Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/8729 E. , 2023/7135 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/8729
Karar No : 2023/7135
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- … / …
VEKİLİ: Hukuk ve Mevzuat …
2- … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ: Av. …
DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından;
- 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesi, 2. fıkrasının iptali,
- 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi, 6. maddesi, 1. fıkrası (c) bendi ve 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinin iptali,
- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 14. maddesi, 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından; dava konusu edilen düzenlemelerin ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 14. maddesi, 2. fıkrasının Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınan "Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı"na aykırı olduğu, dava konusu Yönetmelik düzenlemelerinde, Yönetmeliğin dayanağı olan 5275 sayılı Kanun'da yer almayan sınırlamalara yer verilerek normlar hiyerarşisi ilkesinin ihlal edildiği, kişi hürriyetini ilgilendiren düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMALARI : Davalı idarelerce; kurum ve kamu güvenliği dikkate alınarak suç türüne göre hükümlülerin farklı infaz rejimine tabi tutulmalarında hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu edilen Tüzük'ün yürürlükten kalkması nedeniyle davanın bu talep yönünden konusuz kaldığı, açık ceza infaz kurumuna ayrılma yönünden, eşitlik ilkesine ve insan haklarına aykırı bir işlem olmadığı, 5275 sayılı Kanun'un idarelerine verdiği yetkiye dayanılarak süre yönünden farklı düzenlemeler yapıldığı, düzenlemelerde suç türleri, tehlikelilik durumu, firar yoğunluğu ve firar edenlerin tekrar yakalanması gibi kriterlerin değerlendirildiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ : 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesi, 2. fıkrası yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinde yer alan "mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin" ibaresi yönünden davanın ehliyet yönünden reddine; 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi, 6. maddesi, 1. fıkrası (c) bendi ve 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinin "mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin" ibaresi haricinde kalan kısımları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI: …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesinin 2. fıkrası ile 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin ve 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararı ile 2 yıl 1 ay hapis cezasına hüküm giyen davacının cezasının … Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz ettiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … sayılı ilan dosyası sayılı yazısı ekinde açık ceza infaz kurumuns ayrılma talebi ve denetimli serbestlikten tahliye talepli dilekçesini sunduğu, … Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının … tarih ve … sayılı kararı ile; hükümlünün kayıtlarının tetkikinde Kurumlarında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararı ile 2 yıl 1 ay hapis cezasını infaz ettiğinin tespit edildiği, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan, "Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren" hükmü uyarınca hükümlünün Kurumlarına 18/09/2018 tarihinde geldiği, 1 gün gözaltında kaldığı, toplam cezasının 2 yıl 1 ay olduğu bu cezanın üçte birinin 27/05/2019 tarihinde dolacağının tespit edildiği, yukarıda bahsi geçen nedenlerden dolayı, adı geçen hükümlünün şu an itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına ayrılma koşullarını taşımamasından dolayı talebinin reddine karar verildiği; bu karara karşı yaptığı şikayet başvurusunun … İnfaz Hakimliğinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararıyla reddedildiği, anılan karara karşı yapılan itiraz başvurusunun ise, .., Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve Değişik İş No: … D.İş kararı ile reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi dışındaki hükümleri yönünden,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde; iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Yukarıda aktarılan hükme göre, iptal davası açılabilmesi için gerçek ya da tüzel kişiler ile dava konusu işlem arasında makul ve ciddi bir ilişkinin varlığı yeterli bulunmaktadır. Başka bir deyişle, İdare Hukukunun genel ilkelerine göre idari işlemin değişiklik yarattığı ya da doğmasına engel olduğu hukuki durumla, menfaat bağı olan herkes bu idari işlemin iptalini isteyebilecektir.
Bir iptal davasının açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay'ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari kararın davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması sadece davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır.
Buna göre, iptal davalarının hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Yukarıda belirlenen kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı taraf ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre belirlenmektedir.
