T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/605 Esas
KARAR NO : 2024/546
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/01/2023
KARAR TARİHİ : 28/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 06/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirkette 09/12/2011 - 14/02/2022 tarihleri arasında kimya teknikeri ve kalite kontrol şefi olarak çalışmış olduğunu, eski personel davalı ile müvekkili şirket arasında imzalanan iş sözleşmesinin sır saklama ve rekabet yasağı başlıklı 4. maddesi ile davacının müvekkili şirketle rekabet etmemesi konusunda taraflar arasında yazılı anlaşma yapıldığını, anlaşma ile rekabet yasağının sınırlarının net bir şekilde çizilmiş ve bu durumun çalışan tarafından da ayrıca onaylandığını, rekabet yasağına ilişkin şartların, mahkememizde açılan davada davalı ....... yönünden gerçekleşmiş olduğunu, iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağının; sözleşmenin feshinden itibaren 24 ay süresince, İstanbul bölge sınırları içinde geçerli olmak üzere ve müvekkili şirketin asıl/ana faaliyet alanı olan işveren ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren bir firmada konularında iştigal etmeme/çalışmama koşullarını, yasal düzenlemelere uygun olacak şekilde içerdiğinden yasa hükümlerine uygun olarak kurulduğunu, yapılan anlaşma gereği, davalı ...... 'nun, müvekkili şirketle rekabet etmemeyi, ve müvekkili şirketin rakip olduğu başka bir firmada çalışmamayı taahhüt ettiğini, sözleşme koşulları incelendiğinde, yasayla belirlenen süre, yer ve faaliyet konusu açısından geçerli ve taahhüt edilen cezai şart niteliğindeki yükümlülük açısından hakkaniyete uygun olduğunu, davacı müvekkili şirkette kimya teknikeri ve kalite kontrol şef olarak istihdam edilmiş olup şirketin sırlarını, müşteri portföyü ve fiyat politikası ile ilgili bilgilere vakıf bir kişi olduğunu, davalının 14/02/2022 tarihinde müvekkili şirketten ayrıldığını, daha sonra ...... Makine San ve Dış Tic A.Ş. ünvanlı, müvekkili şirketle aynı faaliyet konusunda iştigal eden ve müvekkili şirketin rakibi olan başka bir firmada çalışmaya başladığını, müvekkili şirketin faaliyet konusunun, emprime baskı boyası ve baskı atölyesi makineleri üretimi olup davalının çalıştığı firma olup ticari faaliyet konusu aynı olan iki şirketin pazarda birbirinin ticari rakibi konumunda olduğunu, müvekkilinin ana iştigal konusunda rakip firmada çalışan davalının, müvekkilinin pek çok ticari sırrına vakıf olarak eski işvereni olan davacı müvekkilinin yanında çalıştığı dönem içinde müvekkilinin iş ve müşteri çevresini, üretim sırların, büyüme ve pazarlama stratejilerini ve benzeri hususlarda detaylı bilgi sahibi olduğunu, bu ticari sırların hali hazırda rakip konumda bulunan şirket vasıtasıyla doğrudan doğruya müvekkili aleyhine haksız rekabet yapılması anlamını taşıdığını, davalının gerçekleştirdiği haksız rekabet eyleminin müvekkili şirketin önemli bir zarara uğramasını teşkil edecek seviyede olup hukuken korunmasına imkan bulunmadığını, müvekkili şirketin korunmaya değer bir menfaatinin bulunduğunu, zira müvekkilinin işlerini ve işle ilgili sırlarını, müvekkilinin çevresini bildiğini, davalının müvekkili şirkete rekabet yasağı taahhüdünü açıkça ihlal etmiş olup sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu, davalının