Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/7663 E. , 2023/8349 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/7663
Karar No : 2023/8349
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLLERİ : Huk. Müş. …
Huk. Müş. …
DAVALI YANINDA MÜDAHİL : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 12/04/2021 tarih ve E:2019/6932, K:2021/1750 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların kızları …’nun kalbindeki rahatsızlık sebebiyle davalı idareye bağlı Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan tıbbi müdaheleye bağlı olarak vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 5.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu'nun 08/02/2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle “…çocuğun ilk olarak 27/06/2008 tarihinde başvurduğu Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde şikayetlerine yönelik gerekli muayene ve tetkiklerinin yapılarak uygun tanı konulmuş olduğu, 01/07/2008 tarihinde uygun endikasyon ile ameliyat kararı alınmış olduğu, ameliyatın uygun teknikle yapılmış olduğu, sonrasında şikayetler geçmeyince başvurulan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 04/08/2008 tarihinde uygulanan ameliyat esnasında perikart boşluğu içinde sol atrium duvarı üstünde saptanan iğnenin 01/07/2008 tarihinde Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan ameliyat esnasında unutulmuş olmasının bir eksiklik olduğu, ancak çocuğun ölümüne neden olan post perikardiotomi sendromunun her türlü kalp ameliyatı sonrası gelişebileceği, ameliyat esnasında unutulan sütur materyali ile ilgili olmadığı ve sütur materyalinin perforasyona neden olmadığı cihetle; çocuğun ölümü nedeniyle muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve davalı idareye kusur atfedilemeyeceği” şeklinde görüş bildirildiği, olayda gerçekleşen zarar ile tıbbi müdahele arasında bir illiyet bağının varlığından hukuken söz etme imkanı da bulunmadığı sonucuna varıldığı, Adli Tıp Kurumu raporunda Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan ameliyat esnasında iğnenin unutulmuş olmasının bir eksiklik olduğu vurgulandığından, çocuk …’ya yapılan tıbbi tedaviye rağmen vefat etmesi nedeniyle davacıların acı, elem ve üzüntü duyduklarının kuşkusuz olduğu, davacıların duyacakları acı, elem ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilebilmesi amacıyla 100.000,00 TL manevi tazminatın adli yargıda dava açma tarihi olan 04/11/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Tarafların ve müdahilin temyiz başvuruları üzerine Danıştay Onuncu Dairesince; olayla ilgili olarak Adli Tıp Üst Kurulundan rapor alınması ve hastanın ailesinin ilk ameliyat kararının alındığı 2000 yılından itibaren 2008 yılına kadar geçen sürede bir eylemsizliği olup olmadığı da araştırılarak, bu noktada müterafik kusur değerlendirmesinin de yapılması suretiyle tazminat istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
KARAR_DÜZELTME_
TALEP_EDENİN_İDDİALARI :Davacılar tarafından; Adli Tıp Kurumunca sunulan raporun eksik ve çelişkili olduğu, ameliyat bölgesinde sütur iğnesinin unutulmuş olması nedeniyle olayda hizmet kusuru bulunduğu, manevi tazminat yönünden verilen bozma kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; çocuğun ölümü ile ameliyat esnasında unutulan iğne arasında bir illiyet bağının bulunmadığı, dolayısıyla kusur sorumluluğunun söz konusu olmadığı; müdahil tarafından; idarenin davranışı ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı, hakkında yapılan ceza yargılamasında kusur bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği belirtilerek davacıların karar düzeltme taleplerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY_TETKİK_HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesi'nin 12/04/2021 tarih ve E:2019/6932, K:2021/1750 sayılı kararı kaldırılarak tarafların ve müdahilin temyiz istemleri yeniden incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 1999 doğumlu olay anında 9 yaşında olan davacıların çocuğu …’nun kalbinde doğuştan kalp deliği olduğu, 27/09/1999 tarihinde Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine nefes darlığı, morarma şikayeti ile başvurulduğu, hastaya Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan üfürüm testlerinin incelenmesi sonucunda hastanın takibe alındığı, burada takip sonucu Zeynep Kamil Çocuk Dahiliye Kliniği'ne sevk edildiği, burda yapılan tetkiklerde VSD (Ventriküler Septal Defekt) tanısı konulduğu, bronkopnömonisi, akciğerindeki üfürüm sesleri düzelince