WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 12 Haziran 2026

DANIŞTAY 10. DAIRE

A- A A+

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/12235 E.  ,  2023/6832 K.
"İçtihat Metni"T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/12235
Karar No : 2023/6832

DAVACI : … Birliği
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri …

DAVANIN_KONUSU : … tarih ve … sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibarelerinin, 6. maddesinin birinci fıkrasının, 17. maddesinin üçüncü fıkrasının, 31. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresinin ve 42. maddesinin dokuzuncu fıkrasının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından,
Dava konusu Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibareleri yönünden, "her türlü form, beyanname" ibaresinin, kim tarafından düzenlenmiş ya da onaylanmış olduğu hekimlerce bilinemeyecek bu tür belgelerin kimlik tespiti için yeterli sayılmasının amaç yönünden hukuka aykırı olduğu, "vergi kimlik kartı" ibaresinin de sağlık hizmetlerinden faydalanma için ibrazı gereken belgelerin 5510 sayılı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrasında sınırlı sayma yoluyla belirlendiği, anılan ibare ile ibrazı gereken belgelerin kapsamının genişletildiği;
6. maddesinin birinci fıkrası yönünden, aile hekimlerinin, 5258 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliğine göre çalışmalarını sürdüren, 1219 sayılı Kanun uyarınca sahip oldukları yetkilerini mesleğin kurallarına uygun şekilde ve bağımsız olarak kullanan hekimler olduğu, dava konusu düzenleme ile hastane başhekimliklerinin, aile hekimlerinin verdiği sağlık raporlarının onay mercii haline getirildiği, aile hekimlerinin yetkisinin kısıtlandığı ve dolayısıyla anılan düzenlemenin 1219 sayılı Kanun ile 5258 sayılı Kanun'a ve Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'ne aykırı olduğu;
17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, sürücü ve sürücü adaylarına verilecek sağlık raporlarında yapılan göz muayenesinin göz hastalıkları uzmanları tarafından yapılması gerektiği, pratisyen hekim ya da aile hekimlerinden sahip olmadıkları olanaklarla ve uzmanlık alanına girmeyen bir konuda muayene yapmalarının istenildiği, buna bağlı olarak da tüm sorumluluğun bu alanda uzmanlık eğitimi almamış hekimlere yüklendiği, dava konusu hükmün hukuka aykırı olduğu;
31. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresi yönünden, yivsiz av tüfeği için tek hekim raporunun yeterli görülmesinin tehlike yaratacağı, her bir muayenenin ayrı uzmanlık dalı gerektirdiği, halbuki aynı Yönerge'de yivli silah ruhsat almak için sağlık kurulu raporu gerektiği, tehlike açısından aralarında bir fark bulunmadığı, yivsiz av tüfeği için de kurul raporu aranmasının gerektiği;
42. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden, işe giriş raporlarının esasen çalışanın işe, işin çalışana uygunluğunu gösterir raporlar olduğu, bu raporların işyeri ve işçinin çalıştığı ortamın görülüp değerlendirilerek karar verilmesinin hizmetin gereği olduğu, oysa şu haliyle aile hekimlerinin ve kamu sağlık hizmet sunucularında görevli tüm hekimlerin, bu incelemeyi yapmadan belge düzenleyeceği, öte yandan işe giriş raporunun düzenlenmesinin işyeri hekimliği özel bilgisi ve deneyimine sahip olunmasını gerekli kıldığı, aksi şekilde bu raporların düzenlenmesinin kamu yararı ve hizmet gereğine aykırılık oluşturduğu; dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından,
Dava konusu Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibareleri yönünden, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 47. maddesinde kişiler adına düzenlenecek olan her türlü form, beyanname, kimlik kartı, vergi kimlik kartı, sürücü belgesi, pasaport gibi bütün tanıtıcı belgelerde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasına yer verileceği, kimlik numarasının kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişilerin her türlü işlem ve kayıtlarında esas alınacağının düzenlendiği, kamu kurum ve kuruluşlarına vatandaşlarca yapılan başvurularda, kişileri diğerlerinden ayırt etmeye yarayan tüm belgelerde kimlik numarasının bulunmasının şart olduğu, dolayısıyla resmi makamlarca düzenlenen kimlik numarasının yer aldığı ve kişiyi tanıtıma yarayan tüm belgelerin tanıtıcı belge olduğu, hükmün üst hukuk normlarına uygun olduğu;
6. maddesinin birinci fıkrası yönünden, anılan hükmün 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na dayanılarak çıkarılan Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu düzenleme ile getirilen sistem üzerinden yapılan kontroller sayesinde tek hekim tarafından verilmesi mümkün olmayan sağlık raporlarının kurul tarafından tanziminin sağlanmasına yönelik usullerin belirlendiği, böylece memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilecek raporların, Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak düzenenmesinin sağlanmasının amaçlandığı;
17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, dava konusu edilen hüküm ile göz muayenelerinin ne şekilde yapılacağının açıklandığı, 1219 sayılı Kanun’a göre mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, kişinin ayırtetme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için doğru algılama, kavrama ve buna göre hareket etme konusundaki ruhsal yeteneklerini, zihinsel işlevlerini, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan oryantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak kişi hakkında sağlık raporu düzenlemeye yetkili olduğu, ayrıca Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği kapsamında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hzimetlerini sunmakla görevli aile hekimlerine kendilerine bağlı kişilere mevzuatta belirtilen sağlık raporlarını düzenleme yetkisinin verildiği, aile hekiminin kendisine başvuran kişinin genel tıbbi muayenesini genel hekimlik bilgisine bağlı olarak yaparak hiçbir sağlık sorunu olmayan ya da gözlük veya lens ile tam görme yetisine sahip bireylere sürücü raporu düzenleyebildiği, yapılan değerlendirme sonucunda herhangi bir sağlık sorunu gördüğü ya da değerlendirme yapamadığı durumda, ilgiliyi zaten uzman hekime sevketmekte olduğu, iptali talep edilen Yönergede de tabipce değerlendirme yapılamayan durumlarda uzman tabibe sevk edileceğinin açıkça belirtildiği, bu durumda dava konusu hükmün 1219 sayılı Kanun’a, Aile Hekimleri Uygulama Yönetmeliğine ve Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmeliğe uygun olduğu;
31. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresi yönünden, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamında bulunan silahlar bakımından ruhsat alacak kişiler için doktor raporu ifadesi kullanıldığı, yine 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun’a dayanılarak hazırlanan Uygulama Yönetmeliğine göre anılan Kanun kapsamında yivsiz av tüfeği ruhsatı almak için de silah taşımasına engel halinin bulunup bulunmadığını gösteren sağlık raporunun yeterli görüldüğü, raporun kurulca verilmesini öngören bir düzenlemeye gidilmediği, dava konusu Yönerge'de yivli ve yivsiz av tüfeği ayrımına gidilerek sahada yerleşik uygulamaya göre anılan düzenlemelerin açıklığa kavuşturulduğu, av tüfekleri spor amaçlı belirli zamanlarda belirli av sahalarda kullanılabilen araçlar olduğu, buna bağlı olarak uygulamada yivsiz silahların ediniminin yivli silahlara göre farklılık gösterdiği, gerekli belgelerin daha dar, edinebilecek kişilerin daha geniş olarak düzenlendiği, bu nedenle bu silahlar için tek hekim raporunun yeterli görüldüğü, Yönerge'nin 31. maddesinin devam eden fıkraları incelendiğinde, hekimin ruhsat almak isteyenleri hangi açıdan inceleyeceğinin düzenlendiği ve tüm hekim raporlarında olduğu gibi yivsiz af tüfeği raporlarında da hekimin kişiyi gerek görmesi halinde uzmana ya da kurula sevk edebileceğinin belirtildiği;
42. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 15. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hüküm ile aynı istikamette düzenleme yapıldığı; dava konusu düzenlemelerin üst hukuk normlarına, hizmet gereklerine ve kamu yararına uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemelerde hukuka ve dayanağı mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; … tarihli, … sayılı Makam Oluru ile yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönergenin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibarelerinin, 6. maddesinin 1. fıkrasının, 17. maddesinin 3. fıkrasının, 31. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresinin ve 42. maddesinin 9. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Yönergenin Kimlik tespiti başlıklı 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibareleri yönünden;
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 47. maddesinde yer alan “(1) Kişiler adına düzenlenecek olan her türlü form, beyanname, kimlik kartı, vergi kimlik kartı, sürücü belgesi, pasaport gibi bütün tanıtıcı belgelerde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasına yer verilir.
(2) Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişilerin her türlü işlem ve kayıtlarında esas alınır.
(3) Kimlik numarasının uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ile tereddüt edilen hususlarda Genel Müdürlüğün görüşü alınır.”kurallarla Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartının kullanımını düzenlenmiştir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Sağlık hizmetlerinden yararlanma şartları başlıklı 67. maddesinin 3. fıkrasında: “Ayrıca genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için sağlık hizmet sunucularına başvurduklarında acil haller hariç olmak üzere (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra); biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan düzenleme kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunluluğu getirerek başvurucu ile söz konusu hizmet ve hak sahibinin eşleştirmesine olanak sağlamayı amaçlarken, 5490 sayılı Kanunun 49. maddesi ise her türlü başvuru nedeniyle yapılacak işlem ve kayıtlarda Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası esas alınarak gerçekleştirilmesi öngörmektedir.
Sağlık raporları için her türlü sağlık hizmet sunucularına yapılan başvuru sırasında kimlik tespitine yönelik olarak; nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya resmi kurumlarca verilen resimli kimlik kartının yanı sıra ancak üzerinde güncel fotoğraf bulunan Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve karekod, barkod numarası ya da diğer elektronik yöntemlerle doğrulanabilecek olan her türlü form, beyanmame, vergi kimlik kartı ve benzeri bütün tanıtıcı belgelerin kullanılması mümkündür.
İptali istenilen ibareler yönünden doğrulama yöntemlerinden birinin kullanılmasına yer verilmeksizin, kimlik tespitinde tek başına yeterli gören düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamakta olup, davalı idarenin savunmasının dayandırıldığı 5490 sayılı Yasanın 67. maddesindeki her türlü işlem ve kayıtlarda Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartının kullanımına ilişkin zorunluluğu tekrar edilen kural, kimlik tespitinde yararlanılabilecek ancak tek başına yeterli olmaması karşısında isabetli bir yaklaşım olarak yerinde görülmemiştir.
Yönergenin Raporların düzenlenmesi, tasdiki ve rapor formatına ilişkin açıklamalar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Bakanlar Kurulunun 22/08/2011 tarihli, 2011/2226 sayılı kararıyla Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 105. maddesi uyarınca çıkarılmış ve 29/10/2011 tarihli, 28099 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Yönetmeliğin Hastalık raporlarının verilmesi başlıklı 5. maddesinde: “(1) Memurların hastalık raporlarının, 5510 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatında belirtilen usûl ve esaslar çerçevesinde kendilerini tedavi eden kurum tabipliği, aile hekimliği veya SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi esastır.
(2) SGK ile sözleşmesi bulunmayan sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi on günü geçmeyen raporlar, SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusu hekim tarafından, istirahat süresi on günü aşan raporlar ise SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olur.” kurallarına yer verilmiş, 6. maddesinde de hastalık raporları ve izin süreleri düzenlenmiştir.
Yönergenin 6. maddesinin dava konusu edilen 1. fıkrasında: “Memur ve diğer kamu görevlilerine istirahat raporu işlemlerinde; tüm sağlık hizmet sunucuları tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu “İş Göremezlik Uygulaması Sistemi” kullanılacaktır. Sistemden rapor provizyonu alınmasını takiben yapılan muayene ve tetkikler sonucunda, tıbben istirahati lüzumlu görülenlere, ilgili mevzuatla belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, anılan sistem üzerinden istirahat raporu düzenlenecektir. Sistem üzerinden raporu tanzim eden hekim/hekimler tarafından rapor onaylanacaktır. Sistemden rapor düzenlenebileceğine dair ön izin alınamaması durumunda, başvuran kişi bilgilendirilerek hastanelerde hastane başhekimliğine, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise en yakın veya ilgilinin seçeceği hastanenin başhekimliğine yönlendirilir. Kişinin muayenesi ve lüzumu halinde istirahat raporu düzenlenmesi işlemleri, başhekimin koordinasyonunda yapılır.” yolunda düzenleme yapılmıştır.
