme durumu değerlendirilerek uygulamanın gerçekleştirildiği, Eskişehir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulunca alınan 31/12/2021 tarihli karar ile açık ve kapalı görüşün gün ve saatlerinin yeniden düzenlendiği, Bilimsel Danışma Kurulundan alınan görüş ve tavsiye kararları uyarınca açık ve kapalı görüşün 2022 Şubat ayı itibariyle tekrar düzenlendiği yine Ocak 2022 itibariyle de iki kez kapalı bir kez açık görüş olmak üzere düzenleme yapıldığı, ayrıca görüş yapılamayan haftalara yönelik telefonla görüşme haklarının da düzenlendiği açıklanmış olup, genel sağlığı ve kamu esenliğinini ilgilendiren, toplumun bir bütün olarak yaşam hakkını korumayı amaçlayan bu doğrultuda ceza ve infaz kurumlarında bulunanların da sağlığının korunmasına yönelik Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulunun görüş ve tavsiyeleri doğrultusunda yetkili olan idare tarafından tesis edilen işlemin, üst hukuk normu niteliğindeki düzenlemelere ve hukuka aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belirtilen nedenle manevi tazminat talebinin de reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Dava, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün "Ceza İnfaz Kurumları ve Denetimlik Serbestlik Müdürlüklerinde Koronavirüs Salgını Kapsamında Alınacak Tedbirler" konulu, 14/03/2020 tarih ve 2019/47690 sayılı işleminin iptali ile anılan işlem nedeniyle uğradığı manevi zarara karşılık 250.000,00 TL tazminatın hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Dava konusu işlem yönünden yapılan incelemede;
Dava açıldıktan sonra dava konusu işlemin davalı idare tarafından uygulamadan kaldırıldığı görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu işlem yürürlükten kaldırıldığından, konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Davacının manevi tazminat istemi yönünden yapılan incelemede;
Manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin değil, manevi tatmin aracı olup, başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması gerekmekte olup, uyuşmazlıkta anılan şartlar oluşmadığından, davacının manevi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu … tarih ve … sayılı işlem yönünden oyçokluğuyla dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2. Davacının manevi tazminat isteminin oybirliğiyle REDDİNE,
3. Kısmen davanın reddine, kısmen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği ve davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet verdiği, ayrıca davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi nedeniyle yargılama giderlerinin tahsil edilemediği dikkate alındığında, davadaki haklılık oranına göre, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin yarısı olan … TL'nin davacıdan, diğer yarısı olan … TL'nin davalı idareden tahsili için kararın kesinleşmesinden sonra müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, aynı Tarife uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 02/04/2024 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
İdari işlemler tesis edildikleri tarihten itibaren hukuki sonuçlar doğurmaya başlayan tasarruflar olup, sözkonusu işlemler tesis eden idare tarafından geri alınmadığı veya İdari Yargı Mercileri nezdinde açılan bir iptal davasına konu edilmesi üzerine verilen bir Mahkeme kararı ile iptal edilmediği sürece hukuki sonuçlarını doğurmaya devam ederler. Anılan işlemlerin daha sonra tesis edilen başka bir işlem ile ortadan kaldırılabileceği düşünülse de idari işlemin bu şekilde sonlandırılması, ortadan kaldırıldığı tarihe kadar doğurduğu hukuki sonuçları da hukuk dünyasından kaldırmaz. Yani idari işlemlerin hukuk dünyasından tesis edildikleri tarihten itibaren doğurduğu tüm hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalkması durumu, ancak, idari işlemin geri alınması ya da bir iptal davasına konu olması durumunda bu davaya bakan İdari Yargı Merci tarafından iptali ile mümkün olabilecektir.
Olayda, dava konusu edilen idari işlem düzenleyici nitelikte bir işlem olup, işlemin tesis edilmesinden sonra başka bir işlem ile ortadan kaldırılmış ise de, ilk tesis edildiği tarih ile ortadan kaldırıldığı tarih arasında geçen süreçte doğurmuş olduğu hukuki sonuçlar hukuk aleminde varlığını halen sürdürdüğünden, işlemi tüm hukuki sonuçları ile ortadan kaldırmanın ise ancak yargı kararı ile iptal edilmesi ile ya da geri alınması ile mümkün olabileceğinden, daha sonra başka bir işlem ile geri alınması geri alınma aşamasına kadar hukuki sonuçları ortadan kaldırmayacağından, ortadaki hukuki ihtilafın çözüme kavuşturulması gerekliliği karşısında, dava konusu işlem yönünden bu aşamada işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle, Daire kararının anılan işlem yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmına katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!