Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/7850 E. , 2023/6825 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7850
Karar No : 2023/6825
DAVACI : … Birliği
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı
VEKİLLERİ :Huk. Müş. …
Huk. Müş. Av. …
DAVANIN_KONUSU : 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin,
a) 9. maddesinin beşinci fıkrasının (ç) bendi ile altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibarelerinin, 22. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri ve" ibaresi ve "sertifikalı diyaliz teknikerleri" ibaresi ile aynı bendin (2) numaralı alt bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibaresi ile (3) numaralı alt bendinde yer alan "veya sertifikalı diyaliz teknikeri" ibaresinin, 37. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "diyaliz teknikeri" ibaresinin ve geçici 1. maddesinin,
b) 22. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan "elli hastaya kadar" ibaresinin ve
c) 29. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "%25" ve "%50" ibarelerinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, böbrek tedavisinde diyaliz uygulamasının vazgeçilmez olduğu ve hasta hayatı gibi diyaliz tedavisinin de dinamik bir süreç olduğu, dava konusu düzenlemeler ile diyaliz merkezlerinde seans başına bir hekime verilen hasta sayısının artırıldığı, ancak bunu gerektirecek insan gücü eksiğinin bulunmadığı, yaşamsal riskler de barındıran ve hastaların yakın gözlemde tutulmaları gereken bir tedavi sürecinde hekimin sorumlu olduğu sayının artırılmasının haklı bir nedeninin bulunmadığı; ayrıca tıp bilimindeki gelişmeler ile cihaz ve insan gücü kapasitesinin artması sebebiyle, daha önce %20 olarak belirlenen ölüm oranının dava konusu düzenleme ile artırılmasının kabul edilemez olduğu, bu durumun hasta sağlığını önceleyen bir durum olmadığı; öte yandan, diyaliz teknikerlerinin hemşire yerine sisteme dahil edilmesinin nitelikli tedaviye erişim hakkını ihlal ettiği, dava konusu düzenlemelerin sağlık hizmetinin niteliğinin artırılması, dolayısıyla kamu yararı için değil, belli bir grubun işsizlik sorununun çözümlenmesinin yanı sıra diyaliz merkezlerinin insan gücü maliyetlerinin azaltılması amacıyla yapıldığı, eğitimini almış hemşirelerin bu alanda yetkin oldukları, diyaliz teknikerlerinin aldıkları eğitimin yeterli olmadığı, hemşire ile diyaliz teknikerinin eş tutulmasının mümkün olmadığı, bu nedenlerle diyaliz teknikerlerinin hemşirelerin yerine ikame edilecek şekilde düzenlenmesine ilişkin maddeler ile hemşirelerin diyaliz sertifikası eğitim programlarına katılmalarının engellenmesine dair geçici maddenin hukuka aykırı olduğu ve iptallerine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, esas bakımından ise, dava konusu Yönetmelik kapsamında, diyaliz merkezlerinde her tedavi seansı boyunca aktif hemodiyaliz cihaz sayısına göre sertifikalı hekim bulunması gerektiği, ilk otuz cihaza bir, otuzdan fazla cihazı olan merkezlerde her otuz cihaza ilave bir sertifikalı hekimin bulunduğu, ancak, otuzdan fazla cihazı olan merkezlerde her tedavi seansı için 50 hastaya kadar bir sertifikalı tabibin bulunmasının yeterli olduğu, sertifikalı tabibin, tedavi seansı sırasında hastaların tıbbi yönden izlenmesi, her diyaliz seansında hastanın gözlem notunun kaydedilmesi ve ortaya çıkabilecek akut komplikasyonlarda hastaya ilk müdahalenin yapılmasından sorumlu olduğu, diyaliz eğitimi alarak sertifika sahibi olan tabiplerin aile hekimliğine geçişi ile birlikte diyaliz merkezlerinde sertifikalı tabip sıkıntısı başladığı, diyaliz hekimlerine yapılan ek ödemelerin yetersizliği, ekstra acilde nöbet tutmaya zorlanmaları ve hekim yetersizliği nedeniyle birçok hastanede geçici olarak görevlendirilmeleri, sertifikalı eğitim almak istememeleri gibi sebeplerden dolayı ülkemizdeki doktor açığı da dikkate alındığında otuzdan fazla cihazı olan merkezler için aynı seansta eş zamanlı birden fazla tabip istihdamına gerek olmadığı; ayrıca yürürlükten kaldırılan Yönetmelikte diyaliz teknikeri sayısının yetersizliği nedeniyle, diyaliz hizmetlerinin bu konuda genel mesleki eğitime ilave olarak ayrıca eğitim almış personel eliyle yürütülmesinin temini amaçlanarak personel açığının kapatılabileceği bir uygulamaya gidildiği ve hemşireler ile acil tıp teknisyenlerine sertifikalı diyaliz eğitimi verilerek diyaliz merkezlerinde çalışmalarının sağlandığı, bu uygulamanın ihtiyaçtan ve günün koşullarının getirdiği zorunluluklardan kaynaklanan tedbirler niteliğinde olduğu, zaman içerisinde diyaliz teknikerliği ön lisans programı bulunan üniversitelerin sayısının artışı ile birlikte diyaliz teknikerliği mezunlarının sayısının hızla arttığı, tüm sağlık meslek mensuplarının görevlerini, almış oldukları eğitim ve kazanmış oldukları bilgi ve beceriler doğrultusunda, verimlilik ve kalite gereklerine uygun, diğer çalışanlar ile birlikte ekip anlayışı içerisinde, multidisipliner yaklaşımla yapmasının, sağlık hizmeti sunumunun devamlılığını ve kalitesini artıracağı, bu bağlamda, dava konusu Yönetmelikte yapılan yeni düzenleme ile hemodiyaliz ve periton diyaliz hemşireliği sertifika programları sonlandırılarak, diyaliz merkezleri ve ünitelerinde diyaliz işlemini uygulamak üzere, diyaliz teknikerleri ve sertifikalı hemşirelerin tabip dışı sağlık personeli olarak görevlendirilmesinin öngörüldüğü, Yönetmeliğin yayım tarihten önce sertifika almış geçerli sertifikası olan hemşirelerin tüm haklarının da korunduğu; öte yandan, dava konusu Yönetmelik kapsamında kurulan komisyonun, nefroloji