WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 02 Temmuz 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/5935 E.  ,  2023/8315 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2020/5935
Karar No: 2023/8315

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendisine asaleten kardeşi ... 'e vesayeten ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. ...

İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan ...'in Samsun ili, Havza İlçe Emniyet Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 29/03/2003 tarihinde aynı yerde görev yapan başka bir polis memurunun silahlı saldırısı sonucu yaralandığından bahisle, uğradıkları ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin İçişleri Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile ... için 900.000,00 TL (miktar artırımıyla 1.245.346,73 TL) maddi, 250.000,00 TL manevi, baba ... için 50.000,00 TL, anne ... için 50.000,00 TL, kardeşler ... ve ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla; Danıştay Onuncu Dairesinin 20/02/2015 tarih ve E:2010/4625, K:2015/629 sayılı kısmen gerekçeli onama, kısmen bozma kararı sonrasında, olayın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ve görev nedeniyle oluştuğu, bu nedenle zararla idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğunun açık olduğu, davacı ... 'i yaralayan polis memuru ... 'ın ilk atama suretiyle 28/07/2000 tarihinde Samsun Emniyet Müdürlüğü kadrosuna atandığı, Havza İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde istihdam edilerek 04/08/2000 tarihinde görevine başladığı, asalet tasdik işlemleri için sevk edildiği Samsun Devlet Hastanesince 17/08/2001 tarihinde "sağlam, polis olur, asli sınıfa geçer" sonuçlu sağlık kurulu raporu tanzim edildiği, göreve başladığı tarihten olayın meydana geldiği 29/03/2003 tarihine kadar psikiyatri rahatsızlığı nedeni ile resmi olarak tedavi görmediği, bu hususta bir istirahat raporu almadığı ve ibraz etmediği, bu rahatsızlık nedeniyle kendisine hastane ve ilaç gibi tedavi masrafı ödenmediği, psikiyatri tedavilerini davalı idarenin bilgisi dışında izinli olduğu zamanlarda özel olarak yaptırdığı görüldüğünden, zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği; ...'in maddi zararının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda, davacının toplam maddi zararının 1.245.346,73 TL olarak hesaplandığı, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı ve davalı idarece yapılan itirazların yerinde görülmediği, bilirkişi raporunun karara esas alınabilecek nitelikte olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrası doğrultusunda davacı vekili tarafından dava dosyasına sunulan 28/06/2018 havale tarihli miktar artırımı dilekçesiyle fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 900.000,00 TL olarak açılan davadaki tazminat miktarının, bilirkişi raporu doğrultusunda 1.245.346,73 TL'ye yükseltildiği görüldüğünden davacı ...'in 1.245.346,73 TL maddi tazminat isteminin kabulü gerektiği; olayın oluş şekli ve niteliği dikkate alındığında, davacılara manevi tazminat ödenmesi kanaatiyle, ... için 100.000,00 TL, ... için 25.000,00 TL, ... için 25.000,00 TL, ... için 10.000,00 TL, ... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 170.000,00 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesi gerektiği; öte yandan, davacılar tarafından 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin idari davaya konu olabilecek nitelikte olmaması nedeniyle işlemin incelenme olanağı bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın; ... tarih ve ... sayılı işlem yönünden incelenmeksizin reddine, maddi tazminat istemine ilişkin kısmının kabulüne, 1.245.346,73 TL maddi tazminatın davacı ...'e ödenmesine, 370.000,00 TL manevi tazminat isteminin; ... için 100.000,00 TL, anne ... için 25.000,00 TL, baba ... için 25.000,00 TL, kardeş ... için 10.000,00 TL, kardeş ... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 170.000,00 TL'lik kısmının kabulü ile artan kısmın reddine, hükmedilen tazminat miktarlarının idareye başvuru tarihi olan 07/02/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, uyuşmazlığa konu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz olduğu; davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, vazife malullüğü aylığının tamamının yarar olarak kabul edilmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği, idarelerinin harçtan muaf olduğu, reddedilen manevi tazminat üzerinden lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Mahkeme kararının manevi tazminata ilişkin kısmı ile İçişleri Bakanlığı'nın 21/02/2007 tarih ve 38054 sayılı işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmının onanması, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava, davacılardan ...'in Samsun ili, Havza İlçe Emniyet Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 29/03/2003 tarihinde aynı yerde görev yapan başka bir polis memurunun silahlı saldırısı sonucu yaralandığından bahisle uğradıkları ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin İçişleri Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile ... için 900.000,00 TL (miktar artırımıyla 1.245.346,73 TL) maddi, 250.000,00 TL manevi, babası için 50.000,00 TL, annesi için 50.000,00 TL, kardeşleri için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava konusu olay nedeniyle %95 oranında malul kalan davacı ...'e 15/06/2006 tarihinden itibaren 5434 - 2330 sayılı Kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır.