hukuken geçerli olan rekabet yasağı düzenlemesini ihlal etmesi sebebiyle öngörülen cezai şart tutarının, hakkı ihlal edilen ve haksız rekabete uğramakta olan müvekkili şirkete ödemesi gerektiğini beyanla; fazlaya ilişkin her türlü talep, hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne, iş sözleşmesinde düzenlenen rekabet yasağı hükmünün ihlali sebebiyle fazlaya ilişkin her türlü talep, hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik cezai şart olarak kararlaştırılan 10 aylık brüt tutarında olan 58.385,10 TL'nin hakkın doğduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; rekabet olgusunun gerçekleşmemiş olduğunu, müvekkilinin davacı şirketle arasındaki iş sözleşmesinde de yazılı olduğu üzere davacı şirkette KİMYA TEKNİKERİ olarak işe başlamış olduğunu, bilahare KALİTE KONTROL ŞEFİ olarak çalışmaya devam etmiş ve bu görevdeyken de işten ayrılmış olduğunu, dolayısıyla kimya teknikeri görevinin, kalite kontrol şefi olduğunda sona ermiş olduğunu, davacı şirketin KİMYASAL BOYA yapan bir şirket olduğunu, ancak müvekkili görevi itibariyle üretim yapmadığından, üretim bilgilerine ya da ticari sırlara sahip olmadığını, nitekim müvekkiline gönderilen ihtarnameye müvekkilince verilen Bakırköy ....... Noterliğinin 01.08.2022 tarihli ihtarnamesinde bu hususun açıkça belirtilmiş ve "öncelikle olarak çalıştığım bölüm itibariyle herhangi bir ticari sırra vakıf olmam zaten mümkün değildir. Sizler de takdir edersiniz ki kalite güvence bölümü üretilen ürünleri üretildikten sonra kalitesinin kontrol edildiği bölümdür. BU ÜRÜNLERİN İÇERİĞİ KONUSUNDA EN UFAK BİR BİLGİM BULUNMAMAKTADIR" denmiş olduğunu, öte yandan; müvekkilinin davacı şirketin müşteri portföyü, üretim sırları v.b. hiç bir bilgiye sahip olmadığını, ancak davacının haksız tutumu sebebiyle tedirginliğe düştüğünden, gerçekte davacı şirketin hiç bir ticari sırrına vakıf olmadığı, olması da mümkün olmadığı halde daha önce işe girdiği ...... Tekstil A.Ş. firmasındaki görevinden ayrılarak KİMYA SEKTÖRÜNDE İŞ YAPMAYAN başka bir şirkette işe girmek zorunda kalmış olduğunu, müvekkilinin halen bu firmada KALİTE KONTROL işi yapmakta olduğunu, ayrıca bahse konu -dava dışı- ..... Kimya A.Ş. ile davacı şirketin rakip oldukları ileri sürüle- meyeceği gibi, müvekkilinin gerek ..... ve gerekse halen çalıştığı ...... şirketlerinde yaptığı işin, davacı şirketteki göreviyle aynı olduğunun da kabul edilemez olduğunu, gerçekten de dava dilekçesinde bahse konu edilen ...... şirketinin ürün yelpazesi, davacı şirketle karşılaştırıldığında son derece geniş olduğu, davacı yanın faaliyet alanıyla sınırlı olmadığı; aksine son derece farklı sektör ve ürünlerle faaliyetini sürdürdüğünün bilinmekte olduğunu, bu anlamda davacı ile müvekkilinin çalıştığı şirketin rakip olduklarının ileri sürülemeyecek olduğunu, bu hususun her iki işveren şirket kayıtlarının karşılaştırılmasıyla da anlaşılacak olduğunu, aynı sebeple müvekkilinin davacı şirketin bütün İŞLERİNİ VE İŞ İLGİLİ SIRLARINI, İŞ ÇEVRESİNİ bildiğinin de ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin davacı şirkette yaptığ iş ile halen çalıştığı şirkette (ve hatta daha önc eçalıştığı şirkette) yaptığı işin aynı olmadığını, bunun gibi ; "KALİTE KONTROL"ün, firmanın ürettiği