WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 02 Temmuz 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2023/5659 E.  ,  2023/8405 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/5659
Karar No : 2023/8405

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Huk. Müş. Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : Davacılar tarafından, anneleri …'ün 19/02/2009 tarihinde Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği ameliyat sonrasındaki hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri manevi zararlarına karşılık her bir davacı için 40.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL (miktar artırımı ile birlikte 1.200.000,00TL) manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda; … İdare Mahkemesince, davanın reddine yönelik kararın kanun yolu aşamasından geçerek kesinleşmesi neticesinde Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı üzerine, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmesi için yeniden yargılama yapılmak suretiyle verilen davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :Davacılar tarafından, hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu; davalı idare tarafından, somut olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği, manevi tazminat isteminin artırılamayacağı, harçlardan muaf oldukları ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca, karşılıklı temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin reddi, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden;
Davacıların annesi …'ün, 19/02/2009 tarihinde Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ameliyat olduğu ve 23/02/2009 tarihinde taburcu edildiği, kusma ve mide bulantı şikayetleri bulunması nedeniyle 28/02/2009 tarihinde tekrar anılan hastaneye başvurduğu ve bağırsak tıkanıklığı ön tanısı ile yatışının yapıldığı, takip ve tedavisi devam ederken genel cerrahi kliniği bulunmadığından bahisle 03/03/2009 tarihinde Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, davacılar tarafından bu hastanenin koşullarının beğenilmemesi/uygun bulunmaması nedeniyle talepleri üzerine aynı gün Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevkinin gerçekleştirildiği ve bağırsak tıkanması teşhisi ile 04/03/2009 tarihinde ameliyata alındığı, ameliyat sonrasında yoğun bakımda takip ve tedavisi devam ederken solunum ve dolaşım sisteminin durması üzerine yapılan müdahalelere yanıt vermeyerek 06/03/2009 tarihinde hayatını kaybettiği,
Davacılar tarafından, anneleri …'ün ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, "19.2.2009 tarihinde ele gelen kitle şikayeti olan hastanın yapılan muayenesinde evre 4 Pop Q+ vault prolapsusu saptanması üzerine operasyon amaçlı yatırıldığı, ameliyat edildiği, tedavisinin ardından şikayetleri nedeniyle aynı hastaneye 28.02.2009 tarihinde tekrar yatırıldığı ve daha sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi … bölümüne sevk edildiği, obstrüksiyon şikayeti nedeniyle 4.3.2009 tarihinde operasyona alındığı, ve strangulasyonlu ince barsak obsrüksiyonu tespit edilerek rezeksiyon yapıldığı, 5.3.2009 tarihide yoğun bakım servisine yatırıldığı, 5.3.2009 tarihinde kardiopulmoner arrest geliştiği resüsitasyona cevap vermediği ve eks kabul edildiği bildirilen İbrahim kızı 1946 doğumlu … hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler değerlendirildiğinde: 1- Her ne kadar zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olsa da; tıbbi belgelere göre kişinin ölümünün evre 4 pop Q + vault prolopsusu nedeniyle yapılan ameliyat sonrasında oluşan barsak strangulasyonu ameliyatı sonrasında gelişen komplikasyonlar (pulmoner emboli) sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği, 2- 17.2.2009 tarihide evre 4 Pop Q+ vault prolopsusu nedeniyle konulan ameliyat endikasyonunu ve yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası barsak stragulasyonu gelişmesinin bir komplikasyon olduğu, 28.2.2009-3.3.2009 tarihleri arasında kişinin Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesindeki takiplerinin uygun olduğu, stragulasyonunun düzelmemesi üzerine ameliyat kararı verilmesinin ve yapılan ameliyatın uygun olduğu, tedavisini yapan hekimlere ve idareye kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca davalı idareye kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği ve bu kararın kanun yolu aşamasından geçerek kesinleştiği,