A) Temyize konu Mahkeme kararının davacılardan ... yönünden incelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik" başlıklı 26. maddesinde, "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." hükümlerine yer verilmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin "yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." hükmünden kastedilen münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili davalardır. Bunun dışında, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, ölene ait bulunan bütün haklar, mallar ve borçlar mirasçılara geçeceğinden, dava açılmakla mameleki niteliğe dönüşen haklar da ölenin malvarlığının bir bölümünü oluşturacağından, açılmış bulunan bu tür davaları ölenin mirasçılarının takip etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı ...'in 18/05/2018 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Mahkemece, davacının vefat etmiş olduğu ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davayı takip hakkı kendisine geçen mirasçıların başvurmasına kadar dosyanın bu davacı yönünden işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmekte ise de, davacılar tarafından sunulan 28/06/2018 tarihli miktar artırımı dilekçesinde ...'in mirasçılarının davaya devam edeceği bildirildiğinden, Mahkemece yeniden yapılacak yargılamada bu hususun dikkate alınması gerekmektedir.

B) Temyize Konu Mahkeme Kararının Davacılardan ..., ..., ... ve ... Yönünden İncelenmesi:
I) Temyize Konu Mahkeme Kararının Davalı İdarenin Sorumluluğuna İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Dosyanın incelenmesinden, davacılardan ...'in Samsun ili, Havza İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlk Kıvılcım Karakolunda polis memuru olarak görev yapmakta iken, nöbet tuttuğu sırada, aynı yerde polis memuru olarak görev yapan ... tarafından bilinmeyen nedenle açılan ateş sonucu yaralandığı, davacı ...'i yaralayan polis memuru ... hakkındaki ceza davası sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla, sanığın suçu işlediği sırada şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini tamamen ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede (paranoid şizofreni) akıl hastalığı bulunduğu gerekçesiyle sanık hakkında ceza tertip edilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bakılan uyuşmazlıkta, yukarıda sözü edilen ceza mahkemesi kararının gerekçesi de dikkate alındığında, ceza ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede (paranoid şizofreni) akıl hastalığı bulunan kişiyi polis memuru olarak istihdam eden idarenin, davacılardan ...'in yaralanması olayında, personel istihdamında gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu kuşkusuzdur.
Bu itibarla, Dairemizin 20/02/2015 tarih ve E:2010/4625, K:2015/629 sayılı bozma kararında da belirtilen açıklamalara yer verilmiş olmasına rağmen, davacıların zararının idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği yolundaki temyize konu Mahkeme kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.

