Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/434 E. , 2024/95 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2019/434
Karar No:2024/95
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Elektrik Dağıtım A.Ş.
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
KARŞI TARAF (DAVAL) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Dağıtım lisansı sahibi davacı şirketin Ocak 2013-Mart 2013 dönemlerinde sayaç okuma ve okunan değerleri Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi'ne (PMUM) bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edildiğinden bahisle 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 500.000,00-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; 6446 sayılı Kanun'un 30/03/2013 tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, davacı şirketin Ocak 2013 - Mart 2013 dönemlerinde sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünün ihlal edildiği (Ocak ve Şubat ayları için söz konusu değil ise de) Mart ayı için anılan Kanun'un yürürlükte bulunduğu görüldüğünden, Mahkemelerince uyuşmazlığın 6446 sayılı Kanun kapsamında incelendiği, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilerin okuma listesindeki sayaçlara ait değerleri süresi içinde PMUM'a bildirmesinin mevzuat gereği bir zorunluluk olduğu, okuma listesinde yer alan sayaçların tüketim değerlerinin sıfır bile olsa PMUM'a bildirilmesi gerektiği, dağıtım şirketlerinin öncelikle sayaç okuma yükümlülüğünü yerine getirmesi ve bir yanlışlık var ise düzeltme talebinde bulunması ve dağıtım şirketlerinin sayaç değeri bildirmeyerek kendi düzeltmesini kendisinin yapması gibi bir hakkının bulunmadığı, Otomatik Sayaç Okuma Sistemleri Usul ve Esaslarının 11. maddesi gereğince aylık okunan sayaçlarda önceki tüketim değeri olmasa bile benzer tüketim değerlerine sahip diğer tüketicilerin verilerinin kullanılmasına imkân tanındığı, okunamayan sayaçlar için yapılacak planlama dahilinde bulunacak tahmini değerlerin bildiriminin yapılmasının mümkün olduğu, sonradan geriye dönük olarak yapılan düzeltmenin bildirim yükümlülüğüne yönelik ihlali ortadan kaldırmadığı, davacı şirket tarafından ileri sürülen sebeplerin sayaç değerlerinin bildirilmemesini haklı kılacak nitelikte olmadığı, davacı dağıtım şirketinin Ocak 2013 - Mart 2013 dönemlerinde sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği, davacının mevzuata aykırı fiillerinden dolayı … tarih ve … sayılı davalı idare kararı ile ihlâl konusunda ihtar edildiği, anılan Kurul kararıyla yapılan ihtarın aynı mevzuat hükmünün ihlâline ilişkin olduğu, davacı tarafından, dava konusu idari para cezasına konu döneme ilişkin olarak sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeme ihlâli ile ilgili herhangi bir ihtar yapılmadığı ileri sürülmekte ise de, ihlâl edilen fiilin niteliği gereği her dönem ihtar edilmesinin mevzuatta öngörülen müeyyidenin getiriliş amacıyla çelişeceği, ihlâlin niteliği göz önüne alındığında, aynı ihlâle ilişkin olarak her dönem için ayrı ayrı ihtar gerekmeyeceği anlaşıldığından dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, uyuşmazlık konusu fiilin dönemi itibarıyla 6428 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği, ihtar şartına uyulmaksızın idari para cezası verildiği, sayaçların okunması konusunda fiili imkansızlık bulunduğundan Yönetmeliğe aykırılıktan bahsedilemeyeceği, mevzuatta eksikliklerin giderilmesine olanak tanındığı, sayaç okuma bedeli aynı zamanda şirketin gelirlerinden olduğundan kasıtlı olarak okunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, idari yaptırım uygulanmasında kamu yararı bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'UN DÜŞÜNCESİ : 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Bu Kanun hükümlerine ve çıkarılan yönetmelik, talimat ve tebliğlere aykırı hareket edildiğinin saptanması hâlinde, aykırılığın otuz gün içinde giderilmesi ihtar edilir ve yapılan yazılı ihtara rağmen aykırı durumlarını devam ettirenlere, ikiyüzellibin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir."; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesinin yedinci fıkrasında, "İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralına yer verilmiş; 19/12/2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Elektrik Piyasası Kanunu'nun 11. Maddesi Uyarınca 2013 Yılında Uygulanacak Para Cezaları Hakkında Tebliğ"de, Elektrik Piyasası Kanunu'nun 11. maddesi birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 2013 yılında uygulanacak idari para cezası miktarı 366.319,00-TL olarak belirlenmiştir.
30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Bu Kanun, ikincil mevzuat veya lisans hükümlerine, Kurul kararlarına ve talimatlara aykırı hareket edildiğinin saptanması hâlinde, aykırılığın niteliğine göre aykırılığın otuz gün içinde giderilmesi veya tekrarlanmaması ihtar edilir ve yapılan yazılı ihtara rağmen aykırı durumlarını devam ettiren veya tekrar edenlere beş yüz bin Türk Lirası idari para cezası verilir." kuralı yer almaktadır.
