Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1885 E. , 2023/5238 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/1885
Karar No : 2023/5238
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından,18/04/2016 tarihinde Suriye ülkesinin kuzeyindeki DAEŞ terör örgütünün hakimiyetinde bulunan bölgeden fırlatıldığı tespit edilen roket mermisinin Kilis iline düşerek patlaması sonucunda yakınları ...'un vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık müteveffanın eşi ..., için 500,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocukları ..., ..., ...'un her biri için 500,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 252.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacılar yakınının ölümüne neden olan olayla ilgili idareyi kusurlandıracak sebebin olmaması nedeniyle davalı idarelerin kusur sorumluluğundan bahsetmeye hukuken olanak bulunmadığı, olayın, Devlete ve Anayasal düzeni yıkmaya yönelik olması, zarar gören bireye karşı kişisel husumetten kaynaklanmaması başka bir ifadeyle zarara uğrayan kişinin kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplumun bir bireyi olması nedeniyle zarar gördüğünden ortaya çıkan bu zararının özel ve olağan dışı niteliği de dikkate alınarak terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarelerce sosyal risk ilkesine göre topluma pay edilmesi suretiyle tazmininin hakkaniyete ve sosyal devlet ilkesine uygun olacağı, "sosyal risk ilkesi" gereğince, yukarıda belirtilen olayda ...'un vefatı nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın tespiti gerektiği, manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntı karşılığı olarak, takdiren muteveffanın eşi ... için 50.000,00 TL, çocukları ..., ..., ...'un her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, davanın, maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince, davacılardan müteveffa ...'un ülkemize yasal yollardan girdiğini gösterir belgeler ile çalışma ve oturma iznine ait belgelerin sunulmasının iki defa istenilmesine rağmen herhangi bir cevap verilmediği, bu yönüyle ülkemizde oturma ve çalışma izin belgesi olmadığı kabul edilerek çalışamayacak ve dolayısıyla gelir getirmeyecek durumda olan kişinin vefatı nedeniyle davacılar için destekten yoksun kalma tazminatının ve bu kapsamda maddi tazminatın ödenmesine de hukuken olanak bulunmadığı, ayrıca kendisi Türk vatandaşı olmayan ve oturma izni bulunmaması sebebiyle ülkesine dönmesi muhtemel olan müteveffanın çalışma izni olmaması sebebiyle asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasının da varsayıma dayanacağı, dava konusu olay yaşanmasaydı kendi ülkesinde kazanacağı miktar ile çalışma izni bulunsaydı ülkemizde kazanabileceği miktarın farklı olacağından net ve belirli bir tazminat hesaplaması yapılmasının da mümkün olmayacağı anlaşıldığından davacıların maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiği gerekçesiyle manevi tazminat isteminin, muteveffanın eşi ... için 50.000,00 TL, çocukları ..., ..., ...'un her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, maddi tazminat isteminin ve fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine, kabul edilen manevi tazminatın başvuru dilekçesinin idareye tebliğ edildiği 10/11/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, başvuru tarihlerinden önceki döneme ilişkin yasal faiz işletilmesi taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, istinaf başvurusuna konu kararın, manevi tazminatın kabule ilişkin kısmının sonucu ve gerekçesi itibarıyla hukuka ve usule uygun olduğu, davacıların reddedilen maddi tazminata yönelik istinaf başvurusu incelendiğinde, uyuşmazlık konusu olayda, 5233 sayılı Kanunda manevi tazminat ödenmesi öngörülmediğinden manevi tazminat talebi bakımından yapılan başvurunun genel hükümlere göre olduğu kabul edilmekle birlikte, olayın meydana geliş şekli ve hukuki niteliği ile davacıların talepleri dikkate alındığında davanın maddi tazminata ilişkin kısmının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buna göre davacılar tarafından, olayın ve zararın öğrenildiği 18/04/2016 tarihinden itibaren 5233 sayılı Kanunun 6. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içinde ve en geç 17/06/2016 tarihine kadar yapılması gereken başvurunun, 02/11/2016 tarihinde yapıldığının görüldüğü, bu durumda, davacılar tarafından, zarara yol açan olayın öğrenildiği 18/04/2016 tarihinden itibaren başlayan 60 günlük idari başvuru süresinin geçirilmesinden sonra 02/11/2016 tarihinde yapılan başvuru süresinde olmadığından, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile maddi tazminat talebini esastan reddeden İdare Mahkemesi kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun olmakla birlikte kararın gerekçesinde hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmına yönelik tarafların istinaf başvurularının reddine, maddi tazminata yönelik davacıların istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, genel hükümlere göre açılan