bilimine ve pratiğine kendini adamış, bu alanda bilimsel otoriteyi temsil eden ve doçent ve profesör gibi unvanı olan bilim insanlarından oluştuğu, merkezlerin ve ünitelerin izlenmesi ve denetlenmesinde değerlendirmeye alınacak ölçüt ve standartlarda Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonunun görüşü alınarak değişiklikler yapılabildiği, merkezlerin ve ünitelerin tıbbi denetiminde kullanılan parametrelerden biri olan “yıllık mortalite oranı”, Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonu üyelerince değerlendirilerek bilimsel gerçekler doğrultusunda ülke koşullarına göre belirlendiği, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemenin üst hukuk normları ile hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 1.3.2019 tarihli ve 30701 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin, 9'uncu maddesinin 5'inci fıkrasının ç bendinde yer verilen "diyaliz teknikeri veya" ibaresinin, 9'uncu 6'ncı b bendinde yer verilen "diyaliz teknikeri veya” ibaresinin, 22'nci maddesinin 1'inci b bendinin 4'üncü cümlesindeki "elli hastaya kadar", 22'nci maddesinin ç bendinde yer verilen "diyaliz teknikeri ve" ile "ve sertifikalı diyaliz teknikerleri” ibarelerinin, 22'nci maddesinin 1'inci fikrasının ç/2 bendinde yer verilen "diyaliz teknikeri veya” ibaresinin, 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının ç/3 bendinde yer verilen "veya sertifikalı diyaliz teknikeri”, 29'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasında yer verilen "%25” ve "%50” ibarelerinin, 37'nci maddesinin 2'nci fıkrasında yer verilen "diyaliz teknikeri” ibarelerinin ve geçici 1'inci maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idare tarafından iptali istenilen düzenleyici işlemle davacı Birlik arasında menfaat ilgisi olmadığından davanın ehliyet yönünden reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; söz konusu iddia yerinde görülmeyerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3'üncü maddesinde, "....Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır: a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordine edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir. b)Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmek suretiyle kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın gerektiğinde hizmet satın alınarak kaliteli hizmetarzı ve verimliliği esas alınır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatim alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi verir ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetler... c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir... i) Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla; bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.” hükümlerine, aynı Kanunun 9'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (c) bendinde; "...Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak Yönetmelikle tespit edilir." hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 10.07.2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan I numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355'inci maddesinde Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri 1'inci fıkranın (b) bendinde; "Organ ve doku nakli, kan ve kan ürünleri, diyaliz, üremeye yardımcı tedavi, evde sağlık, yanık, voğun bakım gibi özellikli planlama gerektiren sağlık hizmetlerini planlamak ve bu hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak", (c) bendinde, "Kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek", (f) bendinde. "Planlama ve standartlar oluşturulması için gerekli komisyonları kurmak” şeklinde sayılmıştır.
1.3.2019 tarih ve 30701 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 1'inci maddesinde; akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezlerin planlamalarına, açılmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, ünite ve merkezde görev alacak sağlık personelinin eğitimi ve sefiifikalandırılmasını sağlayacak diyaliz eğitim merkezlerine ve diyaliz tedavi yöntemlerinin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla söz konusu yönetmeliğin yayımlandığı belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere göre, böbrek yetmezliği veya başka sebeplerle insan vucudunda biriken toksit maddelerin temizlenmesi amacıyla hizmet veren sağlık kurumlarında gelişen tıp teknolojisine uygun olarak ünitelerin kurulması, planlanması, hizmet veren sağlık kurumlarında görev alan personelin belirlenmesi ve personele eğitim verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Anılan Yönetmeliğin, 9, 22 ve 29'uncu maddelerinde yer verilen "diyaliz teknikeri" ibareleri ile, 22'nci maddesinin l/b-4 bendindeki "elli hastaya kadar" ibaresinin, 29'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasında yer verilen "25”, "50” oranlarının, seans başına bir hekime verilen hasta sayısının otuzdan elliye çıkarılmış olmasının haklı bir sebebi bulunmadığı gibi, hekim maliyetlerinin azaltılmasına yönelik, diyaliz hastalarının yaşamsal riskini öngörmeyen bir düzenleme olduğu, diyaliz teknikerinin sağlık sistemine hemşire yerine dahil edilmeye çalışılmasının, nitelikli tedaviye ulaşım hakkını ihlal ettiği, yeterli sağlık eğitimini almayan söz konusu meslek grubunun işsizlik sorunu nedeniyle bu şekilde çalıştırılmasının kamu yararına olmadığı, hasta ölümlerinin kabul edilebilirlik oranlarının arttırılmasının, tıp alanındaki gelişmeler dikkate alındığında kabul edilemez olduğu ileri sürülerek davacı birlik tarafından iptali istenilmektedir.
