Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2017/642 E. , 2023/6452 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2017/642
Karar No : 2023/6452
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU :
1- Davacı tarafından bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Eğitim ve Yetkilendirme Daire Başkanlığı’nın … tarih ve E… sayılı yazısıyla bildirilen Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun (Kurul) … tarih ve … sayılı kararının,
2- Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istenilmiştir.
DAVACININ İDDİALARI :
Bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle yaptığı başvurunun ... Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen karar gerekçe gösterilerek reddedildiği, oysa anılan karardan kaynaklanan yasaklanmış haklarının iadesine karar verildiği, memnu hakların iadesi müessesesinin amacının kişinin zamanında yapmış olduğu hataların bedelinin bir ömür boyu ödemesini engellemek olduğu, davalı Kurum'un başvurusunu reddetmesinin ceza hukuku alanında öngörülen yaptırımların amacına hizmet etmediği, dava konusu işlem ve Yönetmelik maddelerinin, zamanında suç işlemiş ancak pişman olmuş kişilerin yeniden topluma kazandırılmaları amacına ve kişinin topluma adapte olma sürecine engel teşkil ettiği, memnu hakları iade edildiği için hâlihazırda mali müşavir olarak faaliyette bulunduğu hâlde aynı mahiyetteki kurallara rağmen bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmemesinin çelişkili olduğu, bu nedenle anılan dava konusu işlem ile dayanağı Yönetmelik kurallarının iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
DAVALININ SAVUNMASI :
Usul yönünden, dava konusu işlemin bildirim mahiyetinde olduğu, idarî davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir nitelikte olmadığı, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüş; esasa ilişkin olarak ise, Bağımsız Denetim Yönetmeliği ile bağımsız denetçilerin yetkilendirme şartlarının belirlendiği, davacıya ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dolandırıcılık suçundan hapis ve ağır para cezası verildiği ve bu cezaların kesinleştiği, davacının memnu haklarının iadesi kararı almış olmasının yetkilendirme şartını sağladığı anlamına gelmediği, memnu hakların iadesi kararının davacının işlediği suçu ve aldığı mahkûmiyet kararını ortadan kaldırmadığı, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmek isteyenlerin, bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunmaması ve olumsuz bir itibara sahip olmaması gerektiği, ayrıca kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası alanlar ile belli suçlardan mahkûmiyeti bulunanların bağımsız denetim faaliyetinde bulunamayacağı, davacının işlediği ve ceza aldığı dolandırıcılık suçu nedeniyle Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerindeki şartı sağlamadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ :
Davacının bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptaline; Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ :
Davacının bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin tebliği yolundaki davalı idare işlemi ile 26/12/2012 günlü, 28509 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istenilmiştir. Davalı yanın usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçilmiş ve Yönetmeliğin 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendindeki düzenleme, dolandırıcılık suçu ile sınırlı olarak incelenmiştir.
02/11/2011 günlü, 28103 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinde, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu'nun görev ve yetkileri düzenlenmiştir. 9. maddesinin (b) bendinde, Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulamasına yönelik ikincil düzenlemeleri yapmak ve gerekli kararları almak, bu konuda kendi alanları itibarıyla düzenleme yetkisi bulunan kurum ve kuruluşların yapacakları düzenlemeler hakkında onay vermek, (ç) bendinde, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek, bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirerek listeler halinde ilan etmek ve bunları oluşturacağı resmi sicile kaydederek Kurumun internet sitesinde kamuoyunun erişimine sürekli olarak açık tutmak, (d) bendinde de, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetleri ile denetim çalışmalarının, Kurumca yayımlanan standart ve düzenlemelere uyumunu gözetlemek ve denetlemek, Kurul'un görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. "Düzenleyici işlemler" başlıklı 27/1 maddesinde de Kurul'un, 9'uncu maddenin birinci fıkrasının (b), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan yetkilerinin kullanılmasına yönelik usul ve esasları çıkaracağı yönetmeliklerle belirleyeceği kuralına yer verilmiştir.
