WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Temmuz 2026

DANIŞTAY 13. DAIRE

A- A A+

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2019/101 E.  ,  2023/4905 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/101
Karar No : 2023/4905

DAVACI: …

DAVALILAR:
1. …
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …

2. … Bakanlığı
VEKİLLERİ: Hukuk Müşaviri …, Hukuk Müşaviri …

DAVANIN KONUSU:
1. 13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın 1. maddesiyle 07/08/1989 tarih ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar'ın 4. maddesine eklenen (g) bendindeki, "Türkiye'de yerleşik kişilerin (...) iş (...) sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz." ibaresinin,
2. 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karara eklenen Geçici 8. maddenindeki kuralın "Türkiye'de yerleşik kişiler arasında daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmeler" yönünden,
3. 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 3. fıkrasının,
4. 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 23. fıkrasındaki kuralın "Türkiye'de yerleşik kişiler arasında daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmeler" yönünden iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI:
Avukatlık bürosu ile yapmış olduğu iş akdine hukuka aykırı şekilde müdahale edildiği, sözleşme hürriyetinin Anayasa’nın 48. maddesinde ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlendiği, sözleşme hürriyetinin ancak kanunla sınırlanabileceği, sözleşme hürriyetinin hukuk devletinin bir gereği olduğu, temel hak ve hürriyetlere ancak kanunla müdahale edilebileceği, düzenlemenin Anayasa’nın 13. maddesine aykırı olduğu, dava konusu düzenleyici işlemlerin Anayasa ve kanuna uygun olmaları gerektiği, sözleşmedeki edim dengesinin çalışan açısından bozulduğu ileri sürülmektedir.

DAVALILARIN SAVUNMASI:
Davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından, mali piyasalardaki dengenin korunmasının Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görevi olduğu, dövizle yapılan işlemlerin ekonomide önemli bir kırılganlığa yol açtığı, sözleşme hürriyeti yanında Anayasa’nın Devlete “özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alma” görevi verildiği, düzenlemenin 1576 sayılı Kanun'a ve Anayasa’ya uygun olduğu, ayrıca düzenleme de birçok istisnaya yer verildiği, düzenlemenin kamu düzeninin korunması amacıyla yapıldığı, sözleşme hürriyetine ilişkin düzenlemelerin özünde sınırlamalar bulunduğu, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, henüz tamamlanmamış ve ifa edilmemiş borçlara yönelik düzenlemenin hukuka uygun olduğu, kazanılmış hakları ihlâl etmediği, Türk Lirası üzerinden belirlenecek bedele yönelik sınırlama bulunmadığı, tazminat isteminin yersiz olduğu savunulmaktadır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile devlet başkanına Türk parasının kıymetini koruma konusunda yetki verildiği, bu yetkinin Cumhuriyet tarihi ve Anayasa ile uyumlu olduğu, davanın süresinde açılmadığı, 32 sayılı Karar ile Bakanlık’ın yetkili kılındığı, dava konusu düzenlemelerin Türk lirası kullanımını arttırmak, döviz kurundaki oynaklıklara karşı dayanaklılığı artırmak ve kur risklerini etkin bir şekilde yönetmek amacıyla düzenlendiği, sözleşme özgürlüğüne müdahale amacı taşımadığı, sözleşme özgürlüğünün sınırlarından birinin de kamu düzeni olduğu, işlemin kamu düzeninin korunması amacıyla tesis edildiği, düzenlemenin gerekçesine uygun olduğu, sözleşme serbestisinin sınırsız olmadığı, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesine karşı itirazın Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildiği, 2018 yılında dövizin değerindeki önemli artışın dava konusu düzenlemelerin yapılmasını gerektirdiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ:
Dava konusu düzenlemelerin 07/08/1989 tarih ve 14391 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararına, 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararının ise, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesine dayandığı anlaşılmaktadır.
Yürütmenin düzenleme yapma yetkisi, asli yetkili olan kanun koyucudan farklıdır. Yürütme organının işlemleri, ister sübjektif ister düzenleyici işlemler olsun, daima o alanı önceden düzenlemiş olan bir kanuna dayanmak zorundadır. Bu anlamda yürütme organının işlemleri, kanunu izleyen, kanundan kaynaklanan (secundum legem) işlemlerdir. Sadece yasama organı bir konuyu ilkel, yani özerk ve serbest olarak düzenleyebilir. İdareci, kendisini yetkilendiren bir kanun hükmüne dayanmaksızın, bireysel olsun düzenleyici olsun hiçbir işlem yapamayacağı hâlde kanun, yasama organının kendine özgü iktidarına “teşebbüs kudretine” dayanır. Yasama kuvveti, aynı zamanda devredilemez bir kuvvettir. (Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 22. Baskı, Ankara, Yetkin Yayınları, 2022, s. 213 vd.)
