Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/5287 E. , 2021/339 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/5287
Karar No : 2021/339
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendilerine Asaleten ...'a
Velayeten ... ve ...
VEKİLLERİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …, Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların, müşterek çocukları olan davacı küçük ...'ın 11/05/2001 tarihinde Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesinde doğumundan sonra topuk kanı testinin yapılmaması nedeniyle fenilketonüri hastalığının teşhis edilememesi sonucu özürlü kaldığı, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık davacı … için iş gücü kaybı nedeniyle 500,00 TL, yaşam boyu bakıcı ihtiyacı gerektiğinden dolayı özel bakıcı gideri olarak 500,00 TL ve özel beslenme gideri olarak 500,00 TL olmak üzere toplam 1.500,00 TL (01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım ile 760.906,00 TL, 15/06/2020 kayıt tarihli miktar artırım ile 1.266.543,45 TL) maddi ve yaşamı boyunca çekecekleri elem ve ızdırap karşılığı olarak çocuk için 100.000,00 TL, anne için 75.000,00 TL ve baba için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12/05/2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; olaya yönelik olarak Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda, dava konusu olayda bebeğin doğumunun gerçekleştiği hastanede veya bağlı bulunduğu sağlık ocağında tarama testi yapılmaması nedeniyle fenilketonüri tanısının zamanında konulamadığının anlaşıldığı, bu hususta davalı idarenin takip ve özen eksikliğinin bulunduğu ve kusurlu olduğu, bu kusurlu eylem sonucunda çocuğun kesin tanısının konulmasında ve gerekli tedaviye başlanılmasında yaklaşık 8,5 aylık bir gecikme olduğu yönünde görüş bildirildiği, aktarılan rapora göre, davacıların müşterek çocukları olan ...'ın 11/05/2001 tarihinde davalı idareye bağlı Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi'nde doğum sonrası topuk kanı alınmaması nedeniyle bedensel ve zihinsel özrüne sebep olunmasında, davalı idarenin takip ve özen eksinliğinden dolayı kusurunun bulunduğu, davacılara yönelik herhangi bir kusur atfında bulunmadığının görüldüğü, bu kapsamda, davacıların müşterek çocuğu için özür oranının tespit edilmesi için Mahkeme tarafından çocuğun tam teşekküllü bir hastaneye gönderilerek rapor alınması sonucunda %70 oranında engelli olduğunun anlaşıldığı, somut olayda, doğumdan sonra bebekte topuk kanı alınmaması, idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin hiç işlememesi durumunun söz konusu olduğu, ortaya çıkan zarar ile söz konusu eylemsizlik arasında illliyet bağının ve haliyle de tazmin sorumluluğunun bulunduğu, davacıların maddi tazminat taleplerinin belirlenebilmesi için iş gücü kaybı ve bakım/bakıcı giderine yönelik tazminat tutarlarına yönelik olaran yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporda, iş gücü kaybının 606.597,00 TL olduğu, bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının aylık brüt asgari ücret üzerinden, olay tarihinden davanın açıldığı tarihine kadar ki kısmının 82.657,00 TL olduğu, davanın açıldığı tarihten 31/12/2017 tarihine kadar olan kısmının ise 71.652,00 TL olduğunun belirtildiği, davacılar tarafından bilirkişi raporuna göre 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebinin 760.906,00 TL’ye çıkarıldığı, bu tutarın davacılara ödenmesi gerektiği, davalı idare tarafından yürütülen hizmetin hiç işletilmemesi sonucu davacıların çocuğunun engelli kalması ve söz konusu engelli kalmasında çekeceği acı, yoksunluk, ailesinin evlatlarının gözlerinin önündeki hali karşısında duyacakları büyük elem, üzüntü dikkate alınarak, davacıların müşterek çocukları olan ... için 75.000,00 TL, anne için 50.000,00 TL ve baba için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne (toplam 760.906,00 TL), özel beslenme giderine ilişkin tazmin talebinden vazgeçildiğinden bu kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne (toplam 175.000,00 TL) kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Mahkemece hesap bilirkişisinden alınan bilirkişi raporunda, hesaplamanın, 18 yaşına kadar iş gücü kaybı oluşmayacağının gözetilmediği, muhtemel ömrün TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmediği görüldüğünden, bu hesaplamaya dayalı olarak verilen kararın maddi tazminata dair kısmının kaldırılması