Bunun yanı sıra 660 sayılı KHK'nin 2. maddesinde, bağımsız denetim, bağımsız denetçi ve bağımsız denetim kuruluşu kavramları tanımlanmış ve bağımsız denetçilerin bağımsız denetim yapmak üzere 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kurum tarafından yetkilendirilenler olduğu belirtilmiştir.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinin (ç) bendi uyarınca 27. maddesine dayanılarak hazırlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği, 26/12/2012 günlü, 28509 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve bağımsız denetime, bağımsız denetim kuruluşlarının ve bağımsız denetçilerin; yetkilendirilmelerine, sicil kayıtlarının tutulmasına, yükümlülüklerine, sorumluluklarına, bunların Kurum tarafından incelenmesine ve denetlenmesine ve bunlar hakkında uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. 14. maddesinde, denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerde aranacak şartlar düzenlenmiş, 1. fıkrasının (f) bendinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûmiyeti olmaması, (ğ) bendinde de, bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunmaması, olumsuz bir itibara sahip olmaması şartlarını taşıması gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 4. maddesinde de, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için genel şartların; a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest muhasebeci mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır), b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunmak, c) Kamu haklarından mahrum bulunmamak, d) Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak." şeklinde belirlenmiş, aynı maddenin (f) bendinde de, "meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak” meslek mensubu olabilmenin genel şartları arasında sayılmıştır.
Görüleceği üzere, 660 sayılı KHK'nin 2. maddesi gereğince bağımsız denetçilerin, bağımsız denetim yapmak üzere 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensuplarından olması gerektiği, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için genel şartların yer aldığı 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (d) bendindeki düzenlemeye, Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde de aynı şekilde yer verildiği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile dolandırıcılık suçundan mahkumiyeti olmamasının, bağımsız denetçilerde de aranacak şartlar arasında sayıldığı, Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendindeki "bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunmaması, olumsuz bir itibara sahip olmaması" koşulunun, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için genel şartların sayıldığı 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (f) bendinde de düzenlendiği açıktır.
Öte yandan, 660 sayılı KHK hükümleri ile serbest muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavir ruhsatını almış serbest meslek mensupları arasından bağımsız denetçilerin yetkilendirilmesi konusunda Kurul'un, 9. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendindeki yetkilerin kullanılmasına yönelik usul ve esasları da üst hukuk normlarına aykırı olmamak koşuluyla çıkaracağı yönetmeliklerle belirleme yetkisine sahiptir. Her ne kadar 660 sayılı KHK'de 3568 sayılı Kanun'a göre ruhsatını almış meslek mensupları arasından yetkilendirilecek bağımsız denetçilerde aranacak nitelikler konusunda ayrı bir düzenleme olmamakla birlikte bağımsız denetçilerin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre yalnızca yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından yetkilendirileceği, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için aranan genel şartların yer aldığı 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (d) ve (f) bentlerindeki aynı koşullara, Yönetmeliğin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinde de yer verildiği gözetilerek iptali istenen hükümlerin, dayanağı olan üst hukuk normu niteliğindeki yasal düzenlemeye aykırılık taşımadığı sonucuna varılmıştır. Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden, davacının … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … gün ve E:…, K:… sayılı kararı ile dolandırıcılık fiilinden dolayı Türk Ceza Kanunu gereğince hapis ve ağır para cezası ile cezalandırıldığı, daha sonra bu mahkumiyetten kaynaklanan yasaklanmış haklarının iadesi talebiyle yaptığı başvuru üzerine … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve Değ.İş … sayılı kararı ile … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … gün ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararından kaynaklanan yasaklanmış haklarının davacıya iadesine karar verildiği ve bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmek için davalı idareye yaptığı başvurunun 3/11/2016 tarihli Kurul toplantısında alınan 03/73 sayılı karar ile Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen şartları sağlamadığı gerekçesiyle reddedildiğinin 8/11/2016 günlü idare işlemi ile tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53/1 maddesinde, kişinin kasden işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı düzenlenmiş, 2. bendinde, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamayacağı belirtilmiştir. Anılan Yasada, süresiz bir hak yoksunluğu veya hapis cezasının infazından sonra başlayacak bir hak yoksunluğu öngörülmemiş olup, suça bağlı hak yoksunluğundaki sürelerin de ne zaman işlemeye başlayacağı ve ne kadar süre ile uygulanacağı ayrıca düzenlenmiştir. Böylece kişinin hapis cezasına mahkum olduğu suçu kasden işlemesi halinde, cezanın infaz edildiği süre içinde bu maddede sayılmış hak yoksunlukları devam edecek ve cezanın infazının bitiminde de hak yoksunlukları kendiliğinden sona erecektir.
Ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinde, bu Kanun'un genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiş, 5237 sayılı Kanun'un "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53. maddesine de Kanun'un "genel hükümler"i içinde yer verilmiştir.
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na, 6/12/2006 tarihli 5560 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle eklenen "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A-1 maddesinde ise, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için başvurulabileceği düzenlenmiştir. Nitekim 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesinin gerekçesinde de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli Kanunlarda süresiz hak yoksunluğu doğuran hükümler olduğu, 5352 sayılı Kanun'un mülga Geçici 2. maddesinde de, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belli bir süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümlerin de saklı tutulduğu, süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı kalması hâlinde ciddi sorunlara yol açacağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belli bir süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yoksun bırakıldıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.
Görüleceği üzere, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na, 6/12/2006 tarihli 5560 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle eklenen "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A-1 maddesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışında, diğer kanunlarda düzenlenmiş kasıtlı suçlar nedeniyle verilmiş mahkumiyete bağlı sürekli hak yoksunluklarının, yalnızca mahkum olunan cezanın tamamlanmasına kadar devam etmesini, sürekli hak yoksunluğuna neden olmamasını amaçladığı açıktır. Zira 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nda memnu hakların iadesi müessesesine yer verilmiş iken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/2 maddesi uyarınca kişinin işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar belli hakları kullanamayacağı, cezanın infazının bitiminde ise hak yoksunluklarının -maddede sayılan istisnalar dışında- kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir.
Uyuşmazlıkta da, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilebilmek için 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (d) bendi ile Yönetmeliğin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde sayılı suçlardan mahkum olmama şartının arandığı, maddede sayılı bu suçlardan mahkum olmama koşulunun; belli bir suçtan mahkumiyetin kanuni sonucu olan hak yoksunluğu niteliğinde değil, bizzat bağımsız denetçi olarak yetkilendirme şartları arasında olduğu açıktır. Nitekim 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre yalnızca yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından bağımsız denetçi olarak yetkilendirme yapılabileceği için 3568 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (d) bendinde de, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmeye engel nitelikteki suçlar tespit edilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile maddede sayılı suçlardan mahkumiyeti olmaması gerektiği düzenlenmiştir. Olayda ise davacı Türk Ceza Kanunu'nun 503/1 maddesinde düzenlenmiş dolandırıcılık suçundan mahkum olduğu için bu mahkumiyeti, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesine engel niteliktedir.
Her ne kadar Türk Ceza Kanunu'nun 503/1 maddesinde düzenlenmiş dolandırıcılık suçu nedeniyle aldığı mahkumiyet kararından kaynaklanan yasaklanmış haklarının iadesi talebiyle yaptığı başvuru üzerine … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve Değ.İş … sayılı kararı ile ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin … gün ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararından kaynaklanan yasaklanmış haklarının davacıya iadesine karar verilmişse de, davacının mahkumiyetine dayalı bir hak yoksunluğu olmadığından memnu haklarının iadesi, mahkumiyet kararını ortadan kaldırmayacağı gibi denetim faaliyetinde yetkilendirilecekler yönünden, mevzuat ile aranan şartları sağladığı sonucunu da doğurmayacağı için bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin tebliği yolundaki davalı idare işlemi ile 26/12/2012 günlü, 28509 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Davacı tarafından bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvuru, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun (Kurul) … tarih ve … sayılı kararı ile, davacıya ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dolandırıcılık suçundan 5 ay hapis ve 16.652.500-TL ağır para cezası verildiği ve bu cezaların kesinleştiğinden bahisle Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentleri uyarınca reddedilmiş, davacı tarafından, bu ret işlemiyle birlikte dayanağı Yönetmeliğin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle Anayasa'nın 124. maddesinde, "Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. ..." kuralına yer verilmiştir.
Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlanmaktadır (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, 2017, İstanbul, s. 426).
İdare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahiptir. "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemlerdir. Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar getirmiş olması gerekmekte olup, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararname'nin amacının, uluslararası standartlarla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmak ve yayımlamak, bağımsız denetimde uygulama birliğini, gerekli güveni ve kaliteyi sağlamak, denetim standartlarını belirlemek, bağımsız denetçi ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek ve bunların faaliyetlerini denetlemek ve bağımsız denetim alanında kamu gözetimi yapmak yetkisini haiz Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nun (Kurum) kuruluş, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, "Bağımsız denetçi: Bağımsız denetim yapmak üzere, 01/06/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kurum tarafından yetkilendirilen kişileri; Bağımsız denetim: Finansal tablo ve diğer finansal bilgilerin, finansal raporlama standartlarına uygunluğu ve doğruluğu hususunda, makul güvence sağlayacak yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtlarının elde edilmesi amacıyla, denetim standartlarında öngörülen gerekli bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve değerlendirilerek rapora bağlanmasını; Meslek mensubu: 3568 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunan serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirleri... ifade eder." şeklinde tanımlanmış; "Kurul'un görev ve yetkileri" başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, "Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek, bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirerek listeler hâlinde ilan etmek ve bunları oluşturacağı resmî sicile kaydederek Kurumun internet sitesinde kamuoyunun erişimine sürekli olarak açık tutmak"; (f) bendinde, "Bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarına yönelik sınav, yetkilendirme ve tescil yapmak, disiplin ve soruşturma işlemlerini yürütmek, sürekli eğitim standartları ile meslekî etik kurallarını belirlemek, bunlara yönelik olarak kalite güvence sistemini oluşturmak ve bu alanlardaki eksikliklerin düzeltilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak"; (h) bendinde, "Düzenlemek ve denetlemekle görevli olduğu alanla ilgili ikincil düzenlemeleri yapmak ve bu konularda gerekli kararları almak" Kurul'un görev ve yetkileri arasında sayılmış; 27. maddesinin birinci fıkrasında, Kurul'un, 9. maddenin birinci fıkrasının (b), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan yetkilerinin kullanılmasına yönelik usul ve esasları çıkaracağı yönetmeliklerle belirleyeceği; 31. maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararname'de hüküm bulunmayan hâllerde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun bağımsız denetimle ilgili hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 400. maddesinde, denetçinin, bağımsız denetim yapmak üzere, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir ünvanını taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nca yetkilendirilen kişiler ve/veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketi olabileceği ifade edilmiştir.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, bağımsız denetim alanındaki dağınık yapıyı ortadan kaldırmak, denetim standartlarını tek elden belirlemek, bağımsız denetçileri ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek, bu kişilerin tescili, sürekli eğitimi, meslekî etik kuralları, soruşturma ve disiplin faaliyetlerinin belirlenmesi, bağımsız denetim kuruluşları ve denetim uygulamalarının kontrolü ve kalite güvencesine ilişkin düzenlemeleri yapmak ve bağımsız denetim alanında kamu gözetimi fonksiyonunu icra etmek amacıyla, kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (Kurum) kurulmuştur.
