WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

BAKIRKÖY 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/79 Esas
KARAR NO : 2024/426

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 28/01/2020
KARAR TARİHİ : 30/04/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 09/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; 17/03/2018 tarihinde, saat 13:40 sularında, ... Mah. ... Sokak üzerinde sağa dönüş manevrası yapan .... plakalı araç sürücüsü davalı ....'un, söz konusu sokak üzerinde karşıdan karşıya geçişi esnasında ve geçişini tamamlayarak karşı yaya kaldırımına ulaşmak üzere olan davacı müvekkiline çarparak müvekkilinin yaralanmasına neden olduğunu, çarpmanın etkisiyle ayağı kaldırım ve araba arasına sıkışan müvekkilinin yere savrulmuş ve acılar içinde kalmış olduğunu, .... Hastanesi'ne kaldırılan müvekkiline sağ ayak bileği ezilme yaralanması tanısı konulmuş olduğunu, yapılan tetkikler neticesinde eve dönen müvekkilinin ağrılarının dinmemiş olduğunu, .... Hastanesi'ne muayene olmak için giden müvekkilinin sağ ayağında çatlak olduğunun söylenilmiş ve ayağının alçıya alınmış olduğunu, kaza sonrasında müvekkilinin, araç sürücüsü davalı ...'tan şikayetçi olduğunu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan bilirkişi raporunda ; .... plaka sayılı otomobil sürücüsü davalı ....'un 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 53/1-A ( Sağa Dönüş Kuralları ve Manevraları), 67/1-A ve 84/F (Araç Sürücüleri Trafik Kazalarında Doğrultu Değiştirme Manevralarını Yanlış Yapma Hallerinde Asli Kusurlu Sayılırlar) maddelerinde belirtilen kuralları ihlal etmekle, olay mahallinde yolun fiziki yapısı ile mahallin yaya trafiğini de dikkate alarak, tüm dikkatini yola vererek olabilecek bir tehlikeye karşı tedbirler alacak şekilde müteyakkız olması gerekirken, aracı ile dönüşü sırasında katıldığı .... Sokak üzerinde karşıdan karşıya geçmek üzerinde olan ve karşıdan karşıya geçişini tamamlamak üzere olan davacı müvekkilini zamanında fark etmeyerek ve geçişini tamamlamasını beklemeden hareketine devam ederek ve sağa dönüşü sırasında kavşak noktasında karşıdan karşıya geçmekte olan yayalara (müvekkiline) ilk geçiş hakkını vermesi bir zorunluluk olmasına karşın bu hukuk kuralını dikkate almayarak aracı ile dikkatsiz ve tedbirsiz olarak ilerlediği sırada gerçekleşen ve aracın sesli ve ışıklı cihazlarıyla uyarılarda bulunmadan müvekkiline çarparak yaralanmasına neden olduğu yaralanmalı trafik kazasının gerçekleşmesinde, davalı araç sürücüsünün kendisinden beklenen en basit dikkat ve özeni asgari düzeyde dahi göstermeyerek önceden teknik olarak belirlenmiş önemli ve emredici hukuk kurallarını açık ve net bir şekilde ihlal ettiğinden 1.DERECEDEN ASLİ TAM KUSURLU OLDUĞUNUN belirtilmiş olduğunu, nitekim davalı araç sürücüsünün, Polis Merkezi Amirliği'nce alınan ifadesinde, müvekkiline aracının sağ ön tampon kısmı ile çarptığını ve çarpma sonucu müvekkilinin ayağına zarar geldiğini gördüğünü de beyan etmiş olduğunu, meydana gelen yaralamalı trafik kazasından kaynaklı davalı araç sürücüsü ve davacı müvekkili arasında herhangi bir uzlaşma sağlanmamış ve davalı .... aleyhine Bakırköy ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin .... E. ... K. Sayılı dosyasından TCK 89/1 madde gereğince davalının tam kusurlu olduğu anlaşıldığından 100 tam gün karşılığı adli para cezası verilmiş ve sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmış olduğunu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca alınan bilirkişi raporu, davalı ...'un gerek soruşturma aşamasındaki gerekse de kovuşturma aşamasındaki ikrara dönük beyanları ve hakkında verilen hüküm çerçevesinde bahse konu yaralamalı trafik kazasının oluşumunda asli ve tam kusurlu olduğunun sabit olduğunu, araç sürücüsünün kusuruyla meydana gelen yaralamalı trafik kazası sonucunda taraflarınca zorunlu mali trafik sorumluluk sigortası kapsamında aracın sigortalı olduğu ... Sigorta Anonim Şirketi'ne müvekkilinin maddi zararlarının giderilmesi için 01/02/2019 tarihinde başvurulmuş, söz konusu sigorta şirketi ile e-mail üzerinden eksik evrakların tamamlanması vs işlemlerinden sonra şirketçe müvekkiline 25.500 TL tazminat uygun görülmüş olduğunu, tarafları ve sigorta şirketi arasında ibraname imzalanmış ve 25.500 TL'nin davacı müvekkiline ödenmiş, ancak yapılan araştırmalar neticesinde sigorta şirketince belirlenen miktar eksik bulunduğundan taraflarnıca sigorta şirketi ile telefon görüşmesi yapılmış olduğunu, müvekkilinin .... Hastanesi'nden aldığı sağlık kurulu raporunda söz konusu trafik kazasından kaynaklı müvekkili hakkında %8 maluliyet oranı belirlenmesine rağmen sigorta şirketi ile yapılan telefon görüşmesinde tazminat miktarının %4 maluliyet oranı üzerinden hesaplandığı bilgisinin tarafına verilmiş olduğunu, .... Sigorta Anonim Şirketi'nce yapılan maddi tazminata ilişkin ödeme eksik olup, söz konusu ibranamenin 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 111.maddesine göre geçersiz olduğunun sabit olduğunu, 10/10/2019 tarihinde taraflarınca sigorta şirketince eksik ödenen maddi tazminata ilişkin Bakırköy Arabulucu Bürosu'na başvuru yapılmış ve yapılan görüşmeler esnasında davalı .... Sigorta A.