Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2021/2290 E. , 2023/4834 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/2290
Karar No:2023/4834
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Un ve Yem Sanayi Petrol Tarım Ürünleri Gübre Nakliye İnşaat Taahhüt ve İthalat İhracat Pazarlama Ticaret Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU: …. Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve …, K:…. sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bayilik lisansı sahibi davacı şirketin "… Mahallesi, … Caddesi, No:… …/…" adresinde faaliyet gösteren akaryakıt istasyonunda, 01/12/2014 tarihinde yapılan denetimde, alınan numunelere ilişkin analiz raporu neticesinde, yeterli şart ve seviyede marker içermeyen akaryakıt ikmal ettiğinden bahisle, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca, 1.039.300,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacıya ait akaryakıt istasyonunda yapılan denetimde, marker seviyesinin geçersiz çıkması üzerine numune alınarak şahit numune bırakıldığı, İNÖNÜ PAL'de yapılan tahlilde marker seviyesinin geçersiz çıktığı, … Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen yazılı talimat doğrultusunda söz konusu akaryakıt istasyonunda 28/01/2015 tarihinde yapılan keşif sonucunda alınan numunelere TÜBİTAK MAM tarafından yapılan tahlil sonucunda da aynı sonucun doğrulandığı, şirket yetkilisi … tarafından da numune alma tutanağının imzalandığı, davacı tarafından marker seviyesine kendi dahillerinin olmadığı, dağıtıcıdan gelen yakıtın depolara doldurulduğu, uygulamada teslimatlar sırasında ölçüm yapılmadığı ileri sürülmekle birlikte, ölçüm yapılmamasının davacının kendi sorumluluğunda olduğu, rafineriden tüketiciye ulaşana kadar her kademedeki lisans sahibinin sorumlulukları bulunduğu, davacı tarafından numune kargo ile gönderildiği için hatalı sonuç çıktığı ileri sürülmekle birlikte, akredite laboratuvar olan İNÖNÜ PAL'e numunenin görevli tarafından teslim edildiği, akredite laboratuvar olan TÜBİTAK MAM tarafından da numunenin kargo ile gönderilmesinde bir sıkıntı görülmeyerek tahlil yapıldığı, her iki tahlil sonucunun birbirini doğruladığının görüldüğü, öte yandan, 28/02/2019 tarih ve 30700 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7164 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 32. maddesiyle değişik 5015 sayılı Kanun'un "İdarî para cezaları" başlıklı 19. maddesinde yapılan değişiklikle idari para cezalarına getirilen asgari ceza oranlarının yükseltildiği, dolayısıyla bu hususun davacının lehine olmadığı; diğer taraftan, Kurul'un 14/03/2019 tarih ve 8487-3 sayılı kararında "marker seviyesinin geçersiz olması" fiili 5015 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi uyarınca belirlenen ve niteliği itibarıyla düzeltme imkânı olan fiiller arasında da sayılmadığından, davacı şirkete yeterli şart ve seviyede marker içermeyen akaryakıt ikmal edildiğinden bahisle idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, numune alımlarının usulüne uygun olmadığı, kendisinin dağıtıcısından alım yaptığı, teslimatlar sırasında marker ölçümü yapılabileceği, ancak uygulamada teslimatlar sırasında marker ölçümü yapılmadığı, şirket yeklisi hakkındaki ceza yargılamasının beraatle sonuçlandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve …, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 16/11/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralı; "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." kuralı yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adîl yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
Adîl yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu boyutunun kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idarî ve adlî makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde imâ ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukukî süreç ve yargılamalarda da (idarî, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlâli söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39). Güvencenin ikinci boyutu ise, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) göre de, masumiyet karinesinin ikinci boyutu, suç isnadı ile karşı karşıya kalmış, beraat etmiş ya da haklarındaki ceza davası düşürülmüş kişilerin, mahkemeler tarafından "aslında suçlu" görülmelerinden korunmasıdır. Bu ikinci boyut, 6. madde ile güvence altına alınan adîl yargılanma güvencelerinin "teorik ve hayali" kalması riskini engeller ve kişilerin itibarlarının korunmasına hizmet eder (Allen/Birleşik Krallık, B. No: 25424/09, 12/07/2013, § 94). AİHM, mahkemeler tarafından suçluluğa dair yapılan beyanlar ile mahkemelerin yalnızca şüphe bildiren ifadeleri arasında bir ayrım yapmıştır. Ancak durum, beraatın söz konusu olduğu hâllerde farklıdır. Sanığın nihaî olarak beraat etmesinin ardından mahkeme tarafından şüphenin devam ettiğinin (ya da suçluluğun) ifade edilmesi 6/2 maddesinin ihlâlini teşkil eder (Sekanina/Avusturya, B. No. 13126/18, 25/08/1993). Ayrıca hukuk yargılaması doğrudan Sözleşme'nin 6/2. maddesinin kapsamına girmiyorsa da, bu madde, bir hukuk mahkemesinin bir ceza davası ile aynı maddi vakıalara dayanan davada, ceza davası sonucu daha önce beraat etmiş olan davacı ya da davalının bu statüsüne uygun davranmasını gerektirir (X/Avusturya, B. No: 9295/81, 06/10/1982 ve Diamantides/Yunanistan, B. No: 71563/01, 19/05/2005).
Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adîl bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tâbi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
İdarî yaptırıma ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hâllerde idare mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idarî yargı mercileri dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir.
Bu itibarla yaptırım hukukundaki bir haksızlık ile ceza hukuku alanındaki haksızlığın kurucu unsurlarının aynı olduğu hâllerde idarenin kurucu unsurları ceza hukukundaki ile aynı olmayan başka bir haksızlık temelinde idarî yaptırım uygulamasına herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Ancak idarî yaptırım gerektiren fiil ile adli anlamda suç olan fiillerin aynı olması durumunda idarî yargı mercilerinin ceza yargısınca verilen kararlarda ulaşılan sonucu tartışmaya açması masumiyet karinesine gölge düşürür. Öte yandan, yaptırım gerektiren fiiller aynı olmasına rağmen iki yargı kolu arasında çelişkili kararlar ortaya çıkmasına da sebep olur.
Nitekim AİHM, başvurucular hakkında ceza mahkemeleri tarafından beraat kararı verilmesine rağmen haklarında verilen idarî para cezalarının iptali istemiyle idarî yargıda açtıkları davada aynı suçu işlediklerine hükmedildiği benzer bir uyuşmazlıkta, söz konusu iki davanın benzer nitelikli olması, ihtilaf konusu eylemler ve ilgili suçları meydana getiren unsurlar dikkate alındığında; idare mahkemelerinin vardığı sonucun ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarında daha önce tespit edilmiş olan başvurucuların masumiyet karinesi haklarının ihlâl edildiğine hükmetmiştir (Kapetanios ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 3453/12, 42941/12, 9028/13, 30/04/2015).
5015 sayılı Kanun'un lisans sahiplerinin temel hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiği 4. maddesinin 4. fıkrasının (ı) bendinde yer alan fiil ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun kaçakçılık suçlarının düzenlendiği 3. maddesinin 11. fıkrasında yer alan fiilin aynı olduğu, davacı şirket yetkilisinin, davaya konu idarî para cezasına konu fiil nedeniyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle yargılandığı davada, üzerine atılı müsnet suçtan mahkumiyetine yeter şüphe ve soyut iddiadan başka kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle …. Asliye Ceza Mahkemesi'nce beraatine karar verildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmış olup; beraat kararında, marker seviyesinin düşük çıkmasının nedenlerinin şüpheden ari bir şekilde tespit edilemediği, numunenin teknik düzenlemelere uygun alınmadığı bu nedenle marker seviyesinin geçersiz çıkabileceği, 2068 litre el konulan benzin miktarı dikkate alındığında kaçakçılık yapılmasının hayatın olağan akışına uymadığı, bayiden alınan numune ile dağıtıcıdan alınan numunenin teknik özellikleri ve otomasyon sistemi ile istasyondaki yakıt miktarının örtüştüğü sonucuna varılmıştır.Bu itibarla, davacı şirket yetkilisinin, davaya konu idarî para cezasına konu fiil nedeniyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle açılan kamu davasında beraatine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, masumiyet hakkının korunması açısından aynı fiil nedeniyle verilen idarî para cezasının ortadan kaldırılması ve iptali gerekmektedir.
Belirtilen gerekçelerle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!