Yasama kuvvetinin devredilemezliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun idareye genel olarak düzenleme yapma yetkisi vermesi mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında “Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz” (Anayasa Mahkemesi, E:2020/43, K:2022/116, K.T.:13/10/2022, §47) ifadesiyle, idare tarafından düzenleme yapılacak alanın sınırlarının kanun tarafından çizilmiş olması gerektiği ve bu kapsamda uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin alanlarda düzenleme yapma yetkisinin idareye bırakılabileceği belirtilmektedir.
Öte yandan, idare tarafından düzenlenecek alanın bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelik olması hâlinde, idarenin düzenleme yapma yetkisi daha da sıkılaşmaktadır. Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin sınırlanması ancak kanunla mümkündür. Uyuşmazlık konusu kurallarla, döviz alım satımı alanında teşebbüs ve sözleşme hürriyeti sınırlandığı dikkate alındığında yapılan sınırlamaların kanuna dayanması zorunludur.
Uyuşmazlık konusu düzenlemelerin dayanağı olan 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararı, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde verilen yetkiye dayanmaktadır. Kanun maddesi incelendiğinde, yasama organı tarafından alanla ilgili bir düzenleme yapılmadığı, sınırlarının çizilmediği, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelik usulî güvencelere yer verilmediği, yasama yetkisinin devri niteliği doğuracak şekilde yetki verildiği düşünülmektedir.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla yapılan başvurunun değerlendirildiği 28/03/1963 tarih ve E:1963/4, K:1963/71 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında, "İtiraz konusu 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle kanun koyucu Hükümetin hangi sahayı düzenleyeceğini tesbit etmiştir. Bunlar da; kambiyo nükut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlarla kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi sağlayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracını veya memlekete ithalini tanzim ve tahdit etmek ve Türk Parasının Kıymetinin korunması zımnında kararlar almaktır. Bu hükümlerle düzenlemenin yönü tâyin ve esası tesbit olunmuştur.
İktisad kanunlarının kabul ettiği esaslara göre yürütülecek olan ve bunun dışına çıkıldığı takdirde memleketi büyük malî zararlara uğratacağı şüphesiz bulunan ve teknik konuları kapsayan ve geciktirmeden zamanında tedbirler alınması ve icabında derhal kaldırılması ve değiştirilmesi gereken bu alanın, kanun koyucu tarafından doğrudan doğruya düzenlenmesi bazı sakıncalar doğurabilir. Çünkü, yukarıda da söylendiği gibi yasama organlarının yapısı itibariyle günlük olayları izliyememesi ve ağır işlemesi yüzünden bunun zamanında sağlanması mümkün olamaz. Bu sebepledir ki, kanun koyucu düzenleme alanının esaslarını tesbit ve amacı tâyin ettikten sonra alınacak tedbirlerin ihtiyaca uygunluğunu sağlamak üzere yürütme organını görevlendirmiş ve bu görevin gerektirdiği tasarruflarda bulunmak yetkisini vermek suretiyle yasama yetkisini bu yolda, kullanmayı uygun bulmuştur. (...) Anayasa'nın 6. maddesi, yürütme görevinin, kanun çevresinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirileceğini âmir olduğu gibi, 98. maddesi de; Cumhurbaşkanının bütün kararlarından Başbakan ve ilgili bakanın sorumlu olacağını göstermektedir. Maddenin Anayasa Komisyonunca hazırlanan gerekçesinde; bu maddenin Anayasa'da olduğu gibi muhafazası ile, Türkiye'de Devlet ve idare tasarruflarının yerleşmiş olan şekillerinde herhangi bir değişiklik yapmamak amacının güdüldüğü belirtilmektedir. Bu açık hükümler karşısında yürütme görevini kanunlar çerçevesinde yerine getirmekle sorumlu olan organın, tanzim edici tasaruflarının, yalnız tüzükler çıkarmak yolu ile sağlayabileceğinin kabulü suretiyle kayd altına alınmasının; görevin gerektirdiği süratle hareket edilmesini ve zamanında isabetli netice alınmasını engelleyeceğinden de şüphe edilemez." gerekçesiyle işin gerektirdiği sürat ve yönetim tekniğine atıf yapılarak reddine karar verilmişse de, 1980 yılı ve sonrasında ülkenin ekonomik durumundaki değişiklikler ile Devletin ekonomik alana müdahalesinin daralması, yukarıda atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararları ve zamanın değişmesiyle hükümlerinde değişmesinin inkâr olamayacağı ilkesi (Cengiz İlhan, Mecelle Hukukun Doksan Dokuz İlkesi, İkinci Baskı, Tarih Vakfı, İstanbul, s. 41) uyarınca anılan Anayasa Mahkemesi kararının, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı konusundaki ciddi endişeleri ortadan kaldırmaya yeterli olmadığı düşünülmektedir.