taburcu edilmesi akabinde Kartal Koşuyolu Kalp ve Damar Hastanesinde ameliyat kararı alındığı, annenin 8 aylık hamile olması sebebiyle doğumdan sonra ameliyatın yapılması talebi üzerine ailenin isteği ile 16/08/2000 tarihinde taburcu edildiği, 2000 yılından itibaren tedavi gördüğü, büyüdükçe kalpteki deliğin kapanabileceği ihtimali ile beklendiği, fakat en son noktada 27/06/2008'de kusma, ishal şikayeti ile başvurulan hastane olan Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, bu hastanede 01/07/2008 tarihinde mevcut olan rahatsızlık sebebiyle yapılan tetkikler neticesinde VSD tanısı ile kalpteki deliğin kapatılması sebebiyle ameliyat kararı alındığı, ameliyatın kardiyovasküler cerrahı olan müdahil tarafından yapıldığı, durumu stabil olunca 07/07/2008'de taburcu edildiği, 03/08/2008 tarihinde çocuk …’da bulantı, kusma ve solunum sıkıntısı şikayetleri başlaması üzerine başvurulan Ordu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi tarafından ileri tetkik için ikamet ettikleri Ordu iline yakın Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, burada yapılan tetkiklerde, perikardiyal efüzyon (kalbin fonksiyonlarını bozan sıvı birikimi) hastanın vücudunda ilk ameliyatta unutulan eğri yay şeklinde dikiş atmada kullanılan sütur iğnesi ve ameliyat ipliği tespiti yapıldığı, hastanın ameliyata alındığı ve ameliyat sırasında hastanın kalbinden 400 cc “sarı-yeşil renkte mai” drene edildiği (400cc kalp boşluğundan sol kalp kapağından 100cc sağdan 500cc) oldukça yapışık olduğu, yabancı cismin yapışık olan yerden çıkarıldığı, çıkarılan cismin ucunda “sütur iğnesi” tespit edildiği, yabancı cismin unutulduğu yerden alınarak hastanın ameliyat yerinin uygun şekilde kapatılarak sonlandırıldığı, ancak ameliyat sonrasında yapılan takipte 05/08/2008'de hastada solunum arresti geliştiği, hastanın idrara çıkamaz hale geldiği, solunumu yavaşlayan hastanın durumunun kötüye gitmesi üzerine hastaya yapılan kalp masajı ve bypass uygulamasına karşın davacılar yakını …’nun 19.30'da hayatını kaybetmesi üzerine davacıların ameliyatı yapan doktor … ve Sağlık Bakanlığı aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesinin … esasına kayıtlı dava dosyasında tazminat istemi ile dava açtıkları, Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan davanın yargı yolu yönünden, müdahil hakkındaki davanın ise husumet yönünden reddedilmesi ve kararın 22/12/2014 tarihinde kesinleşmesi üzerine davacılar tarafından maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Kararın Manevi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Kararın Maddi Tazminat İstemlerinin Reddi Yönünden İncelenmesi:
Dava konusu olayda; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 04/08/2008 tarihinde uygulanan ameliyat esnasında perikart boşluğu içinde sol atrium duvarı üstünde saptanan sütur iğnesinin 01/07/2008 tarihinde Kartal Koşuyolu Yüksek Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan ameliyat esnasında unutulmuş olmasının verilen sağlık hizmeti açısından bir eksiklik olduğu ve bu durumun maddi tazminata ilişkin değerlendirmeden bağımsız olarak manevi tazminat istemlerinin tamamının kabulünü gerektirdiği sonucuna varılmış ise de, maddi tazminata hükmedilmesi için gereken koşulların olayda oluşup oluşmadığının tespit edilebilmesi için aşağıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun … tarih ve … sayılı raporunda; ''Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan ameliyat sonrası düşük kalp debisi sendromu ile başvurduğu ve uygulanan drenaj ameliyatına rağmen öldüğü bildirilen çocuğun ölümünün post perikardiotomi sendromu, kalp tamponadı nedeniyle düşük kalp debisi sendromu sonucu meydana gelmiş olduğu, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uygulanan ameliyat esnasında perikart boşluğu içinde sol atrium duvarı üstünde saptanan iğnenin Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan ameliyat esnasında unutulmuş olmasının bir eksiklik olduğu, ancak post perikardiotomi sendromunun her türlü kalp ameliyatı sonrası meydana gelebileceği, bunun genellikle erken dönemde (birkaç ay içinde) görülebileceği, perikarda unutulmuş atravmatik dikiş iğnesinin bu tabloyu tetikleyip tetiklemediğinin mevcut verilerle anlaşılamadığı, dolayısı ile iğne unutulması ile ölümü arasında illiyet bağı olup olmadığının bilinemeyeceği, iğnenin 2-3 yıl ya da daha uzun süre unutulması perikardda kalması durumunda post perikardiotomi sendromuna neden olmasının beklenmeyeceği" görüşüne yer verilmiştir.