II) Temyize konu Mahkeme Kararının Manevi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Dosyanın incelenmesinden, temyize konu Mahkeme kararında, "(...) davacı ...'i yaralayan polis memuru ...'ın ilk atama suretiyle 28/07/2000 tarihinde Samsun Emniyet Müdürlüğü kadrosuna atandığı, Havza İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde istihdam edilerek 04/08/2000 tarihinde görevine başladığı, asalet tasdik işlemleri için sevk edildiği Samsun Devlet Hastanesi'nce 17/08/2001 tarihinde "sağlam, polis olur, asli sınıfa geçer" sonuçlu sağlık kurulu raporu tanzim edildiği, göreve başladığı tarihten olayın meydana geldiği 29.03.2003 tarihine kadar psikiyatri rahatsızlığı nedeni ile resmi olarak tedavi görmediği, bu hususta bir istirahat raporu almadığı ve ibraz etmediği, bu rahatsızlık nedeniyle kendisine hastane ve ilaç gibi tedavi masrafı ödenmediği, psikiyatri tedavilerini davalı idarenin bilgisi dışında izinli olduğu zamanlarda özel olarak yaptırdığı (...)" gerekçesiyle zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği sonucuna varılarak, 320.000,00 TL manevi tazminat isteminin; ... için 100.000,00 TL, baba ... için 25.000,00 TL, kardeş ... için 10.000,00 TL, kardeş ... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 145.000,00 TL'lık kısmının kabulü ile artan kısmın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Oysa, yukarıda sözü edilen ceza mahkemesi kararı ile Dairemizin 20/02/2015 tarih ve E:2010/4625, K:2015/629 sayılı bozma kararının gerekçesi dikkate alındığında, ceza ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede (paranoid şizofreni) akıl hastalığı bulunan kişiyi polis memuru olarak istihdam eden idarenin, davacılardan ...'in yaralanması olayında, personel istihdamında gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu kuşkusuzdur.
Bu itibarla, davacıların manevi zararının olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle tazminine karar verilmesi gerekmekte olup, temyize konu Mahkeme kararının davacılardan ..., ..., ... ve ...'in manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmaktadır.

III) Temyize konu Mahkeme Kararının İçişleri Bakanlığı'nın ... Tarih ve ... Sayılı İşlemi Yönünden Davanın İncelenmeksizin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın İçişleri Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın belirtilen kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

IV) Temyize konu Mahkeme Kararının Maddi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı; 2. fıkrasında, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1-Gelir Kaybı Yönünden:
Tazminatın amacı, uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar görenin zenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır. Dolayısıyla, hesaplanacak tazminatın azami miktarı, gerçek zarar ile sınırlıdır.
Öte yandan, dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanabilmesi, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere, hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple, aktüerya yönden tazminat hesaplanması gereken davalarda genel itibarıyla bilirkişinin görüşünün alınması zorunlu bulunmaktadır.
Temyize konu İdare Mahkemesi kararına esas alınan 09/03/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda; PMF yaşam tablosunun esas alındığı, ayrıca aktif dönemde davacının çalışmaya devam etseydi alacağı görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki farktan, pasif dönemde ise emekli aylıkları ile vazife malulü aylıkları arasındaki farktan vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın yarar olarak kabul edilip düşüldüğü ve mükerrer tenzilata neden olunduğu, bu itibarla bilirkişi raporunun hükme esas alınacak mahiyette olmadığı görülmektedir.
Her ne kadar anılan bilirkişi raporunda yer verilen ve yukarıda isabetsiz bulunduğu belirtilen hususlar, daha önce Dairemizce kabul edilen esaslara uygun bulunmakta ise de, Dairemizin başkan ve bütün üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda alınan ilke kararı gereğince bahse konu uygulamadan dönülmüştür. Esasen, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir. (Unedic/Fransa, B. No:20153/04, 18/12/2008, S 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye, S 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez. (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No:36815/03, 14/01/2010. S 38).
Bu itibarla, son dönem Dairemiz yerleşik içtihatları uyarınca dava konusu olay nedeniyle davacıya ödenecek gelir kaybına ilişkin maddi tazminatın, aşağıda yer alan ilkeler gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.
Kamu görevlilerine, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malullüğü aylığının, adi malullük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malullük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malullüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ise açıktır.
Diğer taraftan, davacının muhtemel ömrünün ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre, davacının gelir kaybı nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zarar, aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, Mahkemece verilecek ara kararı tarihi itibarıyla davacının emsali kamu görevlisinin almakta olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün davalı idareden istenilmesi, yine aynı tarih itibarıyla davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilmesi, gelen cevaplara göre görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın, davacının aktif dönemde işlemiş dönem zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan döneme ilişkin zararı ifade etmektedir. Bu dönemde davacının zararı, emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam ettiği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, her iki aylıkta meydana gelen artışlar ile zararın peşin sermaye değerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemdeki zarar, Mahkemece ara kararının verildiği tarih itibarıyla davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Ayrıca, davacı kamu görevlisi olduğundan, geliri maaş katsayısına bağlı olarak belirli dönemlerde artmaktadır. Zararın tespitinde, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar, gelirde meydana gelen artışların da dikkate alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, davanın görülmesi sırasında maaşında bir artış meydana gelmiş ise, bu yeni maaşa göre hesaplama yapılmalıdır.
Öte yandan, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.
Bu kapsamda, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca nakdi tazminat ve 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi kapsamında tütün ikramiyesi ödenip ödenmediği araştırılarak şayet ödenmiş ise olay nedeniyle sağlanan yarar olduğu kabul edilerek, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihinde yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenecek değerlerinin düşülmesi gerekmektedir.
Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının gelir kaybından kaynaklanan maddi zararlarının bilirkişi marifetiyle hesaplanması suretiyle bu konuda yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

