Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/2952 E. , 2023/4566 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2020/2952
Karar No:2023/4566
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) :1- …- … 134-…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): ... Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.
VEKİLLERİ : Av. ….
Av. …
Av. …
Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Mersin ili sınırları içerisinde … Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından kurulmak istenilen termik santral için Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından verilen … tarih ve .. sayılı elektrik üretim lisansının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesi'nce verilen …. tarih ve E:…, K:…. sayılı kararda; davacıların, söz konusu termik santrali lisansının verildiğini öğrendiklerini belirttikleri tarihten itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde davanın açıldığı görüldüğünden idarenin süreye ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, dava açma ehliyeti bakımından baroların kuruluş amaçları dikkate alındığında, davacılardan … Barosu Başkanlığı'nın dava konusu işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı; davanın esasının incelemesine ilişkin olarak; Mersin ili hudutlarında … Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan ''1160 MWm/1148,4 MWm/1916,5 MWt Mersin Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali" projesi ile ilgili olarak işlem tarihinde yürürlükte olan mevzuatın öngördüğü yasal yükümlülükler yerine getirilerek üretim lisansının alındığı, yine müdahil şirket tarafından davalı idare nezdinde yürütülen işlemler yanında çevre mevzuatı gereğince yükümlülükler yerine getirilerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın … tarih ve … sayılı işlemiyle "ÇED Olumlu Kararı"nın alındığı, idare ile yapılan yazışmalardan bu karara karşı herhangi bir davanın açılmadığının görüldüğü, uyuşmazlıkta davacılar tarafından ortaya konulan iddiaların esasen çevresel yönden oluşması muhtemel olumsuzluklara ilişkin olduğu,
Bu durumda, müdahil şirket tarafından ilgili mevzuatta belirtilen bilgi ve belgelerin sunulması suretiyle usulüne uygun şekilde yapılan lisans başvurusu üzerine davalı idarece yapılan değerlendirme sonucunda dava konusu üretim lisansının alındığı, davacıların işbu üretim lisansının iptali istemine dayanak teşkil eden iddialarının esasen çevresel, küresel, insan sağlığı yönlerinden oluşması muhtemel olumsuzluklara ilişkin olduğu anlaşılmakla birlikte, davanın konusunun, müdahil şirkete verilen üretim lisansı olduğunun gözönünde bulundurulması ve bu kapsamda davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların, üretim lisansının hukuka uygunluk denetiminin yapılması sürecinde irdelenip irdelenmeyeceği noktasında önem ve etkinliğinin ortaya konulması gerektiği, bu çerçevede ÇED kararının yargısal denetimi sırasında ileri sürülebilecek iddiaların lisans verme işleminden bağımsız bir biçimde değerlendirilmesi gerektiği, lisans verme işleminin yargısal denetimi sırasında idari yargı mercilerinde dava konusu edilmeyerek kesinleşen veyahut dava konusu edilerek hakkında bir karar verilen ÇED kararı ile ÇED kararına karşı iddialar hakkında hüküm kurulmasının mümkün olamayacağı, aksi durumda ÇED kararı sürecine ilişkin olarak yargı denetiminden geçerek veya geçmeyerek kesinleşmiş ÇED kararının getireceği hukuki durumun, hukuki güvenlik ilkesinin gereği olan ''belirlilik ve öngörülebilirlik'' ilkelerine aykırı olarak korunamayacak hâle geleceği, bu durumda, "ÇED Olumlu" kararının hukuken ayakta olduğu dikkate alındığında, esasen ÇED sürecine ilişkin yargılama kapsamında değerlendirilmesi gereken işbu davadaki iddiaların, mevzuata uygun olarak yükümlülükler yerine getirilmek suretiyle verilmiş üretim lisansının hukuki denetimi kapsamında değerlendirilmesinin hukuki güvenlik ilkesine aykırı olacağı anlaşıldığından, dava konusu üretim lisansında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davanın … Barosu Başkanlığı açısından ehliyet yönünden, diğer davacılar açısından ise esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu elektrik üretim lisansının çevre ve insanlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu, kişilerin yaşam hakkını ihlâl ettiği, lisans verilirken kümülatif etki değerlendirilmesi ve toplumsal maliyet hesabı yapılmadığı, ÇED sürecinin etkinliğinin olmadığı, çevre ve insan sağlığı açısından söz konusu tesisin çalıştırılmasında kamu yararının bulunmadığı, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin reddine,
2. Davanın kısmen ehliyet yönünden, kısmen esastan reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının oyçokluğu, esastan reddine ilişkin kısmın ise oybirliği ile ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın taraflara ve müdahile iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 07/11/2023 tarihinde kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar, iptal davaları olarak tanımlanmıştır.
İptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukukî nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır.
Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alâkasının varlığı ise, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makûl, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır.
Ayrıca, iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından, bu davalarda menfaat ilgisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması da gerekmektedir.
Anayasa'nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde, "... kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir..." kuralı yer almış; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, baroların avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken, 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un Baro Yönetim Kurulu'nun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun'la eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
1136 sayılı Kanun'un 76 ve 95/21. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan kanuni değişiklikten sonra baroların, meslekî bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Danıştay kararları ışığında konuya bakıldığında, Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idarî işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlâl edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir.
Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlâlinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirme yapılmaksızın davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Davacı baro tarafından, dava konusu elektrik üretim lisansının çevreye zararları olan termik santraline ilişkin olduğu, bu işlemin Anayasa'nın 56. maddesinde yer alan çevrenin korunması hakkı kapsamında temel insan haklarından olan yurttaşların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını ihlâl ettiği, çevreye ve insanlara kümülatif etkileri olan tesisin kurulmasında kamu yararının bulunmadığı iddialarıyla açılan davanın, bu özelliği itibarıyla kamu yararı ve insan haklarının savunulması ile ilgili bulunduğu dikkate alındığında, dava konusu üretim lisansının iptalini istemekte, kişisel, meşru ve güncel menfaat ihlâli şartının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu işlemin belirtilen niteliği dikkate alındığında, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüğünü savunmak ve korumak görev ve yükümlülüğü bulunan söz konusu baronun dava açma ehliyeti bulunduğundan, bu davacının temyiz isteminin kabulüyle temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!