ürün ile ilgili yapıldığını, bir başka deyişle her "KALİTE KONTROL" işinin, AYNI ÜRÜNLERİN KONTROL EDİLDİĞİ ANLAMINA GELMEYECEĞİNİ, sektörün aynı olmasının dahi kontrol edilen ürünlerin aynı olduğunu göstermediğini, dolayısıyla soyut şekilde ifade edilen KALİTE KONTROL görevinin son derece geniş bir başlık altında herhangi bir ürünün KALİTESİNİN KONTROL EDİLMESİ olarak görülmesi gerektiğini, herhangi bir ürünün kalitesinin kontrol edilmesinin, her KALİTE KONTROL bölümü faaliyetinin aynılık taşımadığını da göstermekte olduğunu, gerçekten de -şirketlerin faaliyet konuları aynı olsaydı dahi- KALİTE KONTROL işi ÜRETİM işi olmadığı gibi, aynı ürünlerin de kontrol edildiği anlamına gelmeyeceğini, öte yandan müvekkilinin halen çalıştığı ...... MAK. SAN. VE DIŞ. A.Ş. firmasının, KAĞIT ticareti yapan bir firma olduğunu, davacı gibi kimyasal üretim yapmadığını, bu durumda müvekkilinin aynı sektörde bir firmada çalıştığından da söz etmenin mümkün olmadığını, bu sebeple de rekabet yasağı ihlali gerçekleşmemiş olduğunu, TBK. 420/1. maddesindeki emredici hüküm gereğince davaya konu iş sözleşmesindeki ceza koşulunun geçersiz olduğunu, davaya konu REKABET YASAĞININ, ayrıca değil, iş sözleşmesinin içeriğinde düzenlenmiş olduğunu, TBK. madde 420'de "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir" denilerek sadece işçi aleyhine düzenlenen ceza koşulunun geçersiz olduğunun hüküm altına alınmış olduğunu, davaya konu iş sözleşmesi incelendiğinde müvekkilinden 10 aylık brüt ücretin cezai şart olarak talep edildiği 4. Madde hükmünün sadece İŞVEREN LEHİNE düzenlendiğinin açıkça görülecek olduğunu, sırf bu yönüyle dahi müvekkilinden cezai şart talep edilemeyeceğini, müvekkili ile davalı işveren arasında düzenlenen iş sözleşmesinde yeralan 4. Maddede yeralan hükümün "Genel işlem koşulu" olduğunu, TBK 20. Maddesinde "Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz." şeklinde tarif edilmiş olduğunu, bu çerçeveden bakıldığında, iş ilişkisinin içinde sözleşmede tek yanlı hükümler içeren bu maddenin GENEL İŞLEM KOŞULU niteliğinde olmasına rağmen, işten çıkarılma ve iş bulma baskısı altında olan müvekkilinin iş sözleşmesini imzalamak zorunda kaldığının kabul edilmesi gerektiğini, çalışma hürriyetinin sınırlandırılamayacağını, davacı yanca, taraflar arasındaki sözleşmede bulunan REKABET YASAĞI başlıklı hüküm gereğince müvekkilinden 10 aylık brüt ücret tutarında cezai şart talep edilmekte olduğunu, söz konusu iş sözleşmesinde "2 yıl müddetle İstanbul Bölgesi sınırları içinde İşveren şirketle aynı iş kolunda bir firmada, aynı faaliyet konularında, çalışamaz, ortak olamaz, danışmanlık yapamaz, kendisi ya da 1. Derece akrabaları adına işletme kuramaz" denilerek sözleşme dışı kişilerin dahi çalışma özgürlüğüne müdahale edilecek şekilde hüküm koyulmuş ve buna uyulmamasının hukuka aykırılık olarak huzurda sunulmuş olduğunu, bu son derece geniş çizilen ve makul olamayacak kadar uzun süre ile belirlenen sürede müvekkilinin bildiği ve eğitimini aldığı bir işte çalışamaması, bir anlamda açlığa mahkum edilmesi olduğunu, bu düşünceyi hukukun koruyamayacağını, davacının, sözleşmedeki bu hükmün, 24 ay müddetle İstanbul bölge sınırları içinde ve aynı konuda faaliyet gösteren bir şirkette çalışmama yükümünü kapsadığını iddia etmiş