WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 11 Temmuz 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/12537 E.  ,  2023/7104 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/12537
Karar No : 2023/7104

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten …, … ve … adlarına velayeten …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …

MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- …2- …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in 04/12/2011 tarihinde Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde yapmış olduğu doğumda meydana gelen tıbbi uygulama hataları nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık toplam 80.000,00 TL maddi ve 110.000,00 TL manevi tazminatın yakınlarının hayatını kaybettiği 09/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; tarafların esasa yönelik istinaf başvurularının reddine, davalı idarenin vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne ve İdare Mahkemesi kararının davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kaldırılmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının, plasenta bozukluğunun geç tespit edilmesi ve sezaryen ile gerçekleştirilen doğumda rahminin alınması gerekirken bu işlemin ikinci bir ameliyatla uygulanması nedeniyle, davalı idarenin hizmet kusuruna bağlı olarak hayatını kaybettiği, bilirkişi raporunun farklı ilde bulunan bir üniversiteden veya Adli Tıp Kurumundan alınması gerektiği; davalı idare tarafından, süre itirazlarının değerlendirilmemiş olduğu, bilirkişi raporu ile herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan tazmin şartlarının gerçekleşmediği, harçlardan muaf oldukları ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca, karşılıklı temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. Müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin süreye yönelik itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden;
Davacıların yakını ...'in, gebelik kontrollerini düzenli olarak davalı idareye bağlı hastanede yaptırdığı, plasenta previa marginalis (plasentanın rahim ağzını kısmen kapatması) tanısı ile 05/12/2011 tarihinde sezaryen operasyonu planlanarak 02/12/2011 tarihinde davalı idareye bağlı hastaneye yatışının yapıldığı, akut fetal distres ve plasenta bozukluğuna bağlı kanama gelişmesi üzerine 04/12/2011 acil sezaryen operasyonuna alındığı, operasyondan sonra kan transfüzyonu ve medikal tedavi verilerek ameliyathanede kanama kontrolü yönünden takip altında tutulduğu, tedaviye yanıt alınamaması üzerine ikinci ameliyatına alındığı ve histerektomi (rahim yapılarının çıkartılması) uygulandığı, yoğun bakım ünitesinde takibi devam ederken DİC tablosuna (yaygın damar içi - kanama bozukluğu) bağlı olarak batın içinde kan birikmesi nedeniyle hemostaz amacıyla üçüncü kez ameliyata alındığı, 09/12/2011 tarihinde takip ve tedavisi devam ederken meydana gelen kardiyak arrest nedeniyle yapılan müdahalelere yanıt vermeyerek hayatını kaybettiği,
Davacılar tarafından, yakınları ...'in davalı idareye bağlı hastanedeki hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle hayatını kaybettiğinden bahisle davalı idareye zararlarının tazmini için yapmış oldukları başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli üç öğretim üyesi tarafından düzenlenen 15/11/2018 tarih ve 3410 sayılı raporda, "Plasenta previa; plasentanın alt uterin segmente yerleşip internal servikal osu kısmen veya tamamen kapatması durumudur. Plasenta previa hayatı tehdit eden kanamayla kendini gösterebilir, ayrıca olgularda intrapartum ve/veya postpartum kan transfüzyonu olasılığı yüksektir. Plasenta previalı olgularda maternal kanama, erken doğum ve erken doğuma bağlı sorunlar morbidite ve mortalitenin en önemli sebepleridir. Sezeryan ile doğum yapan olgularda daha sonraki doğumları sırasında uterus rüptürü ve anormal plasental implantasyon riskinin arttığı kabul edilmektedir. 02.12.2011 tarihinde plesenta previa marginalis-oligohidramnios-mükerrer sezaryan tanıları ile izlenen ...'in fetal distres ve uterin atoni gelişmesi nedeniyle acil sezaryene alındığı, 1 adet makat prezantasyonlu canlı bebeğin 8/8 apgar ile usule uygun olarak doğurtulduğu, plasentanın (bebeğin eklerinin) çıkarıldığı; ancak masif kanamanın devam etmesi üzerine histerektomi (rahmin alınması) kararı alındığı, ameliyat süresince hastaya önceden hazırlatılmış bulunulan 10 ünite eritrosit süspansiyonu ve 5 ünite taze donmuş plazma verildiği, yapılan histerektominin usule uygun yapıldığı, postpartum (doğum sonrası) kanamalarda en masif ve en yüksek düzeyde hayatı tehdit eden kanamanın plasenta yapışma anomalisinden (plasentanın (bebeğin eklerinin) uterusta (rahim) yerleşmesi gereken yerden daha alt bölgede yerleşmiş olması, plesenta previa) kaynaklanan kanamalar olduğu; plasenta yapışma anomalisi olan plasenta previa olgularında plasenta invazyon (bebeğin eklerinin rahim duvarındaki derinliği) anomalisinin sık olduğu; ancak ultrason görüntüleme ile tanısının her zaman mümkün olmadığı, histerektomi sonrası yoğun bakıma kaldırılan hastanın yoğun kanama nedeniyle dissemine İntravasküler Koagülasyon (yaygın damar içi pıhtılaşma-kanama bozukluğu) tablosuna girdiğini, yoğun bakım servisinde verilen gerekli tıbbi müdahaleye rağmen çoklu organ yetmezliği ve kardiyak arrest (kalbin durması) gelişerek ex (ölüm) gerçekleştiği, yapılan müdahale ve uygulamaların tıp satandartlarına ve kurallarına uygun olduğu, idareye veya hekimlere atf-ı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince; bilirkişi raporunda yapılan müdahale ve uygulamaların tıp satandartlarına ve kurallarına uygun olduğu ve idareye veya hekimlere