WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 11 Temmuz 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/7967 E.  ,  2023/5661 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7967
Karar No : 2023/5661

DAVACILAR:
1- … Derneği
2- … Derneği
VEKİLLERİ: Av. …

DAVALI: … Bakanlığı
VEKİLLERİ: Huk. Müş. … Huk. Müş. Av. …

DAVANIN_KONUSU: 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin,
a) 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesinin, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, 26. maddesinin üçüncü fıkrasının, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının, 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin ve
b) Geçici 1. maddesinin hukuka aykırı oldukları iddiasıyla,
c) 25. maddesinin dördüncü fıkrası ile 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ise eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmektedir.

DAVACILARIN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, davaya konu Yönetmelik ile hemşirelerin hemodiyaliz ve periton diyalizi eğitimine başvurma haklarına kısıtlama getirildiği, bu sınırlamanın periton diyalizinde daha da katı biçimde yapıldığı, daha önce periton diyalizi alanında sadece hemşirelerin sertifikalı eğitim ve istihdam hakkı varken, dava konusu Yönetmelikte bu hakkın hemşireler açısından sonlandırıldığı, Hemşirelik Yönetmeliğinde açıkça hemşirelere bu alanda eğitim hakkı ve uygulama yetkisi verilmesine rağmen, dava konusu düzenlemeler ile hemşirelerin bu alandan çıkarılarak diyaliz cihazlarının teknik bakımıyla görevli teknikerlere hemşirelerin görevlerini kapsayacak bir biçimde tıbbi müdahalede bulunma görevi verilmesinin hasta sağlığını tehlikeye attığı, bu nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin dördüncü fıkrasının ve 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının hemşirelere yer verilmemesinden dolayı eksik ve hukuka aykırı olduğu; Türkiye Diyaliz Veri Sistemine (TÜRKDİVES) düzenli olarak girişi istenen bilgilerin kişisel sağlık verileri olduğu, Yönetmelikte üst hukuk normlarına aykırı biçimde kişisel sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin hükümlere yer verildiği, Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne aykırı düzenleme yapıldığı, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesinde sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edildiği ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınmasının şart olduğunun hükme bağlandığı, bu koşullar olmaksızın hasta verilerinin paylaşılmasının hekimin sır saklama yükümünün ihlali sonucunu doğuracağı, bu tür davranışların Türk Ceza Kanunu kapsamında da suç olarak düzenlendiği, dava konusu Yönetmelikte hasta verilerinin işlenmesine ilişkin sistemin öngörüldüğü ancak bu verileri korumaya yönelik uygulamayı gösterir somut hükümlere yer verilmediği, anılan nedenlerle dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, öncelikle dava konusu Yönetmeliğin davacı Derneklerin mevcut statüsü ve menfaatlerine tesiri olmadığı, davanın ehliyet bakımından reddi gerektiği, diyaliz teknikerlerinin istihdam sorunun çözümlenmesi açısından hemodiyaliz ve periton diyaliz hemşireliği sertifika programlarının sonlandırılarak diyaliz teknikerlerinin periton diyalizi sertifika eğitim programına katılmaları suretiyle diyaliz merkezlerinde diyaliz teknikerliği mezunlarının önünün açılmasının öngörüldüğü, Yönetmeliğin yayım tarihten önce sertifika alarak çalışan hemşirelerin sertifika geçerlilik süresi boyunca çalışma haklarının korunduğu, öte yandan, diyaliz merkezlerinde tedavi gören hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını amacıyla web tabanlı veri kayıt sistemi oluşturulduğu, oluşturulan Türkiye Diyaliz Veri Sisteminin (TÜRKDİVES) Yönetmeliğe işlenmesi ihtiyacının doğduğu, dava konusu düzenlemelerin üst hukuk normlarına uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI: …
DÜŞÜNCESİ: Dava, 01/03/2019 tarihli ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin, 25. maddesinin 4. fıkrasının, 37. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının noksan düzenleme sebebiyle, 4. maddesinin 1. fıkrasının (I) bendinin, 9. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesinin, 25. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 26. maddesinin 3. fıkrasının, 28. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının, 30. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin, Geçici 1. Maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3'üncü maddesinde, "....Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır: a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordine edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir. b)Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmek suretiyle kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın gerektiğinde hizmet satın alınarak kaliteli hizmetarzı ve verimliliği esas alınır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatim alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi verir ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetler... c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir... i) Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla; bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları. verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.” hükümlerine, aynı Kanunun 9'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (c) bendinde; "...Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak Yönetmelikle tespit edilir." hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 10.07.2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan I numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355'inci maddesinde Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri 1'inci fıkranın (b) bendinde; "Organ ve doku nakli, kan ve kan ürünleri, diyaliz, üremeye yardımcı tedavi, evde sağlık, yanık, voğun bakım gibi özellikli planlama gerektiren sağlık hizmetlerini planlamak ve bu hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak", (c) bendinde, "Kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek", (f) bendinde. "Planlama ve standartlar oluşturulması için gerekli komisyonları kurmak” şeklinde sayılmıştır.