olduğunu, sınırları bu şekilde geniş ve soyut olarak çizilen REKABET YASAĞI"nın Anayasa ile korunan düzenlenen ÇALIŞMA HAKKININ ÖZÜNE DOKUNDUĞUNUN kuşkusuz olduğunu, soyut şekilde düzenlenen rekabet yasağı kapsamında somut zarar oluşmadıkça cezai şart talep edilemeyeceğini, öncelikle REKABET YASAĞI nın geçerli olabilmesi için ; işverenin korunmaya değer bir menfaatinin olması gerektiğini, işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülemeyeceğini, davacının zararını ispatla yükümlü olduğunu, talep edilen cezai şartın fahiş olup olmadığı hususunun mahkememiz takdirinde olduğunu, müvekkili KİMYA sektöründe bir firmada davacı şirketten ayrıldıktan sonra işe girmiş ise de bu şirkette hem davacı şirketin üretim faaliyetlerinde bir konuda çalışma yapmamış ; hem de yapmış olsaydı dahi davacı şirketin üretim sırlarına ve diğer gizli bilgilerine vakıf olmadığı için rekabet yasağını ihlal etmemiş olduğunu, aksi varsayılsaydı dahi sözkonusu ....... şirketinde müvekkilinin çalışma süresi 4 ay ile sınırlı olduğundan davacı yanca talep edilen tazminat tutarının fahiş olduğunu beyanla; huzurdaki haksız ve suiniyetli davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretini karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükmün ihlali sebebiyle kararlaştırılan cezai şart bedelinin tazmini istemine ilişkin olup, uyuşmazlık; davacının, davalıdan iş sözleşmesinde kararlaştırılan bu hüküm sebebiyle cezai şart talep edip edemeyeceğin, cezai şart koşulunun geçerli olup olmadığı, davalının çalıştığı firmaların davacı ile aynı iş kolundan faaliyet gösterip göstermediği, davalının davacı şirkette çalıştığı esnada ticari sırlara vakıf olup olmadığı, cezai şart talebi koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarındadır.
Eldeki davanın 7036 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 12/01/2023 tarihinde açılmış olmasına ve davacı işverenin talebinin davalı işçinin sözleşmenin feshinden sonra rekabet yasağına aykırı davranışı nedeni ile cezai şart talebinin iş sözleşmesinin 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5/1-a maddesine göre davaya, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuki uyuşmazlığın İş Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiği, davanın uyuşmazlığın Mahkememizin görevine girmediği, 25/10/2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğü giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanuna göre TBK' nun hizmet sözleşmesine ilişkin 6. Bölüm düzenlenen hususlara ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklı davalara bakma görevinin İş Mahkemesine (İşM. m 5/1-a ) ait olduğu, mahkemenin görevli olmasının(HMK m.114/1-c) dava şartlarından olduğu, mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığının, davanın her aşamasında kendiliğinden(HMK m. 115/1) nazara alınacağı, tespit edilen dava şartı noksanlığının giderilmesinin mümkün olmadığı sonuç ve vicdani kanaatine(Ay. m.138) varılarak yargılama harç ve giderleri görevli mahkemede değerlendirilmek üzere Mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve mahkememizin görevli olmaması nedeniyle, HMK'nın 114/.1.(c).b,115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan reddine, görevli mahkemenin Bakırköy İş Mahkemesi Olduğuna karar verilmiştir.