gerektiği, Dairenin 25/10/2019 tarihli ara kararıyla hesap bilirkişisinden söz konusu hususlar gözetilerek ek rapor hazırlamasının istenilmesi üzerine hazırlanan 07/01/2020 tarihli ek raporda, iş gücü kaybına bağlı olarak oluşan zararın 1.033.414,72 TL, 11/5/2001-15/11/2013 tarihleri arasındaki (dava tarihine kadar) işlemiş dönem bakıcı giderinin 105.057,43 TL, 16/11/2013-07/01/2020 tarihleri arasındaki (dava tarihinden rapor tarihine kadar) işlemiş bakıcı giderinin 128.071,30 TL olduğunun belirtildiği, 15/06/2020 tarihli miktar artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebinin 1.266.543,45 TL'ye çıkarıldığı, bu tutarın davacılara ödenmesi gerektiği, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek bir neden görülmediği gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile anılan İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacıların maddi tazminat isteminin kabulüne (toplam 1.266.543,45 TL), davacıların kararın manevi tazminata ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusu ile davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen maddi tazminat tutarı, bu tutara uygulanan faizin başlangıç tarihleri, manevi tazminatın azlığı, manevi tazminat için hükmedilen vekalet ücreti ile eksik nispi karar harcının davacılara tamamlattırılmasına karar verilmesi yönünden temyize konu kararın hukuka aykırı olduğu, efor tazminatına konu değerin 18 yaşına kadar olan dönemi de içine aldığı, 18 yaşa kadar iş gücü kaybından kaynaklanan zarar oluşmadığının kabul edilemeyeceği, zararın olay anında oluştuğu, hesaplanan giderlere olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, tazminat ödemesinin olay tarihinde yapılmaması nedeniyle olay tarihi ile ödeme tarihi arasındaki zamanda bu alacaktan mahrum kalınması nedeniyle oluşan ek zararın faizle karşılanmaya çalışıldığı, davacının harç yönünden yasal yükümlülüğünün peşin karar ve ilam harcını ödemekle sınırlı olduğu, hüküm verildikten sonra bakiye karar ve ilam harcının davacıya tamamlattırılmasına dair açık yasal düzenleme olmadığı, bakiye harcın aleyhine karar verilen taraftan alınmasına karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zarar ile orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici nitelikte olması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın süresinde açılmadığı, esas yönünden ise küçüğün 2001 yılında doğduğu, 2002 yılında fenilketonüri tanısıyla tedaviye başlandığı, ailenin gerekli özeni göstermediği, zarar ile idari eylem arasında illiyet bağı bulunmadığı, yenidoğan döneminde ateşi çıktığı gerekçesiyle aşıların yaptırılmadığı, gerekli hassasiyet gösterilmediği için zihinsel gelişimin olumsuz etkilendiği, davacıların müterafik kusurunun bulunduğu, bu etkilerin maluliyet oranına etkisi araştırılmadan, kusur hesaplaması yapılmadan karar verildiği, bilirkişi raporlarında davacıların engelli aylığı, evde bakım ücreti alıp almadığının dikkate alınmadığı, fahiş hesaplama yapıldığı, küçüğün aile içi bakım dayanışmasından yararlanacak olması sebebiyle hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde bakıcı giderinden indirim yapılması gerektiği, Bölge İdare Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda yeniden bir bilirkişi hesabı yaptırıldığı ve davacıların ikinci kez miktar artırım dilekçesi sunduğu, bu hakkın bir kez kullanılabileceği, bu usul yönteminin 29/11/2017 tarihli dilekçeyle zaten kullanıldığı, davacıların bir daha miktar artırım hakkının bulunmadığı, bu nedenle 07/01/2020 tarihli bilirkişi raporuna istinaden bakiye tazminat alacakları için önbaşvuruda bulunulduğu, manevi tazminatın malvarlığında bir eksilişe karşılık olmaması karşısında bu tazminat türüne faiz işletilemeyeceği, işletilecekse de ancak hüküm tarihinin esas alınabileceği, dava konusu olayda tazminat ödenmesi için gerekli şartların gerçekleşmediği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, usul yönünden, küçüğün tetkik, teşhis ve tedavisinde gecikme nedeniyle devam eden bedensel ve zihinsel zararlarının olduğu, özür durumunu ortaya koyan kesin sağlık kurulu raporunun olmadığı, bu nitelikteki raporun yargılama aşamasında temin edilebildiği, davanın süresinde açıldığı, esas yönünden ise, küçüğün doğumunu müteakiben yasal yükümlülüklere rağmen topuk kanı taramasına tabi tutulmadığı, yapılması gereken tarama ve tahlil sonuçlarının ebeveyne bildirilmediği, davalı