1.3.2019 tarih ve 30701 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 1'inci maddesinde; akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezlerin planlamalarına, açılmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, ünite ve merkezde görev alacak sağlık personelinin eğitimi ve sefiifikalandırılmasını sağlayacak diyaliz eğitim merkezlerine ve diyaliz tedavi yöntemlerinin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla söz konusu yönetmeliğin yayımlandığı belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere göre, böbrek yetmezliği veya başka sebeplerle insan vucudunda biriken toksit maddelerin temizlenmesi amacıyla hizmet veren sağlık kurumlarında gelişen tıp teknolojisine uygun olarak ünitelerin kurulması, planlanması, hizmet veren sağlık kurumlarında görev alan personelin belirlenmesi ve personele eğitim verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Dava konusu yönetmeliğin 4/l maddesinde," Türkiye Diyaliz Veri Sistemi (TÜRKDİVES): Merkezlerin/ünitelerin ve hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını kapsayan web tabanlı veri kayıt sistemini İfade edeceği" hükmü, 9. Maddesinin 6. Fıkrasının (b) bendinde, "Nefroloji yan dal eğitimi verilen devlet üniversitesi hastaneleri veya eğitim ve araştırma hastaneleri bünyesinde, Bakanlıktan izin almak kaydı ile planlamadan muaf olarak en fazla on cihaz kapasitesinde üniteler kurulabilir. İl bazında yeni ünite kurulması ihtiyacı olması durumunda talepler, Diyaliz Hizmetleri İzlem, Denetim ve Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirilir, komisyonca hazırlanan rapor gerekçeleri ile birlikte müdürlük tarafından Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça uygun bulunarak izin belgesi verilen ünitelerin ruhsatlandırma işlemleri müdürlükçe yürütülür. (a) bendi kapsamında kurulan ünite müdürlüğün uygun gördüğü kamuya ait bir diyaliz merkezine tıbbi işleyiş açısından bağlı olarak, kurulan hastanenin başhekiminin görevlendireceği sertifikalı bir hekim, sertifikalı hekim bulunmaması durumunda, hastanede görevli herhangi bir hekimin gözetiminde, (b) bendi kapsamında kurulan ünitede, ilgili klinik yetkilisi sorumluluğunda, beş cihaza kadar en az bir diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire ile diyaliz hizmeti verilebilir. Ünitelerde her tedavi seansında beş hastaya kadar en az bir; daha sonraki her beş hasta için ilâve bir diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire bulunur. Diyaliz tedavisi gören her hastanın ayda en az bir defa uzman tabip değerlendirmesi yapılır. Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler, düzenli olarak TÜRKDİVES’e girilir. Üniteler bünyesinde bulundukları hastanelerin Bakanlıkça belirlenen bölgeler içinde taşınması ve/veya başka bir hastane ile birleşmesi durumunda taşınabilir ve/veya birleşebilir. Birleşme durumunda ünite kapasitesi birleşilen hastanedeki merkez veya ünite kapasitesine ilave edilir. Üniteler cihaz sayının on’a ulaşması ve hemodiyaliz cihazı başına düşen hasta sayısının dört ve üstü olması durumunda üç yıl içerisinde merkeze dönüştürülerek merkez olarak ruhsatlandırılır. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce planlamadan muaf olarak açılan üniteler de bu madde kapsamında değerlendirilir." hükmü, 25 . Maddesinde (1). Fıkrasının (h) bendinde, "Hemodiyaliz ve periton diyalizi uygulamaları ile ilgili gerek Yönetmelikte öngörülen gerekse Bakanlığın istediği tüm formları ve bilgileri TÜRKDİVES’e girişini sağlar ve düzenli olarak Bakanlığa bildirir." hükmü, anılan maddenin (4). fıkrasında, "Tabip dışı sağlık personeli; hemodiyaliz seansı öncesinde, hemodiyaliz sırasında ve sonrasında hastanın her türlü tıbbî bakımını, nefroloji uzmanı, sertifikalı uzman tabip ve sertifikalı tabibin direktiflerine göre yapmak, hemodiyaliz hastalarına eğitim vermek, rutin hasta takiplerini yapmak, tedavilere ilişkin kayıtları tutmak, hemodiyaliz cihazlarını diyalize hazırlamak, diyaliz setlerini hazırlamak, hastanın damar yolunu açmak, sterilizasyon ve yüzey dezenfeksiyon işlerini yürütmekle görevlidir. Periton diyalizi için nefroloji uzmanının direktifleri doğrultusunda rutin hasta takiplerini yapmak, hastalara eğitim vermek, takip ve tedavilere ilişkin kayıtları tutmak ve tedavinin gerektirdiği uygulamaları ve testleri yapmakla görevlidir. Ayrıca, hastaların sağlık durumunun gerektirdiği hallerde ve nefroloji uzmanının tespit edeceği kurallar çerçevesinde periton diyalizi hastalarının ev ziyaretlerini yapar. Bu ziyaretlerin programlanması ve uygulanması sırasındaki ihtiyaçlar, merkez tarafından temin edilir." hükmü, 26. Maddesinin (3). fıkrasında, "Diyaliz tedavisine başlamadan önce her hasta renal replasman tedavi seçenekleri (hemodiyaliz, periton diyalizi, organ nakli) hakkında yazılı ve sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme formu TÜRKDİVES’e yüklenir." hükmü, 28 . maddesinin (1). Fıkrasında, "Merkezler/üniteler, bilgi işlem sistemi aracılığıyla günlük olarak kaydettiği hasta ve seans sayılarını, diyaliz tedavisine yeni başlayan ve başka merkezden/üniteden gelen hasta sayılarını, hasta mortalitesini, başka merkeze/üniteye giden veya diğer renal replasman tedavilerine geçen hasta sayılarını, Yönetmelik uyarınca yapılması gereken tıbbî tetkiklerin kayıtlarını ve Bakanlıkça talep edilen diğer bilgileri, Bakanlığın ve müdürlüğün her an ulaşabileceği şekilde hazır