Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/5654 E. , 2023/7217 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/5654
Karar No : 2023/7217
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACILAR):
1- …
2- …
VEKİLİ: Av. …
3- … adına Vasisi …
VEKİLİ: Av. …
DİĞER (DAVACI): … (Müteveffa)
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI): … Başkanlığı / …
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri V. …
İSTEMLERİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2023/1782, K:2023/2406 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; kendilerine ait telefonların, Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Başkanlığınca düzenlenen ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı adına onaylanan yazılar ile başka şahıslara aitmiş gibi (kod ad kullanılarak) gösterilmek suretiyle İstanbul'da bulunan Ağır Ceza Mahkemelerinden alınan kararlar ile dinlendiğinin, tespit edildiğinden, sinyal bilgilerinin değerlendirildiğinden ve kayda alındığından bahisle "haberleşme ve özel yaşamın gizliliğinin ihlal" edildiği ileri sürülerek her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Danıştay Onuncu Dairesinin 20/03/2019 tarih ve E:2014/5323, K:2019/2291 sayılı, temyize konu kararın davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulmasına dair karara uyularak davanın kısmen kabulü ile toplam 10.500,00 TL manevi tazminatın (… için 3.500,00 TL, … için 3.500,00 TL ve … için 3.500,00 TL ) davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin (34.500,00 TL) manevi tazminat istemlerinin reddine, dava açıldıktan sonra vefat eden … yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Taraflarca yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP EDENLERİN İDDİALARI:
I- Davalı idare tarafından, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 4. ve 6. maddeleri uyarınca kod ad kullanarak dinlemeye ilişkin mahkeme kararı almanın mümkün ve hukuki olduğu, somut olayda davacıların istihbari faaliyetin asli unsuru olmadıkları, şahısların zarar görmeden çalışmaya dahil edilebilmeleri için gerçek isimlerinin kullanılmadığı, davaya konu olan olayın davacılar tarafından basın yoluyla kamu oyuna duyurulduğu, zarar bulunması halinde zarardan davacıların sorumlu olduğu, Anayasa Mahkemesi kararıyla davacılar lehine tazminata hükmedildiğinden davada manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
II- Davacılar … ve … tarafından; Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru sonucu hükmedilen tazminatın koruduğu değerler ile bu davada korunan değerlerin farklı olduğu, bireysel başvuru sonucu hükmedilen tazminat miktarını esas kabul eden Mahkeme Kararının hak ve menfaat dengesini ve ölçülülük ilkesini bozduğu ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
III- Davacı … tarafından; hükmedilen tazminatın uğranılan manevi zararı karşılamadığı, davalı idare açısından caydırıcı bir özellik taşımadığı ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından, davacıların karar düzeltme isteminin hukuki dayanağının bulunmadığı ileri sürülerek reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın kaldırılarak, İdare Mahkemesi kararının kısmen bozulması, kısmen gerekçe değiştirerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2023/1782, K:2023/2406 sayılı kararı kaldırılarak tarafların temyiz istemleri yeniden incelendi:
DAVALI İDARENİN TEMYİZ İSTEMİNİN İNCELENMESİ:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Taraf gazetesi yazarları olan davacılar tarafından, kendilerine ait telefonların, Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Başkanlığınca düzenlenen ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı adına onaylanan yazılar ile, başka şahıslara aitmiş gibi (kod ad kullanılmak suretiyle) gösterilmek suretiyle İstanbul'da bulunan Ağır Ceza Mahkemelerinden alınan kararlar ile dinlenmesi, tespiti, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması kararları nedeniyle "haberleşme ve özel yaşamın gizliliğinin ihlal" edildiğinden ve davalı idarenin hizmet kusuru işlediğinden bahisle her bir davacı için 50.000,00 TL olmak üzere 200.000,00 TL manevi tazminatın; 30/10/2008 tarihinden 04/11/2009 tarihine kadar mahkeme kararları ile telefon görüşmelerinin dinlenildiği, dinleme talep edilirken kendi isimleri yerine dinlenen telefon numaralarının başka şahıslara ait olduğu imajı vermek için kod adların kullanıldığı, gerçek kimliklerinin hakimlerden gizlenerek dinleme kararlarının alındığı, bu şekilde dinleme kararları veren Ağır Ceza Mahkemeleri hakim/hakimlerinin yanıltıldığı, bu durumun özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğüne aykırı olduğu, davalı idarenin sahte evrak tanzim ederek yaptığı dinlemeler nedeniyle hizmet kusuru işlediği ileri sürülerek ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun zarara neden olduğu iddia edilen eylem tarihinde yürürlükte olan haliyle "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesinde, "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır." kurallarına; "Teknik araçlarla izleme" başlıklı 140. maddesinde, "maddede sayılan suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebillir, ses veya görüntü kaydı alınabilir...
Teknik araçlarla izlemeye hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur." kurallarına yer verilmiştir.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun yine zarara neden olduğu iddia edilen eylem tarihinde yürürlükte olan haliyle “Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri” başlıklı 4. maddesinde,
"a) Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak.
b) Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.
c) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat faaliyetlerinin yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve Başbakana tekliflerde bulunmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak.
e) Genelkurmay Başkanlığınca Silahlı Kuvvetler için lüzum görülecek haber ve istihbaratı, yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığına ulaştırmak.
f) Milli Güvenlik Kurulunda belirlenecek diğer görevleri yapmak.
g) İstihbarata karşı koymak.
Millî İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez ve bu Teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez. Milli İstihbarat Teşkilatı birimlerinin görev, yetki ve sorumlulukları Başbakanca onaylanacak bir yönetmelikte belirtilir." hükümleri yer almaktadır.