Dava dilekçesinde; düzenlemenin 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununa aykırı olduğu, aile hekiminin düzenlediği raporların hastane başhekimleri tarafından onay merci haline getirdiği öne sürülürken davalı idarece aksine sistem üzerinden yapılan kontroller sayesinde tek hekim tarafından verilmesi mümkün olmayan sağlık raporlarının kurul tarafından tanziminin sağlanmasına yönelik usullerin belirlendiği savunulmaktadır.
Yönergenin 6. maddesi dava konusu edilen 1. fıkrasıyla birlikte ele alındığında; yapılan düzenlemelerin Yönetmeliğin 5 ve 6. maddelerindeki ilke ve esaslara uygun ve sosyal güvenlik sistemi içerisinde uygulanmasını sağlamaya yönelik olduğu, birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında görev üstlenen ve tek hekim olarak aile hekiminin hekimlik mesleğinin ilkelerine uygun ve bağımsız şekilde kullanılmasına engel oluşturmadığı, Yönetmeliğin öngördüğü hastalık raporları ve izinlerine ilişkin sistemin işlerliğini sağlamaya yönelik olduğu, hukuka aykırılık taşımadığı görülmektedir.
Yönergenin 17. maddesinin iptali istenilen 3. fıkrası yönünden;
26/09/2006 tarihli, 26301 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sürücü Adayları Ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları İle Muayenelerine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında; sürücü ve sürücü adaylarının muayeneleri; Sağlık Bakanlığına ve üniversitelere bağlı sağlık tesisleri, aile sağlığı merkezleri ve Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılan özel sağlık kuruluşlarında görevli tabip veya uzman tabip tarafından bu Yönetmelik hükümlerine göre yapılır ve sağlık raporunun düzenleneceği; 2. fıkrasında; tabip tarafından, sürücü veya sürücü adayının yapılan genel muayenesinde değerlendirme yapılacak başlıkların sayıldığı görülmektedir.
25/01/2013 tarihli, 28539 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Aile Hekimleri Uygulama Yönetmeliğinin 4. maddesinin 3.fıkrasının l) bendinde ilgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemek aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü olan aile hekimi tarafından, görme keskinliği yönünden Sürücü Adayları Ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları İle Muayenelerine Dair Yönetmeliği kapsamında sürücü veya sürücü adayının yapılan genel muayenesi yapılarak görme keskinliğinin sağlanması halinde “gözlük kullanmak kaydıyla” sürücü belgesi alabileceğine dair sağlık kurulu raporu düzenlenmesi, Yönetmeliğin sürücü ve sürücü adayları sağlık raporlarının aile hekimince doldurulacak kısmında (14. maddesinin 4. fıkrası) yer aldığı şekilde yalnızca gözlük (01.01), gözlük veya kontakt lensle (01.06) kod numarasını kullanmakla sınırlı olup, görme keskinliğine karar verilememesi veya diğer durumların bulunması halinde göz muayenesi yönünden değerlendirilmek üzere göz hastalıkları uzmanına sevkini de öngören dava konusu düzenlemeyle belirlenen hususlar, aile hekiminin görev, yetki ve sorumluluk alanını içerisinde yer aldığı, aile hekimliğini/uzmanlığını aşan bir yönü bulunmadığından hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönergenin Yivsiz av tüfeği ruhsatı almak isteyenlerin muayenelerine ilişkin genel esaslar başlıklı 31. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “kişi hakkında durum bildirir tek hekim raporu düzenlenir” cümlesi yönünden;
2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı Ve Bulundurulmasına Dair Kanunun 3. maddesinde Yivsiz av tüfekleri: Avda ve atıcılık sporunda kullanılan ve namlularında yiv-set bulunmayan tüfeklerdir şeklinde tanımlanmıştır.
2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesi vali ve kaymakamlarca verilecek belgeler arasında olan Yivsiz Tüfek Ruhsatnamesini ilk defa almak isteyenlerden, silah taşımasına engel halinin bulunup bulunmadığını gösteren sağlık raporunu başvuru dilekçesine eklenmesini zorunlu tutmaktadır.
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 15. maddesinde Silah ruhsatı için istenecek belgeler başlıklı 15. maddesinde “Silah taşıma veya bulundurma ruhsatı almak isteyenlerden, silah taşımalarında veya bulundurmalarında psikolojik, nörolojik veya fiziki rahatsızlıklar bakımından sakınca bulunmadığına dair doktor raporu ile Bakanlıkça belirlenen diğer belgeler istenir.” kuralı yer almıştır.
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ile 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun kapsamında yapılan ikincil düzenlemelere göre yivli olsun ya da olmasın tüfekler için ruhsat almak isteyenlerin doktor raporu ya da sağlık raporu alması gerekmektedir.
Yönergenin “Silah Bulundurma Veya Taşıma Ruhsatı Alacak Kişilere Verilecek Sağlık Raporu” başlığı taşıyan Dokuzuncu Bölümünde yivli silah ruhsatı almak isteyenlere yönelik olarak 21 ila 30. maddelerde ayrıntılı düzenlemeler yapılmış, kişi hakkındaki durum bildirir Yönetmelikteki “doktor raporu” sağlık kurulunca düzenlenen rapor olarak gösterilirken, yivsiz av tüfekleri yönünden “sağlık raporu” durum bildirir tek hekim raporu olarak belirlenmiştir.
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik kapsamında (1. maddenin 2. fıkrası) yivsiz av ve spor silahları ile aksamlarının ve bunlara ait mermilerinin yurda sokulması esaslarını, bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemleri de yer verilerek düzenlenmiştir.
Adli tıp (fen bilimleri anabilim dalında) literatüründe; ateşli silahlar, fişek yatağında bulunan dolu fişeğin ateşlenmesi ile birlikte oluşan yüksek gaz basıncı ile fişeği namlu içerisinden hedefe doğru hızla fırlatan alet olarak tanımlanmakta, ateşli silahlar kısa ve uzun namlulu olarak sınıflandırılmakta, uzun namlulu ateşli silahlar kendi içerisinde savaş silahları ve av tüfekleri olarak ikiye ayrılmakta, av tüfekleri de yivli ve yivsiz uzun namlulu ateşli silahlar olarak iki alt başlıkta gruplanmakta ve 1992 yılında ülkemizde üretime geçen yivsiz pompalı av tüfeklerinin ev veya işyerlerinde savunma amaçlı olarak kullanılmakta olduğu ifade edilmektedir.