Bu açıklamalar karşısında, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin niteliğine bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere; iptali istenilen (a) bendinde, "Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha azsüreyle hapis cezasına mahkûm olanların" cezalarının doğrudan açık kurumlarda yerine getirileceği kurala bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasında, terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan hükümlü olanlar, doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler kapsamında sayılmamış olup, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza aldığı dikkate alındığında, anılan Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında değerlendirilmesine, diğer bir ifadeyle Yönetmeliğin söz konusu maddesinin davacı hakkında uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin iptal istemine konu 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendine gelince;
Söz konusu düzenlemede, açık ceza infaz kurumlarına ayrılabilmek için, ayrıca; "Mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan azsüre kalması, şartı aranır." hükmüne yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının mahkumiyetine ilişkin verilen ve infaz edilen cezasına ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararında, etkin pişmanlık göstermesi nedeniyle hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 221/5. maddesinin de uygulandığı anlaşıldığından, hükümlünün mahkum olduğu suçun niteliği itibarıyla, hakkında Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasınında düzenlenen mensup olduğu örgütten ayrıldığına dair idare ve gözlem kurulu kararı alınması şartı aranmayacaktır. Nitekim, bu hususa ... İnfaz Hakimliğinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararında da değinilmiştir.
Öte yandan davacının başvurusunun reddine ilişkin … Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının … tarih ve … sayılı kararında, başvurunun dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Bu durumda davacının, Yönetmeliğin yukarıda yer verilen maddelerinin iptali istemi bakımından kişisel, meşru ve güncel bir menfaati bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin iptali istemi yönünden incelendiğinde;
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14. maddesinin 1. fıkrasında, açık ceza infaz kurumlarının, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalışmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak tanımlanmış, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelik ile gösterileceği kurala bağlanmıştır.
Aktarılan madde hükmüne istinaden çıkartılan ve 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasında, terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan hükümlü olanlar, doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler kapsamında sayılmamış, 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha azsüre kalanların, açık kurumlara ayrılabileceği ön şart olarak kabul edilmiş, aynı maddenin (2) fıkrasının (ç) bendinde ise, açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca; terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması şartı aranacağı kurala bağlanmıştır.
Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; suç türleri, tehlikelilik durumu, firar yoğunluğu ve firar edenlerin tekrar yakalanması gibi hususlar dikkate alınarak açık ceza infaz kurumlarına ayrılmada farklı süreler belirlendiği sonucuna varılmaktadır.
Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha azsüre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir." kuralı yer almaktadır.
Düzenleme ile, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha azsüre kalanların, açık kurumlara ayrılabileceği ön şart olarak kabul edilmiştir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere, suç türleri, tehlikelilik durumu, firar yoğunluğu ve firar edenlerin tekrar yakalanması gibi hususlar dikkate alınarak açık ceza infaz kurumlarına ayrılmada farklı süreler belirlenmesinde ve bu kişilerde iyi hal şartı aranmasında hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemi yönünden;
20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ve 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük yürürlükten kaldırıldığından, iptal isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın; Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ile 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendine ilişkin olarak ehliyet yönünden; 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin iptali istemi yönünden ise esastan reddine; Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesinin 2. fıkrasının iptal istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava, 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesi, 2. fıkrasının iptali, 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi, 6. maddesi, 1. fıkrası (c) bendi ve 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinin iptali ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 14. maddesi, 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USÛL YÖNÜNDEN:
1. Anayasa'ya Aykırılık İddiasının İncelenmesi:
Davacı tarafından, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 14. maddesinin dava tarihindeki haliyle 2. fıkrasının, kanunla düzenlenmesi gereken alanın yönetmeliğe bırakılması nedeniyle Anayasa'nın 19. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de; adı geçen Kanun'da hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz ilkeleri, infazın gerçekleşeceği ceza infaz kurumları ve özellikleri, hükümlülerin sınıflandırılması ve gruplandırılması, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliğine aykırı hareket halinde hükümlüye uygulanacak disiplin cezaları, hükümlülerin nakli ile hak ve yükümlülükleri gibi kişi hürriyeti ve güvenliğine yönelik konularda doğrudan (ilk elden) düzenlemeler yapıldığı, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen 14. maddenin 2. fıkrasında da, Kanun'un diğer hükümleri ile çizilen çerçeve içerisinde kalmak kaydıyla hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle düzenlenmesi için davalı Bakanlığa yetki verildiği görüldüğünden, anılan hükümde Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin düzenlendiği 7. maddesi ile kişi hürriyeti ve güvenliğinin düzenlendiği 19. maddesine aykırılık görülmemiştir.
2. Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası (a) bendi ile 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinin incelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesi, 3. fıkrası, (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.
İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.
Bununla birlikte, iptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur.
Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin "Doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler" başlıklı 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendinde, terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların cezalarının doğrudan açık kurumlarda yerine getirileceği; "Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılacak hükümlüler" başlıklı 6. maddesi, 2. fıkrası, (ç) bendinde ise, terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin, koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması şartıyla açık kurumlara ayrılabilecekleri düzenlenmiştir.