Sağlık kurum ve kuruluşlarının ülke genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde planlanmasını koordine etmekle ve kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın kaliteli hizmet arzı ve verimliliğini esas almakla yükümlü davalı idare tarafından, diyaliz merkezlerinin tam kapasiteye yakın çalışması, atıl kapasiteye meydan verilmemesi, diyaliz hizmetinin ülke genelinde eşit, dengeli ve aynı kalite standartları içerisinde sunumunu ve idari işleyişte düzeni sağlamak üzere dava konusu edilen düzenlemelerin uygulamaya konulduğu, ülkemizdeki doktor açığı göz önüne alınarak sağlık kurumlarının etkin bir şekilde çalışmasının, üniversitelerin sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu diyaliz bölümlerinden mezun olan diyaliz teknikerlerinin almış oldukları eğitime uygun olarak istihdam edilmelerinin, sertifikalı eğitim almış olanların haklarının korunmasının amaçlandığı, diyaliz hizmetlerinin gelişiminin izlenerek alınacak tedbir ve uygulanacak stratejiler ile ilgili olarak Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonunun görüşüne başvurulmak suretiyle "Yıllık Moralite Oranı”nın belirlendiği, dolayısıyla daha etkin, kaliteli, kesintisiz ve öngörülebilir bir sağlık hizmeti sunumunun gerçekleştirilmeye çalışıldığı anlaşıldığından, söz konusu kriterler gözönünde bulundurularak uygulamaya konulan hükümlerde kamu yararına, hizmetin gereklerine, üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Davacı Birlik tarafından ileri sürülen diğer iddialarda da yasal isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yönünde karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Davalı idarenin usul itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmelik, 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, anılan Yönetmeliğin 9. maddesinin beşinci fıkrasının (ç) bendi ile altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibarelerinin, 22. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri ve" ibaresi ve "sertifikalı diyaliz teknikerleri" ibaresi ile aynı bendin (2) numaralı alt bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibaresi ile (3) numaralı alt bendinde yer alan "veya sertifikalı diyaliz teknikeri" ibaresinin, 37. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "diyaliz teknikeri" ibaresinin ve geçici 1. maddesinin, 22. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan "elli hastaya kadar" ibaresinin ve 29. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "%25" ve "%50" ibarelerinin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (b) bendinde, organ ve doku nakli, kan ve kan ürünleri, diyaliz, üremeye yardımcı tedavi, evde sağlık, yanık, yoğun bakım gibi özellikli planlama gerektiren sağlık hizmetlerini planlamak ve bu hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (f) bendinde, planlama ve standartlar oluşturulması için gerekli komisyonları kurmak; (k) bendinde, sağlık insan gücü planlaması yapmak, sayı ve nitelik olarak ihtiyaca uygun insan gücü yetiştirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezlerin planlamalarına, açılmalarına, faaliyetlerine, denetlenmelerine, ünite ve merkezde görev alacak sağlık personelinin eğitimi ve sertifikalandırılmasını sağlayacak diyaliz eğitim merkezlerine ve diyaliz tedavi yöntemlerinin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmelik hazırlanmış ve 01/03/2019 tarih ve 30701 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin beşinci fıkrasının (ç) bendi ile altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibarelerinin, 22. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri ve" ibaresi ve "sertifikalı diyaliz teknikerleri" ibaresi ile aynı bendin (2) numaralı alt bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibaresi ile (3) numaralı alt bendinde yer alan "veya sertifikalı diyaliz teknikeri" ibarelerinin, 37. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "diyaliz teknikeri" ibaresinin ve geçici 1. maddesinin incelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinde merkez, genel olarak, erişkin ve pediatrik diyaliz hastalarına hemodiyaliz ve/veya periton diyalizi uygulandığı, bu Yönetmeliğe göre üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından kurulup işletilen günübirlik diyaliz merkezi şeklinde, ünite ise, kamuya ait hastaneler ile nefroloji yan dal eğitimi verilen devlet üniversite hastaneleri ve eğitim araştırma hastaneleri bünyesindeki yedek cihaz hariç toplam en fazla on cihaz kapasitesinde olan diyaliz tedavi yöntemlerinin uygulandığı diyaliz ünitesi olarak ifade edilmiştir.