Mahkememizin 13/01/2023 tarih ve ...... Esas ..... Karar sayılı ilamı İstinaf edilmiş olmakla; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin 08/06/2023 tarih ve ...... Esas ...... Karar sayılı ilamı ile; "Mahkememizce, görevsizlik kararının 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. Maddesindeki iş mahkemelerinin görev alanına ilişkin düzenlemeye dayandırıldığı, 7036 sayılı kanunun . maddesinde, "(1) İş Mahkemelerinin;.... 6098 sayılı TBKnun ikinci kısmının altıncı bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,.. ilişkin dava ve işlere bakar." denildiği, anılan düzenleme ile mülga 5521 sayılı kanun'un 1. maddesinden farklı olarak, iş kanunu kapsamında kalmayan ve sadece TBK'nın hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi çalışanlara ait uyuşmazlıklar da iş mahkemelerinin görev alanına alındığı, gerek 5521, gerekse 7036 sayılı kanunun iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen hükümlerde sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakma görevini iş mahkemelerine verdiği, aralarındaki farkın, İş Kanunu kapsamında kalmayıp sadece TBK'nın hizmet sözleşmesine tabii olanlara ilişkin sözleşmelerden kaynaklı hukuk uyuşmazlıklarının da iş mahkemesinin görev alanına alınmasından ibaret olduğu, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde yapılan düzenlemenin, TTK'nın 4/1.c maddesini ortadan kaldırdığından söz edilemeyeceği, Yargıtay 11. HD'nin, 3 Aralık 2021 tarihli ve ...... esas, ..... karar sayılı uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararıyla “TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı kanunun 5. maddesi uyarınca asliye ticaret mahkemelerine ait olduğu karara bağlanmış olup, bu kararın mahkemeler açısından bağlayıcı olduğu, mutlak ticari dava niteliğinde olan uyuşmazlığı çözüme bağlamaya asliye ticaret mahkemesi görevli iken, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği, açıklanan nedenlerle, mahkememizin 13/01/2023 Tarih ...... Esas - ..... Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)a-3 gereği KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın mahkememize GÖNDERİLMESİNE" karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin 08/06/2023 tarih ve ..... Esas .... Karar sayılı ilamı uyarınca yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememizin 16/01/2024 tarihli celsesinde davacı tanığı ....... 'in hazır bulunduğu tanığın beyanında; "ben yaklaşık 19 yıldır davacı şirkette depo sorumlusu olarak çalışıyorum, davalıda aynı şirkette Ar-ge sorumlusu olarak çalışıyordu, gelen ürünleri ben teslim alıp, numune almak kalite kontrolünü yapmak ve reçete çalışmak üzere davalıya verirdim, davalı çalışmakta olduğumuz şirkette Ar-ge biriminde kalite kontrol sorumlusu olarak çalışıyordu, davalı gelen ham maddelerin kalite kontrolünü yapıyordu, davalı bu işi yaparken şirketin kullanmakta olduğu formülleri biliyordu, bu formülleri bilmeden kalite kontrolü yapması mümkün değildir" şeklinde beyanda bulunduğu, Davacı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: "ben duyduğum kadarıyla davalı çalışmakta olduğumuz şirketten ayrıldıktan sonra ...... isimli şirkette çalışmıştır, bu şirket ile çalıştığım şirketin çalışma konuları aynıdır, biz fabrikada üretilen ürünlerin de kalite kontrolünü yapıyorduk" şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: "davalının yapmakta olduğu iş tanımında gelen ham maddelerin içeriğini, şirketin kullanmakta olduğu içeriğe uygun olup olmadığını ve buna göre kalite kontrolünü yapmakta idi, biz davalı ile aynı katta çalışıyorduk, odalarımız farklı idi ancak kimin hangi işi yaptığını aramızdaki iş bölümü gereğince biliyorduk, ben davalının işe girerken ki imzaladığı sözleşmeyi imzalamasına ilişkin herhangi bir görgü ve bilgiye sahip değilim" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Mahkememizin 19/03/2024 tarihli celsesinde davalı tanığı ...... 