Ş. ile herhangi bir anlaşmaya varılamamış olduğunu, müvekkilinin, trafik kazası sonrası ayağında meydana gelen çatlak ve bu yaralanma sonucunda yaşadığı psikolojik travmadan kaynaklı .... Hastanesi, ... Hastanesi, .... Hastanesi, .... Hastaneleri'nde tedavi görmüş, müvekkili tarafından .... Hastanesi'nden alınan sağlık kurulu raporunda; Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniği'nce çekilen MR (emar) raporunda, kazadan kaynaklı olarak müvekkilinin ayağında subtalar eklem anteriourunda effüzyon izlendiği ve medial malleol komşuluğunda aksesuar kemik izlendiğinin tespit edilmiş, bu nedenle müvekkiline buz, NSAİD ve FTR tedavi yöntemleri önerilmiş, kazadan bu yana iki yıla yakın bir süre geçmesine rağmen müvekkilinni, halen yürümekte sıkıntı yaşamakta olduğunu, davalı araç sürücüsünün neden olduğu kazadan ötürü müvekkilinni, yaralarının iyileşmesi ve psikolojik olarak toparlanması için 4 aya yakın bir süre işinden uzak kalmış olduğunu, bu süre zarfında eşi de çalışmayan müvekkilinin, elinde avucunda biriktirdiği ne parası varsa onlarla idare etmek zorunda kalmış, müvekkiline doktorlarca en az 8 ay dinlenmesi gerektiği / bilgisi verilmişse de müvekkilinin, bu dinlenme süresi içerisinde 3-4 aya yakın bir süre çalışamamış ve geri kalan sürelerde tek ayakla çalışmasını sürdürmüş olduğunu, müvekkilinin çalışamadığı bu süre içinde geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanarak, müvekkilinin kaza olmasaydı çalıştığı takdirde edineceği ücret ve sosyal ödeneklerin iadesini talep ediyor olduklarını, müvekkilinin, oluşan yaraların tedavisi için defalarca hastaneye gitmek zorunda kalmış ve hastanelere her gidiş gelişinde taksi ve araba (Diyarbakır) kullanmış olduğunu, keza hastanede kaldığı ve evde kaldığı süre boyunca da bakıcıya ihtiyaç duymuş olduğunu, meydana gelen kaza neticesinde müvekkilinin, eşi ve çocuklarıyla ilgilenenemiş ve ev işlerini yapamaz hale gelmiş, çocuklarına bakıcı tutmak zorunda kalmış olduğunu, davacı müvekkilinin, söz konusu olay meydana gelmeden önce .... KONFEKSİYON adlı bir tekstil firmasında makinacı olarak aylık 2.000 TL maaşla çalışmakta olduğunu, davalı araç sürücüsünün ağır ve tam kusuru nedeniyle meydana gelen kaza neticesinde müvekkilinni, tamamıylen ayak gücüne bağlı olarak çalıştığı işyerinden ayrılmak zorunda kalmış olduğunu, bu nedenle de müvekkilinin, geçim kaynağı olan maaşından mahrum kalmış olduğunu, müvekkilinin, söz konusu kaza sonrasında psikolojik anlamda ciddi bir şekilde yıpranmış, dışarıda yürüme esnasında sürekli arkasından bir araba çarpacağı telaşına kapılmış ve kendisinde kaygı bozukluğu oluşmuş olduğunu, müvekkilinin, evli ve 3 çocuk annesi olduğunu, kaza sonrasında müvekkilinde meydana gelen travma sebebiyle müvekkilinin eşi ile çeşitli sıkıntılar yaşamış ve boşanma aşamasına kadar gelmiş olduğunu, müvekkilinin, kendisinde kronik bir hastalığa dönüşen kaygı bozukluğundan kaynaklı halen tedavi görmekte olduğunu, kazadan sonra davalı araç sürücüsünün, müvekkilinin ev adresini bilmesine rağmen durumunun nasıl olduğunu sormaması ve kaza sonrası yukarıda açıkça belirtilen durumlar neticesinde müvekkilinin, derinden yaralanmış olduğunu, kaza sonrası oluşan maddi sıkıntılar kadar manevi sıkıntıların da müvekkilinin hayatına zora sokmuş olduğunu, söz konusu durumlardan ötürü bedensel bütünlüğü zarar gören müvekkilinin çektiği üzüntü ve sıkıntıların giderilmesi gerektiğini, Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere manevi tazminat olarak takdir olunacak tutarın, sadece olay sırasında duyulan değil, olay nedeniyle bütün hayat boyu duyulacak ve çekilecek olan elem ve acıya karşılık olarak takdir edilen bir meblağ olduğunu, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun haksız fiile ilişkin hükümleri çerçevesinde müvekkilinin manevi tazminat hakkı doğmuş olduğunu, müvekkilinin herhangi bir işte çalışmamakta ve herhangi bir gelire sahip olmadığını, müvekkilinin yargılama masraflarının karşılayacak durumu bulunmadığını, müvekkilinin ... İlçesi .... Mahalle Muhtarlığı'ndan aldığı fakirlik belgesinin ekte mevcut olduğunu, bu nedenle öncelikle müvekkilinin yararına adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesini talep ediyor olduklarını beyanla; davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; adli yardım taleplerinin kabulüne, HMK 107. Maddesi (belirsiz alacak davası) uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, maddi tazminat yönünden şimdilik 100 TL'nin ve 20.