Yönetmeliğin "Merkezlerin ve ünitelerin kurulması ve planlanması" başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasında merkezlerin, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri tarafından, sadece diyaliz uygulamak amacıyla ayrı bir merkez olarak kurulabileceği gibi bunlara ait olan hastane ve tıp merkezleri bünyesinde ayrı bir bölüm olarak da kurulabileceği kurala bağlanmış; anılan maddenin beşinci fıkrasında, "Akut ve/veya acil durumlarda, planlamadan istisna olarak kullanılabilecek hemodiyaliz cihazı ilgili olarak; a) Yatak sayısı en az elli olan hastaneler bünyesinde en fazla iki hemodiyaliz cihazı bulundurulabilir. b) Daha fazla cihaz gerekliliğinin ortaya çıkması halinde, ek cihaz talepleri, yoğun bakım sayısı, yatak sayısı, yatan hasta sayısı, yapılan ameliyatların niteliği gibi hususlar göz önünde bulundurularak Bakanlıkça değerlendirilir. c) Akut ve/veya acil durumlarda kullanılan hemodiyaliz ve hemodiyafiltrasyon cihazları müdürlük tarafından kayıt altına alınır ve kullanılan su numune kontrolleri yapılır. ç) Bu cihazlar, ilgili uzman tabip nezaretinde diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire tarafından kullanılır." kuralına; altıncı fıkrasında "Halkın ihtiyaç duyacağı zorunlu sağlık hizmetlerinin yerinde, en çabuk ve kolay ulaştırılmasının sağlanması kamuya ait sağlık kurumlarının öncelikli görevi olması ve diyaliz alanında verilecek uzmanlık eğitimi dikkate alınarak; a) Merkez bulunmayan kamuya ait hastaneler bünyesinde, b) Nefroloji yan dal eğitimi verilen devlet üniversitesi hastaneleri veya eğitim ve araştırma hastaneleri bünyesinde, Bakanlıktan izin almak kaydı ile planlamadan muaf olarak en fazla on cihaz kapasitesinde üniteler kurulabilir. İl bazında yeni ünite kurulması ihtiyacı olması durumunda talepler, Diyaliz Hizmetleri İzlem, Denetim ve Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirilir, komisyonca hazırlanan rapor gerekçeleri ile birlikte müdürlük tarafından Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça uygun bulunarak izin belgesi verilen ünitelerin ruhsatlandırma işlemleri müdürlükçe yürütülür. (a) bendi kapsamında kurulan ünite müdürlüğün uygun gördüğü kamuya ait bir diyaliz merkezine tıbbi işleyiş açısından bağlı olarak, kurulan hastanenin başhekiminin görevlendireceği sertifikalı bir hekim, sertifikalı hekim bulunmaması durumunda, hastanede görevli herhangi bir hekimin gözetiminde, (b) bendi kapsamında kurulan ünitede, ilgili klinik yetkilisi sorumluluğunda, beş cihaza kadar en az bir diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire ile diyaliz hizmeti verilebilir. Ünitelerde her tedavi seansında beş hastaya kadar en az bir; daha sonraki her beş hasta için ilâve bir diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire bulunur. Diyaliz tedavisi gören her hastanın ayda en az bir defa uzman tabip değerlendirmesi yapılır. ...." kuralına yer verilmiştir.
Anılan Yönetmeliğin "Faaliyet iznine esas personel" başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrasında, merkezlerde bulunması gereken faaliyet iznine esas personel sayılmış; anılan fıkranın (ç) bendinde "Merkezlerde/ünitelerde diyaliz işlemini uygulayacak; hemodiyaliz uygulaması için üniversitelerin sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu diyaliz bölümlerinden mezun diyaliz teknikeri ve sertifikalı hemşire, periton diyalizi için ise periton diyalizi sertifikalı hemşireler ve sertifikalı diyaliz teknikerleri tabip dışı sağlık personeli olarak görevlendirilir. Bu branşın dışında tabip dışı sağlık personeli çalıştırılamaz." denildikten sonra, merkezlerde ya da ünitelerde tabip dışı çalışacak olan sağlık personelinin bulunması gereken asgari sayısı belirlenmiştir. Buna göre anılan maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinin (2) numaralı alt bendinde, "Merkezlerde/ünitelerde her tedavi seansında beş hastaya kadar en az bir; daha sonraki her beş hasta için ilâve bir tabip dışı sağlık personeli bulunur. Ancak ilk on cihaz için gerekli faaliyet iznine esas personel haricinde, tabip dışı sağlık personeli bulunmaması hallerinde, her tedavi seansında ön görülen sayının yarısını aşmayacak şekilde bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en fazla bir yıl boyunca sertifikasız hemşire çalıştırılabilir. Bu durumda çalışacak personelin gözetiminden sorumlu, o seans için en az bir diyaliz teknikeri veya sertifikalı hemşire bulunur." kuralına; (3) numaralı alt bendinde ise, "Periton diyalizi yapılacak merkezde tabip dışı personel sayısı merkezdeki hasta sayısına göre belirlenir. İlk elli hasta için bir; ilâve her elli hasta için bir sertifikalı hemşire veya sertifikalı diyaliz teknikeri çalıştırılır. Hemodiyaliz ve periton diyalizinin birlikte yapıldığı merkezde, sertifikalı hemşire veya sertifikalı diyaliz teknikeri hem hemodiyaliz hem de periton diyalizi bakımından faaliyet iznine esas personel olarak kabul edilir. Ancak bu durumdaki sertifikalı hemşireler ve sertifikalı diyaliz teknikerleri eş zamanlı mesai yapamaz." kuralı yer almaktadır.