Davacılar tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması üzerine Anayasa Mahkemesince; hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıların annesi …'ün 28/02/2009-03/03/2009 tarihleri arasındaki takip ve tedavi sürecinin salt 'uygun olduğu' ifadesiyle değerlendirildiği, başkaca bir açıklama yapılmadığı, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 04/03/2009 tarihinde acil olarak ameliyata alınan …'ün kusma ve mide bulantısı şikayetiyle 28/02/2009 tarihinde başvurduğu Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bağırsak tıkanması rahatsızlığı başvuru yapıldığında tespit edilmesine karşın ameliyata alınmamasına veya ameliyata alınmak üzere başka bir hastaneye yönlendirilmemesine, dört gün boyunca bekletilerek koşulları uygun olmadığı ileri sürülen bir hastaneye nakledilmesine ilişkin iddiaların davacılar tarafından her aşamada ileri sürülmesine karşın değerlendirmeye konu edilmediği, bir başka ifadeyle kendi talebiyle nakledildiği Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde bağırsak tıkanması nedeniyle acil olarak ameliyata alınan davacıların annesi …'ün dört gün boyunca operasyona alınmayarak bekletilmesinin ölüm olayına bir etkisinin bulunup bulunmadığı, ölüm olayı ile söz konusu süreç arasında bir illiyet bağı olup olmadığı hususunda Mahkemece bir tespit yapılmadığı, dolayısıyla, Mahkeme sahip olduğu resen araştırma, inceleme yetkisini -davacılar tarafından da ileri sürüldüğü halde- bu hususları aydınlığa çıkarmak için kullanmadığı, bilirkişi raporunda yer alan ve herhangi bir temellendirici açıklama içermeyen '28/2/2009-3/3/2009 tarihleri arasında kişinin takiplerinin uygun olduğu' ifadesinin ise söz konusu iddiaları açıklığa kavuşturmaktan uzak olduğu, davacıların annesi …'ün Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde bağırsak tıkanması nedeniyle acil olarak ameliyata alınmış olması ve 28/2/2009 tarihinde Bakırköy Hastanesinde bağırsak tıkanması rahatsızlığının başvuru yapıldığı anda tespit edilmiş olması karşısında söz konusu gecikme iddiasının ciddi ve yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülük bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken bir husus olduğu kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin … İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği,
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararının gereği yerine getirilmek üzere İdare Mahkemesince yapılan yeniden yargılamada, Adli Tıp Kurumu Başkanlığından "Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde bağırsak tıkanması nedeniyle acil olarak ameliyata alınan …'ün dört gün boyunca operasyona alınmayarak bekletilmesinin ölüm olayına bir etkisinin bulunup bulunmadığı, ölüm olayı ile söz konusu süreç arasında bir illiyet bağının olup olmadığı, söz konusu süreçte, tıbbi müdahale bağlamında davalı idareye yüklenilebilecek hizmet kusuru bulunup bulunmadığı ve bulunması halinde kusur oranının ne olduğu" sorularının yanıtlanması suretiyle hazırlanacak olan bir bilirkişi raporunun istenildiği ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, "1.Zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskobik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmamakla birlikte adli dosyada mevcut belgelere göre; kişinin ölümünün ileus ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği, 2.Vajinal sarkma, ele gelen kitle şikayetiyle başvuran hastaya 19.02.2009 tarihinde Sakrokolpopeksi + burch + halban operasyonu uygulandığı, kişinin ameliyat endikasyonunun ve yapılan ameliyat yönteminin uygun olduğu, takiplerinde sorun olmaması üzerine yapılan taburculuk işleminin uygun olduğu, hastanın 28.02.2009 tarihinde bulantı, kusma ishal şikayetiyle yeniden hastaneye başvurusunda çekilen ayakta direk batın grafisinde hava sıvı seviyesi izlenmesi ve TV USG’ de dilate barsak ansı izlenmesi üzerine hastanın oral alımının kesilerek NG sondayla servise yatırılarak izlenmesinin tıbben uygun bir yaklaşım olduğu, tekrarlanan grafide hava sıvı seviyesinin sebat ettiği, ancak gaz gaita deşarjının olduğu, batında defans ve rebound saptanmadığı, Cerrahi patolojinin ayırıcı tanısı için hastanın Sadi Konuk Devlet Hastanesi Acil Cerrahi birimine konsülte edilmesinin uygun bir yaklaşım olduğu, Cerrahi kliniği tarafından yapılan