Ocak 2013- Mart 2013 dönemleri sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden bahisle davacı şirket hakkında 6446 sayılı Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 500.000,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 19/01/2017 tarih ve 6872-3 sayılı Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Uyuşmazlıkta, sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği, davacı şirket tarafından ileri sürülen sebeplerin yükümlülüğün yerine getirilmemesini haklı kılacak nitelikte olmadığı, aynı yükümlülüğün ihlâli nedeniyle 28/06/2012 tarih ve 3903-26 sayılı Kurul kararı ile ihtar edildiği anlaşıldığından davacı şirkete, kusurlu eylemi nedeniyle idari para cezası verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta uygulanacak mevzuat yönünden;
Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 81. maddesinde sayaçların “fatura döneminin sonunu takip eden ilk dört gün içerisinde” dağıtım şirketleri tarafından okunması ve PMUM'a bildirilmesi gerektiği düzenlemiştir.
Davacının isnat edilen eylemi Ocak, Şubat ve Mart dönemlerinde gerçekleşmiş, Kurul tarafından bu dönemlere ilişkin aykırılık bütün olarak değerlendirilerek Mart ayı fatura dönemi sonunu izleyen Nisan ayı, eylemin gerçekleştiği tarih olarak olarak kabul edilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "İçtima" başlıklı 15. maddesinin ikinci fıkrasında, kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idari yaptırım kararı verilinceye kadar fiilin tek sayılacağı belirtilmiştir.
Kesintisiz suç, hukuka aykırı durumun birden sona ermeyip zaman içinde devam etmesi ve bu devamlılığın failin iradi bir davranışına bağlı olması hâlinde söz konusu olmaktadır. Kesintisiz suçlarda, kesintinin gerçekleştiği anda suç işlenmiş sayılır ve kesintinin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre (lehe veya aleyhe olduğuna bakılmaksızın) işlem yapılır.
Bu durumda, davacı şirketin Ocak, Şubat ve Mart dönemlerindeki hukuka aykırı eylemlerinin kesintisiz suç olarak nitelendirileceği, kesintinin yaşandığı Nisan ayında eylemin gerçekleştiğinin kabulü gerektiği, verilecek idari para cezası miktarını 366.319,00-TL'den 500.000,00-TL'ye çıkartacak olması yönüyle aleyhe olmasına karşın somut olayda kesintinin yaşandığı tarihten sonra 30/03/2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği anlaşıldığından dava konusu Kurul kararında bu yönüyle de kusurlandırılacak bir husus bulunmamaktadır.
Eşitlik ilkesi yönünden;
Anayasa'nın "Kanun Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. ... Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." kuralı yer almıştır.
Eşitlik ilkesi hem başlı başına bir hak hem de diğer hak ve özgürlüklerden yararlanılmasına hâkim temel bir ilke olarak kabul edilmektedir. Anayasa'nın 10. maddesi eşitlik ilkesinden faydalanacak kişi ve ilkenin kapsamı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Anayasa'nın 11. maddesinde yer alan "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmü uyarınca Anayasa'nın "Genel Esaslar" bölümünde düzenlenen eşitlik ilkesinin sayılan organlar, kuruluşlar ve kişiler açısından da geçerli olduğu açıktır. Bunun yanı sıra Anayasa'nın 10. maddesinin son fıkrasında yer alan "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmü gereğince yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına uygun davranmakla yükümlüdür. (Anayasa Mahkemesi, Burcu Reis, B. No: 2016/5824, 28/12/2021, § 33)
Çoğunlukla genel ve soyut düzenlemeler getiren yasama organından ziyade bireysel ve somut işlemler yapan idarenin eşitlik ilkesini çiğnemesi ihtimal dâhilindedir. Dolayısıyla bir kanunu uygulayacak olan idarî makamlar, bireysel durumlarda uygulayacakları kanunu eşitlik ilkesine uygun bir şekilde tatbik etmek zorundadırlar. Bir kanunun aynı hükmünü bir kişi için bir şekilde, diğer kişi için başka bir şekilde uygulayan idarî makamın işlemi, idarî yargı organları tarafından sırf eşitlik ilkesine aykırılıktan dolayı iptal edilebilir. (GÖZLER Kemal, İdare Hukuku Cilt I, Mayıs 2019, Bursa, s. 146)
Ocak 2013-Mart 2013 döneminde sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden bahisle, davacı ile birlikte elektrik piyasasında dağıtım lisansı sahibi olarak faaliyet gösteren 12 şirkete (… tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı Kurul kararları) lehe düzenleme olduğu gerekçesiyle 4628 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 366.319,00-TL idari para cezası verildiği görülmektedir.