Ateşli silah olan yivli ve yivsiz av tüfeği ve bunlara ait mermilerin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik kapsamında da düzenlenmeye konu edilmesi, yivsiz ateşli silah olan av tüfeğinin farklı mevzuat kapsamında ruhsatlandırılmasına karşın taşıma veya bulundurma ruhsatı almak için başvuranlardan istenilecek sağlık raporunun, yivli ateşli silahtan farklı şekilde kişi hakkında durum bildirir raporun Yönergedeki dava konusu düzenleme ile tek hekim raporu şeklinde düzenlenmesi ateşli silahların teknik sınıflandırmasına uygun olmadığı gibi hukuki dayanağı da bulunmamaktadır.
Yönergenin Ortak hükümler başlıklı 42. maddesinin 9. fıkrası yönünden;
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun Sağlık gözetimi başlıklı 15. maddesinin 3. fıkrasında: (6552 sayılı Kanunun 17. maddesiyle ilk cümlesi değişik) “Bu Kanun kapsamında alınması gereken sağlık raporları işyeri hekiminden alınır. 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerleri için ise kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilir. Raporlara itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar kesindir.” kuralı yer almaktadır.
6331 sayılı Yasaya göre 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerlerine işe giriş için alınması gereken sağlık raporlarının işyeri hekiminin yanı sıra kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınması mümkündür.
Yönergenin dava konusu edilen kuralı ile yasal düzenleme tekrar edilmiş, girilecek işyerinin 50’den az çalışanı bulunduğu ve az tehlikeli işyeri olduğuna dair bir belgeyi başvuru yaptığı hekime ibraz zorunluğu da getirilmiş olup, bu haliyle hukuka aykırılık taşımamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Yönergenin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibareleri ile 31. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “kişi hakkında durum bildirir tek hekim raporu düzenlenir” cümlesi yönünden iptali, davanın diğer kısmının ise reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Sağlık Bakanlığı tarafından, Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge, … tarih ve … sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulmuş olup, anılan Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibarelerinin, 6. maddesinin birinci fıkrasının, 17. maddesinin üçüncü fıkrasının, 31. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresinin ve 42. maddesinin dokuzuncu fıkrasının iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
Anayasa'nın 56. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; üçüncü fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; dördüncü fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği hükme bağlanmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak sağlık raporlarının ne şekilde hangi sağlık hizmet sunucularında düzenleneceğinin açıklanması, rapor formatlarının belirlenmesi ve sağlık raporlarına itiraz süreçlerinin tanımlanması amacıyla resmi ve özel tüm sağlık hizmet sunucularını, özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişileri kapsayan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge hazırlanmış ve … tarih ve … sayılı Makam Olur'u ile aynı tarihte yürürlüğe konulmuştur.

Hukuki Değerlendirme:
Dava konusu Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "her türlü form, beyanname" ve "vergi kimlik kartı" ibarelerinin incelenmesi:
Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin İkinci Bölümünde "Başvuru Esasları" düzenlenmiş olup, "Kimlik tespiti" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, kimlik tespitinin; başvuru, muayene, kan veya laboratuvar numunesi verilmesi, görüntüleme hizmetleri dâhil tüm süreçlerde hizmeti sunan personel tarafından yapılmasının zorunlu olduğu; ikinci fıkrasında, kimlik tespitinin doğru şekilde yapılabilmesi için sağlık hizmet sunumunda görevli tüm personelin, sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise, "Kişilerce ibraz edilen her türlü form, beyanname, kimlik kartı, vergi kimlik kartı, sürücü belgesi, pasaport gibi bütün tanıtıcı belgeler, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve güncel fotoğraf bulunması halinde kimlik tespitinde kullanılır. Kimlik tespiti için kullanılacak belgelerde hiçbir şekilde silinti, kazıntı ve düzeltme yapılmamış olmalıdır." kuralına yer verilmiş, davacı tarafından anılan hükümde yer alan "her türlü form, beyanname" ibaresi ile " vergi kimlik kartı" ibaresinin iptali istenilmiştir.
Söz konusu Yönerge kapsamında sağlık raporu düzenlenmesi talebiyle sağlık kurum veya kuruluşuna başvuruda bulunan kişilerin kimlik tespitinin yapılması zorunlu kılınmış, Yönerge'nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında da bu yerlerde yapılacak kimlik tespitinde kullanılacak belgelere yer verilmiştir. Dava konusu hükmün amacı, sağlık hizmet sunucusuna başvuruda bulunanların kimlik tespitlerinin ve tanıtımlarının doğru yapılmasının sağlanmasıdır.
Kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel ve medenî durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukukî olayların belirlenip saptanması, bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılması, elektronik ortamda ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak amacıyla çıkarılan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 46. maddesinde, kimlik numarası, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının nüfus kayıtları arasında bağ kurmak, kişilerin kaydına ulaşmak ve kamu kuruluşlarında tutulan kayıtlar arasında ilişki sağlamak amacını taşıyan bir numara sistemi olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun'a göre, kişilerin kaydına ulaşılması ve kamu kuruluşlarında tutulan kayıtlar arasında ilişki sağlanması amacıyla verilen kimlik numarası, kişileri diğerlerinden ayırt etmekte olup, bir defaya mahsus verilmekte ve değiştirilememektedir.
5490 sayılı Kanun'un 47. maddesinde ise, "Kişiler adına düzenlenecek olan her türlü form, beyanname, kimlik kartı, vergi kimlik kartı, sürücü belgesi, pasaport gibi bütün tanıtıcı belgelerde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasına yer verilir." hükmüne yer verilmiştir.