Davacının mahkumiyetine ilişkin verilen ve infaz edilmekte olan ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının incelenmesinden, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezasına mahkûm olduğu, cezasının infazının 18/09/2018 tarihinde … Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başladığı, davacının açık ceza infaz kurumuna ayrılma başvurusunda bulunduğu 10/04/2019 tarihi ile başvurusunun reddedildiği 12/04/2019 tarihinde adı geçen yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda bulunduğu, dolayısıyla Yönetmeliğin "doğrudan açık kurumlara alınacak hükümlülere" ilişkin 5. maddesinin halihazırda kapalı ceza infaz kurumunda bulunan davacıya uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacının açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebinin reddine ilişkin işleme yaptığı şikayet üzerine ... İnfaz Hakimliğinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararında da belirtildiği üzere, etkin pişmanlık göstermesi nedeniyle mahkumiyet kararında davacı hakkında aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 221/5. maddesinin de uygulandığı anlaşıldığından, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinde düzenlenen hükümlünün mensup olduğu örgütten ayrıldığına dair idare ve gözlem kurulu kararı alınması şartının davacı bakımından aranmayacağı, ayrıca aynı bentte açık kuruma ayrılmak için aranan koşullu salıverme tarihine bir yıldan az süre kalmış olması şartının da davacının ilk başvuru tarihi olan 10/04/2019 tarihi itibarıyla sağlanmış olduğu görülmektedir.
Bu itibarla, Yönetmeliğin gerek 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi gerekse 6. maddesi, 2. fıkrası, (ç) bendi kurallarının davacıya uygulanmasına, daha açık bir ifadeyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebinin reddine dayanak teşkil etmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Nitekim, davacının başvurusunun reddine ilişkin Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 12/04/2019 tarih ve 2019/551 sayılı kararında da, başvurunun dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca reddine karar verildiği açıkça belirtilmiştir.
Bu nedenle, 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası (a) bendi ile 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendinin bu hâliyle davacının hak ve menfaatlerini doğrudan etkilemediği açık olduğundan; davacının, anılan düzenlemelerin iptalini istemesinde kişisel, güncel ve meşru menfaatinin olmadığı sonucuna varılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2. maddesinde, "infazın temel ilkesi", ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların hükümlülerinin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanması; 3. maddesinde, "infazın temel amacı", öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olarak açıklanmıştır.
Anılan Kanun'un, "Kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 8. maddesinde, "kapalı ceza infaz kurumları", iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak; "Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 9. maddesinde, "Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları", iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesisler olarak tanımlanmış; dava konusu Yönetmeliğin Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdiği ve davacının başvurusunun reddedildiği tarihteki haliyle "Açık ceza infaz kurumları" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Açık ceza infaz kurumları, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlardır. Açık ceza infaz kurumları ihtiyaca göre ayrıca;
a) Kadın açık ceza infaz kurumları,
b) Gençlik açık ceza infaz kurumları,
Şeklinde kurulabilir.
(2) Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûller yönetmelikte gösterilir... " hükmü; 14. maddesinin 15/05/2020 tarih ve 31100 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7242 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle yapılan değişiklikle eklenen 6. fıkrasında, "Hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, açık ceza infaz kurumlarına ayrılıp ayrılmamalarına, açık ceza infaz kurumlarında geçirecekleri sürelere, kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınmalarına, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınanların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir." hükmü; "Koşullu salıverilmede iyi hâlin saptanması" başlıklı 89. maddesinde, "(1) Hükümlünün, Kanunun 107 nci maddesinde öngörülen süreleri, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak, haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek geçirmiş ve uygulanan iyileştirme programlarına göre de toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca saptanmış bulunması gerekir." hükmü; "Koşullu salıverilme" başlıklı 107. maddesinde ise, "(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.
(3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,
Yıldır.
(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bu süreler;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzdört,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki,
Yıldır. Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz..." hükmü yer almaktadır.
06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve dava konusu düzenlemenin yayımlandığı tarih ile davacının başvurusunun reddedildiği tarihte yürürlükte olan Mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün "Açık ceza infaz kurumları" başlıklı 16. maddesi, 2. fıkrasında, hükümlülerin açık kurumlara ayrılmalarına ilişkin esas ve usûllerin yönetmelikte gösterileceği kuralına yer verilmiştir.