Bununla birlikte Yönetmeliğin 37. maddesinde de, diyaliz eğitimine alınacak personel belirlenmiş; birinci fıkrasında Hemodiyaliz eğitimine başvurabilecek olanlar sıralanırken, ikinci fıkrasında periton diyaliz eğitimine sıralamaya göre, kamu veya özel periton diyaliz merkezlerinde çalışan; yeni açılacak periton diyaliz merkezlerinde çalışacağı müdürlük tarafından bildirilen; herhangi bir resmî veya özel kurum ve kuruluşta çalışmayan; kamuda veya özel sağlık kuruluşunda diyaliz merkezi dışında görevli, diyaliz teknikeri unvanını haiz kişilerin başvurabileceği düzenlenmiştir.
Yine Yönetmeliğin "Sertifika almış personel ile ilgili muafiyetler" başlıklı geçici 1. maddesinde ise, hemşireler için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin ise tüm haklarının saklı tutulduğu kurala bağlanmıştır.
Davacı tarafından, diyaliz teknikerlerinin hemşire yerine sisteme dahil edilmesinin nitelikli tedaviye erişim hakkını ihlal ettiği, dava konusu düzenlemelerin sağlık hizmetinin niteliğinin artırılması, dolayısıyla kamu yararı için değil, belli bir grubun işsizlik sorununun çözümlenmesinin yanı sıra diyaliz merkezlerinin insan gücü maliyetlerinin azaltılması amacıyla yapıldığı, eğitimini almış hemşirelerin bu alanda yetkin oldukları, diyaliz teknikerlerinin aldıkları eğitimin yeterli olmadığı, hemşire ile diyaliz teknikerinin eş tutulmasının mümkün olmadığı, bu nedenlerle diyaliz teknikerlerinin hemşirelerin yerine ikame edilecek şekilde düzenlenmesine ilişkin maddeler ile hemşirelerin diyaliz sertifikası eğitim programlarına katılmalarının engellenmesine dair geçici maddenin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla Yönetmeliğin 9. maddesinin beşinci fıkrasının (ç) bendi ile altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibarelerinin, 22. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "diyaliz teknikeri ve" ibaresi ve "sertifikalı diyaliz teknikerleri" ibaresi ile aynı bendin (2) numaralı alt bendinde yer alan "diyaliz teknikeri veya" ibaresi ile (3) numaralı alt bendinde yer alan "veya sertifikalı diyaliz teknikeri" ibarelerinin, 37. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "diyaliz teknikeri" ibaresinin ve geçici 1. maddesinin iptali istenilmektedir.
6283 sayılı Hemşirelik Kanunu'nun 4. maddesinde "Hemşireler; tabip tarafından acil haller dışında yazılı olarak verilen tedavileri uygulamak, her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun hemşirelik girişimleri ile karşılanabilecek sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlemek ve hemşirelik tanılama süreci kapsamında belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelik bakımını planlamak, uygulamak, denetlemek ve değerlendirmekle görevli ve yetkili sağlık personelidir. Ayrıca aile hekimliği uygulamasına ilişkin kanun hükümleri ile bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan mevzuattaki görevleri de yaparlar.
Hemşirelerin birinci fıkrada sayılan hizmetlerde çalışma alanlarına, pozisyonlarına ve eğitim durumlarına göre görev, yetki ve sorumlulukları Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
Buna dayanılarak 08/03/2010 tarih ve 27515 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliğinde, sağlık hizmeti sunulan kurum ve kuruluşlarda görev yapan hemşirelerin, çalışma alanlarına, pozisyonlarına ve eğitim durumlarına göre görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiş; anılan Yönetmeliğin eki "Çalışılan Birim/Servis/Ünite/Alanlara Göre Hemşirelerin Görev, Yetki ve Sorumlulukları" başlıklı ek-2'de "İç Hastalıkları Hemşireliği" başlığı altında diyaliz hemşiresine yer verilmiş ve görev, yetki ve sorumlulukları belirlenmiştir.
Öte yandan, 1219 sayılı Kanun'un ek 13. maddesinin (n) bendinde, "Diyaliz teknikeri; ön lisans seviyesindeki diyaliz programından mezun; tabibin yönlendirmesine göre hastaya diyaliz uygulamalarını yapan sağlık teknikeridir." şeklinde tanımlanmıştır.
22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmeliğin sağlık meslek mensuplarının iş ve görev tanımlarının yapıldığı EK-1/B’de diyaliz teknikerinin görevleri;
"a) Diyaliz tedavisine ilişkin tıbbi bakımı sorumlu hekimin direktiflerine göre yapar.
b) Diyaliz hastalarını diyaliz uygulamaları hakkında bilgilendirir.
c) Hemodiyaliz cihazlarını her hasta için diyalize hazırlar.