Aynı piyasada faaliyet gösteren ve tabi olunan yükümlülükler bakımından aynı statüde bulunan diğer şirketler için lehe düzenleme hükümleri uygulandığı belirtilerek 366.319,00-TL idari para cezası verilirken, hakkında 6446 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 500.000,00-TL idari para cezası verilmesi davacı yönünden "farklı bir muamele" sonucu doğurmaktadır.
Dairemizin 31/10/2023 tarihli ara kararı ile davalı idareden "Aynı dönemde aynı yükümlülüğün ihlali nedeniyle diğer dağıtım şirketlerine, lehe düzenleme olduğundan bahisle 4628 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak 366.319,00-TL idari para cezası verilmesine karşın davacı şirkete 6446 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 500.000,00-TL idari para cezası verilmesinin gerekçesinin sorulmasına" karar verilmiştir.
Davalı idare tarafından verilen 14/12/2023 tarihli cevapta bu hususa ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmekte olup bu durumda, davacıya uygulanan farklı muamelenin, objektif ve somut nedenlere dayanmadığının kabulü gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin, indirimli özel tüketim vergisi uygulandığı dönemde yapılan araç satışlarının muvazaalı olduğu gerekçesine dayanılarak, aynı sektörde faaliyet gösteren bir kısım şirkete bir kat vergi ziyaı cezası uygulanırken, başvurucu hakkında resen üç kat vergi ziyaı cezalı ÖTV tarh edilmesi nedeniyle ayrımcılık yasağı bağlamında mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılan kararında, "İdarenin "iyi yönetişim" ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Ayrıca idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir.
...
Bu kadar belirli bir vergi incelemesinde farklı sonuçlara ulaşılmaması için vergi idaresince daha en baştan çeşitli tedbirlerin alınması ve bu tedbirlerin gereğinin yerine getirilmesi beklenir. Nitekim somut olay özelinde yapılan şikâyetler üzerine düzenlenen Görüş ve İnceleme Raporu'nda bu farklı uygulamaların önüne geçilmesini sağlayabilecek çeşitli önerilerde bulunulduğu görülmektedir (bkz. § 28). Gerçekten de bu gibi önerilerin hayata geçirilmesi hâlinde vergisel müdahaleler yönünden en temel anayasal ilkelerden biri olan vergilendirmede eşitlik ilkesi bağlamında ayrımcılık yasağının ihlaline yol açma riski bulunan farklı vergi uygulamalarının önüne geçilebileceği kuşkusuzdur.
Somut olayda ise bizzat vergi idaresinin söz konusu tespitleri karşısında ÖTV indiriminin kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususu ile sınırlı vergi incelemesi neticesinde farklı vergisel sonuçları önleyebilecek bir planlama dâhilinde yola çıkılmadığı anlaşılmaktadır. Olayda olduğu gibi belirli bir konu ve dönem ile sınırlı vergi incelemelerinde ise vergi idaresince düzenlenen raporda değinildiği üzere uygulanacak ilkeler ve yöntem baştan doğru bir biçimde belirlenerek faklı sonuçlara ulaşılması önlenebilir. Ayrıca merkezî bir inceleme komisyonunun varlığı ve söz konusu komisyonun çalışma usulü ile yetkileri de gözetildiğinde farklı vergi denetim elemanlarınca düzenlenen raporlardaki öneri ve sonuçların tek elden görülebilmesi, farklı uygulamaların tespit edilebilmesini sağlayabilmektedir." tespitlerine yer verilmiştir. (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100, 107-108)
Dava konusu olayda, farklı muameleye tabi tutulan davacı şirket ile diğer dağıtım şirketlerine, aynı dönemde ve aynı yükümlülüğün ihlali gibi spesifik bir hususta aynı hukuki yorumun yapılarak idari para cezası verilmesi için Kurul'ca gerekli tedbirlerin alınması gerekirken, "iyi yönetişim" ilkesi uyarınca idarenin tutarlı davranma yükümlülüğü de göz önüne alındığında, aynı hukuki statüde olan davacıya eşitlik ilkesine aykırı olarak farklı miktarda idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında bu yönüyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Eşitlik ilkesinin, somut olayda iptal gerekçesi olup olamayacağı yönünden;
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde, idarî işlemlerin "yetki, şekil, sebep, konu ve maksat" yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptal davası açılabileceği belirtilmiştir.