Nitekim öğretinin de görüşü bu yöndedir. (Doç. Dr. Mutlu Kağıtçıoğlu, Döviz Cinsinden veya Dövize Endeksli Sözleşme Yapma Özgürlüğünün Yürütmenin Düzenleyici İşlemleriyle Sınırlandırılması Sorunu, Ankara Hacı Bayram Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C:24, S:3, 2020; Dr. Öğretim Üyesi Harun Yılmaz, Türk Hukukunda Düzenleme Yetkisinin Tarihsel Gelişimi ve Niteliği, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:110, 2014)
Açıklanan nedenlerle, Anayasa’ya aykırı olduğu düşünülen kanun maddesi aleyhine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesi uyarınca başvurulması gerektiği düşünülmektedir.
Öte yandan, var olan sözleşmelere yapılan müdahaleler ise ayrıca değerlendirilmelidir. Zira Anayasa Mahkemesi'nce, "Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden biri de "hukuk güvenliği ilkesi"dir. Anayasa'da öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesine göre hukuk normlarının öngörülebilir olması, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesi, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekir. Hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sonucu olan ahde vefa ilkesi de sözleşme özgürlüğünün korunmasını zorunlu kılar.
Anayasa'nın "Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiştir.
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü ise Devlet'in, kişilerin istedikleri hukukî sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukukî sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukukî sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması demektir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle düzenlemekte serbesttir. Anayasa'da koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra, yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını ve sözleşme hükümlerinin esas alınmasını da içerir.
Dava konusu kuralda, kapsamdaki Banka tarafından toplu işçi çıkarılmasında sözleşmelerin bildirimsiz feshedilmesi öngörülmekle bu kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkan ve herhangi bir istisna olmaksızın İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı sözleşmelere müdahale edilerek, personel, hukuksal güvenceden mahrum bırakılmış, böylece hukuk devleti ilkesi zedelenmiştir. Tarafların özgür iradeleri ile düzenlenen ve hukuken geçerli olan sözleşmelerin, akdedildiği tarihte yürürlükte olmayan ve sonradan getirilen yasa kuralıyla kimi hükümlerinin uygulanamaz hâle getirilmesi hukuk güvenliği ilkesine ve sözleşme özgürlüğüne aykırıdır." (Anayasa Mahkemesi, E:2004/87, K:2009/5, K.T.:08/01/2009) gerekçesiyle ve benzer yöndeki "Dava konusu kural ile daha önce düzenlenmiş ve tarafların özgür iradeleri sonucunda belli koşullara bağlanmış olan sözleşmeler yasayla hükümsüz kılınmaktadır. Oysa, sözleşmelerin sona erdirilmesi veya diğer koşullarla ilgili uyuşmazlıkların çözümü sözleşmelerde belirtilen usul ve esaslara ya da bu konuda hüküm bulunmayan hâllerde genel hukuk kurallarına bağlıdır.
Öte yandan, bir hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sonucu olan ahde vefa ilkesi de sözleşme özgürlüğünün korunmasını zorunlu kılar.