02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin "Doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere;
a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,
b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,
c) Adlî para cezası hapis cezasına çevrilenlerin,
ç) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların,
cezaları doğrudan açık kurumlarda yerine getirilir." düzenlemesine;
"Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılacak hükümlüler" başlıklı 6. maddesinde ise,
"(1) Hükümlülerden;
a) Toplam cezaları on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve yukarı olanlar ise onda birini kurumlarda infaz edip, iyi hâlli olan ve koşullu salıverilme tarihine yedi yıl veya daha az süre kalanlar,
b) Müebbet hapis cezasına mahkûm olup, koşullu salıverilme tarihine beş yıl veya daha az süre kalanlar,
c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar,
açık kurumlara ayrılabilir.
(2) Açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca;
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 142, 148, 149, 188 ve 190 ıncı maddeleri ile 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 403, 404, 491/3-4, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498 ve 499 uncu maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine beş yıldan az süre kalması,
b) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 ve 103 üncü maddeleri ile eşe karşı işlenen 82/1-d, 86/3-a ve 96/2-b maddeleri ve 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 416/1, 418/1 maddeleri ile eşe karşı işlenen 449/1, 456 ve 457/1 maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine üç yıldan az süre kalması,
c) 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, 30/7/1999 tarihli ve mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanununun 14 üncü maddesi ve 5237 sayılı Kanunun 221 inci maddesinden yararlananların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması,
ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması,
şartı aranır.
(3) Birden fazla cezanın toplanarak infazı hâlinde, açık kuruma ayrılmada esas alınacak suç, koşullu salıverilme tarihine en az sürenin arandığı suçtur.
(4) Açık kuruma ayrılma süresini dolduranlar hakkında altı aylık deneme süresinin tamamlanması beklenmeden açık kuruma ayrılma kararı alınabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
I. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün "Açık Ceza İnfaz Kurumları" Başlıklı 16. Maddesi, 2. Fıkrasının İncelenmesi:
20/03/2006 tarih ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ve 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün, 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 28/03/2020 tarih ve 2324 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlükten kaldırıldığı görülmektedir.
Bu nedenle, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük hükümleri yönünden davanın konusuz kaldığı, ancak bu kısım yönünden davanın açılmasına idarenin sebebiyet verdiği sonucuna varılmaktadır.
II. Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesi, 1. fıkrası (c) Bendinin İncelenmesi:
Anayasa'nın 124. maddesinin, dava konusu Yönetmelik ve Tüzük hükümlerinin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Öte yandan, Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 7. maddesinde de, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmiştir.
Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde, yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir.
7. maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca bir konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına da bırakabilir.
Bununla birlikte, yürütmenin türevselliği ilkesi gereğince yürütme organının bir konuda düzenleme yapabilmesi için yasama organınca yetkilendirilmesi gerekmektedir. Kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen 5275 sayılı Kanun'un bütün hükümlerinin yanı sıra 14. maddesinin, hem 7242 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki halinde, hem de değişiklik sonrasındaki halinde, ayrıca Mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün bütün hükümleri ile birlikte 16. maddesi, 2. fıkrasında, ceza infaz kurumlarının nitelikleri, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı (koşullu salıverme vb.), hükümlülere verilecek disiplin cezaları gibi hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaları konusunda dikkate alınacak hususların ilk elden düzenlendiği, böylelikle hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaları ile ilgili genel çerçeve belirlendikten sonra, bu çerçeve içinde kalmak kaydıyla konuya ilişkin detaylı esas ve usullerin yönetmelik ile düzenlenmesini teminen davalı Bakanlığa yetki verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla, hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin, ilk elden kanunla düzenlenmediğinden söz edilemeyeceği gibi konuya ilişkin her teknik detayın kanun koyucu tarafından düzenlenmesini beklemek de mümkün değildir.
Buna göre, dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka aykırılık (fonksiyon gaspı) bulunmamakta olup, kanun koyucunun, 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında, hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle gösterileceği yolunda kural sevk etmek suretiyle davalı Adalet Bakanlığına açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerini tespit noktasında takdir yetkisi tanıdığı açıktır. Bununla birlikte, Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, takdir yetkisinin kullanımı sınırsız olmayıp hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun bulunmak zorundadır.
Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasında, genel kural belirlenerek hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılması; iyi halli olmaları, hapis cezalarının belirli bir süresini kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine belirli bir süre kalmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlanmış; kapalı ceza infaz kurumunda geçirilecek hapis cezasının süresi ile koşullu salıverilme tarihine kalan sürenin tayini ise, hükümlülerin işledikleri suçun niteliğine ve mahkum oldukları hapis cezasının süresine göre yapılmıştır. Maddenin 2. fıkrasında, ilk fıkrada düzenlenen genel kural dışında belirli suç türleri yönünden ek koşullar getirilmiştir.
