Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/7220 E. , 2023/6571 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7220
Karar No : 2023/6571
DAVACI : ...'ya velayeten ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı
VEKİLİ : ...
2- ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN_KONUSU : 01/02/2019 tarih ve 30673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 8. maddesi ile 24/03/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.49 maddesine eklenen 4.2.49.B alt maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "İnvaziv/non invaziv mekanik solunum desteği ihtiyacı olmayan ve normal yutma refleksine sahip ve oral beslenebilen hastalarda tedaviye başlanır." hükmünün iptali istenilmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davacının vefat etmiş olması ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde olması gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : 01/02/2019 tarihli ve 30673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinden 10 gün sonra yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 8. maddesi ile Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.49 maddesine eklenen 4.2.49.B alt maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "İnvaziv/non invaziv mekanik solunum desteği ihtiyacı olmayan ve normal yutma refleksine sahip ve oral beslenebilen hastalarda tedaviye başlanır." hükmünün iptali istenilmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumunca sağlık yardımları karşılanan kişilerin, sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine ait ücretler ile tedavi yardımlarının verilmesine ilişkin usul ve esasların belirtildiği sağlık uygulama tebliğleri yayımlanmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 63. maddesinde, Kurum tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usul ve esaslara yer verilmiş, son fıkrasında da, Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsayacağı, Kurumun, bu amaçla komisyonlar kurabileceği, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği, Komisyonların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Anılan Yasanın 72. maddesinde ise, 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun yetkili olduğu, Komisyonun, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabileceği, 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi yukarıya aktarılan mevzuatla dava konusu edilen Tebliğ hükümlerinde yer alan konularla ilgili usul ve esaslar belirleme konusunda Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verildiği açıktır.
Diğer yandan, Anayasa'nın 17. maddesinin 1. fıkrasında; ''Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.''; 56. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir."; 3. fıkrasında da, "Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiş; böylece, 56. madde ile söz konusu 17. madde hükmü tamamlanarak, Devlet; herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamakla görevlendirilmiştir.
Anayasa'nın 65. maddesinde ise, devletin sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği öngörülmüştür. Böylece, Anayasa'nın 56. maddesiyle bireylere tanınan "hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürme hakkı"nın sağlanması için gerçekleştirilecek düzenlemeler bakımından Devlet görevlendirilmekte, 65. madde ile de bu göreve ekonomik nedenlerle kimi sınırlamalar getirilmektedir. Ancak, 56. madde ile tanınan hak, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakları" ile bağlantılı olup; Devletin, ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde yaşama hakkını ortadan kaldıran, tehlikeye düşüren ya da kısıtlayan kurallar getiremeyeceği tartışmasızdır.
Anayasa'da sosyal bir hak olarak düzenlenen sağlık hakkı, toplumun ve bireylerin sağlık yönünden güvenliğinin sağlanmasını ifade eder. Bu niteliğinden ötürü sağlık hakkı, günümüzde sosyal devlet ilkesinin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet, bütün vatandaşlarını hastalıklar dahil çeşitli risklere karşı korumak ve bu amaç için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Sağlık hizmetinin yerine getirilmesinde, bu hizmetin özelliği ve insan yaşamının önemi nedeniyle, hizmetin kalitesi ön planda yer alır. Bu nedenle, salt sağlık harcamalarında tasarruf sağlamak, sağlık kurum ve kuruluşlarına yapılan ödemeler noktasında ortaya çıkan denetim noksanlığını gidermek amacıyla yapılan düzenlemelerin, sağlık hizmetinin tıp biliminin öngördüğü biçimde yerine getirilmesini engelleyecek nitelikte olmaması gerekir. Öte yandan, hastalıkların geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bireyleri ve toplumları tehdit eden risklerin en önemlilerinden biri olduğu dikkate alındığında, sağlık hakkının kullanılmasına engel teşkil edecek düzenlemelerin hukuka uygun olduğundan söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenle sağlık hizmetinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak düzenlemelerin, Anayasa'da belirlenen temel ilkelere uygun olması zorunludur. Dolayısıyla Anayasa'nın 65. maddesinde Devletin, Anayasa ile belirlenen görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği yolundaki hükmün, en önemli sosyal haklardan biri olan ve doğrudan insan yaşamını ilgilendiren sağlık hakkına ulaşılmasına ve bu haktan en iyi biçimde yararlanılmasına engel oluşturacak biçimde yorumlanmasının, sağlık hakkının özünün zedelenmesine yol açabilecek uygulamalara neden olabileceği izahtan varestedir.
Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesinin 07/10/2019 günlü Ara Kararıyla, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından dava konusu Tebliğin 8. maddesi ile Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.49 maddesine eklenen 4.2.49.B alt maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "İnvaziv/non invaziv mekanik solunum desteği ihtiyacı olmayan ve normal yutma refleksine sahip ve oral beslenebilen hastalarda tedaviye başlanır." hükmü düzenlenirken;
1- Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından hangi ölçütlerin göz önünde bulundurulduğunun sorulmasına, bu hususlara ilişkin tüm bilgi ve belgelerin istenilmesine, 10/12/2018 tarihli SGK İlaç Daire Başkanlığı Teknik Komisyon kararının bilimsel ve tıbbi gerekçesinin ne olduğu ile bu hususta herhangi bir istatistiki ve maliyet etkililik ölçütleri hususunda araştırma ve bilimsel bir çalışma olup olmadığının sorulmasına,
2- Sağlık Uygulama Tebliğ kapsamında, "İnvaziv/non invaziv mekanik solunum desteği ihtiyacı olmayan ve normal yutma refleksine sahip ve oral beslenebilen hastalar" bakımından Spinal Musküler Atrofi Tip-1 (SMA Tip-1) hastaları ile Spinal Musküler Atrofi Tip-2 (SMA Tip-2) ve Spinal Musküler Atrofi Tip-3 (SMA Tip-3) hastaları ile arasındaki ayrımın ne olduğu, dava konusu ilacın Spinal Musküler Atrofi Tip-1 (SMA Tip-1) hastaları için geri ödemesi yapılırken bu şartın aranıp aranmadığı, aranmıyorsa sebebinin ne olduğunun sorulmasına karar verildiği , Ara Kararına verilen cevap ve eklerinin incelenmesinden , anılan ilacın Tip-2 ve Tip-3 hasta grubunda kullanımına ilişkin ilkelerin belirlenmesi amacıyla ilgili branş uzmanı akademisyen hekimlerin katılımı ile oluşturulan Bilimsel ve Akademik Danışmanlık Komisyonundan görüş alındığı, anılan görüşün Sağlık Bakanlığınca da uygun görülmesi üzerine söz konusu görüş doğrultusunda düzenlemenin yapıldığı görülmekle dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenle davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Dava, 01/02/2019 tarih ve 30673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 8. maddesi ile 24/03/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.49 maddesine eklenen 4.2.49.B alt maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "İnvaziv/non invaziv mekanik solunum desteği ihtiyacı olmayan ve normal yutma refleksine sahip ve oral beslenebilen hastalarda tedaviye başlanır." hükmünün iptali istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında, "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır." hükmü yer almış; aynı maddenin ikinci fıkrasında da, yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçelerin iptal edileceği düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosya kapsamında, UYAP bilişim sistemleri kapalı ortamında yapılan MERNİS nüfus kayıt sorgulaması sonucunda alınan nüfus kayıt örneğinin incelenmesinden, davacı ...'nın dava devam ederken 18/07/2021 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte davacı vekili tarafından 06/10/2023 tarihinde UYAP üzerinden gönderilen beyan dilekçesi ile davacı ... vefat ettiğinden davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi istenilmiştir.
Uyuşmazlığa bakıldığında, davacı ...'nın Spinal Musküler Atrofi Tip-2 (SMA Tip-2) hastası olması sebebiyle anılan hastalığın tedavisinde "nusinersen sodium" etkin maddeli ilaç/ilaçların kullanımı için 18/03/2019 tarihinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna yurt dışı ilaç kullanım başvurusunda bulunulduğu, anılan başvurunun Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 21/03/2019 tarihli işlemi ile Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin dava konusu hükmü gerekçe gösterilerek reddedildiği, bunun üzerine yalnızca Tebliğ hükmünün dava konusu edildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu uyuşmazlığın özü "nusinersen sodium" etkin maddeli ilacın davacı tarafından kullanılması talebine ilişkin olup, dosya kapsamında anılan ilacın yurt dışından getirilmesine ve davacı tarafından kullanılmasına izin verilmediği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinde yer alan "yalnız öleni ilgilendiren" ibaresinin münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, gerçek kişiler açısından mirasçılara intikal etmeyecek menfaat ve hakları ifade ettiği, dava konusu incelendiğinde de uyuşmazlığın davacının mirasçılarına intikal edecek bir menfaate veya hakka ilişkin olmadığı, işbu davada, davaya konu hükümde kullanım ilkeleri belirlenen ilacın, davacı tarafından kullanılmasına izin verilmediği, dolayısıyla uyuşmazlığın geri ödeme hususuna ilişkin olmadığı ve bu haliyle yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, bununla birlikte davacı vekili tarafından 06/10/2023 tarihinde UYAP üzerinden gönderilen beyan dilekçesi de göz önüne alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin ikinci fıkrası gereğince dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca DAVA DİLEKÇESİNİN İPTALİNE,
2. Yargılama giderlerinin davayı açan üzerinde bırakılmasına, kararın bir örneğinin ...'nın (müteveffa) mirasçılarına ve davalı idarelere tebliğine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 07/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!