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden (17/03/2018) itibaren işletilecek yasal faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte araç sürücüsünden tahsiline, Sigorta Şirketi yönünden, bakiye maddi tazminatın (FAZLAYA İLİŞKİN HAKLARI SAKLI KALMAK KAYDIYLA ŞİMDİLİK 100 TL) olay tarihinden (17/03/2018) itibaren işletilecek yasal faiziyle, sorumluluk sınırlarına göre yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, araç sürücüsünün taşınır - taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı .... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; 17.03.2018 tarihinde müvekkilinin kullanmakta olduğu araç manevra yapacağı sırada kaldırım kenarında bulunan davacının yere düştüğünü görerek aracından inmiş ve bilinçli ve sorumlu bir vatandaş olarak hareket ederek davacıyı .... Hastanesine götürmüş olduğunu, hatta kaza esnasında sokaktan geçmekte olan vatandaşların müvekkilini "sen çarpmadın kadın kendisi düştü" şeklinde teselli etmiş olduklarını, müvekkilinin ciddi hiçbir yaralanması olmayan davacı ile görüşmüş, helalleşmiş, ilaçlarını dahi kendisi alarak davacıya teslim etmiş olduğunu, hastanede yapılan ilk muayenede "sağ ayak laeral malleol üzerinde hassasiyet ve dermarazyon mevcut" şeklinde rapor düzenlenmiş, yine 30.03.2018 tarihinde yani olaydan 13 gün sonra çekilen sağ ayak x-ray (D-P ve Oblik;iki yönlü) röntgende "osseoz patoloji saptanmamıştır, yumuşak doku planları doğladır." şeklinde radyoloji raporu düzenlenmiş, yani olaydan 13 gün sonra kırık olmadığı gibi yumuşak dokularda dahi bir probleme rastlanmamış olduğunu, daha sonra davacı tarafın 03.04.2018 tarihinde kaza sebebiyle müvekkilinden şikayetçi olduğunu, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan ...Esas sayılı davada 17.10... tarihinde yani Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen ... sayılı sonuç rapor ile kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLMADIĞININ, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNUN, kişinin vücudunda kemik kırığı tarif edilmediğinin bildirilmiş olduğunu, bu bilirkişi raporu göz önünde tutularak müvekkilinin taksirle adam yaralama suçundan "katılana çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiği vicdani kanaatine varılarak" cezalandırılmış olduğunu, daha sonra müvekkili arabulucu tarafından çağrıldığında kendisi aleyhine dava açılacağını öğrenmiş ve huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın ikame edilmiş olduğunu, müvekkiline yapılan ilk dava dilekçesi ve ekleri tebligatının TK md 21 e göre muhtara yapılmış, müvekkilinin muhtardan 24.02.2020 tarihinde tebligatı aldığından dolayı tebliğ tarihinin bu tarih olarak kabul edilmesi gerektiğini, huzurdaki davada dava şartı olarak arabuluculuk aşamasının zorunlu olduğunu, davacının dava açarken arabuluculuk son tutanağını sunmak zorunda olduğunu, huzurdaki davada karşı tarafın dava açılırken arabuluculuk tutanağını sunmamış olduğunu, bu durumun mahkememizce tespit edilerek, 29.01.2020 tarihli tensip tutanağının 7 nolu ara kararı ile bir haftalık kesin sürenin, davacı vekiline 29.01.2020 tarihinde e-tebligat olarak tebliğ edilmiş olduğunu, e-tebligat yasa gereği 03.02.2020 tarihinde okundu kabul edilmiş olduğunu, buna göre kesin sürenin 10.03.2020 tarihinde sona ermiş, ancak uyapta arabuluculuk tutanağının sunulmuş olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı gibi karşı taraf vekilinin sunmuş olduğu delil dilekçesinin de 11.03.2020 tarihinde sunulmuş olduğunu, dolayısı ile kesin süreye riayet edilmediğinden tensip tutanağının 7 nolu ara karar gereğince dava şartı eksikliğinden davanın reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, müvekkilinin olay anında aracı ile davacıya çarpmamış olduğunu, dava konusu olayın olduğu anda müvekkilinin aracı ile manevra yaparken kaldırım kenarında bir kadının düşmüş olduğunu görerek aracından inmiş ve yardım etmiş olduğunu, kadının beyanları ile kendisinin çarpmış olduğunu düşünse de görgü tanıklarının kadının kendi kendine düşmüş olduğunu müvekkiline beyan etmiş olduklarını, olay anında aracın içerisinde bulunan müvekkilinin eşi ....'un konuyla alakalı olarak tanık olarak dinlenmesini talep ediyor olduklarını, olay anında sokakta olan diğer tanığa ise halen ulaşmaya çalıştıklarını, ulaştıkları takdirde mahkememize tanık olarak bilgilerini sunacak olduklarını, yapılan ceza yargılamasında verilen hükme esas teşkil eden tek ifaderir müvekkilin kollukta vermiş olduğu beyanlar olduğunu, şikayet üzerine müvekkili beyan vermeye gittiğinde ifade alan polislerin zaten müşteki beyanlarını esas alarak hazırlamış oldukları ifadeyi müvekkiline imzalatmış olduklarını, müvekkilinin bu ifade tutanağını imzaladıktan sonra ifade alan polis memuruna "aracımın sağ ön tampon kısmı ile istemeden çarptım" şeklindeki beyan ile ilgili olarak; ben böyle bir şey söylemedim bunu çıkaralım dediğinde, "mahkemede tekrar ifade vereceksin orada söylersin" şeklinde karşılık almış olduğunu, vekil olmaksızın alınan bu ifadenin doğruluğunu ve geçerliliğini asla kabul etmediklerini, Bakırköy .