WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 10 Temmuz 2026

DANIŞTAY 13. DAIRE

A- A A+

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/62 E.  ,  2023/4078 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/62
Karar No : 2023/4078

DAVACI : … Derneği
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı
(… Kurumu)
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararının "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" cümlesi ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesinin iptali, ayrıca 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin 9. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI:
Dava konusu Kurul kararı ile Dernek üyesi firmaların alkollü içki sektöründe kullandığı alkollü içki markalarına hukuka aykırı şekilde yasak getirildiği, işlemin Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkını ihlâl ettiği ve kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı olduğu, Kurul kararının dayanağı olan ve 11/06/2013 tarihinde 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla getirilen kuralın Kanun'un yayım tarihinden önce tescil edilmiş ve kullanılan alkollü içki markalarını kapsamadığı, yürürlük tarihinden sonraki olaylara ve ileriye dönük olarak uygulanabileceği, anılan yasa maddesinin yürürlüğünden önce Dernek üyesi şirketlerin sadece alkollü içki sınıfı için 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de belirtilen usullere göre tescil ettirip kullandığı markaların yasaklanmasının kazanılmış hak, hukuki istikrar ve güven, ölçülülük ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu, işlemin ilgili Anayasal ve yasal düzenlemeler ile taraf olunan uluslararası sözleşmelere de aykırı olduğu, Kurul kararına dayanak alınan Yönetmelik kuralının 4250 sayılı Kanun ile Anayasa'nın 11.,14. ve 124. maddelerine aykırı olduğu, Anayasa'nın güvence altına aldığı temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırdığı, ilgili Yönetmelik maddesi uyarınca iki marka farklı sınıflardaki mal ve hizmetlerde tescilli olsa veya ambalaj etiketleri farklı olsa hatta tescilli marka sahipleri arasında hukuki veya fiili bağlantı olmasa bile sırf aynı markanın tescil edilmiş olması kanuna aykırı kabul edilip alkollü içki markasının kullanılmasının yasaklandığı, böylece Kanuna aykırı şekilde söz konusu yasağın uygulama alanının genişletildiği, dava konusu düzenleyici işlemlerin dayanağı olan 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ve iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI:
4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka tanıtıcı ve ayırt edici işaretinin alkollü içkilerde kullanılmasının yasaklandığı, bu hükmün uygulanmasına yönelik olarak Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesiyle gerekli düzenlemelerin yapıldığı, başka firma veya şahıslar tarafından da tescil edilmiş olan markaların sorgulaması yapılırken, durumu müddet olanlar iptal sayıldığından dikkate alınmadığı, birebir eşit markaların sorgulandığı, hizmet sınıflarının (nice sınıfı 35 ve üstü olanlar) dikkate alınmadığı, markaya ait oluşan listede firmanın tescil tarihinden başlayarak önceki tarihlerin dikkate alındığı, tescil tarihi olmayan markalarda koruma tarihinin esas alındığı, belirtilen ilkeler çerçevesinde dava konusu Kurul kararının alındığı, dava konusu kararın ilgili mevzuat çerçevesinde Kurumun piyasada düzenleme ve denetleme yetkisinin gereği olarak tesis edildiği, markanın kullanılmasının sınırlarının 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 9. fıkrasında yer aldığı, Anayasal özgürlüklerin hukukun genel ilkelerine uygun kullanılması gerektiği ve Kanun ile sınırlanabileceği, alkollü içki markalarının alkollü içki markası olmayan ürünlerle ilişkilendirilerek örtülü reklam ve tanıtımının yasaklandığı, anılan fıkradaki “alkolsüz içki ve sair ürünler” ibaresi ile sadece alkolsüz içki ve içeceklerin değil, tüm diğer ürünlerin de ifade edildiğinin açık olduğu, kanunla verilen görevler çerçevesinde tesis edilen işlemlerin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararının "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31.12.2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" cümlesi ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesinin iptali, ayrıca 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin 9. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz." kuralına yer verilmiştir.