Uluslararası standartlarla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturma ve yayımlama, bağımsız denetimde uygulama birliğini, gerekli güveni ve kaliteyi sağlama, denetim standartlarını belirleme, bağımsız denetçi ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirme ve bunların faaliyetlerini denetleme, bağımsız denetim alanında kamu gözetimi yapma hususları ile ilgili olarak düzenlemeler yapma yetkisine sahip olan davalı Kurum’un, ilgili bulunduğu sektörde, kaliteli ve güvenilir bir finansal raporlama ve bağımsız denetim ortamı oluşturmak ve finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak standartları yürürlüğe koymak ve etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek amacıyla 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 6102 sayılı Kanun'la kendisine tanınan bu yetkiyi Bağımsız Denetim Yönetmeliği'ni çıkarmak suretiyle kullandığı anlaşılmaktadır.
Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin "Denetçilerin yetkilendirilmesi" başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve (ğ) bentleri yönünden:
Yönetmeliğin dava konusu edilen 14. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerin, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûmiyeti olmaması; Yönetmeliğin dava konusu edilen 14. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde ise, denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerin, bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunmaması, olumsuz bir itibara sahip olmaması gerektiği kurala bağlanmıştır.
Davacı tarafından, "Yönetmeliğin dava konusu kurallarının, bir suç işlemiş ancak pişman olmuş kişilerin yeniden topluma kazandırılmaları amacına ve kişinin topluma adapte olma sürecine engel teşkil ettiği, infaz edilen suç ve cezaların etki ve sonuçlarını Türk Ceza Kanunu'nda öngörülmeyen bir şekilde genişletmek suretiyle ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı düzenlemeler içerdiği" ileri sürülerek anılan kuralların iptali istenilmektedir.
660 sayılı KHK'nın 9. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, "Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek, bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirerek listeler hâlinde ilan etmek ve bunları oluşturacağı resmî sicile kaydederek Kurumun internet sitesinde kamuoyunun erişimine sürekli olarak açık tutmak"; (f) bendinde, "Bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarına yönelik sınav, yetkilendirme ve tescil yapmak, disiplin ve soruşturma işlemlerini yürütmek, sürekli eğitim standartları ile meslekî etik kurallarını belirlemek, bunlara yönelik olarak kalite güvence sistemini oluşturmak ve bu alanlardaki eksikliklerin düzeltilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak"; (h) bendinde, "Düzenlemek ve denetlemekle görevli olduğu alanla ilgili ikincil düzenlemeleri yapmak ve bu konularda gerekli kararları almak" Kurul'un görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Aktarılan kurallardan, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemenin ve bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirmenin, ayrıca bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarına yönelik sınav, yetkilendirme ve tescil yapmanın, sürekli eğitim standartlarını belirlemenin Kurul'un görev ve yetkileri arasında sayıldığı anlaşılmaktadır.
Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nde, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmek isteyen meslek mensupları ile, bağımsız denetim alanında faaliyet izni talebinde bulunan denetim kuruluşlarının taşımaları gereken niteliklere yönelik kurallara yer verilmiştir. Kurum tarafından, denetçilerle ilgili yetkilendirme şartları belirlenirken, Avrupa Birliği'nin revize 8 numaralı Şirketler Hukuku Direktifindeki esaslar da göz önüne alınmıştır.
Bu itibarla, Kurum'un, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirleme ve bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirme görev ve yetkisi bulunduğu açık olduğundan, denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerin yetkilendirilme şartlarının belirlenmesine yönelik dava konusu kurallarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu kuralla davalı idareye, bağımsız denetçi olarak yetkilendirme talebinde bulunan meslek mensuplarının, bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunup bulunmadığı ve olumsuz bir itibara sahip olup olmadığının değerlendirilmesi hususunda takdir yetkisi verilmiş ise de, bu takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerektiği açıktır.
Davacı tarafından bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem yönünden:
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı tarafından, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun, Kurul’un … tarih ve … sayılı kararı ile, davacıya ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dolandırıcılık suçundan 5 ay hapis ve 16.652.500-TL ağır para cezası verildiği ve bu cezaların kesinleştiğinden bahisle Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentleri uyarınca reddedildiği, davacı tarafından, bu ret işlemiyle birlikte dayanağı Yönetmeliğin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı idareye, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirleme ve bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirme konusunda yetki verilmiş ise de, bu yetki mutlak ve sınırsız olmayıp, hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmalıdır.
