Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/11380 E. , 2023/6495 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/11380
Karar No : 2023/6495
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR):
1- …
2- …
VEKİLİ: Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ: Av. …
TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA): …
VEKİLLERİ: Av. …
İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocukları …'nin 02/12/2014 tarihinde göğüs ağrısı şikayetiyle başvurduğu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde uygulanan teşhis ve tedavilerde hizmet kusurunun bulunması sonucu yaşamını yitirdiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen anne … için 67.561,73 TL maddi (miktar artırım dilekçesi ile artırılarak), baba … için 59.401,07 TL maddi (miktar artırım dilekçesi ile artırılarak), tazminatın olay tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, ayrıca her bir davacı için 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olay kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda akut koroner sendrom kliniğinin ölüm oranı yüksek bir hastalık olması nedeniyle meydana gelen ölüm olayı ile sunulan sağlık hizmeti kapsamındaki tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı kurulamamış ise de; ölümün meydana gelmesinin akut koroner sendrom hastalığının mutlak ve kaçınılmaz sonucu olmadığı, zamanında tespit ve etkin müdahale ile istenmeyen sonucun engellenebilme imkanının da mevcut olduğu, hasta acil servise başvurduğunda uygun tedavi ile yaşama imkanı varken taburcu edildiği, acil serviste görevli doktorun kusuru nedeniyle zamanında doğru tanı ve teşhis yapılamamasının erken ve yetkin bir tıbbi müdahale ile hastanın yaşama imkanını ortadan kaldırmış olduğu, gelişen komplikasyonlara zamanında müdahale edilmeyerek hastanın sağlık durumunun kötüleştiği ve vefat ettiği, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, desteğinden yoksun kaldıkları çocuklarının makine mühendisi bölümü öğrencisi olduğu maddi tazminat hesabının bu husus dikkate alınarak yapılması gerektiği; davalı idare tarafından, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, oluşan zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiği; davalı idare yanında müdahil tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, maddi tazminat hesabının hatalı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davacılar tarafından, davalı idare ve davalı idare yanında müdahilin temyiz isteminin reddi gerektiği, davalı idare yanında müdahil tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacıların müşterek çocukları … 02/12/2014 tarihinde, saat 12.37'de Akdeniz Üniversitesi Hastanesine göğüs ağrısı şikayeti ile başvurmuş, hastanede gerçekleştirilen EKG, akciğer grafisi ve fizik muayenesi sonrası atipik pnömoni (zatürre) tanısı ile reçete düzenlenerek saat 13.45'te taburcu edilmiş, ayrıca göğüs hastalıkları ve kardiyoloji poliklinikleri kontrolü önerilip acil başvuru gereken haller anlatılmıştır. Ancak aynı gün 18.00-19.00 saatleri arasında evinde vefat etmiştir.
Bunun üzerine davacılar tarafından, 02/12/2014 tarihinde yaşamını yitiren oğulları ...'ye Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde uygulanan teşhis ve tedavilerde hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.
Adli yargılamaya da konu olan olayda, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca bilirkişiliğine başvurulan ve İdare Mahkemesince de hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve … karar numaralı raporda, "...kişinin ölümünün akut koroner sendrom ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği,... Kişinin 02/12/2014 tarihinde saat 12:37'de Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvurduğu, Dr. ... tarafından görüldüğü, muayenesinin yapıldığı, boyuna, çeneye ve sırta vuran göğüs ağrısı tanımladığı, EKG’si çekildiği, öksürük ve balgam da tariflediğinden PA Ac grafısi çekildiği, Dr. … tarafından EKG ve PA Ac grafisi normal olarak değerlendirildiği, atipik pnömoni tanısı ile reçete düzenlendigi, ancak akut koroner sendrom ayırıcı tanısı için gerekli olan kardiak enzim tayini istenmediği anlaşıldığı, akut koroner sendrom tanısında klinik ve EKG'nin başlı başına tanı koydurucu olmadığı, tekrarlayan enzim tayini yapılması gerektiği, cihetle Dr. ... tarafından kesin tanı koyulabilmesi için gerekli olan kardiak enzim tetkiki istenmemesinin veri EKG takibi yapılmaması nedeniyle kusurlu olduğu ancak akut koroner sendrom kliniğinin ölüm oranı yüksek bir hastalık olduğu, zamanında doğru tanı ve uygun tedaviye rağmen ölüm meydana gelebileceği, özellikle gençlerde daha ölümcül seyrettiği dikkate alındığında Dr. …’ya atfedilen kusur ile kişinin ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamadığı..." yönünde değerlendirme yapılmıştır. Anılan heyette kardiyoloji uzmanı yer almamıştır.