5490 sayılı Kanun gereğince kişileri diğerlerinden ayırt etmeye yarayan ve kişiye özgü, tek olan kimlik numarasının bulunabileceği belgeler arasında her türlü form, beyanname ve vergi kimlik kartına yer verildiği, bu tür belgelerin, resmi makamlarca düzenlenen, kimlik numarasına yer verilen ve kişileri tanıtmaya yarayan belgeler olduğu, dava konusu düzenlemede de anılan Kanun hükmüne uygun kural getirildiği ve getirilen hükmün amacına uygun olduğu görüldüğünden, dava konusu ibarelerde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu Yönerge'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının incelenmesi:
Yönerge'nin "Raporların düzenlenmesi, tasdiki ve rapor formatına ilişkin açıklamalar" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasında "Memur ve diğer kamu görevlilerine istirahat raporu işlemlerinde; tüm sağlık hizmet sunucuları tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu “İş Göremezlik Uygulaması Sistemi” kullanılacaktır. Sistemden rapor provizyonu alınmasını takiben yapılan muayene ve tetkikler sonucunda, tıbben istirahati lüzumlu görülenlere, ilgili mevzuatla belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, anılan sistem üzerinden istirahat raporu düzenlenecektir. Sistem üzerinden raporu tanzim eden hekim/hekimler tarafından rapor onaylanacaktır. Sistemden rapor düzenlenebileceğine dair ön izin alınamaması durumunda, başvuran kişi bilgilendirilerek hastanelerde hastane başhekimliğine, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise en yakın veya ilgilinin seçeceği hastanenin başhekimliğine yönlendirilir. Kişinin muayenesi ve lüzumu halinde istirahat raporu düzenlenmesi işlemleri, başhekimin koordinasyonunda yapılır. " kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile hastane başhekimliklerinin, aile hekimlerinin verdiği sağlık raporlarının onay mercii haline getirildiği, aile hekimlerinin yetkisinin kısıtlandığı ve dolayısıyla anılan düzenlemenin 1219 sayılı Kanun ile 5258 sayılı Kanun'a ve Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'ne aykırı olduğu iddia edilmektedir.
Dava konusu edilen hükme bakıldığında, memur ve diğer kamu görevlilerine verilecek olan istirahat raporu işlemlerinde nasıl bir yol izleneceğine dair kurallara yer verildiği görülmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Hastalık ve refakat izni" başlıklı 105. maddesinde, "... Hastalık raporlarının hangi hallerde, hangi hekimler veya sağlık kurulları tarafından verileceği ve süreleri ile bu konuya ilişkin diğer hususlar, Sağlık, Maliye ve Dışişleri Bakanlıkları ile Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşleri alınarak Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. ..." hükmü yer almaktadır. Anılan hükme dayanılarak çıkarılan, 29/10/2011 tarih ve 28099 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile hastalık raporlarının hangi hâllerde, hangi hekimler veya sağlık kurulları tarafından verileceği, raporların süreleri ile hastalık ve refakat iznine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Söz konusu Yönetmeliğin "Hastalık raporlarının verilmesi" başlıklı 5. maddesinde "(1) Memurların hastalık raporlarının, 5510 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatında belirtilen usûl ve esaslar çerçevesinde kendilerini tedavi eden kurum tabipliği, aile hekimliği veya SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi esastır.
(2) SGK ile sözleşmesi bulunmayan sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi on günü geçmeyen raporlar, SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusu hekim tarafından, istirahat süresi on günü aşan raporlar ise SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olur.
(3) Yurt dışında sürekli görevli memurlar ile geçici görevle veya bilgi ve görgüsünü artırmak, staj yapmak gibi sebeplerle yurt dışına gönderilen ya da yıllık izinlerini yurt dışında kullanırken hastalanan memurların hastalık raporları ilgili ülkenin mahallî mevzuatına göre düzenlenir." kuralına; "Hastalık raporu ve izin süreleri" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine, kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde onsekiz aya kadar, diğer hastalık hâllerinde ise oniki aya kadar izin verilir. Azamî izin sürelerinin hesabında, aynı hastalığa bağlı olarak fasılalarla kullanılan hastalık izinleri de iki izin arasında geçen sürenin bir yıldan az olması kaydıyla dikkate alınır.
(2) İzin süresinin sonunda, hastalığının devam ettiği resmî sağlık kurulu raporu ile tespit edilen memurun izni, birinci fıkrada belirtilen süreler kadar uzatılır, bu sürenin sonunda da iyileşemeyen memur hakkında emeklilik hükümleri uygulanır. Memurun, hastalığı sebebiyle yataklı tedavi kurumunda yatarak gördüğü tedavi süreleri, birinci fıkrada belirtilen hastalık iznine ait sürenin hesabında dikkate alınır.
(3) Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memur, iyileşinceye kadar izinli sayılır.
(4) Memurlara tek hekim raporu ile bir defada en çok on gün rapor verilebilir. Raporda kontrol muayenesi öngörülmüş ise kontrol muayenesi sonrasında tek hekim tarafından en çok on gün daha rapor verilebilir.
(5) Kontrol muayenesi sonrası hastalığın devam etmesi sebebiyle verilecek hastalık raporlarının on günü aşması durumunda bu raporun sağlık kurulunca verilmesi zorunludur. Ancak o yerde sağlık kurulu bulunan SGK ile sözleşmeli bir sağlık hizmet sunucusu bulunmaması ve hastanın tıbbî sebeplerle sağlık kurulu bulunan SGK ile sözleşmeli sağlık hizmet sunucusuna nakline imkân bulunmaması hâlinde tek hekimler en çok on gün daha hastalık raporu düzenleyebilir. Raporda nakle engel olan tıbbî sebeplerin hekim tarafından belirtilmesi zorunludur. Bu şekilde tek hekim tarafından düzenlenen hastalık raporlarının geçerli sayılabilmesi için, bunların İl Sağlık Müdürlüğünün belirleyeceği sağlık kurullarınca onaylanması şarttır.
(6) Memurlara bir takvim yılı içinde tek hekim tarafından verilecek raporların toplamı kırk günü geçemez. Bu süreyi geçen hastalık raporları sağlık kurulunca verilir. Tek hekimlerin değişik tarihlerde düzenledikleri hastalık raporlarında gösterdikleri zorunluluk üzerine yıl içinde toplam kırk gün hastalık izni kullanan memurların, o yıl içinde bu süreyi aşacak şekilde tek hekimlerden aldıkları ilk ve müteakip raporların geçerli sayılabilmesi için bunların resmî sağlık kurullarınca onaylanması gereklidir.
(7) Aile hekimi ve kurum tabiplerinin vereceği raporlar da tek hekim raporu kapsamında değerlendirilir.