bulundurur. TÜRKDİVES’e girişini sağlar."hükmü, 2 . fıkrasında, "Bakanlıkça kurulan TÜRKDİVES veri girişini yapmayan, gerçeğe aykırı veya eksik giren merkezler/üniteler iki defa uyarılır, uyarıya uymayanların yeni hasta alımı üç ay durdurulur." hükmü, 30. maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde, "Hemodiyaliz ve periton diyalizi uygulamaları ile ilgili Yönetmelikte belirtilen kayıtları düzenli ve kolay ulaşılabilir şekilde tutmayan, gerçeğe aykırı veya eksik tutan, TÜRKDİVES’e girmeyen, istenilen bilgileri müdürlüğe göndermeyen merkezlere/ünitelere bu Yönetmeliğin eki Ek-1 denetim formundaki idari müeyyide uygulanır."hükmü, 37. maddesinin (1). fıkrasında," Hemodiyaliz eğitimine aşağıdaki sıralamaya göre; a) Kamu veya özel hemodiyaliz merkezlerinde/ünitelerinde çalışan, b) Yeni açılacak hemodiyaliz merkezlerinde/ünitelerinde çalışacağı müdürlük tarafından bildirilen, c) Herhangi bir resmî veya özel kurum ve kuruluşta çalışmayan, ç) Diyaliz merkezlerinin/ünitelerin denetimlerinde yer alacak, d) Kamu veya özel sağlık kuruluşunda diyaliz merkezi dışında görevli, iç hastalıkları uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, yoğun bakım uzmanı ve tabip unvanını haiz kişiler başvurabilir. Hükmü, (2). fıkrasında, Periton diyaliz eğitimine aşağıdaki sıralamaya göre; a) Kamu veya özel periton diyaliz merkezlerinde çalışan, b) Yeni açılacak periton diyaliz merkezlerinde çalışacağı müdürlük tarafından bildirilen, c) Herhangi bir resmî veya özel kurum ve kuruluşta çalışmayan, ç) Kamuda veya özel sağlık kuruluşunda diyaliz merkezi dışında görevli, diyaliz teknikeri unvanını haiz kişiler başvurabilir. Hastaların tıbbi takibi, personelin tıbbî kontrolü hükmü, geçici 1. maddesinde, 1/3/2019 tarihinden önce diyaliz sertifikası almış ve geçerli sertifikası bulunan tabip dışı sağlık meslek mensupları diyaliz hizmetlerinde görevlendirilebilir. Bu sağlık meslek mensuplarının resertifikasyon hakları saklıdır." hükmü yer almıştır.
Anılan Yönetmeliğin, dava konusu hükümleriyle hemşirelerin hemodiyaliz ve periton diyalizi konusunda sertifikalı eğitime katılma ,diyaliz merkezlerinde hemodiyaliz ve periton diyaliz alanlarında istihdam edilme ve mesleklerini icra etme haklarının ortadan kaldırıldığı, bu haliyle hemşirelerin hak ve menfaatlerinin ihlal edildiği, ayrıca bu merkezlerde hukuka aykırı olarak hasta verilerinin işlenmesine olanak sağlandığı ileri sürülerek anılan maddelerin iptali istenilmektedir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile tarafların iddia ve savunmaları incelendiğinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının ülke genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde planlanmasını koordine etmekle ve kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın kaliteli hizmet arzı ve verimliliğini esas almakla yükümlü davalı idare tarafından, diyaliz merkezlerinin tam kapasiteye yakın çalışması, atıl kapasiteye meydan verilmemesi, diyaliz hizmetinin ülke genelinde eşit, dengeli ve aynı kalite standartları içerisinde sunumunu ve idari işleyişte düzeni sağlamak üzere dava konusu edilen düzenlemelerin uygulamaya konulduğu, ülkemizdeki doktor açığı göz önüne alınarak sağlık kurumlarının etkin bir şekilde çalışmasının, üniversitelerin sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu diyaliz bölümlerinden mezun olan diyaliz teknikerlerinin almış oldukları eğitime uygun olarak istihdam edilmelerinin, geçici maddeyle de daha önce sertifikalı eğitim almış olanların haklarının korunmasının amaçlandığı, dolayısıyla daha etkin, kaliteli, kesintisiz ve öngörülebilir bir sağlık hizmeti sunumunun gerçekleştirilmeye çalışıldığı, ayrıca diyaliz merkezlerinde tedavi gören hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması , izlenmesi, analizi ve raporlanması amacıyla oluşturulan Türkiye Diyaliz veri sisteminin (TÜRKDİVES) yönetmeliğe işlenmesinin sağlandığı anlaşıldığından, söz konusu kriterler gözönünde bulundurularak uygulamaya konulan hükümlerde kamu yararına, hizmetin gereklerine, üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiş olup davacıların iddiaları anılan hükümleri kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yönünde karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için önceden taraflara bildirilen 17/10/2023 tarihinde davacı Dernekleri temsilen Av. …'un, davalı Sağlık Bakanlığını temsilen Hukuk Müşaviri Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Hazır bulunan taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra hazır bulunan taraflara son kez söz verilip duruşma tamamlandı. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Üye …'un kişisel verilere ilişkin düzenlemeler içeren dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesi, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, 26. maddesinin üçüncü fıkrası, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi bakımından, anılan düzenlemelerin dayanaklarından olan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesinin birinci, ikinci (son cümlesi hariç), üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarının, Anayasa'nın 20. ve 104. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle anılan kuralların iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği oyuna karşılık, Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek olmadığına oyçokluğuyla karar verilerek işin esasına geçildi.