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile devam eden yargılamanın 10.09.2019 tarihli duruşmasında da müvekkili tarafından bu hususun hakim karşısında dile getirilmiş, ancak mahkemece bu beyan dikkate alınmayarak, beyan ile ilgili araştırma yapılmadan eksik inceleme ile karar verilmiş olduğunu, karşı tarafın kötü niyetli hareket etmekte olduğunu, celp edilen ceza dosyası incelendiğinde rapor ile birlikte yargılama sürecinin ayan beyan ortada olduğunu, tarafların beyanları ile olay sırasında ve sonrasında yaşanan sürecin açıkça görülmekte olduğunu, mahkememizden ceza yargılamasında yaşanan süreci tahlil ederek tarafların amaç ve yöntemlerinin doğru tespit edilmesi talep ediyor olduklarını, olay sonrasında hastane polisinin dahi tarafların yanına gelmiş ve davacıya sorarak tutunak tutmayı gerektirecek bir durum olmadığından işlem yapmamış olduğunu, bu hususun dahi gelinen noktada aleyhlerine sonuçlar doğurmuş olduğunu, zira o gün müvekkiline teşekkür eden, hiç bir sorun olmadığını beyan eden davacının, daha sonra ne olmuşsa(!) tam tersi bir tavır içine girerek müvekkilinden bitmek tükenmek bilmeyen talepler sıralamaya başlamış olduğunu, müvekkilinin ceza yargılaması bitene kadar ciddi bir şey olmadığını düşünerek ve ekonomik olarak aile bütçesine yük getirmemek adına avukat dahi tutmamış olduğunu, müvekkilinin naifliği ve iyiniyeti suistimal edilerek ardı arkası gelmeyen talepler karşısından müvekkilinin, bu işin ödemiş olduğu 2.000 TL adli para cezası, 2.725 TL karşı vekalet ücreti, 442 TL yargılama gideri ile sınırlı kalmayacağını anlamış olduğunu, tamamen kötü niyetli olarak ve hukuku alet ederek işlemler yapan karşı taraf ile mücadele edebilmek adına avukatlarla görüşmeye başlamış olduğunu, ceza yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporun esas olduğunu, müvekkili hakkında yapılan şikayet sonucu yapılan ceza yargılamasından olay anında gidilen hastahanenin raporları yeterli görülmeyerek Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış olduğunu, 17.10.... tarihinde yani Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen ... sayılı sonuç rapor ile kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLMADIĞININ, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNUNU, kişinin vücudunda kemik kırığı tarif edilmediğinin bildirilmiş olduğunu, bu raporun hükme esas alınarak karar verilmiş olduğunu, zira olaydan 7 ay sonra alınan adli tıp kurumu raporunda ne maluliyet oluşturacak bir durumdan ne de herhangi bir kırıktan bahsedilmekte olduğunu, olaydan hemen sonra .... Hastanesi'nde yapılan tetkiklerinde bu raporu desteklemekte olduğunu, bu hali ile dava dilekçesinde bahsedilen manevi tazminata neden olarak gösterilen gerçek dışı ve abartılı ifadelerle dolu olduğu her halinden belli olan olayların hiçbirinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını, yaşanan olay nedeniyle ne işe gidemeyecek bir durum, ne eşi ve çocukları ile problem yaşanacak bir durum, ne psikoloji bozacak bir durum mevcut olmadığını, karşı tarafın tüm taleplerine dayanak olarak gösterdiği ... Hastanesinden alınan raporun olay tarihinden tam 1 yıl 5 gün sonra alınmış olduğunu, olayın ardından 1 yıl geçtikten sonra alınmış olan bu raporun olayla illiyet bağı kalmamış olduğunu, aradan geçen zaman zarfında davacının başına ne gelmiş olabileceğinin taraflarınca ya da sayın mahkememizce bilinebilmesinin mümkün olmadığını, olayın ardından alınan hastane raporları ve ceza yargılaması sırasında mahkemece alınmış olan adli tıp raporu bulunmaktayken 1 yıl sonra ve diğer raporla aykırı olarak düzenlenmiş olan işbu raporun taraflarınca kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, bu raporun mahkememizce hükme esas alınmasının da yine mümkün olmadığını, rapor incelendiğinde tamamen davacının beyanları doğrultusunda düzenlenmiş olduğunun anlaşılmakta olduğunu, raporda ayağın bir hafta alçıda kaldığının davacı tarafından beyan edilmiş, ancak taraflarında böyle bir bilgi olmadığı gibi davacının da bu ana kadar ayağının alçıya alındığına dair bir beyanı olmadığını, zira ayağın alçıya alınmasını gerektirecek bir durumun hiçbir zaman tespit edilmemiş olduğunu, yine işbu raporda "sonrasında takibe gitmemiş" ifadesi yer aldığını, yani davacının olaydan