ç) Hemodiyaliz cihazının her işlem sonrasında iç ve dış dezenfeksiyonu ile malzemelerin sterilizasyon işlemlerini yürütür.
d) Hemodiyaliz cihazlarını kullanıma hazır halde bulundurur, arıza durumunda teknik birime bildirir.
e) Diyaliz işlemi öncesinde ve sonrasında hastayı tartar, diyaliz işlemi süresince hastanın yaşam bulgularının takiplerini yapar ve tedavilere ilişkin kayıtları tutar.
f) Hastayı diyalize almadan önce damar yolunu değerlendirir, diyaliz giriş yerinin bakımını yapar, hemodiyaliz işlemini başlatır ve bitirir.
g) Diyaliz işlemi sırasında oluşabilecek istenmeyen etkiler ve komplikasyonlar için gerekli önlemleri alır, oluşması halinde hekime haber verir.
ğ) Su sisteminden elde edilen suyun bakteriyolojik, kimyasal analizlerin takibinin yapılmasında görev alır ve kayıtlarını tutar.
h) Hekimin istemi doğrultusunda uygun diyalizör ve diyalizatı hazırlar.
ı) Periton diyalizi alanında, sorumlu uzmanın gözetimi ve denetiminde periton diyaliz kateter bakımını yapar, transfer set değişimi ve solüsyonların değişimini sağlar, hastanın evde ziyaretlerine gider, rutin takiplerini yapar ve eğitim verir." şeklinde sayılmıştır.
Ülkemizdeki akut ve kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalarda ve gerekli diğer tıbbi durumlarda diyaliz tedavi yöntemlerini uygulayacak ünite ve merkezler ile buralarda görev alacak personeli ve diyaliz hizmeti ile ilgili faaliyetlere ilişkin usul ve esasların düzenlendiği dava konusu Yönetmelik incelendiğinde, diyaliz merkezlerinde faaliyet gösterecek olan personelin ve bu personelin görev, yetki ve sorumluluklarının ayrıntılı olarak belirlendiği görülmektedir. Buna göre Yönetmeliğin 22. maddesinde, merkezlerde görev alacak tabip olan sağlık personeli dışında, merkezlerde ya da ünitelerde diyaliz işlemini uygulayacak, hemodiyaliz uygulaması için üniversitelerin sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu diyaliz bölümlerinden mezun diyaliz teknikeri ve sertifikalı hemşirenin, periton diyalizi için ise periton diyalizi sertifikalı hemşireler ve sertifikalı diyaliz teknikerlerinin tabip dışı sağlık personeli olarak görevlendirileceği; bu branşın dışında tabip dışı sağlık personelinin çalıştırılamayacağı düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik kapsamında diyaliz merkezlerinde tabip dışı sağlık personeli arasında diyaliz teknikeri unvanını haiz kişilere yer verilmesinin, 1219 sayılı Kanun'un ek-13. maddesi ile Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmeliğinde sınırları belirlenen iş ve görevler ile bağdaşır nitelikte olduğu, diyaliz teknikerlerinin aldıkları eğitim sonucu edindikleri bilgi, beceri ve tecrübe ile diyaliz merkezlerinde görevlendirilmelerinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, davacı tarafından, söz konusu alanda yetkin olan meslek grubunun diyaliz hemşireleri olduğu, geçici madde ile diyaliz hemşireleri için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, bu nedenle anılan düzenlemelerin iptali gerektiği iddia edilmekte ise de, davalı idare tarafından savunma dilekçesinin ekinde sunulan dava konusu Yönetmeliğin gerekçesine bakıldığında, diyaliz hemşireliği sertifika programının sonlandırılmasının, diyaliz teknikerlerinin istihdam sorununun çözümlenmesi amacıyla yapıldığı, ülkemizde yeterli sayıda diyaliz teknikeri bulunması sebebiyle diyaliz merkezlerinde anılan meslek grubunun istihdamının sağlanmasının amaçlandığı görüldüğünden, davacıların hemşirelere ait görev ve yetkilerin diyaliz teknikerlerine aktarıldığına ilişkin iddialarına itibar edilmemiştir.
Öte yandan, tabip dışı sağlık personeli arasında, hemodiyaliz veya periton diyalizi uygulamalarıyla ilgili Bakanlıkça yetkilendirilen diyaliz eğitim merkezleri tarafından verilen diyaliz eğitimi sonucu sertifikalandırılan hemşirelerin, dava konusu Yönetmelik kapsamında halen görevlendirilmelerinin mümkün olduğu, geçici 1. madde uyarınca Yönetmeliğin yayımı ile birlikte hemşireler için sertifikalı eğitim programlarının kaldırıldığı, ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin haklarının saklı tutulduğu, bu anlamda sertifikası olan hemşirelerin kazanılmış haklarının da korunduğu anlaşıldığından, herhangi bir hak kaybının ve mağduriyetin oluştuğundan da söz edilemeyecektir.