Açıklanan nedenlerle, mevcut sözleşmelerin yasa ile sona erdirilerek sözleşme özgürlüğüne müdahale edilmesi Anayasa'nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır." (Anayasa Mahkemesi, E:2001/293, K:2002/28, K.T.:13/02/2002) gerekçesiyle, tarafların kurdukları zamandaki mevzuata uygun şekilde akdettikleri sözleşmelere kanun koyucunun dâhi müdahale edemeyeceğini belirterek itiraz konusu kanunların iptaline karar verdiği dikkate alındığında, bir idarî işlem ile var olan sözleşmelere müdahale edilmesinin evleviyetle hukuka aykırı olduğu düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ:
Dava, 13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 85 sayılı Kararla 32 sayılı Karar'ın; 4. maddesine eklenen (g) bendinin, "Türkiye'de yerleşik kişilerin ... iş ... sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz." şeklindeki bölümü ve 32 sayılı Karara eklenen Geçici 8. maddesi ile; bu değişiklikler paralelinde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılarak 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2008-32/34)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/51)'in 1. maddesiyle düzenlenen Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in 8. maddesinin 3. fıkrası ile 23. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarelerden Hazine ve Maliye Bakanlığının süre itirazı yerinde görülmemiştir.
Dava açıldıktan sonra dava konusu Tebliğ'de 2018-32/52 sayılı Tebliğ ile yine değişiklik yapıldığı ve iptali istenilen 8. maddenin 3. fıkrasının 6. fıkra, 23. fıkrada yer alan istisnanın ise 27. fıkrada düzenlendiği ancak içeriğin değişmediği görüldüğünden, bu yönde bir değerlendirmeye gerek görülmeksizin uyuşmazlığın esasına geçildi.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevleri; Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olarak belirlenmiştir.
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı kuralına yer verilmiş; "Temel Haklar ve Ödevler"i düzenleyen ikinci kısmının, "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 48. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir." hükmüne; ikinci fıkrasında ise, "Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Anayasa'nın Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddesinin 17. fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması hâlinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hâle gelir." hükmü yer almıştır.
Anayasa'nın anılan 104. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 10/07/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Hazine ve Maliye Bakanlığı"na ilişkin düzenlemeler içeren Yedinci Bölümünde yer alan 217. maddesinde Hazine ve Maliye Bakanlığının görev ve yetkileri sayılmış olup, dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarih itibariyle yürürlükte olan şekliyle maddenin (a) bendinde; maliye ve ekonomi politikalarının hazırlanmasına yardımcı olmak ve bu politikaları uygulamak; (ı) bendinde, Ülkenin finansman politikaları çerçevesinde sermaye akımlarına ilişkin düzenleme ve işlemleri yapmak görevlerine yer verilmiş; özel olarak da 223. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde; Türk parasının dolaşımı ve istikrarını sağlamaya yönelik politikaları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile birlikte oluşturmak ve uygulamak, para politikası ile ilgili konularda Hazine ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ilişkisini kurmak, "Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü"nün görevleri arasında sayılmıştır.
Öte yandan, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınması gereken bir başka Kanun olan 6098 sayılı "Türk Borçlar Kanunu"nun "Sözleşme özgürlüğü" başlıklı 26. maddesinde, "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." hükmüne yer verilmiş; "Kesin hükümsüzlük" başlıklı 27. maddesinin birinci fıkrasında, "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür." kuralına yer verilmiş; ikinci fıkrasında ise, "Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." şeklindeki kurala yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat olarak görev yapmakta olan davacı tarafından ortak avukat pozisyonunda çalıştığı avukatlık bürosunun uluslararası hukuk hizmetleri sunduğu ve müvekkillerinin de ağırlıklı olarak yabancı şirketler ile Türkiye'deki yabancı sermayeli şirketlerden oluştuğu, buna bağlı olarak da hukuk hizmetlerinin ücretlerinin döviz olarak elde edildiği, bu nedenle bünyesinde görev yapan avukatların ücretlerinin de Euro cinsinden belirlenerek ödendiği, sözleşme yapılmak suretiyle belirlenen ücretlerin Türk Lirası cinsinden belirlenmesini ve mevcut sözleşmelerin de güncellenmesini zorunlu kılan dava konusu düzenlemelerin Anayasa ile temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak güvence altına