WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/698 E.  ,  2023/7298 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/698
Karar No : 2023/7298

DAVACI : ... Ürünleri Üretim İhr. İth. ve Tic. A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN_KONUSU : Balık üretimi işiyle uğraşan davacı tarafından; iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana geldiği ileri sürülen iş kazaları neticesinde çalıştırdığı sigortalılara Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılan iş göremezlik ödemeleri ile tedavi giderlerinin davacıdan rücuan tahsili amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca düzenlenen 27/09/2012, 19/07/2012 (iki adet) ve 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgeleri ile bu işlemlerin dayanağı olduğu belirtilen Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 28/12/2012 tarih ve 2012/40 sayılı, “Genel Sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” konulu Genelgenin iptali istenilmektedir.

DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından; işyerinde muhtelif tarihlerde vuku bulan iş kazaları sonucu davalı Kurumca karşılanan sağlık hizmeti giderlerinin işveren sıfatıyla şirketlerine rücu edilmesi amacıyla düzenlenip tebliğ edilen 27/09/2012, 19/07/2012 (iki adet) ve 31/12/2012 tarihli olmak üzere toplam dört adet borç bildirim belgesi ile bu işlemlerin dayanağı olan 28/12/2012 tarihli, "Genel Sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” konulu, 2012/40 sayılı Genelgenin, Kanun'a aykırılık teşkil ettiği, sadece iş kazasının meydana gelmesinin davalı Kurum tarafından rücu için yeterli sayıldığı, iş kazaları konusunda herhangi bir soruşturma ve inceleme yapılmadığı iddialarıyla dava konusu borç bildirim belgeleri ile bu işlemlerin dayanağı olduğu belirtilen Genelgenin iptalinin gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; usule ilişkin olarak, görülmekte olan davanın süresinde açılmadığının resen incelenmesi gerektiği, esas yönünden ise, dava konusu Genelgenin 5510 sayılı Yasanın 21. ve 76. maddeleri doğrultusunda taşra birimlerine yapılması gereken iş ve işlemleri bildirmek amacıyla hazırlandığı, iş kazasının, işverenin sigortalıların iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu meydana geldiği Milas Cumhuriyet Başsavcılığının kararında hüküm altına alındığından rücu işleminin; ayrıca ilgili Kanun maddeleri doğrultusunda hazırlandığından dava konusu Genelgenin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davanın bozulan kısmı yönünden idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmaması nedeniyle incelenmeksizin reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, davalı idare tarafından düzenlenen 27/9/2012 tarih,19/7/2012 tarih ve 31/12/2012 tarihli işlemler ile Genel sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve Yersiz Ödemelerin Geri Alınması konulu 2012/40 sayılı Genelgenin (C) bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.
5510 sayılı yasanın 76. Maddesinde," İşveren, iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan genel sağlık sigortalısına sağlık durumunun gerektirdiği sağlık hizmetlerini derhal sağlamakla yükümlüdür. Bu amaçla işveren tarafından yapılan ve belgelere dayanan sağlık hizmeti giderleri ve 65 inci madde hükümlerine göre yapılacak masraflar Kurum tarafından karşılanır."
Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki ihmalinden veya gecikmesinden dolayı, genel sağlık sigortalısının tedavi süresinin uzamasına veya malûl kalmasına veya malûllük derecesinin artmasına sebep olan işveren, Kurumun bu nedenle yaptığı her türlü sağlık hizmeti giderini ödemekle yükümlüdür.
(Değişik üçüncü fıkra: 17/4/2008-5754/46 md.) İlgili kanunları gereğince sağlık raporu alınması gerektiği halde sağlık raporuna dayanmaksızın veya alınan raporlarda söz konusu işte çalışması tıbbî yönden elverişli olmadığı belirtildiği halde genel sağlık sigortalısını çalıştıran işverenlere, bu nedenle Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri tazmin ettirilir. Sağlık kurulu raporu ile belli bir işte çalışamayacağı belgelenen 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki kişiler bu işte çalıştırılamaz. Bu kişileri çalıştıran işverenler, genel sağlık sigortalısının aynı hastalık sebebiyle Kurumca yapılan masraflarını ödemekle yükümlüdür. Tedavinin sona erdiğine ve çalışılabilir durumda olduğuna dair Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından belge almaksızın başka işte çalışan genel sağlık sigortalısının aynı hastalığı sebebiyle yapılan tedavi masrafları ise kendisinden alınır.
İş kazası ile meslek hastalığı, işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri işverene tazmin ettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
(Mülga beşinci fıkra: 17/4/2008-5754/46 md.)