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun … tarihli ve … sayılı raporunda ise; çocuğun perikart boşluğu içinde sol atrium duvarı üstünde saptanan iğnenin Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan ameliyat esnasında unutulmuş olmasının bir eksiklik olduğu, ancak çocuğun ölümüne neden olan post perikardiotomi sendromunun her türlü kalp ameliyatı sonrası gelişebileceği, ameliyat esnasında unutulan sütür materyali ile ilgili olmadığı ve sütür materyalinin perforasyona neden olmadığı, çocuğun ölümü nedeniyle muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve davalı idareye kusur atfedilemeyeceği şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir.
Somut olayda 2012 tarihli Adli Tıp Kurulu raporunda perikardda unutulmuş atravmatik dikiş iğnesinin bu tabloyu tetikleyip tetiklemediğinin mevcut verilerle anlaşılamadığı, dolayısıyla iğne unutulması ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığının bilinemeyeceği görüşüne yer verildikten sonra iğnenin 2-3 yıl ya da daha uzun süre unutulması ve bu suretle perikardda kalması durumunda post perikardiotomi sendromuna neden olmasının beklenmeyeceği görüşüne yer verilmiş olduğu görülmektedir. Söz konusu ifadelerin kendi içerisinde çelişkili olmasının yanı sıra 2016 yılında düzenlenen raporda ise bu hususlara hiç değinilmemiştir. Öte yandan hastaya teşhisin ilk olarak 2000 yılında konulmasına rağmen ameliyatın 8 yıl aradan sonra 2008 yılında yapıldığı görülmektedir.
Tedaviye ilişkin olarak sekiz yıl beklenilmesinin sonuca etkisi, ilk teşhis üzerine yapılacak ameliyatın hastanın durumuna etkisinin ne olacağı, ilk ameliyat kararından sonra ailenin insiyatif alarak (annenin hamile olması nedeniyle doğumdan sonra ameliyatın yapılmasını istediklerini belirterek) hastaneden ayrıldıkları, sekiz yıl boyunca hastanın tıbbi girişim yapılmadan bekletilip bekletilmediği, bekletilmiş ise bu durumun aileden mi sağlık hizmetinden mi kaynaklandığı, bu sekiz yıllık süreçte ailenin tedavi için başvurularının olup olmadığı, Adli Tıp Kurumu raporlarında tedavi yapılıp yapılmadığı belli olmayan sekiz yıllık sürecin sonuca etkisinin irdelenmediği, hastaya ilk olarak 01/07/2008 tarihinde açık kalp ameliyatı yapıldığı, daha sonra unutulan materyalin alınması için bir ay sonra yeniden açık kalp ameliyatı yapıldığı, unutulan cismin neden olduğu sıvı birikmesinin başka yollarla tahliyesi sağlanıp sağlanmayacağı, sağlanabiliyorsa hastanın rahatlatıldıktan sonra iğnenin hareket etmediği ve kanamaya neden olmadığı raporda belirtildiğinden yabancı cismin alınması için bu kadar kısa sürede zaten riskleri olan açık kalp ameliyatının ertelenmesinin sonuca etkisinin ne olacağı, ikinci cerrahi girişimin tıbbi zorunluk olup olmadığı, zorunlu ise açık kalp ameliyatı yerine başka girişimler tercih edilip edilemeyeceği, bu kadar kısa sürede iki kez açık kalp ameliyatı yapılmasının sonuca etkisi, tıbben zorunluluk olup olmadığı, ölümün post perikardiyotomi sendromu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin vurgulandığı, hastadan ikinci ameliyat esnasında ciddi bir oranda mayi boşaltıldığından ameliyat sonrası unutulan iğnenin bu tabloyu ne kadar etkilediği, eğer yabancı cisim unutulmamış olsa idi sonuca etkisinin ne olacağına ilişkin olarak dosyada eksik bırakılan bu hususların geniş katılımın olduğu Adli Tıp Üst Kurulundan alınacak rapor ile netleştirilmesi, öte yandan hastanın ailesinin ilk ameliyat kararının alındığı 2000 yılından itibaren 2008 yılına kadar geçen sürede bir eylemsizliği olup olmadığı da araştırılarak bu noktada müterafik kusur değerlendirmesinin de yapılması suretiyle maddi tazminat istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, davalı idare ve müdahilin temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 14/12/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!