(8) Yurt dışında tek hekim veya sağlık kurulları, ilgili ülkenin mahallî mevzuatında tespit edilmiş süreler dâhilinde hastalık raporu düzenleyebilirler. Ancak bu şekilde alınan raporlara dayalı olarak birinci fıkradaki süreler dâhilinde hastalık izni verilebilmesi için raporun ve raporda belirtilen sürelerin o ülke mevzuatına uygunluğunun dış temsilciliklerce onaylanması zorunludur." kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu hüküm ile Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin yukarıda yer verilen 5. ve 6. maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu hükümde devlet memurlarına verilecek istirahat ve iş göremezlik raporlarının düzenlenmesine, onayına ve rapor formatına ilişkin usul ve esaslara yer verildiği, anılan raporlara ilişkin Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte öngörülen sistemin yürütümüne ve işleyişine ilişkin ayrıntıların yer aldığı, söz konusu Yönetmelik ile getirilen kuralların kontrolünün sağlanması amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumunca kullanılacak sisteme yer verildiği ve bu sistemin kullanımına ilişkin ilkelerin düzenlendiği, anılan Yönetmeliğe ve bu raporları vermeye yetkili kılınan hekimlerin görev ve yetkilerine aykırı bir yön içermediği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hizmet gereklerine, kamu yararına ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dava konusu Yönerge'nin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının incelenmesi:
Yönerge'nin "Sürücü ve Sürücü Adayları Sağlık Raporları" başlıklı Yedinci Bölümün altında sürücü ve sürücü adayları sağlık raporlarına ilişkin genel hükümlere, bu raporların kimler tarafından, hangi sağlık kuruluşlarında düzenlenebileceğine, formatına ve verilme usul ve esaslarına yer verilmiştir.
Aynı başlık altında yer alan 17. maddesinde de söz konusu raporlara ilişkin diğer hususlar düzenlenmiş, anılan maddenin üçüncü fıkrasında "Sürücü/sürücü adayının motorlu bir aracı kullanmak için gerekli olan yeterli görme keskinliğine sahip olduğundan emin olunması için uygun değerlendirme yapılır. Kişilerin görme keskinliğinin yetersiz olduğuna ve/veya göze ait hastalığa dair şüphe söz konusu olduğunda, uzman hekim tarafından muayene edilir. Sürücü/sürücü adaylarından iki gözü de gören ve beyan formunda belirtilen renk körlüğü, gece körlüğü (tavukkarası), göz kapağında düşme, çift görme veya şaşılık, blefarospazm, katarakt, afaki veya progresif göz hastalığı bulunmayan kişilerin pratisyen hekim/aile hekimi tarafından görme keskinliği yönünden mezkûr hüküm kapsamında muayenesi yapılır. Göz muayenesinde gözlükle görme keskinliğinin sağlanması halinde “gözlük kullanmak kaydıyla” sürücü belgesi alabileceğine dair sağlık raporu düzenlenir. Pratisyen hekim/aile hekimi tarafından kod tablosunda belirtilen kod numaralarından yalnızca gözlük (01.01), gözlük veya kontakt lensle (01.06) kod numaraları kullanılabilir. Mezkûr hüküm kapsamında görme keskinliğine karar verilememesi veya yukarıda belirtilen durum/durumların olması halinde sürücü/sürücü adayı, göz muayenesi yönünden değerlendirilmek üzere göz hastalıkları uzmanına sevk edilir." kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, dava konusu hükümde sürücü ve sürücü adaylarına verilecek sağlık raporlarının verilmesinde göz muayenelerinin nasıl yapılacağına ilişkin açıklamalarda bulunulduğu görülmektedir.
Davacı tarafından, sürücü ve sürücü adaylarına verilecek sağlık raporlarında yapılan göz muayenesinin göz hastalıkları uzmanları tarafından yapılması gerektiği, pratisyen hekim ya da aile hekimlerinden sahip olmadıkları olanaklarla ve uzmanlık alanına girmeyen bir konuda muayene yapmalarının istenildiği, buna bağlı olarak da tüm sorumluluğun bu alanda uzmanlık eğitimi almamış hekimlere yüklendiği, dava konusu hükmün hukuka aykırı olduğundan bahisle iptali istenilmektedir.
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde tababet icra ve her hangi surette olursa olsun hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesinden diploma sahibi olmanın şart olduğu; 8. maddesinde, Türkiye'de icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanların umumi surette hastalıkları tedavi hakkını haiz olduğu, ancak her hangi bir şubei tababette müstemirren mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhıye Vekaletince kabul ve ilan edilecek müessesattan verilmiş ve yahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuvarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtısas vesikasını haiz olması gerektiği; 13. maddesinde ise bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine munhasıran bu kanunla icrayı sanata salahiyeti olan tabiplerin mezun olduğu, Türkiye'de icrayı sanat salahiyetini haiz olmıyan tabiplerin raporlarının muteber olamayacağı hükmü yer almaktadır.
6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 1. maddesinde de, tabip ve diş tabiplerinin, deontoloji bakımından uymakla yükümlü oldukları kural ve esasların bu Tüzük'te gösterildiği, anılan Kanun'un 7. maddesi uyarınca tabip odalarına kayıtlı bulunan tabip ve diş tabiplerinin bu Tüzük hükümlerine tabi oldukları; 2. maddesinde, tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesinin, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermek olduğu, tabip ve diş tabibinin, hastalar arasında hiçbir ayırım yapmaksızın, muayene ve tedavi hususunda azami dikkat ve özeni göstermekle yükümlü oldukları; 6. maddesinde de, tabip ve diş tabibinin sanat ve mesleğini yerine getirirken, hiçbir etki ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatına göre hareket edeceği, tabip ve diş tabibinin, uygulayacağı tedaviyi belirlemekte serbest olduğu hükme bağlanmıştır.