Uyuşmazlık, davacıya … Ağır Ceza Mahkemesi'nce dolandırıcılık suçundan dolayı verilen 5 ay hapis ve 16.652.500-TL ağır para cezasının, davacının bağımsız denetçi olarak yetkilendirme talebinin davalı idarece değerlendirilmesine engel teşkil edip etmeyeceği hususuna ilişkindir.
Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesiyle devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olmasının amaçlandığı, bu amacın gerçekleşmesinin konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin göz önünde tutulması ile mümkün olacağı, hukuk güvenliğinin, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı belirtilmiştir.
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun adil bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Bu nedenle, idareler, takdir yetkisine sahip oldukları ya da bir değerlendirme yapma durumunda bulundukları her bir somut olayın özelliklerini göz önüne alarak konuyu değerlendirmeli ve işlemi tesis ederken ölçülülük ilkesini dikkate alarak tasarrufta bulunmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53. maddesinde, "(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar." kuralına yer verilmiştir.
765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu'nda memnu hakların iadesi müessesine yer verilmiş iken, 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki düzenlemeye göre, belli bir suçtan mahkûmiyete bağlı süresiz hak yoksunluğuna yer verilmediği, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması yönünde düzenleme yapıldığı, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkûmiyetinin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için de, yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin düzenleme yapılmadığı görülmüştür.
Ancak, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na 5560 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle eklenen "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A maddesinde, "(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi hâlli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi hâlinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır." kuralı yer almıştır.
5560 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle 5352 sayılı Kanun'a eklenen 13/A maddesinin gerekçesinde ise, "5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu'nun Geçici 2'nci maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur." ifadelerine yer verilmiştir.
Cezalandırılmakla güdülen asıl amacın, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğu; memnu hakların iadesi müessesesinin ise, ceza mahkumiyetinden doğan süresiz yasakların ve ehliyetsizliklerin ortadan kaldırılmasını sağlayan, yasak ve ehliyetsizliklerden kurtulmak isteyen kimseyi düzgün ve hukuk kurallarına uygun bir şekilde yaşamaya teşvik eden bir müessese olduğu açıktır.
Buna göre, 5352 sayılı Kanun'a eklenen 13/A maddesiyle getirilen yasaklanmış hakların iadesine ilişkin düzenlemeyle de, süresiz hak yoksunluklarının önüne geçilerek, yasak ve ehliyetsizliklerden kurtulmak isteyenlerin başvuruda bulunacakları bir yöntemin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Olayda, davacıya … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, dolandırıcılık suçundan 5 ay hapis ve 16.652.500-TL ağır para para cezası verilmiş, anılan cezaların infaz edilmesi üzerine davacı tarafından yasaklanmış haklarının iadesi talebiyle yapılan başvuru üzerine … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve … Değişik İş sayılı kararıyla 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesi uyarınca "Yasaklanmış Haklarının Geri Verilmesine" karar verilmiştir.