Davalı idarenin usul itirazı yerinde görülmemiştir.

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmelik, 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesinin, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, 26. maddesinin üçüncü fıkrasının, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının, 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin ve geçici 1. maddesinin hukuka aykırı oldukları iddiasıyla, 25. maddesinin dördüncü fıkrası ile 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ise eksik düzenleme nedeniyle iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (b) bendinde, organ ve doku nakli, kan ve kan ürünleri, diyaliz, üremeye yardımcı tedavi, evde sağlık, yanık, yoğun bakım gibi özellikli planlama gerektiren sağlık hizmetlerini planlamak ve bu hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (f) bendinde, planlama ve standartlar oluşturulması için gerekli komisyonları kurmak; (k) bendinde, sağlık insan gücü planlaması yapmak, sayı ve nitelik olarak ihtiyaca uygun insan gücü yetiştirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezlerin planlamalarına, açılmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, ünite ve merkezde görev alacak sağlık personelinin eğitimi ve sertifikalandırılmasını sağlayacak diyaliz eğitim merkezlerine ve diyaliz tedavi yöntemlerinin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmelik hazırlanmış ve 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hukuki Değerlendirme:
Dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin dördüncü fıkrasının, 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile geçici 1. maddesinin incelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin "Personelin görev, yetki ve sorumlulukları" başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasında, mesul müdürün, merkezin tıbbi, idari ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemekten sorumlu olduğu kurala bağlandıktan sonra görev, yetki ve sorumlulukları sayılmış; devamı ikinci ve üçüncü fıkralarında da tabip olarak görev yapacak sağlık personeline yer verilmiştir.
Anılan maddenin dava konusu dördüncü fıkrasında ise, "Tabip dışı sağlık personeli; hemodiyaliz seansı öncesinde, hemodiyaliz sırasında ve sonrasında hastanın her türlü tıbbî bakımını, nefroloji uzmanı, sertifikalı uzman tabip ve sertifikalı tabibin direktiflerine göre yapmak, hemodiyaliz hastalarına eğitim vermek, rutin hasta takiplerini yapmak, tedavilere ilişkin kayıtları tutmak, hemodiyaliz cihazlarını diyalize hazırlamak, diyaliz setlerini hazırlamak, hastanın damar yolunu açmak, sterilizasyon ve yüzey dezenfeksiyon işlerini yürütmekle görevlidir. Periton diyalizi için nefroloji uzmanının direktifleri doğrultusunda rutin hasta takiplerini yapmak, hastalara eğitim vermek, takip ve tedavilere ilişkin kayıtları tutmak ve tedavinin gerektirdiği uygulamaları ve testleri yapmakla görevlidir. Ayrıca, hastaların sağlık durumunun gerektirdiği hallerde ve nefroloji uzmanının tespit edeceği kurallar çerçevesinde periton diyalizi hastalarının ev ziyaretlerini yapar. Bu ziyaretlerin programlanması ve uygulanması sırasındaki ihtiyaçlar, merkez tarafından temin edilir." kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu Yönetmeliğin 37. maddesinin birinci fıkrasında, "Hemodiyaliz eğitimine aşağıdaki sıralamaya göre; a) Kamu veya özel hemodiyaliz merkezlerinde/ünitelerinde çalışan, b) Yeni açılacak hemodiyaliz merkezlerinde/ünitelerinde çalışacağı müdürlük tarafından bildirilen, c) Herhangi bir resmî veya özel kurum ve kuruluşta çalışmayan, ç) Diyaliz merkezlerinin/ünitelerin denetimlerinde yer alacak, d) Kamu veya özel sağlık kuruluşunda diyaliz merkezi dışında görevli, iç hastalıkları uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, yoğun bakım uzmanı ve tabip unvanını haiz kişiler başvurabilir." kuralı; ikinci fıkrasında da, "Periton diyaliz eğitimine aşağıdaki sıralamaya göre; a) Kamu veya özel periton diyaliz merkezlerinde çalışan, b) Yeni açılacak periton diyaliz merkezlerinde çalışacağı müdürlük tarafından bildirilen, c) Herhangi bir resmî veya özel kurum ve kuruluşta çalışmayan, ç) Kamuda veya özel sağlık kuruluşunda diyaliz merkezi dışında görevli, diyaliz teknikeri unvanını haiz kişiler başvurabilir." kuralı yer almaktadır.