sonra dava dilekçesinde belirtilen tüm zorlukları yaşamış ancak rahatsızlığı nedeniyle takibe gitmediğini beyan etmekte(?) olduğunu, takibe gitmemiş olduğu ikrarının ise dava dilekçesinde iddia edilen tüm tedavileri, tüm tedavi masraflarını ve dolayısı ile manevi tazminata delil olarak gösterilen tüm olayların yalanlanması niteliğinde olduğunu, bu beyanların hayatın olağan akışı ile uzaktan yakından alakası bulunmadığını, bu raporun sigorta şirketine yapılan başvuru ve huzurda ikame edilmiş davaya delil olarak sunmak ve tazminat miktarını arttırmak adına tamamen kötü niyetli olarak davacı beyanları ile sonradan alınmış olduğunu, manevi tazminat talebinin kötü niyetli ve fahiş olduğunu, olay yaşandığından beri karşı tarafın kötü niyetli tutumu ve devamlı gelen talepler karşısında müvekkilinin mağdur olduğunu, müvekkili emekli olup başkaca bir gelir kaynağı olmamasına rağmen 5.000 TL yi aşan ve aile bütçesini derinden etkileyen bedelleri ödemek zorunda kalmış olduğunu, müvekkilinin üzerine kayıtlı taşınmaz bulunmadığını, müvekkilinin, evinin geçimini zar zor idame ettirirken bir de bu bedelleri ödemek zorunda bırakılmış ve halen kendisinden tazminat talep edilmekte olduğunu, tüm süreç birlikte değerlendirildiğinde karşı tarafın amacının safi maddi gelir elde etmek olduğunun gün gibi ortada olduğunu, davacının olay sonrası değişen tavrı ve beyanları, olaydan 1 yıl sonra beyanlar üzerine alınmış maluliyet raporu, dava dilekçesinde belirtilen akla hayale sığmaz senaryolar davacının kötü niyetini ortaya koymakta olduğunu, ayrıca talep edilmiş olan 20.000 TL gibi fahiş bir bedelin de kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, zira manevi tazminatta esas olan tarafların zenginleşmesine ya da fakirleşmesine neden olmayacak bedellere hükmedilmesi olduğunu, davacı tarafın muhtardan almış olduğu fakirlik belgesi ile adli yardım talepli olarak işbu davayı ikame etmiş olduğunu, zaten manevi tazminat talebi bedelinin de yüksek tutulmasının nedeninin bu olduğunu, zira karşı taraf davayı kaybetse dahi hiçbir şey kaybetmeyecek olduğunu, dolayısı ile 20.000 TL lik bir bedelin davacı tarafın zenginleşmesine sebep olacağının ortada olduğunu, müvekkili açısından bakıldığında zaten haksız yere ödemiş olduğu bedellerin üzerine 20.000 TL ödemesinin tabii ki müvekkilinin fakirleşmesine sebep olacağını beyanla; fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile dava şartı eksikliğinden davanın usulden reddine, mesnetsiz ve kötü niyetli açılmış olan davanın reddine, davacının maddi ve manevi tazminat talebinin reddine, tüm talepler yönünden yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş. Vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında arabuluculuk görüşmeleri sırasında uzlaşmanın sağlanması sebebiyle, davanın Avukatlık Kanunun md. 35/a gereği reddi gerektiğini, ekte sunmuş oldukları uzlaşma tutanağından da görüleceği üzere, uzlaşmanın davacı ....'un da hazır bulunduğu şartlar altında, uzlaşma koşulları hakkında bilgisi ve isteği dahilinde gerçekleşmiş olduğunu, dolayısıyla söz konusu uzlaşma tutanağı ilam niteliğinde olup, tekrardan aynı kaza ve kazazede adına aynı taleple dava açılmasının mümkün olmadığını, açıklanan nedenlerle, ilam niteliğinde olan uzlaşma tutanağının varlığı sebebiyle, mahkememiz nezdinde ikame edilmiş olan işbu davanın reddi gerektiğini ve taraflarınca talep olunmakta olduğunu, ... plakalı kazaya karışan aracın müvekkili şirkete, 12.05.2017-12.05.2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere .... numaralı Karayolu Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesi ile sigortalı olduğunu, işbu poliçeden dolayı sorumluluklarının, sigortalılarının kusuru oranında olmak üzere, bedeni zararlarda şahıs başına azami 360.000-TL ile sınırlı olduğunu, poliçe limitini bidirmelerinin davayı ve iddiaları kabul anlamında olmadığını, poliçeye müstenit müşterek müteselsil sorumluluklarının poliçe limitiyle sınırlı olup, keza masraf ve vekalet ücreti sorumluluklarının da bu miktara isabet eden oranlarda olacağını, poliçe limitinin maktuen ödenecek rakam olmadığını, hiçbir surette işbu davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; zorunlu trafik sigortası sorumluluk sigortası olup, bu nedenle bu sigorta ile sigorta ettiren kişinin işleteni olduğu motorlu araçların üçüncü kişilere verdikleri zararların karşılanmasının amaçlandığını, hiçbir suretle başvuruyu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, taleplerinin kabul edilmemesi ve müvekkili şirketin karşı tarafa tazminat ödemesi gerektiği yönünde karar verilmesi halinde (ki kabul etmediklerini yineliyor olduklarını) bu durumda yapılacak hesaplamada şirketlerince karşı tarafla anlaşılması neticesinde ödenen tazminatın yasal faiz