Bu durumda, davacının yetkilendirme başvurusunun reddine gerekçe olarak gösterilen … Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen cezanın üzerinden çok uzun bir zaman geçtiği, davacının başvuru tarihi itibarıyla da anılan cezası dışında aldığı başkaca herhangi bir disiplin ya da adli cezasının bulunmadığı, davacının, anılan kararın niteliği gereği mahkûmiyet hükmünden doğan süresiz hak yoksunluklarının yasaklanmış haklarının iadesiyle hukuken ortadan kalktığı da göz önüne alındığında, yıllar önce işlenen bir suç nedeniyle verilen ceza gerekçe gösterilerek bağımsız denetçi olarak yetkilendirilme başvurusunun reddedilmesinin ve bu durumun bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durum ve olumsuz bir itibara sahip olma olarak değerlendirilmesinin ölçülülük ilkesine de aykırı olduğu, dava konusu işleme dayanak alınan kuralda öngörülen amaçla davacı hakkında tesis edilen işlem arasında hakkaniyete uygun, adil ve makûl bir dengenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nce yasaklanmış haklarının iadesine karar verilen davacının, bu kararın niteliği gereği mahkûmiyet hükmünden doğan süresiz hak yoksunlukları hukuken ortadan kalktığından, bağımsız denetçi olarak yetkilendirilme isteminin önceki mahkûmiyet hükmünden bahisle değerlendirmeye alınmaksızın reddine dair dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, oyçokluğuyla;
2. Davacının bağımsız denetçi olarak yetkilendirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının İPTALİNE, esasta oybirliği gerekçede oyçokluğuyla;
3. Dava kısmen ret, kısmen iptal kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin yarısı olan …-TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan …-TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 28/12/2023 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "bağımsız denetçi", bağımsız denetim yapmak üzere, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kurum tarafından yetkilendirilen kişiler şeklinde tanımlanmıştır.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinde, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu'nun sayılan görev ve yetkileri arasında, (b) bendinde, "Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulamasına yönelik ikincil düzenlemeleri yapmak ve gerekli kararları almak, bu konuda kendi alanları itibarıyla düzenleme yetkisi bulunan kurum ve kuruluşların yapacakları düzenlemeler hakkında onay vermek", (ç) bendinde, "Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek, bu şartları taşıyan kuruluşları ve bağımsız denetim yapacak meslek mensuplarını yetkilendirerek listeler hâlinde ilan etmek ve bunları oluşturacağı resmi sicile kaydederek Kurumun internet sitesinde kamuoyunun erişimine sürekli olarak açık tutmak", (d) bendinde, "Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetleri ile denetim çalışmalarının, Kurumca yayımlanan standart ve düzenlemelere uyumunu gözetlemek ve denetlemek" de yer almış ve 27. maddesinde de, "(1) Kurul; 9'uncu maddenin birinci fıkrasının (b), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan yetkilerinin kullanılmasına yönelik usul ve esasları çıkaracağı yönetmeliklerle belirler." kuralına yer verilmiştir.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye dayanılarak yürürlüğe konulan Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin "Denetçilerin yetkilendirilmesi" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerin; a) Hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilgiler dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim Kurulunca tasdik edilmiş yabancı yükseköğretim kurumlarından en az lisans seviyesinde mezun olması veya diğer öğretim dallarından lisans seviyesinde mezun olmakla beraber bu fıkrada belirtilen bilim dallarından en az lisansüstü seviyesinde diploma almış olması, b) Meslek mensubu olması, c) Türkiye’de yerleşik olması, ç) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunması, d) 15'inci maddede belirtilen uygulamalı mesleki eğitimi tamamlamış olması, e) 16'ncı maddede belirtilen denetçilik sınavında başarılı olması, f) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûmiyeti olmaması, g) Faaliyet izninin daha önce Kurum tarafından 42'nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi dışındaki bentlerinden biri nedeniyle iptal edilmemiş olması, ğ) Bağımsız denetim mesleğinin gerektirdiği şeref ve haysiyete uymayan bir durumunun bulunmaması, olumsuz bir itibara sahip olmaması, şartlarını taşıması gerekir." kuralına yer verilmiştir.
Öte yandan, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 4. maddesinde, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için genel şartlar, "a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest muhasebeci mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır) b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunmak c) Kamu haklarından mahrum bulunmamak d) Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak" şeklinde belirlenmiştir.
3568 sayılı Kanun'un 5. maddesinde de, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olabilmek için gereken özel şartlar ise, "a) Hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim Kurumunca tasdik edilmiş yabancı yükseköğretim kurumlarından en az lisans seviyesinde mezun olmak veya diğer öğretim kurumlarından lisans seviyesinde mezun olmakla beraber bu fıkrada belirtilen bilim dallarından lisanüstü seviyesinde diploma almış olmak b) En az üç yıl staj yapmış olmak c) Serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olmak. Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavında başarılı olduktan sonra yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olanlarda, serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olma şartı aranmaz. d) Serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış olmak" şeklinde belirlenmiştir.