Bir idarî işlem için mevcut ve geçerli sebep olsa bile, idare bu sebep bakımından eşitlik ilkesine uygun bir şekilde davranmalıdır. Belirli bir sebebe dayanarak memur A hakkında işlem yapıyorsa, aynı sebebin kendisi için de geçerli olduğu memur B hakkında da aynı işlemi yapmalıdır. (GÖZLER Kemal, İdare Hukuku Cilt I, Mayıs 2019, Bursa, s. 1038) Yazar tarafından devamında atıf yapılan davada, "Olayda gerek davacı gerek yerine atanan kişi sözü edilen yönetmelikte öngörülen sağlık meslek lisesi müdürlüğü görevine atanma şartlarına sahip olmama yönünden aynı hukuki durum içinde bulunmalarına rağmen idarece davacı yönünden yönetmelik hükmünün uygulandığı ileri sürülmekte yerine atanan kişi yönünden ise yönetmelik hükmü uygulanmayarak eşitliğe aykırı bir davranış ortaya konulmaktadır." gerekçesine yer verilerek görünüşte hukuka uygun olarak tesis edilen bir işlemin sırf eşitlik ilkesine aykırı olduğundan bahisle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 25/12/1998, E:1997/699, K:1998/708)
Somut olayda ise, aynı sebebe dayanılarak, hukuk kurallarının farklı yorumlanması nedeniyle konu unsuru yönünden, daha spesifik olarak idari para cezasının miktarı yönünden farklı bir uygulamaya gidilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere uyuşmazlık konusu Kurul kararında uygulanacak mevzuata ilişkin hukuki yorumun doğru yapıldığı kanaatine varıldığı takdirde eşitlik ilkesinin nasıl uygulanabileceğinin tartışılması gerekmektedir.
Birinci ihtimal, 4628 sayılı Kanun'a göre idarî para cezası verilmesine ilişkin Kurul kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda iptal kararı verilerek eşitliğin, idarenin tüm muhataplar yönünden 6446 sayılı Kanun'a göre 500.000,00-TL idari para cezası verilmeye yönlendirilmesi suretiyle sağlanmasıdır. Bununla beraber aleyhe bozma yasağının ihlali anlamına gelecek bu tutumun, hukuk devleti açısından istenilen sonuca elverişli olmadığı açıktır.
İkinci ihtimal ise, dava konusu işlemin eşitlik ilkesine aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmesidir. Her ne kadar, görünüşte hukuka uygun olarak tesis edilen işlemin iptal edilerek idarenin hukuken yanlış olan yoruma yönlendirilmesi "idarenin kanuniliği" ilkesine aykırı görülebilecek ise de idari yargı organlarınca yapılan hukuka uygunluk denetiminin geniş bir perspektifte ele alınarak, aynı hukuki statüdeki kişilerin farklı muameleye tabi tutulmaması olarak da ifade edilebilecek eşitlik ilkesinin öncellenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, bu ihtimalde, idari işlemin iptali kararı ile idarenin yönlendirileceği hukuki yorumun "açık hata" niteliğinde olmaması önem taşımaktadır.
Açık hatanın varlığı, yoruma ihtiyaç olmayacak kadar açık bir mevzuat hükmüne aykırılık ve/veya herhangi bir ek inceleme ve araştırma yapılmaksızın hukuka aykırı olduğu belirlenen işlemler ya da ilgilisinin dâhi fark edebileceği nitelikte açık hukuka aykırılıklar durumunda kabul edilebilecektir.
Bununla birlikte, Ocak, Şubat ve Mart fatura dönemlerinin sonunu takip eden ilk dört gün içerisinde bildirim yapılmaması suretiyle meydana gelen hukuka aykırılığın, diğer dağıtım şirketlerine uygulandığı şekilde, 30/03/2013 tarihinde yürürlüğe giren bir kanuna göre değil de öncesinde yürürlükte bulunan kanunun uygulanması suretiyle cezalandırılması, "açık hata" olarak nitelendirilemeyecektir.
Belirtilen gerekçelerle, eşitlik ilkesine aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dairemizin 31/10/2023 tarihli ara kararıyla davalı idareden, "Davacı şirkete 6446 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 500.000,00-TL idari para cezası verilmesinin gerekçesi" sorulmuş, davalı idarece verilen 18/12/2023 tarihli cevapta, "Elektrik Piyasası Dengeleme Ve Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 81. maddesinde sayaçların fatura döneminin sonunu takip eden ilk dört gün içerisinde dağıtım şirketleri tarafından okunması ve PMUM'a bildirilmesi gerektiğinin düzenlendiği, bu düzenlemeye göre Mart 2013 dönemine ilişkin sayaç verilerinin Nisan 2013 döneminde okunması ve PMUM'a bildirilmesi gerektiği, Mart 2013 dönemine ilişkin sayaç okuma ve okunan değerleri PMUM'a bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacı şirket hakkında ihlâlin gerçekleştiği dönem itibarıyla yürürlükte olan 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca 500.000 TL idari para cezası uygulanmasına karar verildiği" hususlarının belirtildiği görülmüştür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 11/01/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!