idareyi sorumlu kılan hizmet kusurunun, hizmetin hiç işlememesi olarak belirginleştiği, bu şekilde hastalığın teşhis ve tedavisinin 8,5 ay ötelendiği, bu gecikme nedeniyle halen devam eden bedensel ve zihinsel engelin varlık kazandığı, fenilketonürinin genetik bir hastalık olduğu, yenidoğan taramasıyla saptanıp yaşamın ilk 3 ayında tedavi başlanmazsa, zihinsel engel gelişmesinin kaçınılmaz olduğu, tedavide aşı programının olmadığı, sadece diyet programı yapıldığı, ebeveynin özensizliği ve müterafik kusuru olduğunun kabul edilemeyeceği, bakıcı giderinin Danıştay ilke kararları doğrultusunda hesaplandığı, hükmedilen manevi tazminatın az olduğu, faiz başlangıcının başvuru tarihi olarak esas alınmasında yasal zorunluluk olduğu, Bölge İdare Mahkemesince bilirkişi raporundaki aykırılık giderildikten ve rapor yenilendikten sonra miktar artırım hakkını kullanma imkanına kavuşulduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, 2001 yılında doğan küçüğe 2002 yılında uygun tanı konularak küçüğün tedavisine başlandığı, ailenin düzenli olarak tedavi ve diyet yapılması, değerlerin kontrol edilmesi noktasında gerekli özeni göstermediği, zarar ile idari eylem arasında illiyet bağı kurulamadığı, olayda davacıların müterafik kusurunun bulunduğu halde kusur hesaplamasının yapılmadığı, davacıların engelli aylığı, evde bakım ücreti almaları halinde maddi tazminat tutarından mahsup edilmesi gerektiği, fahiş hesaplama yapıldığı, miktar artırımının bir kez başvurulabilecek bir yöntemken davacıların iki kez bu müesseseyi kullandığı, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği, işletilecekse de hüküm tarihinin esas alınabileceği, olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacıların miktar artırımında bulunmak suretiyle Kanunda öngörülen bir defaya mahsus olarak miktar artırma talebinde bulunma imkanını kullandığı, ancak, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu, istinaf mercii tarafından eksik bulunarak bilirkişiden ek rapor alındığı, davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne yönelik İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak istinaf merci tarafından yeniden yapılan yargılamada aldırılan ek bilirkişi raporuna göre davacıların tekrar miktar artırım talebinde bulunmalarının, Kanunda yer alan "bir defaya mahsus olmak üzere" koşulunu aşar nitelikte olmadığı, bu itibarla, istinaf mercii tarafından ek rapor alınmak suretiyle davanın yeniden görülmeye başlaması üzerine, nihai karar verilinceye kadar davacılar tarafından miktar artırımında bulunulmasında ve küçük ... için bakıcı ücretinden doğan tazminatın dava konusu olay tarihinden itibaren hesaplanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacılara ödenecek maddi tazminatın yasal faiz başlangıcının, miktar artırımına ilişkin dilekçe ile artırılan tazminat miktarı yönünden de, idareye başvuru yapılan tarih olması gerektiği, sonuç olarak Bölge İdare Mahkemesi kararının hükmedilen maddi tazminata yönelik faiz başlangıç tarihine ilişkin kısmının bozulmasına, diğer kısımlarının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden tarafların yürütmenin durdurulması istemleri hakkında bir karar verilmeksizin, işin esası incelendi, gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların müşretek çocukları olan ...'ın 11/05/2001 tarihinde davalı idareye bağlı Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesinde dünyaya geldiği, 04/01/2002 tarihinde gelişim geriliği şikayetiyle Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurulduğu, burada yapılan muayenesinin ardından alınan kan ve idrar tahlili örneklerinin inceleme için Hacettepe Üniversitesine gönderildiği, konulan fenilketonüri tanısının doğrulanması ve küçüğün tedavisi için Hacettepe Üniversitesine sevk edildiği, 18/01/2002 tarihinde anılan Üniversite Hastanesine başvuruda bulunulduğu, burada yapılan tahlillerde kandaki fenilalanin düzeyinin 18.07 mg/dl (normal: <3 mg/dl) olması üzerine de söz konusu teşhisin doğrulandığı, akabinde küçük 8,5 aylık iken tedavisine başlandığı, 23/10/2009 tarihli poliklinik muayenesinde test yapmaksızın hafif-orta arası zeka özürlü olabileceği intibaı alındığı (WISC-R ölçeği ile psikometrik değerlendirme istenmiş ise de yaptırılmadığı), davacılar tarafından, doğum sonrası topuk kanı alınmaması suretiyle fenilketonüri hastalığının yaşamın ilk aylarında teşhis edilememesi sebebiyle bedensel ve zihinsel engel oluştuğundan bahisle uğranılan zararın ödenmesi istemiyle 28/08/2013 tarihli dilekçeyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, 03/09/2013 kayıt tarihli anılan başvurunun 11/09/2013 tarihli işlemle reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi; aynı Kanun'un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." cümlesi eklenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacıların Manevi Tazminat İstemleri Yönünden İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik kısmına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Küçük ...'