alınan sözleşme hürriyetine ölçülü olmayan müdahale niteliğinde olduğu, Anayasa'nın 13. maddesinde yer verildiği üzere bu hakların ancak kanunla sınırlanabileceği, düzenlemenin sözleşme özgürlüğüne ilişkin Borçlar Kanunu hükümlerine de aykırılık taşıdğı, sözleşmeden doğan edim dengesinin aleyhine bozulmasına yol açıldığı belirtilerek iptalinin istenildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davacı tarafça dava konusu edilen işlemlerle Anayasa ve Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı bir şekilde sözleşme hürriyetine dolayısıyla temel hak ve özgürlüklere müdahale edildiği, bu yöndeki müdahalenin ancak yasa ile yapılabileceği ve ölçülü olması gerektiği ifade edilmiş ise de, dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararı'nın 1567 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin uygulanması mahiyetinde olduğu, dolayısıyla yapılan düzenlemenin yasal temelinin olduğu açıktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 1567 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin yasama yetkisinin devri mahiyetinde olduğu belirtilerek iptali istemiyle açılan davada verdiği 28/03/1963 tarih ve E:1963/4, K1963/71 sayılı kararında, "Anayasamız yasama yetkisini, yürütme görevini, yargı yetkisini ayrı ayrı organlara vermekle Anayasa Komisyonu raporundaki tabirle yumuşak kuvvetler ayrılığı esasını kabul etmiştir. Buna göre şüphesiz yasama organı kanun yapma yetkisini başka ellere bırakamaz. Bu prensip Anayasa'nın 5. maddesinde açıklanmıştır. Yasama organı, herhangi bir sahayı Anayasa'ya uygun olması şartı ile düzenleyebilir. Bu düzenlemede bütün ihtimalleri gözönünde bulundurarak teferruata ait hükümleri de tesbit etmek yetkisini haiz ise de; zamanın gereklerine göre sık sık tedbirler alınmasına veya alınan tedbirlerin kaldırılmasına ve yerine göre tekrar konulmasına lüzum görülen hâllerde, yasama organının, yapısı bakımından, ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında tedbirler almasının güçlüğü karşısında esaslı hükümleri tesbit ettikten sonra ihtisasa ve idare tekniğine taallûk eden hususların düzenlenmesi için Hükümeti görevlendirmesi de yasama yetkisini kullanmaktan başka bir şey değildir. Şu hâle göre; bu durumu yasama yetkisinin yürütme organına bırakıldığı anlamına almak doğru olamaz.
İtiraz konusu 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle kanun koyucu Hükümetin hangi sahayı düzenleyeceğini tesbit etmiştir. Bunlar da; kambiyo nükut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlarla kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi sağlayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracını veya memlekete ithalini tanzim ve tahdit etmek ve Türk Parasının Kıymetinin korunması zımnında kararlar almaktır. Bu hükümlerle düzenlemenin yönü tâyin ve esası tesbit olunmuştur.
İktisad kanunlarının kabul ettiği esaslara göre yürütülecek olan ve bunun dışına çıkıldığı takdirde memleketi büyük malî zararlara uğratacağı şüphesiz bulunan ve teknik konuları kapsayan ve geciktirmeden zamanında tedbirler alınması ve icabında derhal kaldırılması ve değiştirilmesi gereken bu alanın, kanun koyucu tarafından doğrudan doğruya düzenlenmesi bazı sakıncalar doğurabilir. Çünkü, yukarıda da söylendiği gibi yasama organlarının yapısı itibariyle günlük olayları izliyememesi ve ağır işlemesi yüzünden bunun zamanında sağlanması mümkün olamaz. Bu sebepledir ki, kanun koyucu düzenleme alanının esaslarını tesbit ve amacı tâyin ettikten sonra alınacak tedbirlerin ihtiyaca uygunluğunu sağlamak üzere yürütme organım görevlendirmiş ve bu görevin gerektirdiği tasarruflarda bulunmak yetkisini vermek suretiyle yasama yetkisini bu yolda, kullanmayı uygun bulmuştur.
Yürütme organının çıkaracağı ve tatbike koyacağı kararlarla maksat dışına çıkıp çıkmadığının tâyini, kanunun Anayasa'ya aykırı olup olmadığının tesbiti bakımından önem taşımaz. Çünkü, bu takdirde kararın kanuna aykırılığı söz konusu olur. Bu hâl, Anayasa'nın 114. maddesi uyarınca kazaî denetime tâbidir. Yukarıda yazılı sebeplerle; 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 5. maddesine aykırı olduğu iddiası yerinde görülmemiştir." şeklindeki gerekçesi de Cumhurbaşkanlığına (karar tarihi itibariyle Bakanlar Kuruluna) tanınan yetkinin Yasa'nın hızlı bir şekilde uygulanmasını temin etmek amaçlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle sözleşme hürriyetinin özüne dokunmayan, Anayasa ve yasalarla Devlete verilmiş kamu düzeni ve mali istikrarın sağlanması amacıyla kamu yararı gözetilerek tesis edilen, Yasal temeli olan düzenlemenin aynı şekilde Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında sözleşme yapılırken uyulması gereken, Kanuni düzenleme mahiyetinde olduğu, bu yönleriyle hukuka ve mevzuata aykırılık taşımadığı açıktır.