Bununla birlikte Yönetmeliğin "Sertifika almış personel ile ilgili muafiyetler" başlıklı geçici 1. maddesinde ise, hemşireler için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin ise tüm haklarının saklı tutulduğu düzenlenmiştir.
Davacılar tarafından, hemşirelerin hemodiyaliz ve periton diyalizi eğitimine başvurma haklarının kaldırıldığı, bu sınırlamanın periton diyalizinde daha da katı biçimde yapıldığı, daha önce periton diyalizi alanında sadece hemşirelerin sertifikalı eğitim ve istihdam hakkı varken, dava konusu Yönetmelikte bu hakkın hemşireler açısından sonlandırıldığı, Hemşirelik Yönetmeliğinde açıkça hemşirelere bu alanda eğitim hakkı ve uygulama yetkisi verilmesine rağmen, hemşirelerin bu alandan çıkarılarak diyaliz cihazlarının teknik bakımıyla görevli teknikerlere, hemşirelerin görevlerini kapsayacak bir biçimde tıbbi müdahalede bulunma görevi verilmesinin hasta sağlığını tehlikeye attığı iddiasıyla Yönetmeliğin 25. maddesinin dördüncü fıkrası ile 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının hemşirelere yer verilmemesinden kaynaklı eksik düzenleme nedeniyle, geçici 1. maddesinin ise hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali istenilmektedir.
6283 sayılı Hemşirelik Kanunu'nun 4. maddesinde "Hemşireler; tabip tarafından acil haller dışında yazılı olarak verilen tedavileri uygulamak, her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun hemşirelik girişimleri ile karşılanabilecek sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlemek ve hemşirelik tanılama süreci kapsamında belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelik bakımını planlamak, uygulamak, denetlemek ve değerlendirmekle görevli ve yetkili sağlık personelidir. Ayrıca aile hekimliği uygulamasına ilişkin kanun hükümleri ile bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan mevzuattaki görevleri de yaparlar.
Hemşirelerin birinci fıkrada sayılan hizmetlerde çalışma alanlarına, pozisyonlarına ve eğitim durumlarına göre görev, yetki ve sorumlulukları Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
Buna dayanılarak 08/03/2010 tarih ve 27515 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliğinde, sağlık hizmeti sunulan kurum ve kuruluşlarda görev yapan hemşirelerin, çalışma alanlarına, pozisyonlarına ve eğitim durumlarına göre görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiş; anılan Yönetmeliğin eki "Çalışılan Birim/Servis/Ünite/Alanlara Göre Hemşirelerin Görev, Yetki ve Sorumlulukları" başlıklı ek-2'de "İç Hastalıkları Hemşireliği" başlığı altında diyaliz hemşiresine yer verilmiş ve görev, yetki ve sorumlulukları belirlenmiştir.
Öte yandan, 1219 sayılı Kanun'un ek 13. maddesinin (n) bendinde, "Diyaliz teknikeri; ön lisans seviyesindeki diyaliz programından mezun; tabibin yönlendirmesine göre hastaya diyaliz uygulamalarını yapan sağlık teknikeridir." şeklinde tanımlanmıştır.
22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmeliğin sağlık meslek mensuplarının iş ve görev tanımlarının yapıldığı EK-1/B’de diyaliz teknikerinin görevleri;
"a) Diyaliz tedavisine ilişkin tıbbi bakımı sorumlu hekimin direktiflerine göre yapar.
b) Diyaliz hastalarını diyaliz uygulamaları hakkında bilgilendirir.
c) Hemodiyaliz cihazlarını her hasta için diyalize hazırlar.
ç) Hemodiyaliz cihazının her işlem sonrasında iç ve dış dezenfeksiyonu ile malzemelerin sterilizasyon işlemlerini yürütür.
d) Hemodiyaliz cihazlarını kullanıma hazır halde bulundurur, arıza durumunda teknik birime bildirir.
e) Diyaliz işlemi öncesinde ve sonrasında hastayı tartar, diyaliz işlemi süresince hastanın yaşam bulgularının takiplerini yapar ve tedavilere ilişkin kayıtları tutar.
f) Hastayı diyalize almadan önce damar yolunu değerlendirir, diyaliz giriş yerinin bakımını yapar, hemodiyaliz işlemini başlatır ve bitirir.
g) Diyaliz işlemi sırasında oluşabilecek istenmeyen etkiler ve komplikasyonlar için gerekli önlemleri alır, oluşması halinde hekime haber verir.