ın İş Gücü Kaybına Bağlı 1.033.414,72 TL Maddi Tazminat İsteminin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi;
Dava dilekçesinde davacılardan küçük … için iş gücü kaybı nedeniyle 500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulmuş, 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile bu maddi tazminat kalemi için talep edilen 500,00 TL, 14/08/2017 kayıt tarihli hesap bilirkişi raporu esas alınarak 606.597,00 TL artırılmıştır. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin 25/10/2019 tarihli ara kararıyla, Mahkemece hesap bilirkişisinden alınan bilirkişi raporunda, hesaplama yapılırken, 18 yaşına kadar iş gücü kaybı oluşmayacağının gözetilmediği, muhtemel ömrün TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmediği, işlemiş dönem zararı 30/06/2017 tarihine kadar hesaplanırken iskontolu dönem zararının 01/01/2018 tarihinden başlatıldığı görüldüğünden, hesap bilirkişisinden söz konusu hususlar gözetilerek ek rapor hazırlaması istenilmiş, 10/01/2020 kayıt tarihli ek raporda, iş gücü kaybına bağlı olarak oluşan zarar 1.033.414,72 TL hesaplanmış, davacılar tarafından, 15/06/2020 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile de iş gücü kaybından doğan tazminat miktarı 1.033.414,72 TL olacak şekilde artırılmış, Bölge İdare Mahkemesince de talep edilen miktarın kabulüne karar verilmiştir.
Miktar artırımına ilişkin yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar bir defaya mahsus olarak artırılabileceğinden 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesindeki talep konusu tutar esas alınarak karar verilmesi gerekirken, davacılar tarafından ikinci kez verilen miktar artırım dilekçesi esas alınarak 1.033.414,72 TL iş gücü kaybından kaynaklı maddi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
C) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Küçük ...'ın Bakıcı Ücretinden Doğan 233.128,73 TL Maddi Tazminat İsteminin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi;
Dava dilekçesinde davacılardan küçük ... için yaşam boyu bakıcı ihtiyacı gerektiğinden dolayı bakıcı gideri olarak 500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulmuş, 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile bu maddi tazminat kalemi için talep edilen 500,00 TL, 14/08/2017 kayıt tarihli hesap bilirkişi raporu esas alınarak 153.809,00 TL artırılmıştır. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin 25/10/2019 tarihli ara kararıyla, Mahkemece hesap bilirkişisinden alınan bilirkişi raporunda, hesaplamanın, 31/12/2017 tarihine kadar yapıldığı görüldüğünden, hesap bilirkişisinden bakıcı giderinin dava tarihine kadar ayrı, rapor tarihine kadar ayrı hesaplandığı ek rapor hazırlaması istenilmiş, 10/01/2020 kayıt tarihli ek raporda, 11/5/2001-15/11/2013 tarihleri arasındaki (dava tarihine kadar) işlemiş dönem bakıcı gideri 105.057,43 TL, 16/11/2013-07/01/2020 tarihleri arasındaki (dava tarihinden rapor tarihine kadar) işlemiş bakıcı gideri 128.071,30 TL hesaplanmış, davacılar tarafından, 15/06/2020 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile de bakıcı ücretinden doğan tazminat miktarı raporda belirtildiği gibi ve toplam 233.128,73 TL olacak şekilde artırılmış, Bölge İdare Mahkemesince de talep edilen miktarın kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıca, dosya kapsamındaki hesap bilirkişisi raporlarında, bakıcı ücretinden kaynaklanan zarar, küçüğün doğduğu 11/05/2001 tarihinden itibaren hesaplanmış olup, davacı küçüğün doğumunu müteakip topuk kanının alınmadığı, bu suretle bedensel ve zihinsel engel oluştuğundan bahisle uğranılan zararın ödenmesi istemiyle 28/08/2013 tarihli dilekçeyle yapılan başvurunun 03/09/2013 tarihinde davalı idarenin kayıtlarına girdiği, bu başvurunun 11/09/2013 tarihli işlemle reddi üzerine