Bu açıklamalar doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı Kararı'nın uygulanmasını teminen 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile verilen görev ve yetki doğrultusunda Hazine ve Maliye Bakanlığınca tesis edilen dava konusu Tebliğ hükümlerinde de üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:
13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesiyle, 32 sayılı Karar'ın 4. maddesine eklenen (g) bendi ile Türkiye'de yerleşik kişilerin Bakanlıkça belirlenen hâller dışında, aralarında akdedecekleri iş sözleşmelerinde ödeme yükümlülüğünü döviz ve dövize endeksli olarak belirlemeleri yasaklanmış, 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in (Tebliğ No:2018-32/51) 8. maddesinin 3. fıkrasıyla yurt dışında ifa edilecekler dışında Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri iş sözleşmelerinde ödeme yükümlülüğünün döviz ve dövize endeks olarak belirlenemeyeceği ve 23. fıkrasında, bu kapsamdaki sözleşmelerde yer alan bedellerin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın Geçici 8. maddesi uyarınca Türk parası olarak yeniden belirlenmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.
2018-32/51 no.lu Tebliğ'in davaya konu 8. maddesinin 3. ve 23. fıkralarına 16/11/2018 tarih ve 30597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2008-32/34)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/52)'nin 8. maddesinin 6. ve 27. fıkralarında yer verildiği, davaya konu düzenlemelerin değişmediği görülmüştür.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın usule yönelik itirazı geçerli görülmeyerek esasın incelenmesine geçildi.

ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVUZUAT:
13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Kararın 1. maddesinde, "07/08/1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kararın 4'üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.
g) Türkiye'de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen hâller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz."; 2. maddesinde, "Aynı Karara aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
Geçici Madde 8- Bu Kararın 4'üncü maddesinin (g) bendinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen hâller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir." kurallarına yer verilmiştir.
06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 3. fıkrasında, "Türkiye’de yerleşik kişiler, (...) kendi aralarında akdedecekleri, iş sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramazlar."; 23. fıkrasında, "Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8'inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi zorunludur." kurallarına yer verilmiştir.

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu düzenlemeler incelendiğinde, 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararıyla, Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları ve Bakanlıkça belirlenen istisnaî hâller dışındaki sözleşmelerde, ödeme yükümlülüğünün döviz ve dövize endeksli olarak belirlenemeyeceği, Bakanlık tarafından yapılan düzenlemelerle de Türkiye'de yerleşik kişilerin aralarında yapacakları iş sözleşmelerinde, ödeme yükümlülüğünün döviz ve dövize endeksli olarak belirlenemeyeceği ve 13/09/2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki döviz ve dövize endeksli olarak kararlaştırılan ödeme yükümlülüğüne yönelik kuralların düzenlendiği görülmektedir.
Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise, sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren bir içeriğe sahiptir.
İdare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahiptir. "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemlerdir. Düzenleme yetkisini kullanarak yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar getirmiş olması gerekmekte olup, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur.
Adsız düzenleyici işlemler ile kural koyma yetkisi, idarenin kural koyma yetkisinin genel nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır ve bu nedenle idarenin sahip olduğu hukukî araçlar Anayasa'da belirtilmiş işlemlerle sınırlı değildir. Nitekim, Ragıp SARICA, Anayasa'da belirtilmiş tek düzenleyici işlemin nizamnâme olduğu, 1924 Anayasası döneminde, tanzim salâhiyetini, "münhasıran icra uzvunun ve idarî makamların hukuk kaideleri vazetmek salâhiyetine tekâbül etmektedir" şeklinde tanımlamış ve idarenin düzenleme yetkisinin kaynağını yürütme fonksiyonunda görmüştür. Zira yürütme fonksiyonu, kanunları icra etme işlevi olarak, gerektiğinde boşlukları doldurma ve yeni kurallar koyma yetkilerini içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, SARICA'ya göre idarenin kural koyma yetkisinin kaynağı, salt yürütme organı olmasından kaynaklı olarak sahip olduğu genel düzenleme yetkisidir. Sıddık Sami ONAR da, aynı sonuca yürütmenin kanunu uygulama fonksiyonu yerine icra fonksiyonu gerekçesiyle ulaşmakta; idarenin düzenleme yetkisinin, 1961 Anayasası'nın tüzük ve yönetmelik hükümlerini düzenleyen maddelerine konu edilmekle birlikte, bu maddelerde yer alan yetkiden daha geniş olduğunu, zira düzenleme yetkisinin, icra ve idare fonksiyonundan ve niteliğinden doğduğunu ifade etmektedir. Bu itibarla, icraî karar almaya yetkili tüm idarî makamların, düzenleyici işlem yapma yetkisine sahip oldukları kabul edilmelidir (ŞANLI ATAY Yeliz, Türk İdare Hukukunda Adsız Düzenleyici İşlemler, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Ankara, 2011, s.73-74).