Bu durumda, sağlık kurum ve kuruluşlarının ülke genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde planlanmasını koordine etmekle ve kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın kaliteli hizmet arzı ve verimliliğini esas almakla yükümlü davalı idare tarafından, mevcut diyaliz teknikerlerinin 1219 sayılı Kanun'da belirlenen iş ve görev tanımı kapsamında diyaliz merkezlerinde verilecek diyaliz hizmetlerini karşılayacak sayıda olmaları ve Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte hemodiyaliz sertifikası almış, geçerli sertifası olan hemşirelerin haklarının korunuyor olması karşısında, dava konusu edilen düzenlemelerde kamu yararına, hizmetin gereklerine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan "elli hastaya kadar" ibaresinin incelenmesi:
Yönetmeliğin merkezlerde bulunması gereken faaliyet iznine esas personelin belirlendiği 22. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, merkezin tıbbî, idarî ve teknik hizmetleri tabip bir mesul müdür sorumluluğunda yürütüleceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (b) bendinde ise, "Merkezlerde asgari bulunması gerekli sertifikalı tabip sayısı, aktif hemodiyaliz cihazı sayısına göre belirlenir. Merkez kadrolu uzman tabip bulunduruyorsa, uzman tabip sertifikalı tabip görevini de yürütebilir. İlk otuz cihaza kadar bir kadrolu, otuzdan fazla cihazı olan merkezler için her otuz cihaza kadrolu veya kısmi zamanlı ilave bir sertifikalı tabip bulunur. Ancak, her tedavi seansı için, elli hastaya kadar bir sertifikalı tabibin bulunması yeterlidir. Merkezde kadrolu çalışan sertifikalı tabip çalışma belgesinde belirtilen merkezdeki çalışma saatleri dışında 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla başka bir özel sağlık kuruluşunda da çalışabilir." kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, diyaliz merkezlerinde bulunan ilk otuz hemodiyaliz cihazı sayısı için bir kadrolu, otuzdan fazla cihazı bulunan merkezlerde ise, her otuz cihaz için kadrolu veya kısmi zamanlı ilave bir sertifikalı tabip bulunması zorunlu tutulmuş, ancak her tedavi seansı için elli hastaya kadar bir sertifikalı tabibin bulunması yeterli bulunmuştur.
Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde, diyaliz eğitimi alarak sertifika sahibi olan tabiplerin aile hekimliğine geçişi ile birlikte diyaliz merkezlerinde sertifikalı tabip sıkıntısı başladığı, diyaliz hekimlerine yapılan ek ödemelerin yetersizliği, ekstra acilde nöbet tutmaya zorlanmaları ve hekim yetersizliği nedeniyle birçok hastanede geçici olarak görevlendirilmeleri, sertifikalı eğitim almak istememeleri gibi sebeplerden dolayı ülkemizdeki doktor açığı da dikkate alındığında otuzdan fazla cihazı olan merkezler için (elli cihaza kadar) aynı seansta eş zamanlı birden fazla tabip istihdama gerek olmadığı, merkezde seansta elli hasta için tek sertifikalı hekimin bulunmasının yeterli olacağının öngörüldüğü, ancak ihtiyacı olan, isteyen merkezlerin seansta iki hekim bulundurmasının önünde herhangi bir engelin de bulunmadığı yönünde savunmada bulunulmuştur.
Dava konusu Yönetmelikte yapılan 10/12/2022 tarih ve 32039 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliğinin muhtelif hükümlerinin iptali istemiyle Dairemiz nezdinde açılan E:2023/675 sayılı dava dosyasında yapılan 22/06/2023 tarihli ara kararına ilişkin olarak davalı idare tarafından verilen cevap dilekçesinin ekinde sunulan belgelerin incelenmesinden, ülke genelinde diyaliz hizmetlerinin gelişimini izleyerek, alınacak tedbirleri ve ulusal stratejileri belirlemek için ihtiyaç duyulan konularda; ihtiyaç halinde diyaliz merkezlerinin ve ünitelerinin faaliyetleri ve alınacak tedbirler konusunda; diyaliz merkezlerine eğitim yetkisi verilmesine veya yetkinin kaldırılmasına esas olmak üzere; diyaliz eğitim merkezlerinin ve bu merkezlerin uygulayacağı eğitim müfredatının temel esaslarının ve konularının belirlenmesi ve tıbbî gelişmelere paralel olarak güncelleştirilmesi ile eğitim ve sınavlar hakkında; gerek görüldüğünde, diyaliz tedavisinde kullanılan ilaçlar, solüsyonlar, araç ve gereçler ile ilgili standartların belirlenmesinde; diyaliz ile ilgili ulusal tanı, kayıt ve tedavi protokolleri konusunda ve bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili olarak Bakanlığın gerekli gördüğü diğer konularda Bakanlığa görüş bildirmekle görevli kılınan ve Yönetmeliğin 5. maddesi ile teşkil olunan, nefroloji alanında uzman hekimlerin bulunduğu Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonunun 24/05/2016 tarihli toplantısında Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmelik değişikliği ile ilgili taslak çalışmaların değerlendirildiği, buna göre merkezlerde bulunması gereken asgari sertifikalı tabip sayısının belirlenmesinde, diyaliz