de 15/11/2013 tarihinde bakılan davanın açıldığı, dava dosyası kapsamında davacılar tarafından bakıcı ücreti ödendiğine dair bir bilgi belge de bulunmadığı dikkate alındığında, bakıcı ücretinden doğan tazminatın, ancak belgelendirilmek kaydıyla olay tarihi olan 11/05/2001 tarihinden itibaren hesaplanabileceği, belgelendirilmemesi durumunda ise her halde davalı idareye yapılan başvurunun kayda girdiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu itibarla, miktar artırımına ilişkin yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar bir defaya mahsus olarak artırılabileceğinden 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesindeki talep konusu tutar esas alınarak ve davacı küçük için bakıcı ücreti ödenip ödenmediği, ödenmiş ise hangi tarihten itibaren ödendiği hususları araştırılarak, tazminat talepli başvurunun davalı idarenin kayıtlarına girdiği 03/09/2013 tarihinden önceki dönem için bu hususlarda belge sunulması durumunda hesaplama yapılması, belge sunulamaması durumunda ise söz konusu 03/09/2013 tarihinden sonrası için hesaplama yapılması suretiyle karar verilmesi gerekirken, bu şekilde araştırma yapılmaksızın ve davacılar tarafından ikinci kez verilen miktar artırım dilekçesi esas alınarak 233.128,73 TL bakıcı ücretinden doğan maddi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
D) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Kabul Edilen Tazminat Tutarına İşletilecek Faizin Başlangıç Tarihine İlişkin Kısmının İncelenmesi;
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almaktadır.
2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir. 2577 sayılı Kanunda, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, davanın kabul edilmesi halinde artırılan tazminat miktarı yönünden faizin, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren uygulanması gerekir.
Bakılan davada, davacılar tarafından, ilk hesap bilirkişi raporu uyarınca 01/12/2017 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile maddi tazminat talepleri 760.906,00 TL’ye çıkarılmış, anılan dilekçe 25/12/2017 tarihinde davalı idare kayıtlarına girmiş, … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince aldırılan ek rapor uyarınca da 15/06/2020 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesi ile 1.266.543,45 TL'ye çıkarılmış, anılan dilekçe 20/06/2020 tarihinde davalı idare kayıtlarına girmiş, temyize konu kararda hükmedilen ve dava dilekçesinde talep edilen tazminat tutarını aşan kısmın (artırılan tazminat tutarının), ikinci miktar artırım dilekçesinin davalı idarenin kayıtlarına girdiği 20/06/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde belirtilen miktar bir defaya mahsus olarak artırılabileceğinden 01/12/2017 kayıt tarihli ilk miktar artırım dilekçesindeki talep konusu tutar esas alınarak ve artırılan tazminat miktarı bakımından, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan 25/12/2017 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, temyize konu kararın, davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü kısmen reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmı hukuka uygun olup, davacıların maddi tazminat talebinin kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların manevi tazminata yönelik temyiz istemlerinin reddine, maddi tazminata yönelik temyiz istemlerinin kısmen kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü kısmen reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmının oy birliğiyle ONANMASINA, davacıların maddi tazminat talebinin kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına ilişkin kısmının (Üye … ve Üye …'ın ikinci kez verilen miktar artırım dilekçesi esas alınarak karar verilebileceğine yönelik karşı oyları; Üye …'un bakıcı ücretinden doğan tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğine yönelik karşı oyu; Üye …'ın kabul edilen tazminat tutarına ikinci miktar artırım dilekçesine konu tazminat tutarı yönünden de idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiğine yönelik karşı oyu; Üye …in kabul edilen tazminat tutarına ilk miktar artırım dilekçesine konu tazminat tutarı yönünden de idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiğine yönelik karşı oyu ile) oy çokluğuyla BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan … TL yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 09/02/2021 tarihinde kesin olarak karar verildi.