(Değişik altıncı fıkra: 17/4/2008-5754/46 md.) Genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere kastı veya suç sayılır bir hareketi veya ilgili kanunlarla verilmiş bir görevi yapmaması ya da ihmali nedeniyle Kurumun sağlık hizmeti sağlamasına veya bu kişilerin tedavi süresinin uzamasına sebep olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen üçüncü kişilere, Kurumun yaptığı sağlık hizmeti giderleri tazmin ettirilir, "hükmü yer almıştır.
5510 sayılı kanunun 76. Maddesinin değişik 6. Fıkrasının uygulanmasını sağlamak üzere Genel sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve yersiz Ödemelerin Geri Alınması konulu 2012/40 sayılı Genelgenin çıkarıldığı; anılan genelgenin Kurumca Üçüncü Kişilere Rücu İşlemleri başlıklı (C) bölümün davaya konu Yargı süreçleri başlıklı 2. Maddesinde, "(1) Kastı veya suç sayılır bir hareketi veya ilgili kanunlarla verilmiş bir görevi yapmaması ya da ihmali nedeniyle genel sağlık sigortalısı ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere Kurumun sağlık hizmeti sağlamasına sebebiyet veren üçüncü kişi/kişiler hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamu davası açılmasının ertelenmesi veya açılan kamu davasında mahkemece; davanın düşmesi, cezanın ertelenmesi, ceza verilmesine yer olmadığı, uzlaşma, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, güvenlik tedbirine hükmedilmesi ve mahkumiyet gibi kararların verilmesi durumunda, söz konusu karara istinaden rücu işlemlerinin başlatılması gerekmektedir.
(2) Ancak, üçüncü kişi yada kişilerce genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere, cismani zarar veren bir haksız fiil nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturma açıldığında, ilgili Cumhuriyet Savcılığınca bu kişi ve kişiler hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 172 nci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında belirtildiği üzere Cumhuriyet Savcısınca,
a) Soruşturma evresi sonunda kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması gibi gerekçelerle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi,
Açılan ceza davasında, anılan Kanunun 223 üncü maddesi 2 nci fıkrasının a, c ve d bentlerinde hüküm altına alınan beraat gerekçeleri ile beraat ettirilen üçüncü kişi ya da kişiler için yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, b)Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
c) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin tespit edilmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması, Aynı maddenin 3 üncü fıkrasında hüküm altına alınan yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması,
d)Yüklenen suçun zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,
e) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, gibi gerekçeler ile verilen beraat kararlarında, bu kişi/kişiler hakkında soruşturma sonucunda kovuşturmaya gerek olmadığına dair karar veya açılan ceza davası sonucunda beraat kararı verilmesi hallerinde dahi eylemlerinin niteliğinden dolayı ilgili kişi/kişilere rücu edilecektir.
(3) Kaldı ki; kararlara gerekçe yapılan fiiller ceza hukuku açısından suç olarak tanımlanmamakla birlikte, Borçlar Hukuku açısından tazminat sorumluluğunu gerektirir bir haksız fiil niteliği taşıyabilir. Fiil bazen suç olduğu halde haksız fiil niteliği taşımaz iken, bazen de haksız bir fiil sayıldığı halde, suç teşkil etmez. Türk Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinde de ayrıntıları ile hüküm altına alındığı üzere, ceza hakiminin bir fiili suç saymamasına rağmen, hukuk hakiminin aynı fiili haksız bir fiil kabul etmesi mümkündür.
Ancak, haksız fiilin varlığından söz edebilmek için zararın doğumu şarttır. Burada Kurumumuz açısından önemli olan, zararı doğuran ve her türlü tedavi ve yol masrafının yapılmasına sebebiyet veren haksız fiilin fail/faillerine rücu edilmesidir.
Örneğin; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31-34 üncü maddelerinde sayılan yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma halleri gerekçe yapılarak, Ceza Mahkemesince beraat kararı verilse dahi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 65 inci maddesine istinaden bu kişi/kişilere aynı şekilde rücu edilebilir."hükmü yer almıştır.
Anayasa'nın 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükme bağlanmıştır.
Yasa koyucu düzenleyeceği konularda genel prensipleri belirler ve bunun uygulanmasını, yürütmeye, bir başka ifadeyle idarelere bırakır. Bu asli düzenleme yetkisinin Yasama organına ait olmasının doğal bir sonucudur. Ancak, idarelerin düzenleyici işlem yapma yetkisi yasama organının çizdiği sınırlar içinde, başta Anayasa olmak üzere, Kanun, Tüzük gibi üst hukuk normlarına aykırı olmamak kayıt ve şartına bağlı olarak gerçekleşebilir.
Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak tüzük ve yönetmelik dışında, kılavuz, yönerge, tebliğ, genelge gibi çeşitli adlar altında da düzenleme yapabilmektedirler. Ancak bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Bu nitelikleri gereği, dayandıkları üst hukuk normlarına aykırı hüküm ihtiva etmeleri mümkün değildir.
Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen tüzük, yönetmelik, genelge gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
İdarenin düzenleyici idari işlem tesis etme yetkisinin "Yasama yetkisinin devredilmezliği" ilkesinin bir sonucu olarak ikincil nitelikte bir kural koyma yetkisi olduğu göz önüne alındığında; söz konusu yetkinin kanunların çizdiği çerçeve içinde kalması ve kanunlara uygun olarak kullanması zorunludur.
Bu düzenlemeler çerçevesinde uyuşmazlık incelendiğinde, dava konusu Genelgenin dayanağı 5510 sayılı yasanın 76.maddesinde, İş kazası ile meslek hastalığı, işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderlerinin işverene tazmin ettirileceği, İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı, Değişik altıncı fıkrasında da, Genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere kastı veya suç sayılır bir hareketi veya ilgili kanunlarla verilmiş bir görevi yapmaması ya da ihmali nedeniyle Kurumun sağlık hizmeti sağlamasına veya bu kişilerin tedavi süresinin uzamasına sebep olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen üçüncü kişilere, Kurumun yaptığı sağlık hizmeti giderlerinin tazmin ettirileceği hükmü yer aldığı halde, dava konusu Genelgenin iptali istenilen (C) bölümünde, işverenin sorumluluğunun varlığının kabulü için her hangi bir inceleme ve soruşturma yapılmasının gerekliliği aranmadığı gibi, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamu davası açılmasının ertelenmesi veya açılan kamu davasında mahkemece; davanın düşmesi, cezanın ertelenmesi, ceza verilmesine yer olmadığı, uzlaşma, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, güvenlik tedbirine hükmedilmesi gibi kararların verilmesi rücu işlemlerinin başlatılmasına yeterli görülmüş olup, dava konusu Genelgenin bu hükmüyle Yasayı aşar şekilde düzenleme getirilmiş olduğu görülmekle, dava konusu düzenlenmede mevzuat hükümlerine ve üst hukuk normuna uyarlık görülmemiştir.
Bu durumda, İş kazası ile meslek hastalığının, işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu oluşup oluşmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde tespiti ancak bu konuda yapılacak detaylı araştırma ve inceleme sonucunda ve mahkeme kararlarıyla ortaya konulabilecekken, diğer bir ifadeyle Kişi hakkında ceza yaptırımı uygulanabilmesi için fiilin, somut bilgi ve belge ile aksine ihtimal verilmeyecek şekilde ispatlanarak sübuta erdirilmesi ve bunun üzerine ceza yaptırımı uygulanması gerektiğinden, bu durumu ber taraf edecek şekilde düzenleme içeren dava konusu Genelge hükümlerinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Dava konu işlemlere gelince,
Olayda, dava konusu işlemlere konu edilen, çalışanların uğradığı iş kazasının işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu oluştuğu yönünde idarece yapılmış aksine ihtimal verilmeyecek şekilde somut bir tespit bulunmayıp salt cumhuriyet savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararının dayanak alınması suretiyle tesis edilmiş olması nedeniyle dava konusu işlemlerde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davalı idare tarafından düzenlenen 27/9/2012 tarih,19/7/2012 tarih ve 31/12/2012 tarihli işlemler ile Genel sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve yersiz Ödemelerin Geri Alınması konulu 2012/40 sayılı Genelgenin (C) bölümünün 2. Maddesinin iptali yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin, kısmen süre ret, kısmen ret, kısmen iptal yolundaki 28/11/2018 tarih ve E:2013/5440, K:2018/7936 sayılı kararının, iptale ilişkin kısmının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22/10/2020 tarih ve E:2019/2832, K:2020/1961 sayılı kararıyla bozulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Balık üretimi işiyle uğraşan davacı şirketin, iş sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana geldiği ileri sürülen iş kazaları neticesinde çalıştırdığı sigortalılara Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılan iş göremezlik ödemeleri ile tedavi giderlerinin davacıdan rücuan tahsili amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca 27/09/2012, 19/07/2012 (iki adet) ve 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgeleri düzenlenmiş, davacı tarafından borç bildirimlerinin gerekçesinin bildirilmesinin istenmesi üzerine bu işlemlerin dayanağı olduğu belirtilen 28/12/2012 tarih ve 2012/40 sayılı, “Genel Sağlık Sigortası Bakımından Rücu ve Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” konulu Genelge ile borç bildirim belgelerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 28/11/2018 tarih ve E:2013/5440, K:2018/7936 sayılı kararıyla; 27/09/2012 ve 19/07/2012 tarihli (iki adet) borç bildirim belgeleri yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine, dava konusu Genelge yönünden davanın reddine, 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgesinin ise iptaline karar verilmiştir.