oranında güncellenmek sureti ile tespit edilecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedebilmek için, öncelikle sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispat edilmesi gerektiğini, bu suretle dosyanın kusur bilirkişisine verilmesini talep ediyor olduklarını, zorunlu trafik sigortası sorumluluk sigortası olup, bu nedenle bu sigorta ile sigorta ettiren kişinin işleteni olduğu motorlu araçların üçüncü kişilere verdikleri zararların karşılanmasının amaçlandığını, müvekkili şirketin tazminata ilişkin sorumluluğundan bahsedebilmek için, sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğunun ispat edilmesi gerektiğini, bu durumda da tazminat sorumluluğunun sigortalı araç sürücünün kusuru oranında ve elbette ki poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, nitekim bu hususun Yargıtay içtihatlarıyla da sabit olduğunu, tüm bu açıklamaları neticesinde tüm dosyanın (savcılık evraklarının da eklenerek) Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine gönderilerek buradan kusur raporu alınmasını talep ediyor olduklarını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile, müvekkili şirketin başvuru sahibine tazminat ödemesi gerektiği kanaatine varılması halinde (ki kabul etmediklerini yineliyor olduklarını) tazminat miktarının, zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigortası genel şartlarınca (yeni genel şartlar) benimsenen Trh-2010 kadın/erkek tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak hesaplanması gerektiğini, başvuranlar tarafından talep edilmiş olan manevi tazminat talebi teminat dışı olup, müvekkili şirketin manevi tazminat açısından sorumluluğu bulunmadığını, somut olayda manevi tazminat talep edebilme şartları oluşmadığından, işbu başvurunun reddi gerektiğini, müvekkil sigorta şirketinin “zarar veren kişi” konumunda bulunmaması sebebiyle müvekkili şirketin talep edilen manevi tazminattan sorumlu tutulmasının usule aykırı olduğunu, somut olayda başvuran vekili tarafından sadece sarsıntı yaşandığı söylenerek bu, ruhsal sarsıntı vb. durumun varlığına dair kanıt niteliğinde olabilecek bir evrak sunmamış olduğunu, bu nedenle manevi tazminata hükmedilecek olsa dahi( ki kabul etmediklerini yineliyor olduklarını) gerçekleştiği iddia edilmiş olan ruhsal sarsıntının kanıtlanması gerektiğini, aksi halde müvekkili şirketin sorumluluğunun gündeme gelmeyecek olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı vekilinin talep etmesi gereken faizin yasal faiz olduğunu beyanla; müvekkili sigorta şirketi aleyhine ikame edilen işbu davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkememizin 08/12/2020 tarihli celsesinde davacı tanığı .... hazır, tanık beyanında; "... benim ablam olur. Kazanın olduğu esnada ben ablamın yanında değildim. Kazanın nasıl meydana geldiğini bilmiyorum. Kaza nedeniyle ablamın psikolojik bir takım rahatsızlıkları oldu. Kaza nedeniyle ablam kimi zaman çocukların yanına yaklaşamazdı. Kimi zaman da eniştem ile kavga ettiklerini gördüm." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Mahkememizin 08/12/2020 tarihli celsesinde davacı tanığı .... hazır, tanık beyanında; "....u tanırım. Kendisi komşum olur. Kazanın olduğu esnada ben orada değildim. Kazanın nasıl meydana geldiğini görmedim. Ancak ....'in bacağında morluk olduğunu gördüm. .... bu kazadan dolayı psikolojik olarak çok etkilendi. Kaza nedeniyle çocuklarıyla ilgilenemediği zamanlar oldu. Aynı zamanda eşiyle problemler yaşadı" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Mahkememizin 08/12/2020 tarihli celsesinde davacı tanığı ... hazır, tanık beyanında; "... bizim komşumuz olur. Kazanın nasıl meydana geldiğini görmedim. Yalnızca bacağında oluşan morlukları gördüm. Kaza nedeniyle .... psikolojik olarak çok etkilendi. Konuşurken zaman zaman kazayı hatırlayıp korkuyordu" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Mahkememizin 09/03/2021 tarihli celsesinde davalı tanığı .... hazır, tanık beyanında; " Biz olayın olduğu esnada eşimle arabada yolculuk yapıyorduk. Biz köşeden dönecek olduğumuz esnada yayaların geçmesi için durduk. Bu esnada .... hanım da elinde elektrik süpürgesiyle geçti. Dışarıdan gelen sesi duyunca eşime durmasını söyledim ve araçtan indik. Araçtan indiğimde .... hanım düşmüştü. Ancak düşmesinin sebebini bilmiyorum. Eşimin .... hanıma çarpıp çarpmadığını görmedim" şeklinde beyanda bulunduğu, davalı ... vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: "dışarıdan gelen sesin sebebini bilmiyorum" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