İlk derece mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, istinaf aşamasında ise anılan Mahkeme kararına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
Öte yandan, olayla ilgili olarak davalı yanında müdahil hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan açılan ceza davası kapsamında düzenlenen ve temyiz aşamasında müdahil tarafından dosyaya sunulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; hastanın acil servisteki muayene, tanı, inceleme ve yönetiminde bir kusur olmadığı, hastanın göğüs ağrısının klasik olmayan göğüs ağrısı özelliklerini taşıması, kısa dönem mortalitesine etki edecek anamnez sorularının uygun içerikte sorgulanması ve tetkiklerinin uygun olarak yapıldığı bu nedenle Dr. ...'nın hastanın tanı, tedavi ve yönetim aşamalarında acil servis yaklaşımına uygun bir yol izlediği, hastanın son tanısı olan alt solunum yolu enfeksiyonunun uygun bir karar olduğu, Dr. ...'nın mevcut kabul görmüş risk skorları ışığında taburculuk kararını vermesinin tıbbi hata olarak değerlendirilemeyeceği görüşlerine; yine aynı kapsamda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp 3. Üst Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda özetle; davacılar yakınının şikayetlerine yönelik uygun tedavi ve önerilerle taburcu edildiği, Dr. Hasa Kaya'nın uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu tespitlerine yer verilmiştir. Anılan her iki raporda da yer alan uzmanların arasında en az bir kardiyoloji uzmanının bulunduğu görülmektedir.
Ceza yargılaması kapsamında alınan bu iki rapora istinaden, ... Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile sanık ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçunda açılan davada, işbu davada davalı idare yanında müdahil olan ...'nın beraatine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Öncelikle, İdare ve Bölge İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu heyetinde, uyuşmazlık konusu olayda ölümün akut koroner sendrom ve komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olmasına rağmen, kalp rahatsızlığına yönelik bu konuya ilişkin uzmanlığı bulunan kardiyoloji uzmanının yer almadığı görülmekte olup, bu haliyle mevcut heyetin ve bu heyetçe düzenlenen raporun özel ve teknik bilgi içerdiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu olayda, davacılar yakınını acil serviste muayene eden ve sonrasında taburcu eden davalı yanında müdahil doktor hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan yürütülen ceza yargılaması sırasında alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp 3. Üst Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar sayılı raporda ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, sanığın uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğunun, tetkik ve tedavi yönetiminde tıbbi veya etik ihlalinin bulunmadığının belirtildiği, ... Asliye Ceza Mahkemesinin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile de anılan bilirkişi raporları hükme esas alınmak suretiyle sanığın beraatine hükmedildiği görülmektedir. Anılan kararın, UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemesinde, istinaf kanun yolu aşamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu olayla ilgili olarak düzenlenen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunun uzmanlık bilgisi bakımından yetersiz olduğu gibi bu rapor ile ceza yargılaması kapsamında alınan iki rapor arasında; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, Dr. ...'nın kusurlu olduğunun belirtilmiş olması, sonradan düzenlenen iki raporda sanığın uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tetkik ve tedavi yönetiminde tıbbi veya etik ihlalinin bulunmadığının belirtilmiş olması nedeniyle çelişki olduğu da açıktır.
Hal böyle olunca, davacılar yakınının göğüs ağrısı şikayetiyle başvurduğu acil serviste, şikayetlerine ve muayenesi sonucunda elde edilen tıbbi verilere göre gerekli tetkik ve tedavinin uygulanıp uygulanmadığı, taburcu edilmesinin tıbben hatalı olup olmadığı, uygulanan tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli özen ve titizliğin gösterilip gösterilmediği hususlarının ayrıntılı, açık ve anlaşılabilir şekilde değerlendirildiği, aktarılan raporlar arasındaki çelişkinin detaylı bir şekilde açıklandığı, Göğüs Hastalıkları ve Kardiyoloji uzmanlarının katılımının sağlandığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili üst kurulundan rapor istenilmesi ve bu rapor uyarınca davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda; Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen eksikliklerin giderilmesine yönelik olarak alınacak bilirkişi raporu uyarınca davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiğinden, İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar ve davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine yönelik verilen temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların ve davalı idare yanında müdahilin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:..., K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/11/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!