1219 sayılı Kanun ile 6023 sayılı Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, hekimin muayene ve tetkiklerini yapmak suretiyle hastaya uygulayacağı tedaviyi mesleki bilgisi ve vicdanı ile belirleyeceği anlaşılmakla, hastanın durumunu bildirir raporları düzenlemenin de hastaya uygulanan tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğu, bundan yola çıkılarak mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin beden ve akıl sağlığı hakkında rapor düzenlemeye yetkili olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bununla birlikte 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 5. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, ilgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgelerin, aile hekimleri tarafından düzenleneceği hükme bağlanmış; anılan Kanun'a dayanılarak 25/01/2013 tarih ve 28539 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nin "Aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları" başlıklı 4. maddesinin üçüncü fıkrasının (l) bendinde, "İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemek" aile hekiminin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
Öte yandan, sürücü adayları ve sürücülerde aranacak sağlık şartları ile muayenelerine dair usul ve esasları belirlemek amacıyla 26/09/2006 tarih ve 26301 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasında, sürücü ve sürücü adaylarının muayenelerinin, Sağlık Bakanlığına ve üniversitelere bağlı sağlık tesisleri, aile sağlığı merkezleri ve Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılan özel sağlık kuruluşlarında görevli tabip veya uzman tabip tarafından bu Yönetmelik hükümlerine göre yapılacağı ve sağlık raporu düzenleneceği kurala bağlanmış; ikinci fıkrasında, tabip tarafından, sürücü veya sürücü adayının yapılan genel muayenesinde, göz hastalıkları da dahil hangi yönlerden değerlendirme yapılacağı tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiştir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise, -davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle- "Pratisyen tabip tarafından, sürücü/sürücü adayının genel sağlık durumuna ilişkin yazılı beyanı alınarak ikinci fıkrada tanımlanan durumlarının olup olmadığı yönünde ilk muayenesi yapılır. Bu Yönetmeliğe göre sürücülüğe engel hali olmayanlara muayeneyi yapan tabip tarafından uygun rapor verilir. Yapılan muayene sonucunda, sürücülüğe engel hali tespit edilen veya ikinci fıkrada tanımlanan durumlardan bir veya birkaçının olması veya hakkında karar verilemeyen sürücü/sürücü adayının muayene bulguları ve sevke neden olan uzmanlık muayenesi hariç sürücü belgesi alabileceği sağlık raporunda belirtilir ve ilgili uzman tabip/tabiplere gönderilir. İlgili uzman tabip/tabipler tarafından sürücü/sürücü adayının muayenesi yapılarak sağlık raporu verilir. Bu durumda, ilk muayene sonucunu gösteren sağlık raporu ve uzman tabip/tabipler tarafından düzenlenecek sağlık raporu birlikte geçerlidir. ..." kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, sürücülüğe engel hali olmayanlara verilecek sağlık raporunun muayeneyi yapan tabip tarafından verileceği, ancak yapılan muayene sonucunda, sürücülüğe engel hali tespit edilen veya ikinci fıkrada tanımlanan durumlardan bir veya birkaçının olması veya hakkında karar verilemeyen sürücü veya sürücü adayının ilgili uzman tabibe sevk edileceği düzenlenmiştir.
Yine söz konusu Yönetmeliğin "Göz muayenesine ilişkin esaslar" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında "Sürücü/sürücü adayının motorlu bir aracı kullanmak için gerekli olan yeterli görme keskinliğine sahip olduklarından emin olunması için uygun değerlendirilme yapılır. Kişilerin görme keskinliğinin yetersiz olduğuna ve/veya göze ait bir hastalığa dair bir şüphe söz konusu olduğunda, uzman tabip tarafından muayene edilir." denilmek suretiyle benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca, pratisyen hekim ya da aile hekiminin sürücü veya sürücü adayı sağlık raporlarını düzenlemeye yetkili olduğu anlaşılmakla birlikte, dava konusu hükümde yer alan göz muayenesinin pratisyen hekim ya da aile hekimi tarafından yapılmasında hukuken bir engel bulunmadığı, söz konusu raporların düzenlenmesinin anılan hekimlerin görev ve yetkisi dahilinde bulunduğu, dava konusu düzenlemenin Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmelik hükümlerine de uygun olduğu görüldüğünden, dava konusu düzenlemede iptali gerektirecek bir yön bulunmamıştır.
Her ne kadar davacı tarafından, sürücü ve sürücü adaylarına verilecek sağlık raporlarında yapılan göz muayenesinin göz hastalıkları uzmanları tarafından yapılması gerektiği, pratisyen hekim ya da aile hekimlerine eğitimini almadıkları alanda sorumluluk yüklendiği iddia edilmekte ise de, dava konusu hüküm ile birlikte Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmelik hükümlerine bakıldığında, sürücü veya sürücü adaylarının görme keskinliklerinin yeterli olmadığı ya da göze ait bir hastalığın bulunduğuna dair bir şüphenin oluştuğu durumlarda kişinin ilgili uzman hekime (göz hastalıkları uzmanı) yönlendirileceğinin açıkça düzenlenmiş olduğu görüldüğünden, davacının bu yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir.
Dava konusu Yönerge'nin 31. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kişi hakkında 'durum bildirir tek hekim raporu' düzenlenir." ibaresinin incelenmesi:
Yönerge'nin "Yivsiz av tüfeği ruhsatı almak isteyenlerin muayenelerine ilişkin genel esaslar" başlıklı 31. maddesinin birinci fıkrası "Yivsiz av tüfeği ruhsatı almak isteyenlerin muayeneleri; Sağlık Bakanlığına ve Üniversitelere bağlı sağlık hizmet sunucuları tarafından bu Yönerge hükümlerine göre yapılır. Kişi hakkında “durum bildirir tek hekim raporu” düzenlenir." şeklinde düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, yivsiz av tüfeği için tek hekim raporunun yeterli görülmesinin tehlike yaratacağı, her bir muayenenin ayrı uzmanlık dalı gerektirdiği, halbuki aynı Yönerge'de yivli silah ruhsat almak için sağlık kurulu raporu gerektiği, tehlike açısından aralarında bir fark bulunmadığı, yivsiz av tüfeği için de kurul raporu aranmasının gerektiği ileri sürülmektedir.
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 1. maddesinde ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin, memlekete sokulması, yapılması, satılması, satınalınması, taşınması veya bulundurulmasının bu kanun hükümlerine tabi olduğu; ancak 4. maddesinin üçüncü fıkrasında, yalnız sporda kullanılan yivli ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz tüfekler ve mermilerinin, ev gereçlerinden olan veya tababet, sanayi, tarım, spor için kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılmasının bu Kanun hükümlerine tabi olmadığı düzenlenmiştir.