Sağlık kuruluşlarına yazılan müzekkere cevapları ikmalen döndüğünde duruşma günü beklenmeksizin davacının ATK .... İhtisas Kuruluna sevki ile kaza nedeniyle geçici ve kalıcı maluliyetinin oluşup oluşmadığı, tıbbi iyileşme süresi ve mevcutsa kalıcı maluliyet oranının tespiti ile rapor tanziminin istenmesine karar verilmiş olup, ATK İstanbul .... Adli Tıp İhtisas Kurulu 30/04/...-.... Karar ve ... A.T.Nolu raporda özetle; .... Hastanesi’nin 17.03.2018 tarih 104 nolu raporunda; bugün yürürken sağ ayağı kaldırımla tekerlek arasında sıkışmış, ağrı geçmeyince acile gelmiş, sağ ayak lateral malleol üzerinde hassasiyet ve dermabrazyon olduğu, ... Hastanesi’nin 04.07.2018 çekim tarihli Ayak ve Ayak Bileği AP lateral grafilerinde: Tibia, fibula distali normal görünümdedir. Tibiotalar eklem normaldir. Lateral ve medial malalleoller normaldir. Kalkenaus normal görünümdedir. Epinkalkenei saptanmamıştır. Tallus, naviküler kemik ile izlenebilen metatarslar doğaldır. Yumuşak doku şişliği saptanmadığı, .... Hastanesi’nin 28.03.2019 tarihli sağlık kurulu raporunda; Genel psikiyatrik muayene, başka yerde sınıflanmamış Kişiden alınan öyküsünde mart 2018 tarihinde araç dışı trafik kazası geçirdiği, daha önce psikiyatrik tedavi almadığı, şuanda; iç sıkıntısı, arabaya binememe, dışarı çıkınca tekrar araba çarpacakmış gibi olma şeklinde şikayetleri olduğu öğrenildi. Mevcut durumda alınan öykü, yapılan psikiyatrik muayene psikometrik ölçekler ve tıbbi kayıtların incelenmesi sonucunda daha önce psikiyatrik tedavisini olmaması nedeni ile tanı ve klinik takibi açısından 6 ay psikiyatri poliklinik takibi önerilir. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon: Mart ayında trafik kazası geçirmiş sağ ayak bileği ezilmiş, 1 hafta alçıda kaldığını ifade ediyor, sonrasında ağrısı olmuş, ortopedi kontrolünde ayağa bandaj önerilmiş, sonrasında takibe gitmemiş, hiç FTR almamış, şu anda ayak bileği eklem hareket açıklığı açık, ağrılı. MR istendi.MR raporunda ayakta subtalar eklem anteriorunda effüzyon izlenmektedir. Medial malleol komşuluğunda aksesuar kemik izlendi. Hastaya buz, NSAİD ve ftr önerildi. Heyete esas teşkil edecek fizik tedavi hastalığı yoktur, aksesuar kemik izlendi, hastaya buz tedavisi, NSAİD ve ftr önerildi ANALTİK YÜRÜME 3.4 %8, Kişinin engel oranı %8 olduğu, .... Hastanesi’nin 02.03.2021 tarih .... nolu raporunda; Ortopedi ve travmatoloji; kas iskelet sistemi muayenesi halihazırda yaşı ile uyumlu olarak normal sınırlarda değerlendirildiği, fiziksel tıp ve rehabilitasyon; sağ ayak kaldırımla araba tekerleği arasına sıkışmış, kırık tespit edilmemiş, bağımsız mobil EHA: ayak bileği sağ; dorsifleksiyon 10, plantar fleksiyon 50, sol; dorsifleksiyon 15, plantar fleksiyon 50 olduğu, ayak bileği grafisinde; sağ ayak bileği kemikleri ve eklem ilişkisi izlenebildiği kadarıyla tabii olduğu SONUÇ OLARAK: mevcut belgelere göre; ....’un 17.03.2018 tarihli trafik kazası sebebiyle 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğu, sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı, iyileşme süresinin (iş göremezlik süresi) olay tarihinden itibaren 3(üç) haftaya kadar uzayabileceği bildirilmiştir.
Davacının ATK Üst kuruluna sevki ile kaza tarihinde yürürlükte bulunan maluliyet tespit işlemleri yönetmeliği uyarınca kaza nedeniyle geçici ve kalıcı maluliyetinin oluşup oluşmadığı, tıbbi iyileşme süresi ve mevcutsa kalıcı maluliyet oranının tespiti ile rapor tanziminin istenmesine karar verilmiş olup, ATK İstanbul .... Adli Tıp İhtisas Kurulu 21/01/....-... Karar ve .... A.T.Nolu raporda özetle; Adli Tıp Kurumu Başkanlar Kurulu’nun 23.02.... tarih ve 13 nolu kararı gereği Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından gönderilen ve maluliyet konusunda görüş sorulan dosyaların 01.03.2018 tarihi itibarıyle ... İhtisas Kurulu tarafından değerlendirilmesi hususuna karar verildiği, mevcut belgelere göre ....’un 17.03.2018 tarihli trafik kazası sebebiyle 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmadan iyileşmiş olduğu, maluliyet oranının %0 olduğu, mevcut belgelere göre ...’un 17.03.2018 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanmasının, 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı resmi gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik Hükümleri kapsamında fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğu dolayısıyla; kişinin tüm vücut engellilik oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu, Özürlülük kavramıyla meslekte kazanma gücü kaybı, çalışma gücü kaybı kavramlarının farklı kavramlar oldukları, farklı tüzük ve yönetmeliklerin, farklı bölümlerinde değerlendirildikleri, aralarında bağlantı bulunmadığı, aralarında çelişkiden bahsedilemeyeceği, iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 3(üç) haftaya kadar uzayabileceği, 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin, 15. Maddesi kapsamında, başka birinin sürekli veya geçici olarak bakımına muhtaç durumda olmadığı bildirilmiştir.