ğ) Su sisteminden elde edilen suyun bakteriyolojik, kimyasal analizlerin takibinin yapılmasında görev alır ve kayıtlarını tutar.
h) Hekimin istemi doğrultusunda uygun diyalizör ve diyalizatı hazırlar.
ı) Periton diyalizi alanında, sorumlu uzmanın gözetimi ve denetiminde periton diyaliz kateter bakımını yapar, transfer set değişimi ve solüsyonların değişimini sağlar, hastanın evde ziyaretlerine gider, rutin takiplerini yapar ve eğitim verir." şeklinde sayılmıştır.
Ülkemizdeki akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezler ile buralarda görev alacak personeli ve diyaliz hizmeti ile ilgili faaliyetlere ilişkin usul ve esasların düzenlendiği dava konusu Yönetmelik incelendiğinde, diyaliz merkezlerinde faaliyet gösterecek olan personelin ve bu personelin görev, yetki ve sorumluluklarının ayrıntılı olarak belirlendiği görülmektedir. Buna göre Yönetmeliğin 22. maddesinde, merkezlerde görev alacak tabip olan sağlık personeli dışında, merkezlerde ya da ünitelerde diyaliz işlemini uygulayacak, hemodiyaliz uygulaması için üniversitelerin sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu diyaliz bölümlerinden mezun diyaliz teknikeri ve sertifikalı hemşirenin, periton diyalizi için ise periton diyalizi sertifikalı hemşireler ve sertifikalı diyaliz teknikerlerinin tabip dışı sağlık personeli olarak görevlendirileceği; bu branşın dışında tabip dışı sağlık personelinin çalıştırılamayacağı düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik kapsamında diyaliz merkezlerinde tabip dışı sağlık personeli arasında diyaliz teknikeri unvanını haiz kişilere yer verilmesinin, 1219 sayılı Kanun'un ek-13. maddesi ile Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmeliğinde sınırları belirlenen iş ve görevler ile bağdaşır nitelikte olduğu, diyaliz teknikerlerinin aldıkları eğitim sonucu edindikleri bilgi, beceri ve tecrübe ile diyaliz merkezlerinde görevlendirilmelerinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, davacılar tarafından, söz konusu alanda yetkin olan meslek grubunun diyaliz hemşireleri olduğu, dava konusu hükümlerde diyaliz hemşirelerine yer verilmemesinin eksiklik olduğu, yine geçici madde ile diyaliz hemşireleri için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, bu nedenle anılan düzenlemelerin iptali gerektiği iddia edilmekte ise de, davalı idare tarafından savunma dilekçesinin ekinde sunulan dava konusu Yönetmeliğin gerekçesine bakıldığında, diyaliz hemşireliği sertifika programının sonlandırılmasının, diyaliz teknikerlerinin istihdam sorununun çözümlenmesi amacıyla yapıldığı, ülkemizde yeterli sayıda diyaliz teknikeri bulunması sebebiyle diyaliz merkezlerinde anılan meslek grubunun istihdamının sağlanmasının amaçlandığı görüldüğünden, davacıların hemşirelere ait görev ve yetkilerin diyaliz teknikerlerine aktarıldığına ilişkin iddialarına itibar edilmemiştir.
Öte yandan, tabip dışı sağlık personeli arasında, hemodiyaliz veya periton diyalizi uygulamalarıyla ilgili Bakanlıkça yetkilendirilen diyaliz eğitim merkezleri tarafından verilen diyaliz eğitimi sonucu sertifikalandırılan hemşirelerin, dava konusu Yönetmelik kapsamında halen görevlendirilmelerinin mümkün olduğu, geçici 1. madde uyarınca Yönetmeliğin yayımı ile birlikte hemşireler için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin haklarının saklı tutulduğu, bu anlamda sertifikası olan hemşirelerin kazanılmış haklarının da korunduğu anlaşıldığından, herhangi bir hak kaybının ve mağduriyetin oluştuğundan da söz edilemeyecektir.