Kararın iptale ilişkin kısmının davalı idare tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22/10/2020 tarih ve E:2019/2832, K:2020/1961 sayılı kararıyla; davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesi kararının 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgesinin iptaline ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiş, böylece Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesi kararının, 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgesinin iptaline ilişkin kısmı dışındaki kısımları kesinleşmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesi, 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay'da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 38. maddesinde, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların İdari Dava Daireleri Kurulu'nca temyizen inceleneceği hükme bağlanmış; 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi, 4. fıkrasında ise, Danıştay dava dairelerine, ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Buna göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türlerinden iptal davasına ilişkin; "a)İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları.." düzenlemesi;
Aynı Kanun'un "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinde, ".... 3. Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir..." hükmü;
Anılan Kanun'un "İlk inceleme üzerine verilecek karar:" başlıklı 15. maddesinde ise, başlıklı Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
a) 3/a bendine göre adli (…) yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine....karar verilir." hükmü yer almaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yersiz ödemelerin geri alınması" başlıklı 96. maddesinde, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin, hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasların, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu maddeye dayanılarak çıkarılan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan alacağın tahsil şekilleri" başlıklı 13. maddesinde, Kurumca ilgililere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemelerin, ilgililerin Kurumdan alacaklarından mahsup edilmek, gelir ve aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle, Kurumdan her hangi bir alacağının bulunmaması hâlinde, genel hükümlere göre tahsil edileceği düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İptal davasına konu edilebilecek idari işlemin icrai (yürütülebilir) nitelikte olduğundan söz edilebilmesi için ilgililerin hukuksal durumunu değiştirmesi, ilgilileri hukuksal yönden etkilemesi gerekmektedir. Aynı zamanda idari işlem "kesin" ve "nihai" nitelikte olmalıdır.
Danıştay yerleşik içtihatlarında, kesin ve yürütülmesi zorunlu, idari davaya konu edilebilecek işlemlerin, idarelerin, kamu gücüne dayanarak, tek yanlı irade beyanıyla tesis ettikleri, hukuk düzeninde değişiklik yapan, başka bir deyişle ilgililerin hukukunu etkileyen işlemler olduğu kabul edilmektedir.
Davacı şirketin, iş sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana geldiği ileri sürülen iş kazaları neticesinde çalıştırdığı sigortalılara Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılan iş göremezlik ödemeleri ile tedavi giderlerinin davacıdan rücuan tahsili amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca düzenlenen borç bildirim belgelerinde, belirtilen borcun 7 gün içinde ödenmesi gerektiği, ödenmemesi halinde alacağın hükmen tahsili için dosyanın hukuk birimine gönderileceğinin bildirildiği görülmektedir.
Bu durumda; davacı adına borç çıkarılan tutarın rızaen ödenmesini, aksi takdirde alacak davası açılacağı bilgisini içeren dava konusu 31/12/2012 tarihli işlemin, Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca tesis edilmiş bir işlem olduğu, bu işlemle borcun rızaen ve sulhen tahsil edilememesi halinde hükmen tahsili cihetine gidileceğinin bildirildiği, bu haliyle işlemin bildirim mahiyeti taşıdığı ve idari davaya konu olabilecek kesin ve icrai bir niteliği bulunmadığı açık olup, 31/12/2012 tarihli borç bildirim işlemi yönünden davanın, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmaması nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca düzenlenen 31/12/2012 tarihli borç bildirim belgesi yönünden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-d ve 15/1-b maddeleri uyarınca idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmaması nedeniyle DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
2. Dava sonucu itibarıyla ret (kısmen süre aşımı nedeniyle ret, kısmen ret, kısmen incelenmeksizin ret) ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ... TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, taraflarca yatırılan posta gideri avanslarından varsa artanının karar kesinleştikten sonra istemleri halinde ilgisine göre taraflara iadesine,
3. Davalı idare lehine ilk kararda hükmedilen vekâlet ücretinin kaldırılarak, işbu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşmalı işler için belirlenen ... TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 22/11/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.