WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Haziran 2026

DANIŞTAY 4. DAIRE

A- A A+

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2023/11924 E.  ,  2024/1821 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/11924
Karar No : 2024/1821

TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- (DAVACI) ...
VEKİLİ : Av. ...

2- (DAVALI) ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararının temyizen incelenerek taraflarca aleyhlerine olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem : İstanbul İli, Çatalca İlçesi, ... , ... , ... ve ... Mahallerini kapsayan alanda faaliyette bulunan "IV. Grup Kuvarsit ve Kuvars Kumu Ocağı, Kırma, Eleme Yıkama ve Kurutma" tesisinin tarihi Roma su yollarının koruma alanı içerisinde kalan kısmında faaliyette bulunulması talebinin uygun görülmemesine, Roma su yolları ve koruma alanı içerisinde Koruma Bölge Kurulundan görüş alınmadan herhangi bir fiziki ve inşai faaliyette bulunulmamasına ilişkin İstanbul I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E: ..., K: ... kararda; dava konusu uyuşmazlıkta; davacının uhdesinde bulunan İR: ... no'lu maden işletme ruhsatı ve işletme izni ile faaliyette bulunan "IV. Grup Kuvarsit ve Kuvars Kumu Ocağı, Kırma, Eleme Yıkama ve Kurutma" tesisine Maden İşletme Müdürlüğü'nce 01.08.2006-01.08.2016 tarihleri arasında geçerli işletme izin belgesi düzenlendiği, 27.01.2016-27.01.2026 tarihleri arasında geçerli olmak üzere temdit edildiği, söz konusu tesis için 24.05.2007 ve 16.09.2008 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatları düzenlendiği, maden tesisi faaliyetine devam ederken, maden sahasının bir kısmının korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen "Roma Su Yollarına Ait Olan Su Galerisi Hattı Kalıntıları ve Güzergahı" koruma alanı içerisinde kaldığından bahisle kalan kısmında faaliyette bulunulması talebinin uygun görülmemesine, Roma Su Yolları ve koruma alanı içerisinde koruma bölge kurulundan görüş alınmadan herhangi bir fiziki ve inşai faaliyette bulunulmamasına ilişkin İstanbul I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının tesis edildiği, anılan karara karşı yapılan itirazın Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile reddedildiği, davacı tarafından, Mahkemeleri nezdinde, aynı maden sahasına ilişkin olarak farklı bir işleme karşı açılan E: ... sayılı dava dosyasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 16.12.2021 havale tarihli bilirkişi raporunda; "...Maden sahasının çamur dinlenme havuzlarının ve stok sahasının bir bölümü ile ana yoldan maden sahasına ulaşımı sağlayan toprak yolun bir bölümünün Kültür Varlığı Korunma Alanına girdiği tespit edildiği, tesisin faaliyette olmadığının beyan edildiği, Tescilli Roma Su Yolunun korunma alanına denk gelen yerde bulunan çamur dinlenme havuzlarının ve diğer yapılar ile toprak yolun yeni yapılmış olmadıkları değerlendirilmekte bu haliyle de dava konusu yerde bir inşai faaliyet bulunmadığı, ayrıca soruda belirtildiği üzere tescilli su yolu korunma alanına giren yerde patlatma, kırma veya kazı faaliyetleri içermeyen yıkama ve kurutma madencilik faaliyetleri yapıldığının, ancak maden faaliyete geçtiğinde çamur dinlenme havuzlarına çıkarılan madenin boşaltılması, sonrasında buradan alınan cevherin stok sahasına götürülmesi ve nihai ürünün kara yoluna ulaştırılması vb. iş ve işlemler sırasında ağır iş makinelerinin korunma sahası üzerinde hareket edeceğinin, maden sahasına ulaşımı sağlayan yolun yeni açılmış bir yol olmadığı ve uzun bir süreden beri madene ulaşımı sağlayan bir yol olduğunun değerlendirildiği, bunun gibi güzergaha isabet eden karayolunun da söz konusu tescilli Roma Su Yolu ve korunma alanının üzerinden geçtiğinin anlaşıldığı, bu haliyle mevcut durumda maden sahasına ulaşımı sağlayan söz konusu toprak yolun ve güzergâhtaki kara yollarının tescilli eski eserin üzerinden geçmeleri nedeniyle tescilli eski esere müdahalede bulunduğunun değerlendirildiği şeklinde görüş ve tespitlere yer verildiği, dava konusu maden sahasının bir kısmının anılan tarihi eserin koruma alanı kapsamında kaldığı, koruma alanına denk gelen yerde bulunan çamur dinlenme havuzlarının ve diğer yapılar ile toprak yolun yeni yapılmadığı ve eskiden beri