Davalı idareler tarafından, 2018 yılında döviz kurunda meydana gelen olağanüstü hareketliliklerin sözleşmenin tarafları üzerindeki etkisinin giderilmesi ve ülkede dövize olan ihtiyacın azaltılması amacıyla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak bazı düzenlemeler yapıldığı görülmektedir.
1567 sayılı Kanun'un gerekçesi olarak, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik kriz, ithâlât ile ihracat arasındaki dengesizlik, Türk parasının kıymetinin düşmekte olması ve bu durumun ekonomik kamu düzenini bozması olduğu gösterilmiştir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 167. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler." ifadeleriyle Devlete ekonomik kamu düzeninin korunması görevi verilmiştir.
Devlete yüklenen ekonomik kamu düzenini koruma görevi kapsamında, kanun koyucu çeşitli kanunlar çıkararak, idareye düzenleme yapma yetkisi yanında çeşitli tedbirler alma ve idarî yaptırımlar uygulama yetkisi de vermiştir. Bu kanunlardan biri olan 1567 sayılı Kanun ile Cumhurbaşkanı'na işin ivediliği de dikkate alınarak Türk parasının değerinin korunması amacıyla geniş bir düzenleme yapma yetkisinin verildiği görülmektedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında, "Devletin müdahale zorunluluğunun doğduğu ve çok akıcı ve hareketli durumlara karşı konulması için alınacak tedbirlerin ve kontrol sisteminin tümünü bir kanun içine almanın mümkün olamayacağına göre de bu hususta Hükûmete yetki tanındığı noktalarında toplanmış bulunmaktadır. Bu Kanun'un yürürlük sürelerinin uzatılması için çıkarılan kanunların gerektirici sebepleri de aynıdır (...) Şurasını önceden belirtmek yerinde olur ki; kişinin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmekle ödevli olan Devletin gerektiğinde demokratik hukuk kurallarından ayrılmamak ve temel hak ve hürriyetleri zedelememek şartı ile ekonomi alanına müdahaleye hakkı vardır ve Anayasamız da koyduğu birçok hükümlerle bu gereği belirtmiştir.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle kanun koyucu Hükûmetin hangi sahayı düzenleyeceğini tespit etmiştir. Bunlar da; kambiyo nükut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlarla kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticarî senetlerle tediyeyi sağlayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracını veya memlekete ithâlini tanzim ve tahdit etmek ve Türk Parasının Kıymetinin korunması zımnında kararlar almaktır. Bu hükümlerle düzenlemenin yönü tâyin ve esası tespit olunmuştur. İktisad kanunlarının kabul ettiği esaslara göre yürütülecek olan ve bunun dışına çıkıldığı takdirde memleketi büyük malî zararlara uğratacağı şüphesiz bulunan ve teknik konuları kapsayan ve geciktirmeden zamanında tedbirler alınması ve icabında derhâl kaldırılması ve değiştirilmesi gereken bu alanın, kanun koyucu tarafından doğrudan doğruya düzenlenmesi bazı sakıncalar doğurabilir. Çünkü, yasama organlarının yapısı itibarıyla günlük olayları izleyememesi ve ağır işlemesi yüzünden bunun zamanında sağlanması mümkün olamaz. Bu sebepledir ki, kanun koyucu düzenleme alanının esaslarını tespit ve amacı tâyin ettikten sonra alınacak tedbirlerin ihtiyaca uygunluğunu sağlamak üzere yürütme organını görevlendirmiş ve bu görevin gerektirdiği tasarruflarda bulunmak yetkisini vermek suretiyle yasama yetkisini bu yolda, kullanmayı uygun bulmuştur (AYM kararı, E:1963/4, K:1963/71, 28/03/1963)." gerekçesiyle Kanun'un çıkarılış amacı ve ekonomik kamu düzeninin gerektirdiği sürate dikkat çekmiştir.