Alkol ve Alkollü İçkiler İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 11/08/2013 tarih ve 28732 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle değiştirilen 19. maddesinde, alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin de alkollü içkilerde kullanılamayacağı; 4. maddesiyle eklenen Geçici 8. maddesinde de, Yönetmeliğin 13. maddesinin yedinci ve 19. maddesinin birinci fıkralarında yer alan gereklilikleri taşımayan mevcut ürünlerin, bu maddenin Resmî Gazete’de yayımı tarihinden itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirileceği; uygun olmayan ürünlerin, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemeyeceği, kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 19. maddesi ile getirilen düzenlemenin anılan Kanun hükümlerine ve söz konusu kamu hizmetinin gereklerine uygun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu işleme gelince; yukarıda anılan Yönetmelik maddelerinde, alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; aynı şekilde bu ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin de alkollü içkilerde kullanılamayacağı ve 19. maddedeki gereklilikleri taşımayan ürünlerin belirlenen tarihten itibaren piyasaya arz edilemeyeceği düzenlenmiş iken, ürünlerin piyasadan toplatılması sonucunu doğuracak şekilde tesis edilen dava konusu Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararının, "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" hususuna ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararının "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" cümlesine ilişkin kısmının iptaline; davanın, söz konusu Yönetmeliğin 19. maddesine yönelik kısmının reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
24/12/2017 tarih ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 81. maddesinde, "Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte kapatılmıştır. Kurum'un taraf olduğu davalar ve icra takiplerinde devir durumuna göre ilgili idare kendiliğinden taraf sıfatını kazanır." kuralı ile 78. maddesinde "Bu Kanun hükümleri çerçevesinde aşağıda belirtilen görevler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yürütülür." kuralına yer verildiğinden, kapatılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun yerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın davalı sıfatıyla bakılan davada taraf olduğu, ancak 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın, Tarım ve Orman Bakanlığı adı altında yeniden yapılandırıldığı anlaşıldığından, mülga Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yerine Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hasım mevkiinde olduğu görülerek esasın incelenmesine geçildi.
Davacı tarafından 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir.

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararı ile, "1. Başka firma veya şahıslar tarafından da tescil edilmiş olan Alkollü İçki Dağıtım Yetki Belgesini haiz üretici/üretici ve ithalatçı firmaların ekli listede yer alan markalarının tescil tarihinden önce başka ürünler için tescil edilmiş olması hâlinde; 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrası ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesi gereğince kullanılmasının yasaklanması, söz konusu markalı ürünlerin 31/12/2015 tarihinden sonra piyasada bulundurulmaması hususunun ilgili firma ve/veya marka sahiplerine bildirilmesi,
2. Alkollü içki dışındaki ürün markaları yönünden ise tescil tarihleri dikkate alınarak alkollü içki markalarının tescili tarihinden sonra başka ürünler için tescil edilmiş olması hâlinde; 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrası ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesi gereğince gerekli işlemlerin yapılarak söz konusu markaların kullanımının engellenmesinin sağlanmasına" karar verilmiştir.
Anılan Kurul kararında geçen 31/12/2015 tarihinin 30/06/2015 olarak değiştirildiğine ilişkin olarak davalı Kurum'a ait internet sitesinde yayımlanan 29/12/2015 tarihli duyuru ile işlemden haberdar olunması üzerine "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması"na yönelik 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı düzenleyici Kurul kararı ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin iptali ile 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan 3. maddesinde, Kurulun görev ve yetkileri "a) Bu Kanun gereğince Kurum tarafından yürütülecek görevler ile ilgili düzenlemeleri yapmak ... e) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili sektörel düzenlemeler yapmak ... l) Görev alanı ile ilgili konularda gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bunların her türlü birliklerinden istemek, m) Kanunlarla verilen diğer görevleri yürütmek ..." olarak belirlenmiştir.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, "Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz."; Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrasında, "6. maddenin sekiz, dokuz ve onuncu fıkraları kapsamına giren ürünler, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirilir. Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez." kuralına yer verilmiştir.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin birinci fıkrasında, "Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz. Kurumca bu fıkranın uygulanmasında;
a) Karşılaştırılacak iki unsurun, ambalaj veya içerik yönünden aynı şekil ve tasarıma sahip olup olmadığı veya iki unsur arasında marka, tanıtıcı ve ayırt edici işaretlerin içerdiği ögeler yönünden açık ve doğrudan bir ayniyet, benzerlik veya çağrıştırma olup olmadığı,
b) Karşılaştırılacak iki unsurun, doğrudan veya dolaylı olarak bir alkollü içkiyi tanıtmayı veya başka bir ürün veya firmaya ait unsurlar üzerinden alkollü içkileri dolaylı olarak tanıtmayı amaçlayıp amaçlamadığı ya da alkollü içki kullanımını doğrudan veya dolaylı olarak teşvik edip etmediği veya özendirici etkisinin olup olmadığı,
c) Karşılaştırılacak unsurları kullananlar arasında hukuki veya fiili bir bağlantı ya da menfaat bağı olup olmadığı hususlarından birinin mevcudiyeti aykırılık için yeterli kabul edilir." kuralı yer almaktadır.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin iptali isteminin incelenmesi:
Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlanmaktadır. (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, 2017, İstanbul, s. 426). Yasama organının yasama tasarrufları dışında, idare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile, kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahiptir. "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemlerdir.
Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar konulmuş olması zorunlu olup, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi gerekir.
4733 sayılı Kanun ile 4250 sayılı Kanun'un aktarılan düzenlemelerinden, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun, alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işaretinin alkollü içkilerde kullanılmamasını sağlamaya yönelik olarak ikincil düzenlemeler yapmaya, bu düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımından itibaren on ay içinde alkollü içki piyasasında kullanılan markaların kanun hükümlerine uygun hâle getirilmesini ve uygun olmayan ürünlerin bu tarihten itibaren piyasaya arz edilmemesini sağlamaya yetkili kılındığı anlaşılmaktadır.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesinin birinci fıkrasında yer alan dava konusu düzenlemenin ilk cümlesinin "alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz." şeklinde olduğu ve birebir kanun maddesi ile aynı olduğu, aynı fıkranın devamında yer alan (a), (b) ve (c) bentlerinin ise düzenlemeyle ilgili uygulamanın nasıl olacağına dair somut bir çerçeve çizmeye yönelik düzenlemeler içerdiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, kanun maddesi ile aynı düzenlemeyi içeren ve kanun maddesi ile ortaya konulan hükmün uygulanması ile ilgili somut kıstaslar ortaya koyan, kanun maddesi ile çizilen çerçeve dahilinde uygulamanın somut ve belirli bir şekilde yürütülmesine yönelik olarak düzenleme içeren dava konusu Yönetmelik maddesinde üst hukuk kurallarına aykırılık bulunmamaktadır.
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararının, "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" cümlesi yönünden incelenmesi:
4733 sayılı Kanun uyarınca piyasaya ilişkin faaliyetleri düzenlemeye ve denetlemeye yetkili bulunan davalı idare tarafından, çerçevesi kanunla çizilmiş alanda düzenleme yapılabileceği; davalı idarenin tütün ve alkol tüketiminden kaynaklanan kamusal, toplumsal ya da tıbbî nitelikteki her türlü zararlı etkileri önleyecek düzenlemeleri yapmak, bunlarla ilgili kararları almak konusunda yetkili olduğu; 4250 sayılı Kanun ile Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin aktarılan hükümleri uyarınca, gereklilikleri taşımayan mevcut ürünlerin, bu maddenin Resmî Gazete’de yayımı tarihinden itibaren on ay içinde anılan fıkralardaki hükümlere uygun hâle getirileceği kuralı dikkate alındığında, dava konusu işlem ve Kurul kararı ile kullanılması yasaklanan alkollü içki markalarına ait ürünlerin 31/12/2015 (16/12/2015 tarihli karar ile uygulama tarihi 30/06/2016 olarak değiştirilmiştir) tarihinden sonra piyasada bulundurulmamasına ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 16/10/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Dosyanın incelenmesinden, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 09/09/2015 tarih ve 9782 sayılı kararı ile; alkollü içki üreticisi ve ithalatçısı firmaların kullandıkları markaların tescil tarihinden önce, aynı markaların alkollü içki dışındaki ürünler için başka firma veya şahıslar tarafından da tescil edilmiş olması hâlinde, bu markaların kullanımının yasaklandığı ve söz konusu markalı ürünlerin 31/12/2015 tarihinden sonra piyasada bulundurulmamasına karar verildiği; ayrıca alkollü içki markalarının, tescil tarihinden sonra başka ürünler içinde tescil edilmiş olması hâlinde ise, söz konusu markaların kullanımının engellenmesinin sağlanması yönünde karar alındığı, anılan Kurul kararının "alkollü içki dağıtım yetki belgesini haiz üretici/ithalatçı firmaların kullandıkları markalara ait alkollü içkilerin 31/12/2015 tarihinden itibaren piyasada bulundurulmaması" cümlesi ile, Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesinin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz." kuralına yer verilmiştir.
Alkol ve Alkollü İçkilerin İç ve Dış Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 19. maddesinin birinci fıkrasında da aynı düzenlemeye yer verilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesinin unsurlarından biri hukukî belirlilik ilkesidir. Buna göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler, hem de idare yönünden herhangi bir duraksama ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuk devletinin bir diğer unsuru olan hukukî güvenlik ilkesiyle de yakından ilgilidir. Hukukî güvenlik, kişilerin kamu otoriteleriyle ilişkilerinde bugün ve geleceğe dönük olarak güven duygusu içinde olmaları demektir. Hukukî güvenlik ilkesi gereğince, her birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve buna göre davranışlarını belirler. Hukukî güvenlik ilkesinin amaçlarından biri de hukuk normlarının öngörülebilir olmasıdır. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Düzenleyici nitelikteki kurallar, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makûl bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. Hukukî öngörülebilirlik ilkesi olarak kabul edilen bu ilke sayesinde kişilerin geleceği öngörebilmeleri ve her türlü faaliyetlerini buna göre planlayıp yürütmeleri sağlanır.