var olduğu, koruma alanı kapsamında kalan yerde patlatma, kırma veya kazı faaliyetleri içermeyen yıkama ve kurutma madencilik faaliyetleri yapıldığı, maden sahasına ulaşımı sağlayan söz konusu toprak yolun ve kamuya ait güzergâhtaki kara yolunun toprak altında bulunan tescilli tarihi eserinden geçmeleri nedeniyle tescilli eski esere müdahalede bulunduğu, korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen "Roma Su Yollarına Ait Olan Su Galerisi Hattı Kalıntıları ve Güzergahı" koruma alanı belirlenmeden önce davacı tarafından anılan sahaya ilişkin gereken izinlerin alınarak tesisin kurulduğu ve faaliyete başlandığı, sonradan ortaya çıkan bu durum üzerine madencilik faaliyetlerinin durdurulduğu, ancak koruma sahasına isabet eden kısımda yer alan kamuya ait kara yolunun halihazırda genel trafiğe açık olduğu ve herkes tarafından kullanılabildiği, davacı tarafından davalı idareye sunulan itiraz dilekçesinde; "... dava konusu sahadaki faaliyetlerde koruma alanlarına zarar verilmeyeceğine ilişkin her türlü tedbirin alınmaya hazır olunduğunun" belirtildiği, bu itibarla; korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen "Roma Su Yollarına Ait Olan Su Galerisi Hattı Kalıntıları ve Güzergahı" koruma alanı belirlenmeden önce davacı tarafından anılan sahaya ilişkin gereken izinlerin alınarak tesisin kurulduğu ve faaliyete başlanıldığı, faaliyete başlanılmadan önce koruma alanı kararı olmadığı için söz konusu izinlere güvenerek bu faaliyete başlanıldığı, bu hususta davacının kazanılmış hakkının olduğu, sonradan ortaya çıkan bir hususunun kusuru bulunmadığı halde davacının zararına olacak şekilde uygulanması halinde hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edileceğinin kabulü gerektiği, ayrıca koruma sahasına isabet eden kısımda yer alan kamuya ait kara yolunun halihazırda genel trafiğe açık olduğu ve herkes tarafından kullanılabildiği ve bu hususta davalı idarece herhangi bir tedbirin alınmadığının anlaşıldığı, davalı idarece, bugüne kadar tescilli esere zarar verdiği yolunda bir tespit olmayan ve madencilik faaliyeti hususunda kazanılmış hakkı bulunan davacıdan faaliyet esnasında zemin altında bulunan tescilli kültür varlığına zarar verilmeyeceğine ilişkin gerekli taahhütlerin alınarak ve söz konusu taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini denetleyerek madencilik faaliyetine izin verilmesi ve aksine bir durumun tespiti halinde ise yasal müeyyidelerin uygulanması gerekmekte iken bu cihette bir yol izlenmeksizin doğrudan söz konusu faaliyetlerin durdurulması yolunda tesis edilen dava konusu kararın hukuki güvenlik ilkesi ve hakkaniyet ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu uyuşmazlıkta; aynı maden sahasına ilişkin olarak farklı bir işleme karşı açılan ve ... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dava dosyasında gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 16.12.2021 havale tarihli bilirkişi raporunda; "...Maden sahasının çamur dinlenme havuzlarının ve stok sahasının bir bölümü ile ana yoldan maden sahasına ulaşımı sağlayan toprak yolun bir bölümünün Kültür Varlığı Korunma Alanına girdiği tespit edilmiştir. Tesisin faaliyette olmadığı beyan edilmiştir. Tescilli Roma Su Yolunun korunma alanına denk gelen yerde bulunan çamur dinlenme havuzlarının ve diğer yapılar ile toprak yolun yeni yapılmış olmadıkları değerlendirilmekte bu haliyle de dava konusu yerde bir inşaat faaliyet bulunmadığı değerlendirilmektedir, ayrıca soruda belirtildiği üzere tescilli su yolu korunma alanına giren yerde patlatma, kırma veya kazı faaliyetleri içermeyen yıkama ve kurutma madencilik faaliyetleri yapıldığı değerlendirilmektedir. Ancak maden faaliyete geçtiğinde çamur dinlenme havuzlarına çıkarılan madenin boşaltılması, sonrasında buradan alınan cevherin stok sahasına götürülmesi ve nihai ürünün kara yoluna ulaştırılması vb. iş ve işlemler sırasında ağır iş makinelerinin korunma sahası üzerinde hareket edeceği değerlendirilmektedir. Maden sahasına ulaşımı sağlayan yolun yeni açılmış bir yol olmadığı ve uzun bir süreden beri madene ulaşımı sağlayan bir yol olduğu değerlendirilmektedir. Bunun gibi güzergaha isabet eden karayolunun da söz konusu tescilli Roma Su Yolu ve korunma alanının üzerinden geçtiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle mevcut durumda maden sahasına ulaşımı sağlayan söz konusu toprak yolun ve güzergâhtaki kara yollarının tescilli eski eserin üzerinden geçmeleri nedeniyle tescilli eski esere müdahalede bulunduğu değerlendirilmektedir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verildiği, bu durumda, dosyadaki bilgi ve belgelerin ... İdare Mahkemesinin E:… sayılı dava dosyasında gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilmesinden; davaya konu olan maden sahasının bir kısmının korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen "Roma Su Yollarına Ait Olan Su Galerisi Hattı Kalıntıları ve Güzergahı" korunma alanı kapsamında kaldığı, söz konusu eserin zarar görmesinin engellenmesi amacıyla tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen istinafa konu kararda hukuki isabet bulunmadığı belirtilerek, istinaf başvurusunun kabulü ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu kararlar nedeniyle madencilik faaliyetlerinin durdurulduğu, maddi ve manevi zararlarının olduğu, dayanak alınan bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişilerin konunun uzmanı olmadığı, madencilik faaliyeti ile alana zarar verilmediği, kararın hukuka aykırı olduğu, kazanılmış hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği, uzun zamandan beri söz konusu alanda madencilik faaliyeti yaptığı, ölçülülük ve meşruluk ilkesine uyulmadığı, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından; Bölge İdare Mahkemesi tarafından, verilen ret kararı ile birlikte Bakanlıkları lehine vekalet ücretine hükmedilmediği belirtilerek, temyiz istemlerinin kabulü ile kararın bu kısmı açısından bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVACININ SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz istemlerinin reddi ile davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davacının ikinci kez yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Kararın, davacının temyiz istemlerine ilişkin kısmı yönünden;
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Kararın, davalının temyiz istemlerine ilişkin kısmına gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda, Danıştayın; kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik ve yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde ise, yargılama giderleri ile ilgili olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti de sayılmış, 326. maddesinde ise; Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, 168. maddesinin son fıkrasında ise, avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kurala bağlanmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; vekilin hukuki yardımının karşılığı olan vekalet ücretinin, hüküm verilinceye kadar tüm aşamalarda dikkate alınarak, davayı kazanan lehine verilmesi gerekmekte olup, temyiz aşamasından önce idare mahkemesince veya idari dava dairesince, taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği halde hükmedilmemesi durumunda, gerek bu hususun gerekse kararda yapılan diğer maddi hataların, temyiz incelemesi yapılırken yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen eksiklik veya yanlışlık olarak değerlendirilerek kararın düzeltilerek onanabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; İdare Dava Dairesince verilen kararda, İdare Mahkemesinin idari işlemin iptali yolundaki kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verildiği ve davanın davalı idare lehine sonuçlandığı ancak davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmediği, davalı idarenin davada vekil ile temsil edildiği göz önüne alındığında, davalı idare vekilinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; anılan husus, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan düzeltilmesi mümkün eksiklik olarak görüldüğünden, hüküm fıkrasına "kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.550,00- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye ödenmesine" ibaresinin eklenmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı Kanunun 49/1-(b) maddesi uyarınca, davalı idare tarafından temyiz edilen kısmının, yukarıda belirtildiği şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 14/03/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.