Uyuşmazlığa konu düzenlemelerle, Türkiye'de yerleşik kişiler arasındaki sözleşmelerden doğan döviz ihtiyacının ortadan kaldırılarak dövize olan ihtiyacın azaltılması, Türk parasının kıymetinin korunması, döviz kurundaki olağanüstü hareketlerin kontrol altına alınabilmesi ve ekonomik kamu düzeninin tekrar sağlanmasının amaçlandığı, bu kapsamda sözleşmeden doğan ödeme yükümlülüğünün ortadan kaldırılmadığı, sadece ödeme aracının döviz veya dövize endeksli olarak belirlenmesinin yasaklandığı, öte yandan, var olan sözleşmelerdeki döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen ödeme borcunun ise 2018 yılında döviz kurundaki olağanüstü hareketler nedeniyle bozulan ekonomik kamu düzeninin tekrar tesisi için yapıldığı ve bu düzenlemelerin 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle verilen ve sınırları çizilen yetki çerçevesinde olduğu anlaşıldığından, anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu, 13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın 1. maddesiyle 07/08/1989 tarih ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar'ın 4. maddesine eklenen (g) bendindeki, "Türkiye'de yerleşik kişilerin (...) iş (...) sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz." ibaresi ile 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 3. fıkrası yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle,
2. Dava konusu, 13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın 2. maddesiyle anılan karara eklenen Geçici 8. maddesindeki ve 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 23. fıkrasındaki kuralların "Türkiye'de yerleşik kişiler arasında daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmeler" yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın ise kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2023 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY: 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmelerde ödeme yükümlülüğünün döviz ve dövize endeksli olarak belirlenmesinin engellenmesi mümkün ise de, var olan sözleşmelere yapılan müdahaleler ayrıca değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesi'nce verilen bir kararda, "Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden biri de 'hukuk güvenliği ilkesi'dir. Anayasa'da öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesine göre hukuk normlarının öngörülebilir olması, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesi, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekir. Hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sonucu olan ahde vefa ilkesi de sözleşme özgürlüğünün korunmasını zorunlu kılar.
Anayasa'nın 'Çalışma ve sözleşme hürriyeti' başlıklı 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiştir.
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü ise Devlet'in, kişilerin istedikleri hukukî sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukukî sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukukî sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması demektir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle düzenlemekte serbesttir. Anayasa'da koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra, yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını ve sözleşme hükümlerinin esas alınmasını da içerir.
Dava konusu kuralda, kapsamdaki Banka tarafından toplu işçi çıkarılmasında sözleşmelerin bildirimsiz feshedilmesi öngörülmekle bu kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce ortaya çıkan ve herhangi bir istisna olmaksızın İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı sözleşmelere müdahale edilerek, personel, hukuksal güvenceden mahrum bırakılmış, böylece hukuk devleti ilkesi zedelenmiştir. Tarafların özgür iradeleri ile düzenlenen ve hukuken geçerli olan sözleşmelerin, akdedildiği tarihte yürürlükte olmayan ve sonradan getirilen yasa kuralıyla kimi hükümlerinin uygulanamaz hâle getirilmesi hukuk güvenliği ilkesine ve sözleşme özgürlüğüne aykırıdır." (Anayasa Mahkemesi, E:2004/87, K:2009/5, K.T.:08/01/2009) gerekçesiyle kamu gücü kullanılarak var olan sözleşmelerde yapılan değişikliklerin sözleşme hürriyetini ihlâl ettiğini ve Anayasa'ya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Dava konusu 13/09/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12/09/2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın 2. maddesiyle anılan Karara eklenen Geçici 8. maddesi ile 06/10/2018 tarih ve 30557 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in (Tebliğ No: 2018-32/51) 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2008-32/34 no.lu Tebliğ'in 8. maddesinin 23. fıkrası incelendiğinde, döviz ve dövize endeksli olarak ödeme yükümlülüğü belirlemenin ötesinde var olan sözleşmelerdeki düzenlemelere de etki edecek şekilde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, var olan sözleşmelerde değişiklik yapan ve sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğinde olan anılan düzenlemelerdeki kuralın taleple bağlılık ilkesi uyarınca "Türkiye'de yerleşik kişiler arasında daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmeler" yönünden iptali gerektiğinden, aksi yönde verilen karara katılmıyorum.