'ün hazır bulunduğu tanığın beyanında; " ben ...... satış uzmanı olarak yaklaşık 2 yıldır çalışıyorum, ben davalı ile şuan aynı yerde çalışıyorum, aynı zamanda öncesinde ...... da birlikte çalışmıştık, davalı ..... kalite kontrol sorumlusu olarak çalışıyordu, davalı ..... çalışırken ticari sırlara vakıf değildi, ticari sırlara yalnızca şirket yetkilileri ve Ar-ge müdürü vakıftır, reçeteleri Ar-ge müdürü yapar, davalı şuanda da ...... kalite kontrol sorumlusu olarak çalışıyor, davalının öncesinde edindiği bilgileri şuan ki iş yerinde kullanması gibi bir durum söz konusu değildir, şirketlerin iştigal konuları çok farklıdır, ...... dijital baskı kağıdı imal etmektedir, ..... ise baskı boyası yapıyor" şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: "reçeteleri Ar-ge sorumlusu üretmektedir, üretilen reçeteler için kodlar girilmektedir, kodlarda yer alan ürünün ne olduğunu Ar-ge sorumlusu haricinde çalışanlar bilmemektedir, ben davacı firmada işe girdikten sonra bana da rekabet yasağının bulunduğu bir sözleşme imzalatmışlardı" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Mahkememizin 19/03/2024 tarihli celsesinde davalı tanığı ...... 'un hazır bulunduğu tanığın beyanında; "ben şuan dava dışı bir firmada satış müdürü olarak çalışıyorum, öncesinde davacı firmada yaklaşık 14 yıl çalıştım, davacı firmada yaklaşık 10 yıl satış departmanında çalıştım, sonrasında ise satış müdürü oldum, çalıştığım dönemde davalı da Ar-ge de kalite kontrolde çalışıyordu, davalının davacı firmada çalışmış olduğu süreçte üretim sırlarına vakıf olması gibi bir durumu söz konusu değildi, reçeteleri yalnızca firma sahipleri ve Ar-ge müdürü biliyordu, üretilen ürünler için kodlar oluşturuldu, üretilen ürünlerin reçetesini firma sahipleri ve Ar-ge müdürü dışında birinin vakıf olması mümkün değildi" şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: "bende davacı firmada işe başladıktan sonra haksız rekabete ilişkin sözleşme imzalamıştım" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
6098 sayılı TBK. md. 444, haksız rekabetin koşulu olarak şu hükmü içermektedir: "Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir."
Rekabet yasağının sınırlandırılmasına ilişkin md. 445 ise, "Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek, biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımımdan uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz."
Taraflar arasında imzalanan Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin sır saklama ve rekabet yasağı başlıklı 4. maddesi uyarınca; davalının, iş sözleşmesinin hangi sebeple sona ererse ersin sona ermesinden sonra 24 ay boyunca İstanbul bölge sınırları içerisinde çalışmaz, ortak olamaz, danışmanlık yapamaz, kendisi ya da birinci dereceden akrabaları adına işletme kuramaz ya da kuduramaz hükümlerinin yer aldığı, davalı tarafın belirtilen düzenlemeye aykırı hareketin tespiti halinde 10 aylık brüt ücretin toplamı tutarında cezai şartı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmıştır.
TBK'nin 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer, zaman ve işin türü bakımından sınırlama öngörüldüğü gibi, aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, taraflar arasındaki hizmet sözleşmenin TBK'nin 445/2. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi davalı hizmet sözleşmesinin sona erme tarihinden itibaren 24 ay süre ile rekabet etmeme yükümlülüğü altına girmiştir. Sözleşmede belirlenen rekabet yasağının süresi TBK m.445/l'de düzenlenen üst sınırı aşmamaktadır. Dolayısıyla rekabet yasağının süre unsuru yönünde Kanuna uygun olduğu anlaşılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun cevabi yazısından anlaşıldığı üzere, davalı ....... 'ın 09.12.2011 davacı şirkete ait iş yerinde kimyager olarak işe başladığı, 14.02.2022 tarihinde kalite kontrolcü olarak işten ayrıldığı, davalı ...... 'ın davacı şirketin işinden ayrıldıktan sonra 03.03.2022 tarihinde kalite kontrol sorumlusu meslek koduyla dava dışı ...... Makine.... A.Ş..'de adlı benzer meslek kolunda faaliyet gösteren işyerinde çalışmaya başlamıştır. Dolayısıyla davalının süre yönünden rekabet yasağı kaydına aykırı davrandığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki rekabet yasağı kaydı davalının (işçinin) davacı şirketin faaliyet gösterdiği alanlarda çalışmasını yasaklamaktadır. Davalı ..... 'nun davacı şirketin işinden ayrıldıktan sonra 03/03/2022 tarihinde kalite kontrol sorumlusu meslek koduyla dava dışı ...... Makine.... A.