merkezlerinde ilk otuz hemodiyaliz cihazına kadar bir, otuzdan fazla cihaz olan merkezler için her otuz cihaza kadar kadrolu veya kısmi zamanlı ilave bir sertifikalı tabip bulunmasının gerekli olduğuna, ancak her tedavi seansı için elli hastaya kadar bir sertifikalı tabibin bulunmasının yeterli olduğuna yönelik değişiklik yapılmasının önerildiği, dava konusu düzenlemenin de bu doğrultuda tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, sağlık hizmetinin temel hedefi olan insan sağlığının mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip olması karşısında, davalı idare tarafından, sertifikalı tabip temininde yaşanılan güçlükler de dikkate alınarak diyaliz merkezlerinin tam kapasiteye yakın çalışması ve atıl kapasiteye meydan verilmemesini sağlamak amacıyla diyaliz merkezlerinde bulunması gereken asgari sertifikalı tabip sayısının alanında uzman kişilerin katılımıyla yapılan toplantı sonuçları gözetilerek belirlenmesinde kamu yararına, hizmetin gereklerine ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 29. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "%25" ve "%50" ibarelerinin incelenmesi:
Yönetmeliğin "Merkezlerin ve ünitelerin denetlenmesi" başlıklı 29. maddesinin birinci fıkrasında, merkezler veya ünitelerin, şikâyet veya ihbar üzerine yapılan olağan dışı denetimler hariç olmak üzere müdürlük tarafından oluşturulan komisyon veya denetleme ekibi vasıtasıyla, bu Yönetmeliğin ekindeki denetim formlarına göre altı ayda bir defa olağan olarak denetleneceği; denetimlerde tespit edilen eksiklik ve aksaklıkların yine denetim formunda belirlenen sürelerde giderilmesinin merkezden ya da üniteden yazılı olarak isteneceği; eksiklik ve uygunsuzlukların belirlenen süre içerisinde giderilmemesi halinde formda öngörülen idarî yaptırımın uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Anılan maddenin dava konusu edilen dördüncü fıkrasında ise, "Diyalize yeni alınan hastalar (diyaliz süresi üç aydan kısa olan) hariç yıllık mortalite oranı % 25’in üzerinde olan merkez/ünite, düzeltici eylemlerin uygulanması için yazılı olarak uyarılır. Uyarıya rağmen sonraki yıl mortalite oranı % 25’ten fazla olmaya devam eden merkezin/ünitenin yeni hasta alımı durdurulur ve müdürlük veya Bakanlık tarafından görevlendirilen en az iki nefroloji uzmanı tarafından merkezde/ünitede inceleme yapılır. İnceleme sonucu düzenlenecek rapora göre faaliyeti uygun görülmeyen merkezin/ünitenin faaliyetine son verilerek belgeleri iptal edilir. Kaza, yangın, deprem, doğal afet durumları hariç yıllık mortalite oranı % 50’nin üzerinde olan merkezin/ünitenin faaliyetine, Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonunun görüşü alınarak herhangi bir uyarı yapılmaksızın son verilebilir. Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonu bu konudaki değerlendirmelerini hastanın yaşı, eşlik eden durumlar ve risk faktörleri, böbrek yetmezliğinin süresi, diyaliz süresi ve hastanın durumuna göre beklenen mortalite oranlarını da dikkate alarak karar verir." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, tıp bilimindeki gelişmeler ile cihaz ve insan gücü kapasitesinin artması sebebiyle, daha önce %20 olarak belirlenen ölüm oranının dava konusu düzenleme ile artırılmasının kabul edilemez olduğu, bu durumun hasta sağlığını önceleyen bir durum olmadığı iddia edilerek Yönetmeliğin 29. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "%25" ve "%50" ibarelerinin iptali istenilmiştir.
Davalı idarenin savunma dilekçesinde ise, dava konusu Yönetmelik kapsamında kurulan komisyonun, nefroloji bilimine ve pratiğine kendini adamış, bu alanda bilimsel otoriteyi temsil eden ve doçent ve profesör gibi unvanı olan bilim insanlarından oluştuğu, merkezlerin ve ünitelerin izlenmesi ve denetlenmesinde değerlendirmeye alınacak ölçüt ve standartlarda Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonunun görüşü alınarak değişiklikler yapılabildiği, merkezlerin ve ünitelerin tıbbi denetiminde kullanılan parametrelerden biri olan “yıllık mortalite oranı”, Diyaliz Bilimsel Danışma Komisyonu üyelerince değerlendirilerek bilimsel gerçekler doğrultusunda ülke koşullarına göre belirlendiği yönünde savunma yapıldığı görülmüştür.
Bu durumda, diyaliz merkezlerinde ya da ünitelerinde yapılacak olan denetimlere esas alınmak üzere bu yerlerde diyalize alınan hastaların yıllık mortalite oranının belirlenmesine ilişkin getirilen düzenlemenin alanında uzman kişilerden oluşan ve ülke genelinde diyaliz hizmetlerine ilişkin davalı idareye görüş vermekle görevli bulunan bilimsel bir komisyonun çalışmaları doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu ibarelerin hukuki, tıbbi ve bilimsel dayanağı bulunduğu ve kamu yararı ile hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!