3568 sayılı Kanun'a göre tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği'nin (TÜRMOB) yönetim kurulunun görevleri, anılan Kanun'un 36. maddesinde sıralanmış ve (h) bendinde, yönetim kurulu mesleki ruhsatları vermekle görevlendirilmiştir.
Aktarılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, yeminli mali müşavirlik ile serbest muhasebeci mali müşavirlik mesleğinin niteliklerinin ve ruhsat alma koşullarının 3568 sayılı Kanun'da düzenlendiği ve bu Kanun hükümlerinin uygulanması konusundaki yetki ve sorumluluğun Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği'ne (TÜRMOB) ait olduğu, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'na, ruhsatını almış anılan meslek mensuplarının niteliklerini yeniden belirlemek gibi bir yetki verilmediği, 3568 sayılı Kanuna göre ruhsatını almış meslek mensupları arasından bağımsız denetçi yetkilendirmek konusunda yetki verildiği, bu konuda adı geçen Kurum'a düşen görevin yetkilendirme konusunda kuralları belirlemek olduğu, oysa Kurum tarafından 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre hazırlanarak yürürlüğe konulan Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin "Denetçilerin yetkilendirilmesi" başlıklı 14. maddesinde yapılan düzenleme ile, dayanağı olmadığı ve kanunen yetki de verilmediği hâlde, 3568 sayılı Kanun'da yeminli mali müşavir ve serbest muhasebeci mali müşavir olabilmek için aranan genel ve özel şartlar, yetkilendirme kriteri olarak belirlenmek suretiyle 3568 sayılı Kanun'a göre ruhsatını almış ve mesleğini icra etmekte olan meslek mensuplarının niteliklerinin adı geçen Kurum tarafından yeniden değerlendirmeye tabi tutulduğu, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile adı geçen Kurum'a verilen yetkinin, meslek mensuplarının niteliklerini belirlemek olmayıp ruhsatını almış, mesleğini icra eden meslek mensupları arasında bağımsız denetçi olacakları seçmek ve seçime ilişkin bu kriterleri yetkilendirme adı altında belirlemek ile sınırlı olduğu, aksi bir uygulamanın 3568 sayılı Kanun'a göre TÜRMOB'dan ruhsatını almış, mesleğini icra eden bir meslek mensubunun, adı geçen Kurum tarafından genel ve özel şartlar itibarıyla yeniden değerlendirmeye tabi tutulmasına ve şartları haiz olmadığı sonucuna ulaşılması durumunda hiçbir şekilde bağımsız denetçi olmamasına neden olacağı, ancak yasa koyucu tarafından adı geçen Kurum'a böyle bir yetkinin verilmediği anlaşılmakta olup, yasa koyucu tarafından Kurum'a verilmeyen böyle bir yetkinin, Bağımsız Denetim Yönetmeliği ile verilmesinin hukuka aykırı olduğu kuşkusuzdur.
Bu durumda, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de bağımsız denetçinin, 3568 sayılı Kanun'a göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kurum tarafından yetkilendirilecek kişileri ifade ettiğinin belirtilmiş olması ve 3568 sayılı Kanun hükümlerine göre yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavir olabilmenin genel ve özel şartlarını taşıyan kişilere TÜRMOB yönetim kurulu tarafından meslek ruhsatlarının verilmesi karşısında, aldığı ruhsat ile meslek mensubu olan ve mesleğini icra etme hak ve yetkisi bulunan kişilerin bağımsız denetçi olarak yetkilendirilme taleplerinin Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 14. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (ğ) bentlerine dayanılarak reddedilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, hem dava konusu Yönetmelik kurallarının, hem de davacının yetkilendirme talebinin reddine dair işlemin yukarıda belirtilen gerekçeyle iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!