5275 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen hükümlerinin incelenmesinden görüleceği üzere; “açık ceza infaz kurumları”, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak; “kapalı ceza infaz kurumları”, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak; "yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları" ise, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesisler olarak tanımlanmıştır. Buna göre, açık ceza infaz kurumları, çağdaş ceza infaz sistemlerine uygun olarak, hapis cezasının infazı bakımından, hükümlünün suçluluk nedeni, suç sicili, fizik ve ruhsal yeteneği ve sınırları, kişisel doğası, arz edebileceği tehlike hâli ve hapis cezasının süresi de dikkate alınarak, iş ve çalışma esasına dayalı olarak kurulmuş olup, bu kurumlarda, hükümlülerin çalışmaları suretiyle iyileştirilmeleri ve meslek edinmeleri sağlanarak topluma yeniden kazandırılmaları amaçlanmıştır. Dolayısıyla, anılan ceza infaz kurumlarında kalacak hükümlülerin durumunun, bu kurumların niteliğiyle bağdaşır şekilde olması, hizmetin doğal sonucu ve gereğidir.
Ayrıca, koşullu salıverilme şartlarını düzenleyen kanun koyucu (5275 sayılı Kanun madde 107), hükümlülerin anılan haktan yararlanabilmeleri için iyi halli olmalarının yanı sıra işlenen suçun niteliğine ve mahkum olunan hapis cezasının süresine göre belirlenen asgari sürelerin kapalı ceza infaz kurumunda geçirilmesi şartlarını birlikte aramış; böylece, genel olarak, hükümlülerin toplumsal hayata katılım sağlamaları anlamına gelen koşullu salıverilmelerini, 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ifade edilen infazın temel amacı doğrultusunda, hükümlünün yeniden suç işlemeyeceği, kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı bulunduğu, özetle ıslah olduğu kanaatinin oluşması koşuluna bağlamıştır.
Buna göre, cezalarını açık ceza infaz kurumunda çekebilecek hükümlülerin tespiti aşamasında, açık ve kapalı ceza infaz kurumlarının nitelik ve koşullarının yanı sıra hükümlülerin işledikleri suçun niteliğinin, mahkum oldukları hapis cezasının süresinin ve ceza infaz kurumundaki tutumlarının (ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyup uymadıkları, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadıkları ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmedikleri, özetle suç işleme psikolojisinden uzaklaşarak kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılılık, toplumsal hayata uyumluluk yönleriyle iyileşme ve iyi hal gösterip göstermedikleri hususlarının) da göz önünde bulundurulması, 5275 sayılı Kanun'un lafzına ve amacına uygun olduğu gibi, açık ceza infaz kurumlarında firara karşı engellerin ve dış güvenlik görevlisinin bulunmadığı dikkate alındığında, kamu yararı ve hizmetin de gereğidir.
Başka bir ifadeyle, mevcut hak ve şartlarının iyileşmesi (açık görüş hakkı vb.) sonucunu doğurması sebebiyle hükümlüler yönünden ek bir hak olarak kabul edilen açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın, koşullu salıverilerek toplumsal hayata katılım sağlanmadan önceki aşamalardan biri olduğu da gözetildiğinde, açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerinin tespitinde, 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesine paralel olarak, iyi halli olma, kapalı ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme tarihine kalan süre ölçütlerinin esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu itibarla, açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarının tespitinde; yukarıda belirtilen kriterler ile suç türleri, tehlikelilik durumu, firar yoğunluğu ve firar edenlerin tekrar yakalanması gibi hususları dikkate alan dava konusu düzenlemelerin, üst hukuk normlarının çizdiği sınırlar içerisinde kaldığı, bu haliyle normlar hiyerarşisine aykırı bir yönünün bulunmadığı gibi kamu yararı ve hizmet gereklerine de uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 16. maddesi, 2. fıkrası yönünden konusu kalmayan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2. 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi ile 6. maddesi, 2. fıkrası (ç) bendi yönünden DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,
3. 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesi, 1. fıkrası (c) bendi yönünden DAVANIN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 3/4'ü olan … TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, 1/4'ü olan … TL'nin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere, … TL vekâlet ücretinin ise davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 21/11/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!