değerlendirme sonrası hastada ileus düşünülerek hastanın Sadi Konuk Devlet Hastanesi Cerrahi birimine yatırıldığı, ancak hastanın 03.03.2009 tarihinde tüm riskleri kabul ederek kendi isteğiyle imza atarak hastaneden ayrılmış olduğu; hastanın Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine operasyon sonrası 28.02.2009 tarihinde başvurusu ile Cerrahi kliniğine sevk edildiği tarihe kadar geçen süreçte hastanın genel durumunun iyi olduğu, batın rahat olup, defans ve rebound saptanmadığı, gaz gaita çıkışının olduğu, klinik tablonun henüz tam olarak şekillenmemiş olduğu, paralitik ileus - mekanik ileus ayrımı için hastanın uygun şekilde takip edilmiş olduğu, genel durumu iyi olan hastada gaita çıkarmama şikayeti gelişmesi ve kolon ve ince bağırsakta gaz bulgusu olduğu görüldükten sonra vakit geçirilmeksizin cerrahi kliniği ile konsülte edildiği ve tanının kesinleştirilmesi üzerine de hastanın cerrahi kliniğine sevk işlemlerinin uygun şekilde yapılmış olduğu göz önüne alındığında takip ve tedavisini yürüten sağlık çalışanlarının uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, ilgili sağlık personeline tıbbi uygulama hatası atfedilemeyeceği, 3. Sağlık hizmetini personeli aracılığıyla yürüten idarenin sağlık hizmeti sunumunda organizasyon hatası saptanmadığı" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince; …'ün Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği sakrokolpopeksi+halban+burch operasyonundan sonra 23/02/2009 tarihinde taburcu olduğu, dava dilekçesinde …'ün taburcu olmadan önce ve sonra şikayetlerinin devam ettiğinin iddia edildiği ve dosya içerisinde yer alan evraklarda, dava dilekçesinde belirtilen tarih aralıklarında …'ün dava dışı başka hastanelere başvurularının olduğu, en son başvurulan …Hastanesinde bağırsak düğümlenmesi nedeniyle acil ameliyat gerektiğinin söylendiğine yönelik iddialarının bulunduğu, bunun üzerine davacıların Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde …'ün ilk ameliyatını gerçekleştiren doktorla irtibata geçtikleri ve onun yönlendirmesi ile 28/02/2009 tarihinde Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine …'ü ikinci defa yatırdıkları, dosya içinde bulunan evraklarda davacıların iddia ettiği gibi müteveffa ile ilk ameliyatını gerçekleştiren doktorun ilgilendiğinin görülmekte olduğu, ancak …'ün 28/02/2009 tarihinde ikinci defa yatırıldığı bu hastaneden 03/03/2009 tarihinde genel cerrahi uzmanının bulunmadığı gerekçesiyle bir başka hastaneye sevk edildiği, bunun üzerine aynı gün davacıların …'ü bu hastaneden alarak Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesine götürdükleri ve 04/03/2009 tarihinde ameliyat olmasını sağladıkları, fakat anneleri …'ün 05/03/2009 günü vefat ettiği, Adli Tıp Kurumu raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; …'ün ilk ameliyatı sonrası kendisine gerekli özenin gösterilmediği, ikinci defa Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırıldığındaki şikayetleri ile dava dışı hastanede aldığı belirtilen tanısının ve ilk ameliyatın olası komplikasyonlarının yeterince göz önünde tutulmayarak genel cerrahi uzmanı olmayan Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bekletildiği ve nihayetinde genel cerrahi uzmanı eksikliği nedeniyle bir başka hastaneye sevkedildiği, böylelikle yitirilmiş zamana yol açıldığı ve …'ün daha riskli bir operasyona girmesine neden olunduğu anlaşıldığından, yaşanan olay nedeniyle davacıların duyduğu elem ve ızdıraba karşılık olmak üzere manevi tazminat ödemesi gerektiği gerekçesiyle, davacılar tarafından verilen ve 06/03/2023 tarihinde kayda giren miktar artırım dilekçesi ile talep edilmiş olan toplam 1.200.000,00 TL manevi tazminat istemi üzerinden hüküm kurulmak suretiyle, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ve her bir davacı için 100.000,00 TL olmak üzere toplam 200,000,00 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine, manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısmının ise reddine karar verildiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize Konu İdare Mahkemesi Kararının, Davacılara Manevi Tazminat Ödenmesi Gerektiğine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerektiğinden; manevi tazminata, hizmet kusurunun ve idari eylem ile zararlı sonuç arasında illiyet bağının tespit edilmesi halinde hükmedilebileceği açıktır.