Aynı Kanun'un 6. maddesinin beşinci fıkrasında " Ruhsatların renk, şekil, muhtevası ile diğer hususlar yönetmelikte belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan hükme dayanılarak 01/06/1991 tarih ve 20888 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik ile 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunan her türlü ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş olup, anılan Yönetmeliğin "Silah ruhsatı için istenecek belgeler" başlıklı 15. maddesinde silah taşıma veya bulundurma ruhsatı almak isteyenlerden, silah taşımalarında veya bulundurmalarında psikolojik, nörolojik veya fiziki rahatsızlıklar bakımından sakınca bulunmadığına dair doktor raporu ile Bakanlıkça belirlenen diğer belgelerin isteneceği kurala bağlanmıştır.
Buna göre, 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunan silahlar için ruhsat alınması esnasında istenecek sağlık raporu bakımından kurul ya da tek hekim yönünde herhangi bir sınırlamaya yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan yivsiz av tüfekleri, spor ve nişan tüfek ve tabancaları ve av bıçaklarının yapımı ve satışına ilişkin esasları belirlemek, bunların taşınması ve bulundurulmasını belgeye bağlamak suretiyle denetimini sağlamak amacıyla çıkarılan 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun'un 2. maddesine göre, her türlü yivsiz av tüfeklerini, hava ve gaz basıncı ile çalışan ateşsiz nişan tüfek ve tabancalarını ve bunların aksamını yapan fabrika ve imalathanelerin kurulması, işletilmesi, tüfek ve tabancalar ile av bıçaklarının yapılması, satılması, satın alınması, bulundurulması ve taşınması bu Kanun hükümlerine tabi olup, 3. maddesi uyarınca yivsiz av tüfekleri, avda ve atıcılık sporunda kullanılan ve namlularında yiv-set bulunmayan tüfekler olarak ifade edilmiştir.
Anılan Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Yivsiz tüfek satın alma belgelerinin verilmesi, bu belgelere ve yivsiz tüfek ruhsatnamelerine tüfeklerin niteliklerinin işaretlenmesi, ayrıca av bıçaklarının damgalanması ve diğer işlemler ile bunlara ilişkin kayıtların tutulmasına dair esas ve usuller yönetmelikte belirtilir." hükmü gereğince 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 10. maddesinde, ilk defa yivsiz tüfek ruhsatnamesi almak isteyenlerden istenecek belgeler arasında "silah taşımasına engel halinin bulunup bulunmadığını gösteren sağlık raporu" da sayılmıştır.
Böylece, 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunan silahlar için ruhsat alınmasında istenecek sağlık raporunda olduğu gibi, bu Kanun kapsamı dışında kalan ve 2521 sayılı Kanun kapsamına dahil edilen yivsiz av tüfekleri için de istenen sağlık raporunun kurul ya da tek hekim olarak sınırlandırılmadığı görülmektedir.
Dava konusu edilen Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'de ise, yivli silah ruhsatı almak istenler için düzenlenecek sağlık raporları ile yivsiz av tüfeği ruhsatı almak isteyenler için düzenlenecek sağlık raporları arasında bir ayırıma gidilmiş ve yivli silah ruhsatı almak isteyenler hakkında "durum bildirir sağlık kurulu raporu" istenirken, yivsiz av tüfeği ruhsatı almak isteyenler hakkında "durum bildirir tek hekim raporu" yeterli görülmüştür.
Davalı idare tarafından, bu ayrıma sahada yerleşik uygulamaya açıklık kavuşturulmak için gidildiği, av tüfeklerinin spor amaçlı belirli zamanlarda belirli av sahalarda kullanılabilen araçlar olduğu, buna bağlı olarak uygulamada yivsiz silahların ediniminin yivli silahlara göre farklılık gösterdiği, gerekli belgelerin daha dar, edinebilecek kişilerin daha geniş olarak düzenlendiğinden bu silahlar için tek hekim raporunun yeterli görüldüğü yönünde savunma yapılmıştır.
Bu durumda, yivli silahlar ile yivsiz av tüfeklerinin tabi oldukları kanunlarda ve ilgili yönetmeliklerde anılan silah ruhsatları için aranacak belgeler arasında sağlık raporu alınmasının yeterli olduğu, bu raporların kurul ya da tek hekim olması gerektiği yönünde bir belirlemeye gidilmediği anlaşılmakla, davalı idare tarafından kullanım alanları, amaçları ve farklılıkları göz önünde bulundurularak yivli silahlar için sağlık kurulu raporunun, yivsiz av tüfekleri için ise tek hekim raporunun yeterli görülmesinin idarenin takdir yetkisi kapsamında olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede dayanağı mevzuat hükümlerine ve hukuka aykırı bir yön görülmemiştir.
Dava konusu Yönerge'nin 42. maddesinin dokuzuncu fıkrasının incelenmesi:
Yönerge'nin 42. maddesinde ortak hükümler düzenlenmiş ve maddenin dava konusu edilen dokuzuncu fıkrasında, "50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporları, iş yeri hekimliği belgesi aranmaksızın aile hekimleri ve kamu sağlık hizmet sunucularında görevli tüm hekimlerce düzenlenebilir. İşe giriş raporu almak isteyen kişiler 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerlerinde çalışacaklarına dair bir belgeyi başvuru yaptıkları hekime ibraz etmek zorundadır." kuralına yer verilmiştir.
İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek amacıyla çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 15. maddesinin ikinci fıkrasında, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacakların, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamayacağı hükme bağlanmış; anılan maddenin üçüncü fıkrası ile de "Bu Kanun kapsamında alınması gereken sağlık raporları işyeri hekiminden alınır. 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerleri için ise kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilir. Raporlara itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar kesindir." hükmü getirilmiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun kapsamında alınması gereken sağlık raporlarının iş yeri hekiminden alınması gerektiği, ancak 50'den az çalışanı olan ve az tehlikeli işyerleri için sağlık raporlarının aile hekiminden ya da kamu hizmet sunucularından da alınabileceği açıktır.
Bu çerçevede dava konusu düzenlemeye bakıldığında, 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporları, iş yeri hekimliği belgesi aranmaksızın aile hekimleri ve kamu sağlık hizmet sunucularında görevli tüm hekimlerce düzenlenebileceğinin kurala bağlandığı, anılan düzenlemenin 6331 sayılı Kanun hükmünün tekrarından ibaret olduğu ve anılan hükme uygun olarak getirildiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/11/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.