(X) - KARŞI OY :
Davacılardan küçük ...'ın davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle uğradığı zararının gerçek miktarının, … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin 25/10/2019 tarihli ara kararıyla, tazminatın hesaplanmasına ilişkin kriterler belirlenerek alınan 10/01/2020 kayıt tarihli ek rapor ile tespit edildiği, anılan Dairenin 03/09/2020 tarih ve E:2018/752, K:2020/636 sayılı kararıyla da istinaf incelemesine konu İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak karar verildiği dikkate alındığında, İdare Mahkemesi kararının bahse konu kısmı kaldırıldığında, istinaf mercii tarafından bu kısım hakkındaki yargılamanın yeniden yapıldığı, yeniden yapılan bu yargılamada, dava konusu tutarın miktar artırım dilekçesine konu edilmesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "bir defaya mahsus olmak üzere" koşulunu aşar nitelikte olmadığı, davacıların, 10/01/2020 kayıt tarihli ek hesap raporuna göre artırdıkları tazminat tutarının kabulünde hukuka aykırılık bulunmadığı oyu ile bu kısım hakkında aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.
(XX) - KARŞI OY:
Davacılardan küçük ...'ın 11/05/2001 tarihinde doğumu sonrasında topuk kanı alınmaması sebebiyle fenilketonüri hastalığının yaşamın ilk aylarında teşhis edilemediği, bu şekilde tedavisine geç başlanması suretiyle küçükte bedensel ve zihinsel engel oluştuğu, dolayısıyla küçüğün dava konusu olay tarihi olan 11/05/2001 tarihinden itibaren bir başkasının bakımına muhtaç olduğu, küçük ... için bakıcı ücretinden doğan tazminatın, belgelendirilmemiş olsa dahi bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiği oyu ile bu kısım hakkında aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
(XXX) - KARŞI OY:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Dava şartı olan ön karar için idareye yapılan başvuruda ihlal edilen hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi esas olup, idare ile işin esasında ihtilafa düşüldükten, başka bir ifadeyle idare tazminat istemi karşısında direnmeye (temerrüde) düşürüldükten sonra davacının tazminat miktarını dava açarken serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
AİHM tarafından, devletin sorumluluğuna ilişkin tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi nedeniyle istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanunun 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir.
Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa; bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, olayda, davacılara ödenecek maddi tazminatın yasal faiz başlangıcının, 15/06/2020 kayıt tarihli miktar artırım dilekçesine konu tazminat miktarı yönünden de ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi olması gerektiğinden, davacıların temyiz isteminin bu yönden de kabul edilerek Mahkeme kararının bu kısmının da bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.
(XXXX) - KARŞI OY:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Dava şartı olan ön karar için idareye yapılan başvuruda ihlal edilen hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi esas olup, idare ile işin esasında ihtilafa düşüldükten, başka bir ifadeyle idare tazminat istemi karşısında direnmeye (temerrüde) düşürüldükten sonra davacının tazminat miktarını dava açarken serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
AİHM tarafından, devletin sorumluluğuna ilişkin tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi nedeniyle istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanunun 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir.
Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa; bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, olayda, davacılara ödenecek maddi tazminatın yasal faiz başlangıcının, 01/12/2017 kayıt tarihli ilk miktar artırım dilekçesine konu tazminat miktarı yönünden de ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi olması gerektiğinden, davacıların temyiz isteminin bu yönden de kabul edilerek Mahkeme kararının bu kısmının da bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!