Ancak, doğrudan zararlı sonucun meydana gelmesine sebebiyet vermemekle birlikte, sunulan sağlık hizmetin gerektiği gibi özenli ve eksiksiz işletilemediğinin tespiti halinde, bu durumun yeterli hizmet alınamadığı yönünde davacıda/davacılarda endişe, üzüntü ve telaşa yol açacağı göz önünde bulundurularak manevi tazminata hükmedilebileceği de açıktır.
Uyuşmazlıkta da, davacıların annesi …'ün davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklı olarak hayatını kaybettiğini söylemek mümkün olmamakla birlikte, davacıların annesi …'ün ilk ameliyatı sonrasında kendisine gerekli özenin gösterilmediği, ikinci defa Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırıldığındaki şikayetleri ile dava dışı hastanede aldığı belirtilen tanısının ve ilk ameliyatın olası komplikasyonlarının yeterince göz önünde tutulmayarak genel cerrahi uzmanı olmayan Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bekletildiği ve nihayetinde genel cerrahi uzmanı eksikliği nedeniyle bir başka hastaneye sevkedildiği, böylelikle yitirilmiş zamana yol açıldığı ve daha riskli bir operasyona girmesine neden olunduğu açık olduğundan; İdare Mahkemesince, yaşanan olay nedeniyle davacıların duyduğu elem ve ızdıraba karşılık olmak üzere manevi tazminat ödemesine karar verilmiş olmasında hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
Temyize Konu İdare Mahkemesi Kararının, Davacılar Lehine Hükmedilen Manevi Tazminat Miktarına Yönelik Kısmının İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına 11/04/2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen hüküm ile, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçenin otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edileceği kuralı getirilmiştir.
Yukarıda yer alan hükümler uyarınca, miktar artırım müessesi davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi; zararı doğuran olayın meydana geliş biçiminin yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu, kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de uygulanabilir. Ancak bu durumun istisnai bir durum olduğu ve manevi zararın sonradan gerçekten artmış olduğunun tespiti halinde işletilebileceği kuşkusuzdur.
Ayrıca manevi tazminat talepleri açısından konunun manevi tazminatın amacı ve niteliğinin dikkate alınması suretiyle ele alınması gerektiğinde de duraksama bulunmamaktadır.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıztırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ıztırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi zararın niteliği gereği sonradan gelişen veya öğrenilen yeni bir olgu olmadığı sürece kişinin manevi varlığında oluşan zararın arttığından bahsedilemez.
Bakılan davada, davacılar tarafından, anneleri …'ün hayatını kaybetmiş olması nedeniyle uğradıkları manevi zararlarına karşılık toplam 80.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunulmuş, Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılama aşamasında ise, 05/03/2023 kayıt tarihli dilekçe ile davanın 2010 yılında ikame edildiğinden ve talep edilen tutarın manevi zararı gidermekten uzak olduğundan bahisle manevi tazminat talepleri 1.200.000,00 TL olacak şekilde artırılmışsa da; olayda, davacılar açısından sonradan oluşan veya öğrenilen yeni bir olgu bulunmadığından, manevi zararın niteliği gereği bu zarar kalemi için talep edilen manevi tazminat tutarının arttığından bahsedilemeyeceği açık olup, davacıların artırılan manevi tazminat istemleri kabul edilmek suretiyle verilen temyize konu kararıda hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin REDDİNE, davalının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.