2-Bakıcı Gideri Yönünden:
Bakıcı gideri olarak ödenecek tazminatın toplu olarak ödenmesine karar verilen durumlarda, bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı halinde, idare aleyhine bir sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilmekte ve ödenen tazminatlar geri istenebilmektedir.
Bu türden bir soruna yer verilmemesi açısından, bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat hesabının, Bölge İdare Mahkemesince, aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması gerekmektedir. Buna göre;
- Bakımı üstlenilen kişinin hayatta olduğu belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosunun esas alınması,
- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,
- Bakımı üstlenilen kişinin bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,
- Anılan kriterler dikkate alınarak, olay tarihi ile mahkemece verilecek karar tarihi arasında geçen süre için bakıcı gideri tazminat tutarının bir bütün olarak hesaplanması, bu tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi ve bu kısım açısından nispi vekalet ücretine hükmedilmesi,
- Mahkemece verilecek karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmesi ve bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davacı ... için hesaplanacak bakıcı giderine ilişkin tazminat tutarının, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda belirlenmesi gerekmektedir.

V) Temyize konu Mahkeme Kararının Vekalet Ücretine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
02/01/2020 tarih ve 30996 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10. maddesinde, " (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir." düzenlemesi yer almaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, bakılan davanın toplam 370.000,00 TL manevi tazminat istemiyle açıldığı, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla 70.000,00 TL, ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile de 170.000,00 TL (Toplam 240.000,00 TL) manevi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği, söz konusu kararların temyiz aşamasında onanarak kesinleştiği, ancak reddedilen toplam 130.000,00 TL manevi tazminat istemi yönünden davalı idare lehine herhangi bir vekalet ücretine hükmedilmediği anlaşılmaktadır.
Mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinde; manevi tazminat istemlerinde hükmolunacak avukatlık ücretine ilişkin özel düzenleme yapılmış olup, buna göre manevi tazminat isteminin kısmen reddi durumunda, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedileceği açıkça belirtilmiş olup, bakılan uyuşmazlıkta manevi tazminatın reddedilen kısmı yönünden belirtilen kurallara uygun şekilde davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama sonucunda verilecek olan kararda bu hususun da dikkate alınması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının, ... yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca davacı ... yönünden ise maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA; manevi tazminata ilişkin kısmı ile İçişleri Bakanlığının 21/02/2007 tarih ve 38054 sayılı işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.