davanın süresinde olduğu, Suriye’deki olaylar sebebiyle Türkiye’ye gelerek geçici koruma altına alındıkları, zararlarının karşılanması noktasında bir engel bulunmadığı, müteveffanın hayvancılık yaparak geçimini sağladığının da dosya kapsamından anlaşılabileceği, desteğinden mahrum kalındığı, çalışma ve oturma izni aranmasının isabetsiz olduğu, hükmedilen tazminatın yetersiz olduğu iddialarıyla; davalı idare tarafından, manevi tazminata hükmetme koşullarının oluşmadığı, manevi tazminat taleplerinin fahiş ve sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacılar tarafından cevap verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın davacıların manevi tazminat istemine yönelik kısmının onanması, maddi tazminat istemine yönelik kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; davacılar tarafından, 18/04/2016 tarihinde Suriye ülkesinin kuzeyindeki DAEŞ terör örgütünün hakimiyetinde bulunan bölgeden fırlatıldığı tespit edilen roket mermisinin Kilis iline düşerek patlaması sonucunda yakınları ...'un vefatı nedeniyle meydana gelen zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması istemiyle davalı Kilis Valiliğine yapılan 10/11/2016 tarihli başvuru üzerine, Kilis Valiliği Zarar Tespit Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararı ile olay nedeniyle 5233 sayılı Kanun uyarınca ödeme yapılabilmesi için Türkiye'de bulunan yabancı uyrukluların vatandaşı olduğu devlet ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında bu konuda "karşılıklı" bir anlaşmanın olması zorunluluğu çerçevesinde İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden alınan … tarih ve … sayılı yazıda belirtilen husular da göz önüne alındığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti arasındaki adli, idari ve hukuki yazışmalar geçici olarak askıya alındığından işlem yapılmasının uygun olmadığı belirtilerek başvurunun reddedildiği, bununla birlikte davacılar tarafından davalı Kilis Valiliğine başvurulmadan önce 09/11/2016 tarihinde davalı İçişleri Bakanlığına başvurularak 2577 sayılı Kanun uyarınca maddi ve manevi zararlarının tazmininin talep edildiği, başvurunun reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun, ön karar başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Öte yandan, 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu; 2. maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı belirtilmiş; 7. maddesinin (b) bendinde; yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri; (c) bendinde, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararları, bu Kanuna göre sulh yoluyla karşılanabilecek zarar kalemleri arasında sayılmıştır.
5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde; "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve sakatlanmalarda, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.'' hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Kararın Davacıların Manevi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Kararın Davacıların Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır. Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak, 5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır.
Bu durumda, terör olayları sebebiyle maddi zararın 2577 sayılı Kanun uyarınca genel hükümler kapsamında karşılanması istemiyle açılan davalarda davalı idarenin hizmet kusurunun ya da diğer kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığı yargılama sırasında araştırılıp ortaya konulduktan sonra bu haller bulunmuyorsa 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, davacıların 2577 sayılı Kanun'un genel hükümleri kapsamında dava açtığı ve olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığının ancak yargılama sırasında yapılan araştırma ve değerlendirmeler ile ortaya konulacağı da dikkate alındığında dava açma süresi bakımından idareye başvuru için 60 gün ve 1 yıllık süreler öngören 5233 sayılı Kanun yerine 1 ve 5 yıllık daha uzun süreler öngören 2577 sayılı Kanunun genel hükümlerinin baz alınması hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının gereğidir.
Bu çerçevede, davacılar tarafından olayın gerçekleştiği 18/04/2016 tarihinden itibaren 1 yıl içinde, 09/11/2016 tarihinde davalı İçişleri Bakanlığına başvurularak 2577 sayılı Kanun kapsamında tazminat talep edildiği ve akabinde başvurunun reddi üzerine 60 günlük süre içerisinde dava açıldığı anlaşıldığından davanın süresinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu karar ile, olayın ve zararın öğrenildiği 18/04/2016 tarihinden itibaren 5233 sayılı Kanunun 6. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içerisinde davalı İçişleri Bakanlığına başvuru yapılmadığından davanın maddi tazminat istemine yönelik kısmının süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacıların manevi tazminat istemine yönelik kısmının ONANMASINA, davacıların maddi tazminat istemine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 05/10/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!