atf-ı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirilmişse de, bütün hekimlik uygulamalarının hastalar yönünden belirli bir risk oluşturduğu, bu risklerin hekimlik uygulamalarının doğasından kaynaklanmakta olduğu ve büyük kısmının hekim tarafından gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsa bile kaçınılmaz nitelik taşıdığı, hekimin tıbbi girişimi bilim ve meslek kurallarına uygun ve özenle yerine getirdiği takdirde ortaya çıkan komplikasyonlardan ya da istenmeyen durumlardan dolayı sorumlu tutulamayacağı, ancak Anayasanın 56. maddesinin 3. fıkrası ve 4. fıkrasında yer alan hükümler uyarınca sağlık hizmetlerinin yürütülmesinin Devlet’e bir görev olarak yüklendiği, idari sorumluluğun genel şartları olarak “bir zararın varlığı”, “zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir olması” ve “zarar ile idari olgu arasında nedensellik bağının bulunması" şeklinde sıralanabilecek koşulların birlikte ve bir bütün olarak gerçekleşmiş olması koşuluyla idarenin sorumluluğu yoluna gidilebileceği, hastanın kamu hizmetinden yararlanan bir kişi olarak kendisine sunulan sağlık hizmetinden dolayı zarar görecek olursa, devlet veya ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine İdare Hukuku esaslarına göre dava açabileceği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, olayın vuku buluş şekli, davacıların ve müteveffanın olaydan etkilenme durumu, yine davacıların olay nedeniyle bundan sonraki yaşamı üzerindeki neticeleri, bu nedenle duydukları elem ve ızdırabın kısmen de olsa karşılığı olarak, takdiren davacıların her biri için ayrı ayrı 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, davacıların maddi tazminat istemlerinin ise, tedavi ve bakım giderlerine ilişkin bir belgenin dosyaya ibraz edilmemesi dikkate alındığında, davacıların kesin ve gerçekleşmiş, belli bir miktar olarak ispatlanabilir ve hesaplanabilen maddi zararının bulunduğundan söz edilemeyeceğinden reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği,
Bölge İdare Mahkemesince, tarafların esasa yönelik istinaf başvurularının reddine, davalının vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun ise kabulü ile Mahkeme kararının davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verildiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Ayrıca, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince, davacıların manevi tazminat istemlerinin, kusursuz sorumluluk ilkesine dayanılarak kısmen kabulüne, kısmen reddine, maddi tazminat istemlerinin ise, tedavi ve bakım giderlerine ilişkin bir belge dosyaya ibraz edilmediğinden, davacıların kesin ve gerçekleşmiş, belli bir miktar olarak ispatlanabilir ve hesaplanabilen maddi zararının bulunduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle reddine karar verilmiş ve Bölge İdare Mahkemesince de tarafların istinaf başvuruları esasa ilişkin kısım yönünden reddedilmiş olmakla birlikte; zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin hizmet kusuru sonucunda meydana gelmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacılar tarafından, meydana geldiğini iddia ettikleri maddi zararlarının, hayatını kaybeden yakınlarının desteğinden mahrum kalmalarına bağlı olarak ortaya çıktığı belirtilmiş olduğundan; davacıların, meydana geldiğini iddia ettikleri maddi zararlarının, tedavi ve bakım giderlerine ilişkin bir belge dosyaya ibraz edilmediğinden kesin ve gerçekleşmiş, belli bir miktar olarak ispatlanabilir ve hesaplanabilir olmadığından söz edilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Hizmet kusuru yönünden yapılan incelemede ise;
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup; bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlıkta ise, davacıların yakınının doğum öncesi meydana gelen ve durdurulamayan kanama sonucunda hayatını kaybettiği sabit olmakla birlikte; Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca, bilirkişi raporunun hazırlanması için oluşturulan heyette, doğuma yönelik gerekli incelemeleri yapabilecek olan kadın hastalıkları ve doğum uzmanının bulunmadığı görülmektedir.
Öte yandan; anılan bilirkişi raporunda, davacıların, "plasenta bozukluğunun geç tespit edilmesi ve sezaryen ile gerçekleştirilen doğumda rahminin alınması gerekirken bu işlemin ikinci bir ameliyatla uygulanması nedeniyle, yakınlarının davalı idarenin hizmet kusuruna bağlı olarak hayatını kaybettiği" iddialarına yönelik, şüpheye yer vermeyecek şekilde açık bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle; Bölge İdare Mahkemesince, uyuşmazlık konusu olayla ilgili olan uzmanın/uzmanların da bizzat katılımı ile oluşturulan Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan veya bir üniversitenin tıp fakültesince belirlenecek bilirkişi heyetinden, yukarıda belirtilen davacı iddialarını karşılayacak nitelikteki değerlendirmeleri içeren bir bilirkişi raporu alınmak suretiyle, tarafların istinaf başvurusu hakkında karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, yukarıda aktarılan düzenlemeler uyarınca, Mahkemelerce esas hakkında karar verilmeden önce, bilirkişi raporunun birer örneğinin taraflara tebliğ edilmesi ve bilirkişi raporuna tarafların itiraz edebilmelerine olanak tanınması, uygulanması zorunlu bir usul kuralı olduğundan ve temyize konu kararın bu usul kuralına uyulmaksızın verildiği görüldüğünden; işbu bozma kararı üzerine yapılacak yargılamada, uyuşmazlık konusu olayda davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti için alınacak olan bilirkişi raporunun, itiraz edebilmelerine olanak tanınması için taraflara tebliğ edilmesi gerektiği de izahtan varestedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/11/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.