Aynı Kanun'un "Yetkiler" başlıklı 6. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde, “Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından kendi görev sahasına giren konularda yararlanabilmek, bunlarla irtibat kurabilmek, bilgi ve belge almak için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunabilir." hükmüne; 2. fıkrasında, "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde MİT Müsteşarı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu işlemler, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafından yürütülür..." hükümlerine; 3. fıkrasında,"Yetkili ve görevli hâkim, talepte bulunan birimin bulunduğu yer itibariyle yetkili olan ve 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemesinin üyesidir." hükmüne; 4. fıkrasında,"Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, casusluk faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir." hükümlerine; 5. fıkrasında,"Uygulanan tedbirin sona ermesi halinde, dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir." hükümlerine; 6. fıkrasında,"Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, bu Kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir...” hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Olayda, davacıların gerçek ismi yerine gerçekte var olmayan ve ithaf edilen kod isimleri ile dinlenilmesi olgusu açısından değerlendirme yapıldığında; davalı idarece davacıların isminin gizlenmesine gerekçe olarak, davacıların isminin zarar görmemesi ve çalışma yürüten istihbarat elemanları dışında kimsenin davacıların ismini bilmemesi adına gerçek kimliklerinin gizlendiğinin belirtildiği görülmekte olup, bu yöndeki bir gerekçenin, faaliyetin istihbari faaliyet olması ve davacıların adının zarar görmesinin önüne geçilmesi ile çalışmayı yürüten kişi veya kişiler dışında hiç kimsenin davacıların dinlenildiğini bilmemesi amaçlarına hizmet ettiği göz önüne alındığında makul olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, kendisine gelen tedbir taleplerini mahkemelerin özenle incelendiğinin ve mevzuata uygun bulduklarının bir "karine" olarak kabulü gerekir. Daha açık bir anlatımla, eğer mahkeme kendisine gelen dinleme taleplerini kabul etmiş ise idarenin başvuru yönteminin ve gerekçesinin hukuka uygun olduğu, yok eğer bu talepleri reddetmiş ise bu kez kurumun talebinin hukuka aykırı olduğu söylenebilecektir. Somut olayda da mahkemeye gelen dinleme taleplerinin kabul edilmiş olması, idarenin başvuru yönteminin ve gerekçesinin hukuka uygun olduğunu göstermektedir.
2937 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yetkileri sayılmış olup, bu yetkiler arasında Kanun'un 4. maddesinde sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacıyla bazı durumlarda hakim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde MİT Müsteşarı ve yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceği, kayda alınabileceği belirtilmiştir. Keza anılan maddenin 4. fıkrası hükmüne göre kararda ve yazılı emirde hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliğinin, iletişim aracının türünün, kullanılan telefon numaralarının veya iletişim bağlantısına imkan veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türünün, kapsamının, süresinin ve tedbire başvurulmasını gerektiren nedenlerin belirtilmesi de zorunludur. Bu zorunluluk haberleşmenin gizliliğine dair Anayasanın 22. maddesine ve bu konudaki evrensel hukuk ilkelerine dayandırılmaktadır. Nitekim bu tedbirin ancak ve ancak bir yargı kararıyla yapılabileceği ya da idari bir kararla başlatılsa bile (yazılı emir) yirmi dört saat içinde yetkili ve görevli hakimin onayına sunulması gerektiği, bir başka ifadeyle yargı merciince icazet verilmedikçe tamamlanmayacağı yasal teminat altına alınmıştır. Dolayısıyla bu türden tedbir taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağı hususundaki asli yetki tedbiri talep eden kuruma (idareye) değil, bu konudaki kararı veren/verecek olan yargı merciinin takdirine bırakılmıştır. Daha açık bir ifadeyle kuruluş amacı, yürüttüğü faaliyet ve bu faaliyette kullanacağı yol, yöntem, araç gereçleri seçmek, kullanmak ve istihbari faaliyetleri yürütmek bakımından MİT'in belli imtiyazı olduğu söylenebilirse de, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilmesine, dinlenmesine, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ve kayda alınmasına ilişkin olarak uygulanacak tedbir taleplerine ilişkin son kararın yargı merciine ait olduğu açıktır.
Bakılan uyuşmazlıkta, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nda tanımlı istihbarata karşı koyma görevi kapsamında yürütülen çalışmalar sırasında, usulüne göre yapılmış olan iletişimin dinlenilmesi taleplerinin yine Mahkemelerce herhangi bir hukuki sakınca görülmeyerek karşılanmış olduğu görülmekle, bu hususta davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, davacıların tazminat talebinin karşılanmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davacılara ait telefonların iletişim bilgilerinin izlenmesi mahkeme kararına dayandığından ve bu nedenle idare hukuku ilkeleri çerçevesinde İdarenin tazmin sorumluluğuna başvurulması bakımından, maddi ve hukuki koşullar olayda mevcut olmadığından temyize konu kararın davanın kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
DAVACILARIN TEMYİZ İSTEMİNİN İNCELENMESİ:
Yukarıda açıklandığı üzere, somut olayda, davacıların iletişim bilgilerinin izlenmesi usulüne uygun şekilde mahkeme kararına dayanılarak gerçekleştirildiğinden, davalı idarenin tazmin sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bu durumda, temyizen incelenen kararın, davanın kısmen reddine dair kısmı sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, davacıların dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin REDDİNE,
2. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
3. ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkin kısmının belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 21/11/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY: Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, kararın düzeltilmesi istemlerinin reddi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!