Bu durumda, sağlık kurum ve kuruluşlarının ülke genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde planlanmasını koordine etmekle ve kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın kaliteli hizmet arzı ve verimliliğini esas almakla yükümlü davalı idare tarafından, mevcut diyaliz teknikerlerinin 1219 sayılı Kanun'da belirlenen iş ve görev tanımı kapsamında diyaliz merkezlerinde verilecek diyaliz hizmetlerini karşılayacak sayıda olmaları ve Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin haklarının korunuyor olması karşısında, dava konusu edilen düzenlemelerde kamu yararına, hizmetin gereklerine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesinin, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, 26. maddesinin üçüncü fıkrasının, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının, 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin incelenmesi:
Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde, Türkiye Diyaliz Veri Sistemi (TÜRKDİVES), merkezlerin/ünitelerin ve hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını kapsayan web tabanlı veri kayıt sistemi olarak ifade edilmiş; 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde, anılan fıkra kapsamında yer alan ünitelerin durumları ile ilgili bilgilerin düzenli olarak TÜRKDİVES'e girileceği kurala bağlanmış; 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde de, hemodiyaliz ve periton diyalizi uygulamaları ile ilgili gerek Yönetmelikte öngörülen gerekse Bakanlığın istediği tüm formları ve bilgilerin TÜRKDİVES’e girişini sağlamak ve düzenli olarak Bakanlığa bildirmek mesul müdürün görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
Yine aynı Yönetmeliğin 26. maddesinin üçüncü fıkrasında, diyaliz tedavisine başlamadan önce her hastanın renal replasman tedavi seçenekleri (hemodiyaliz, periton diyalizi, organ nakli) hakkında yazılı ve sözlü olarak bilgilendirileceği ve bilgilendirme formunun TÜRKDİVES’e yükleneceği; 28. maddesinin birinci fıkrasında, merkezler/ünitelerin, bilgi işlem sistemi aracılığıyla günlük olarak kaydettiği hasta ve seans sayılarını, diyaliz tedavisine yeni başlayan ve başka merkezden/üniteden gelen hasta sayılarını, hasta mortalitesini, başka merkeze/üniteye giden veya diğer renal replasman tedavilerine geçen hasta sayılarını, Yönetmelik uyarınca yapılması gereken tıbbî tetkiklerin kayıtlarını ve Bakanlıkça talep edilen diğer bilgileri, Bakanlığın ve müdürlüğün her an ulaşabileceği şekilde hazır bulunduracağı ve TÜRKDİVES’e girişini sağlayacağı; anılan maddenin ikinci fıkrasında, Bakanlıkça kurulan TÜRKDİVES veri girişini yapmayan, gerçeğe aykırı veya eksik giren merkezler/ünitelerin iki defa uyarılacağı, uyarıya uymayanların yeni hasta alımının üç ay durdurulacağı ve 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde de, hemodiyaliz ve periton diyalizi uygulamaları ile ilgili Yönetmelikte belirtilen kayıtları düzenli ve kolay ulaşılabilir şekilde tutmayan, gerçeğe aykırı veya eksik tutan, TÜRKDİVES’e girmeyen, istenilen bilgileri müdürlüğe göndermeyen merkezlere/ünitelere bu Yönetmeliğin eki Ek-1 denetim formundaki idari müeyyidenin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Davacı tarafından, TÜRKDİVES isimli sisteme düzenli olarak girişi istenilen bilgilerin diyaliz hastalarına ilişkin kişisel sağlık verileri olduğu, bu bilgilerin gizliliğinin korunmasının esas olduğu, idareye kişisel sağlık verilerinin işlenmesine olanak sağlayan bir yetki verilmediği, Yönetmelik'te bu verileri korumaya yönelik uygulamayı gösterir somut hükümlere yer verilmediği ve hukuka aykırı biçimde hasta verilerinin işlendiği iddia edilmektedir.
Davalı idare tarafından, ülkemizde diyaliz hizmeti verilen merkezler ile ünitelerin ve buralarda sağlık hizmeti sunulan hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını kapsayan Türkiye Diyaliz Veri Sistemi (TÜRKDİVES) adı altında bir veri kayıt sistemi kurulmasına ve diyaliz merkezleri ya da ünitelerinde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin sağlık verilerinin anılan sisteme gönderilmesine ilişkin getirilen dava konusu düzenlemelerin kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren, özel (hassas) veri niteliğinde olan sağlık verilerine ilişkin olduğu, söz konusu faaliyetlerin, kişisel sağlık verilerinin Sağlık Bakanlığı tarafından işlenmesi niteliğinde olduğu açıktır.
Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; aynı maddenin üçüncü fıkrasında, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu; bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmü yer almaktadır.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinde,
"(1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.
(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.
(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.
(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmüne yer verilmiş; 8. maddesinde ise, yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin aktarılabileceği belirtilmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 11. maddesinin üçüncü fıkrasında da, Bakanlıkça belirlenen kayıtları uygun şekilde tutmayan veya bildirim zorunluluğunu yerine getirmeyen sağlık kurum ve kuruluşlarının iki defa uyarılacağı, uyarıya uymayanlara bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yüzde biri kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" başlıklı 378. maddesinde,
"1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir.
2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz.
(3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar.
(4) Üçüncü fıkraya göre kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenir. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurar.
(5) Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.
(6) Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.