Ş..'de adlı, aynı meslek kolunda faaliyet gösteren işyerinde çalışarak konu bakımından da rekabet yasağına aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Sözleşmedeki rekabet yasağı kaydı yer sınırlaması da ön görmekte olup davacı şirkete ve dava dışı ...... Makine.... A.Ş..'ne ait ticaret sicil kayıtlarında her ikisinin de adresinin İstanbul olduğu görülmüştür. Davalının çalıştığı her iki işyeri aynı il sınırları içerisindedir. Her ne kadar davalının davacı şirkette çalışmakta olduğu dönemde meslek kodu ilk olarak kimyager sonrasında ise kalite kontorlcü olarak belirtilmiş ise de, kalite kontrol işinin yapılabilmesi için de kimya bilgileri ne vakıf olması gerektiği dikkate alınarak davalının davacı şirkette ve ..... Makine.... A.Ş..'de aynı meslek kodu ile çalıştığı kabul edilmiştir. Bu kapsamda taraflar arasında akdedilen sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 2. maddesinin geçerli olduğu, davalının davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren firmada ve öngörülen rekabet süresi içinde çalışmaya başlaması ve davacı firma ve davalının çalışmaya başladığı firmada üstlendiği görev dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen ve rekabet yasağının düzenleyen sözleşmenin 4. maddesinin ihlali niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 182/son maddesi uyarınca, fahiş ceza koşulunun tenkisi gerekir. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı tarafların ekonomik durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü olarak alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarı hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir (Yargıtay 3. HD'nin 2022/1283 E- 2022/9035 K sayılı, 29.11.2022 tarihli emsal kararı).
Taraflar arasında yer alan sözleşmenin 4. maddesinde ceza tutarının 10 aylık brüt ücretin toplam tutarı kadar olacağı kararlaştırılmıştır. SGK kayıtları uyarınca davalının 10 aylık brüt ücretinin 58.385,10 TL olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, tarafların sözleşmede kararlaştırdıkları ceza koşulunun miktarı, sözleşmenin sona eriş şekli, davalının eylemleri, davalının çalışma süresi ve çalışması sırasında elde ettiği gelir durumu dikkate alındığında, 10 aylık brüt ücretin toplamı tutarında cezai şart talebinin hakkaniyete uygun olmadığı düşünülerek ve dava dilekçesindeki talep de dikkate alınarak, TBK182/son madde hükmü uyarınca cezai şarttan indirim yapılması yoluna gidilmiş olup bu kapsam da açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; TBK 182/son maddesi uyarınca takdiren % 70 oranında tenkis suretiyle verilen 17.515,53 TL cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş, Mahkemece takdiri indirim yapıldığından davalı lehine ve davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği düşünülerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere
AÇILAN DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;
1-TBK 182/2 maddesi uyarınca takdiren %70 oranında tenkis suretiyle belirlenen 17.515,53 cezai şart alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2-Alınması gereken 1.196,49 TL harçtan peşin alınan 997,08 TL harcın mahsubu ile bakiye 199,41 TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinden kabul oranı ret oranı dikkate alınarak hesaplanan 936,00 TL'nin davalıdan 2.184,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
4-Davacı tarafça sarf edilen ilk dava açılış harç gideri 1.176,98 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı tarafça sarf edilen tebligat ve posta masrafı 722,75 TL yargılama giderinden kabul oranı (%30,00) ret oranı (%70,00) dikkate alınarak hesaplanan 216,83 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
6-Davalı tarafça sarf edilen 42,00 TL yargılama giderinden ret oranı dikkate alınarak hesaplanan 29,40 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davalı üzerinde BIRAKILMASINA,
7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 17.515,53 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
8-Dava konusu cezai şarttan takdiren indirim yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine İADESİNE,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.28/05/2024
Katip ......
Hakim .....
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!