Markaların korunmasına ilişkin usul ve esaslar, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede düzenlenmiştir.
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 5. maddesinde, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretin, marka olabileceği kabul edilmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinde koruma altına alınan mülkiyet hakkı sadece taşınır ya da taşınmazları değil, marka ve patent hakları, fikri mülkiyet hakları, alacak hakları gibi maddi bir varlığı olmayan hakları da kapsamaktadır. Bir başka ifade ile mülkiyet hakkının kapsamına iktisadi bir değer arz eden bütün unsurlar girmektedir.
Bir markanın sahibine sağladığı haklar, “marka hakkı” olarak adlandırılmakta ve fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle marka hakkı üzerinde yapılacak sınırlandırmalarda, Anayasanın “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinin esas alınması gerekmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesiyle Devlete, bireylerin mülkiyet hakkına saygı gösterme ve haksız müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında, üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif bir yükümlülük de yüklenmektedir. Mülkiyet hakkı, genel olarak, bir kimsenin başkasına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanım biçimini değiştirme, harcama ve tüketme, hatta yok etme yetkilerini kapsamaktadır. Bu bağlamda, malikin bu yetkilerini kullanmasını engelleyen düzenlemeler, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
Mülkiyet hakkına ilişkin olarak idareye herhangi bir konuda yetki tanınması durumunda, idarenin yetkisinin sınırlarının ve genel çerçevesinin kanunla düzenlenmesi ve bireylere getirilen yükümlülüklerin kamu yararı ile çelişmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur.
Bu çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar, hakkın özüne dokunmaktadır. Mülkiyet hakkı bağlamında da, bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır.
Kural olarak Kanunlar, yürürlüğe girdikleri tarih ile yürürlükten kalktıkları tarih arasında meydana gelen olaylara uygulanır. Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke bu olmakla birlikte, Kanun koyucu bazı istisnaî durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış hakları koruyarak, Kanun hükümlerinin geçmişe dönük uygulanmasına karar verebilir. Ancak bu durumun Kanunda açıkça düzenlenmesi gerekir.
Dava konusu Yönetmelik ve Kurul kararının dayanağı olan 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, Kanun'un yürürlük tarihinden önce tescil edilmiş olan markaları da kapsadığına ilişkin bir açıklık bulunmayıp, yorum yoluyla da aksinin kabulü yukarıda belirtilen Anayasa hükümlerine aykırılık oluşturur.
Uyuşmazlık konusu Kurul kararıyla, bir mülkiyet hakkı olan marka hakkına sınırlama getirilmektedir. Alkollü içki üreticisi ve ithalatçısı firmaların kullandıkları markaların tescil tarihinden önce, aynı markaların alkollü içki dışındaki ürünler için başka firma veya şahıslar tarafından da tescil edilmiş olması hâlinde, bu markaların kullanımının yasaklanması veya alkollü içki markalarının, tescil tarihinden sonra başka ürünler içinde tescil edilmiş olması hâlinde ise, söz konusu markaların kullanımının engellenmesi, markanın kullanılamaz hâle getirilmesine ve hatta ortadan kaldırılmasına yol açmaktadır. Markanın kullanılamaz hâle getirilmesine ve ortadan kaldırılmasına yol açacak bir düzenleme hakkın özüne dokunduğu için ölçülü kabul edilemez.
Açıklandığı üzere, dava konusu Kurul kararına dayanak alınan 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrası, davalı idareye, geçmişe dönük düzenleme yapma yetkisi vermemesine rağmen, uyuşmazlık konusu Kurul kararıyla, 4250 sayılı Kanun'un öngörmediği bir yetki kullanılmak suretiyle, alkollü içki markalarının kullanımına yönelik geçmişe dönük düzenleme yapıldığı ve alkollü içki üreticisi ve ithalatçısı firmaların kullandıkları markaların kullanılamaz hâle getirilmesine ve hatta ortadan kaldırılmasına yol açacak şekilde karar alındığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 4250 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dokuzuncu fıkrasında Anayasa'ya aykırılık ve bu Kanun hükmüne dayanılarak çıkartılan Yönetmelik'te hukuka aykırılık görülmemekle birlikte, dayanağı olan Kanun ve Yönetmelikte öngörülmediği hâlde Kanun'un geriye yürütülmesi suretiyle, Kanun'un yürürlük tarihinden önce tescil edilmiş markaları da kapsayacak şekilde tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla bu kısım yönünden davanın reddi yolundaki karara katılmıyorum