Diğer yandan 3359 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinde kişisel verilerin işlenme süreci ve devamında sağlık hizmeti sunumunda görevli kişilerin ve Bakanlık birimlerinin verilere erişimine ilişkin kurallar düzenlenmiş; 21. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, merkezi sağlık veri sistemine Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun bir şekilde veri gönderimi yapmayan sağlık hizmeti sunucularına, 3359 sayılı Kanun'un ek 11. maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem tesis edileceği kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan mevzuat incelendiğinde; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesinde, sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri olarak sayıldığı ve işlenmesinin özel kurallara bağlandığı ve ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla ilgilinin rızası aranmaksızın bu verilerin işlenebileceğinin düzenlendiği, maddenin taslak gerekçesinde ise Sağlık Bakanlığı ile her türlü sağlık kuruluşunun ve Sosyal Güvenlik Kurumunun bu amaçlarla tuttukları veriler ve kayıtların bu kapsamda değerlendirileceğinin belirtildiği, diğer yandan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 378. maddesinde de, kamu veya özel sağlık kuruluşlarına başvuranların kişisel verilerinin işlenebileceğinin düzenlendiği, Bakanlığın, toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kuracağı, kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartların Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak belirleneceği, Bakanlığın, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacağı, bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurulacağı, kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ve bu maddenin uygulanması ile ilgili diğer hususların Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenleneceğinin hükme bağlandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde, Bakanlığa kişilerin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulması yetkisi verildiği; bu bağlamda diyaliz hizmeti verilen merkezler ile ünitelerin ve hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını kapsayan web tabanlı veri kayıt sistemi kurulması ve bu yerlerde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin zorunlu tutulmasına yönelik getirilen düzenlemelerin davalı idarenin sağlık hizmetinin etkin yürütülmesi yanında hizmetlerin planlanması, maliyetlerin hesaplanması ve yönetimi görevlerinin yerine getirilebilmesini, hizmetin verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesini sağlamaya yönelik olduğu ve yasal dayanağı bulunduğu görülmekle anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin dördüncü fıkrası, 37. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile geçici 1. maddesi bakımından oybirliğiyle, 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesi, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, 26. maddesinin üçüncü fıkrası, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi yönünden oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacılara iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/10/2023 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY : Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesinin, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, 26. maddesinin üçüncü fıkrasının, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ve 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin incelenmesi:
Anayasa'nın, 07/05/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değişik 20. maddesinde, kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış ve konuya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükme istinaden 07/04/2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin korunması konusunun pek çok sektörü ve kamu ya da özel kurumu ilgilendirmesi nedeniyle bir "çerçeve kanun" olarak hazırlanmıştır.
Bu Kanun'a neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan genel gerekçede, Türk Ceza Kanunu'nun 135. ve devamı maddelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerinin suç olarak düzenlendiği ve yaptırıma bağlandığı, ancak kişisel verilerin işlenmesine yönelik özel bir kanun bulunmaması sebebiyle, bu fiillerin ne zaman hukuka aykırı ne zaman hukuka uygun olduğunun belirlenmesinde tereddütler yaşandığı vurgulanmaktadır.
Genel gerekçede, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir kanunî düzenleme olmamasının uluslararası ilişkiler açısından da sorunlar yarattığı, EUROPOL, EUROJUST gibi Avrupa kurumları ile ilişkilerin sekteye uğradığı, sağlık kuruluşlarınca tutulan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanmasında yeterli yasal önlem olmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce özel hayatın gizliliğine müdahale olarak kabul edildiği ve bu nedenle ihlal kararları verildiği belirtilmektedir. Yine genel gerekçede, bu Kanunun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci açısından da önemine dikkat çekilmekte, Türkiye'nin, Avrupa Konseyi tarafından tüm üye ülkelerde kişisel verilerin aynı standartlarda korunması ve sınır ötesi veri akışı ilkelerinin belirlenmesi amacıyla hazırlanan 108 sayılı "Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi"ne de 1981 yılından itibaren taraf olduğu ifade edilmektedir.
Bütün bu hususlardan anlaşılacağı üzere, 6698 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması konusunda önemli bir yasal boşluğu doldurmak amacıyla kabul edilen çerçeve niteliğinde bir yasal düzenlemedir. Genel gerekçede yer verilen şu tespit Kanun ile oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun genel kontrol ve denetleme işlevlerine dikkat çekmesi bakımından önemlidir: "Ülkemizde kişisel verilerin işlenmesi sürecini kontrol edecek ve denetleyecek bir kurum bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak halen kişisel veriler yeterli düzenleme ve denetime tabi olmaksızın, birçok kişi veya kurum tarafından kullanılabilmekte ve bu durum bazı hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olabilmektedir."
Bu bağlamda, 6698 sayılı Kanun'un 21. maddesi hükümlerine göre oluşturulan Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun görev ve yetkileri, aynı Kanun'un 22. maddesiyle belirlenmiştir. 22. maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde, "Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek" hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun'un, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasında, dava konusu Yönetmelikle düzenlenen, sağlık verilerinin de özel nitelikli kişisel veri olduğu belirtilmiş; maddenin dördüncü fıkrasında, "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır." hükmü getirilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu düzenlemelerin diyaliz hizmeti verilen merkezler ile ünitelerin ve hastaların demografik ve tıbbi verilerinin kaydedilmesi, toplanması, izlenmesi, analizi ve raporlanmasını kapsayan web tabanlı veri kayıt sistemi kurulması ve diyaliz merkezleri ya da ünitelerinde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin verilerin gönderilmesinin zorunlu tutulmasına yönelik olduğu, dosya kapsamından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 22. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşü alınmadan hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile sağlık verileri gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde uyulacak önlemlerin belirlenmesinde yetkili kılınan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşü alınmadan yürürlüğe konulan dava konusu düzenlemelerde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi, 9. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde geçen "Bu ünitelerin durumları ile ilgili bilgiler düzenli olarak TÜRKDİVES'e girilir." cümlesi, 25. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, 26. maddesinin üçüncü fıkrası, 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ve 30. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin iptali gerektiği oyuyla anılan hükümler yönünden aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.