WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 26 Haziran 2026

DANIŞTAY 13. DAIRE

A- A A+

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/76 E.  ,  2024/270 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/76
Karar No:2024/270

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...Tarım Ürünleri İnşaat Petrol Gıda Nakliyat İthalat
İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurumu
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Madeni yağ lisansı sahibi davacı şirket ait iş yerinde 18/09/2017 tarihinde yapılan denetim sonucunda, "kapasite raporunda yer almayan ürünleri ürütmek ve/veya kapasite raporunda yer almayan ürünleri üretimde kullanmak suretiyle lisansın verdiği haklar dışında faaliyette bulunulduğundan" bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca 439.075,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ...tarih ve ...sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesi'nce verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; petrol piyasası mevzuatında, madeni yağ lisansı sahiplerinin yükümlülükleri arasında, kapasite raporunda yer almayan ürünleri üretmeme ve kapasite raporunda yer almayan ürünleri üretimde kullanmama hususunun yer aldığı, kalıp yağı üretimi yapmakta olan davacı şirkete ait iş yerindeki tanklardan alınan numunelerin kaçak akaryakıt olabileceği ve yasa dışı yollardan piyasaya sürülerek araçlarda yakıt olarak kullanılabileceğinin TÜBİTAK MAM raporuyla tespit edildiği, usulüne uygun olarak yapılan denetim sonucunda mevzuata aykırı fiilleri saptanan davacı şirkete idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ceza yargılaması sonucu şirket yetkilisi hakkında beraat kararı verildiği, mirlub kalıp yağına nihai ürün muamelesi yapıldığı, numunelerinin nihai ürün tankından alınmadığı, Mahkemece bilirkişi incelmesi yaptırılması gerekirken TÜBİTAK raporunun esas alındığı ve raporun hatalı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ceza yargılamasının kaçakçılık suçu ile ilgili olduğu, davacı şirkete kapasite raporunda yer almayan ürünleri kullanmak suretiyle lisansı verdiği haklar dışında faaliyette bulunduğundan yaptırım uygulandığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ...Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 18/01/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :

Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralı; "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." kuralı yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adîl yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
Adîl yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu boyutunun kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idarî ve adlî makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde imâ ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukukî süreç ve yargılamalarda da (idarî, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlâli söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39). Güvencenin ikinci boyutu ise, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) göre de, masumiyet karinesinin ikinci boyutu, suç isnadı ile karşı karşıya kalmış, beraat etmiş ya da haklarındaki ceza davası düşürülmüş kişilerin, mahkemeler tarafından "aslında suçlu" görülmelerinden korunmasıdır. Bu ikinci boyut, 6. madde ile güvence altına alınan adîl yargılanma güvencelerinin "teorik ve hayali" kalması riskini engeller ve kişilerin itibarlarının korunmasına hizmet eder (Allen/Birleşik Krallık, B. No: 25424/09, 12/07/2013, § 94). AİHM, mahkemeler tarafından suçluluğa dair yapılan beyanlar ile mahkemelerin yalnızca şüphe bildiren ifadeleri arasında bir ayrım yapmıştır. Ancak durum, beraatın söz konusu olduğu hâllerde farklıdır. Sanığın nihaî olarak beraat etmesinin ardından mahkeme tarafından şüphenin devam ettiğinin (ya da suçluluğun) ifade edilmesi 6/2 maddesinin ihlâlini teşkil eder (Sekanina/Avusturya, B. No. 13126/18, 25/08/1993). Ayrıca hukuk yargılaması doğrudan Sözleşme'nin 6/2. maddesinin kapsamına girmiyorsa da, bu madde, bir hukuk mahkemesinin bir ceza davası ile aynı maddi vakıalara dayanan davada, ceza davası sonucu daha önce beraat etmiş olan davacı ya da davalının bu statüsüne uygun davranmasını gerektirir (X/Avusturya, B. No: 9295/81, 06/10/1982 ve Diamantides/Yunanistan, B. No: 71563/01, 19/05/2005).
Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adîl bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tâbi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
İdarî yaptırıma ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hâllerde idare mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idarî yargı mercileri dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir.
Bu itibarla, yaptırım hukukundaki bir haksızlık ile ceza hukuku alanındaki haksızlığın kurucu unsurlarının aynı olduğu hâllerde idarenin kurucu unsurları ceza hukukundaki ile aynı olmayan başka bir haksızlık temelinde idarî yaptırım uygulamasına herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Ancak idarî yaptırım gerektiren fiil ile adli anlamda suç olan fiillerin aynı olması durumunda idarî yargı mercilerinin ceza yargısınca verilen kararlarda ulaşılan sonucu tartışmaya açması masumiyet karinesine gölge düşürür. Öte yandan, yaptırım gerektiren fiiller aynı olmasına rağmen iki yargı kolu arasında çelişkili kararlar ortaya çıkmasına da sebep olur.
Nitekim AİHM, başvurucular hakkında ceza mahkemeleri tarafından beraat kararı verilmesine rağmen haklarında verilen idarî para cezalarının iptali istemiyle idarî yargıda açtıkları davada aynı suçu işlediklerine hükmedildiği benzer bir uyuşmazlıkta, söz konusu iki davanın benzer nitelikli olması, ihtilaf konusu eylemler ve ilgili suçları meydana getiren unsurlar dikkate alındığında; idare mahkemelerinin vardığı sonucun ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarında daha önce tespit edilmiş olan başvurucuların masumiyet karinesi haklarının ihlâl edildiğine hükmetmiştir (Kapetanios ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 3453/12, 42941/12, 9028/13, 30/04/2015).
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Kurul kararındaki fiil nedeniyle davacı şirket yetkilisinin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle yargılandığı davada, arama emrinin usulsüz olduğu, usulsüz arama sonucu elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı, hukuka uygun delil bulunmadığı gerekçesiyle ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacı şirket yetkilisinin beraatine karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesi'nin ... tarih ve ..., K:... sayılı kararıyla esastan reddedilerek kesinleştiği görülmüştür.
Bu itibarla, davacı şirket yetkilisinin, davaya konu idarî para cezasına konu fiil nedeniyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle açılan kamu davasında beraatine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, masumiyet hakkının korunması açısından aynı fiil nedeniyle verilen idarî para cezasının ortadan kaldırılması ve iptali gerekmektedir.
Belirtilen gerekçelerle, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.