Dosya üzerinden GÜNSÜZ bilirkişi incelemesi yapılarak dosyanın aktüerya bilirkişisi ...'a tevdine karar verilmiş olup, Tazminat Hesap Uzmanı bilirkişi .... 03/10/2022 tarihli raporunda özetle;
19.10.1986 doğumlu olan davacının 17.03.2018 kaza tarihi itibariyle (31) yaşında olduğunu, Yargıtay’ ın
konuya ilişkin yerleşik içtihatlarına göre aktif çalışma devresi sınırı 60 yaş kabul edildiğinden, kaza
tarihi itibarıyla (31) yaşında olan davacının aktif çalışma devresinde olduğunu, SGK Hizmet Dökümünden davacının kaza tarihinde ücretli olarak çalıştığının görülmüş olduğunu, davacı vekilince dava dilekçesinde davacının 2.000,00 TL net ücret ile çalıştığı beyan edilmekte
olup, 22.12.2020 tarihli beyan dilekçesi ekinde de davacının kazançlarına ilişkin excel çıktıları ibraz
edilmiş olduğunu, Excel çıktıları bordro niteliğinde olmadığından dikkate alınmayacak olduğunu, davacının SGK Hizmet Dökümü incelendiğinde; davacının prime esas brüt kazançlarının asgari
ücrete eşit olduğunun görülmüş olduğunu, buna göre evli ve çocuklu çalışanlar için uygulanan net asgari ücretlerin hesaba esas alınacak olduğunu, davacının (0,4) aylık kazanç kaybının 17.03.2018 08.04.2018 günlük asgari ücret 1.679,23 TL X 0,4 Ay = 671,69 TL, (0,7) aylık işlemiş aktif devre net kazançları toplamının 0,7 ay = 671,69 TL
olduğunu, davacının 17.03.2018 – 08.04.2018 tarihleri arası geçen (3) haftalık geçici iş göremezlik
döneminde işlemiş aktif devredeki net kazançları değişkenlik gösteren yasal asgari ücretlere göre
tespit edilmiş ve başkaca bir artışa tabi tutulmaksızın aynen esas alınmış olduğunu, ayrıca; Yargıtayın bu
konudaki yerleşmiş içtihatlarına göre geçmiş (3) haftalık işlemiş aktif devredeki maddi zararların
herhangi bir iskontoya tabi tutulmayacak olduğunu, davacının (0,4) aylık geçici iş göremezlik maddi zararının 671,69 TL
olduğunu, olayın meydana gelmesinde davacı kusursuz olduğundan hesaplanan maddi zarar
tutarından kusur tenziline yer bulunmadığını, SGK Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezinin 15.12.2020 tarihli ve 22.12.2020 tarihli müzekkere
cevaplarından davacıya geçici veya sürekli iş göremezlik ödemesi yapılmadığının anlaşılmakta olduğunu, buna göre rücuya tabi ödemeler hususnda indirime yer bulunmadığını, dosyadaki 12.07.2019 tarihli sulh protokolünde davacıya tüm tazminat talepleri karşılığında
25.500,00 TL ödeme yapılacağı, ödemenin 1 ay içerisinde gerçekleşeceği belirtilmekle birlikte ödeme
makbuzu dosyada mevcut olmadığını, bu nedenle ödemenin gerçekleştiği ve gerçekleşmediği duruma
göre 2 seçenekli olarak hesaplama yapılacak olduğunu,
davacının nihai ve gerçek geçici iş göremezlik maddi zararı
1. SEÇENEK: Ödemenin gerçekleştiği durumda:
davacının indirimsiz geçici iş göremezlik maddi zararının = 671,69 TL, ödemenin güncellenmiş tutarının indirimi (anapara+faiz) = - 32.913,16 TL, davacının nihai ve gerçek geçici iş göremezlik maddi zararının = KALMAMIŞ olduğunu, 2. SEÇENEK: ödemenin gerçekleşmediği durumda:
davacının nihai ve gerçek geçici iş göremezlik maddi zararının = 671,69 TL olduğunu, ... plakalı aracın 12.05.2017-12.05.2018 vadeli ZMSS poliçesi ile davalı sigorta şirketi
tarafından sigortalamış olduğunu, kaza tarihi itibari ile Hazine Müsteşarlığınca belirlenen ZMSS poliçe
limitleri sakatlık halinde ve tedavi giderleri yönünden ayrı-ayrı 330.000,00 TL olarak belirlenmiş olduğunu, ödemenin gerçekleşmediğinin kabul edildiği durumda davacının geçici iş göremezlik maddi zararı
671,69 TL olup, 330.000.00 TL tutarındaki tedavi gideri teminat limitinin altında kalmakta olduğunu, ödemenin gerçekleştiği durumda ise davacının talep edebileceği geçici iş göremezlik maddi zararının
bulunmadığı ve davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna gidilemeyeceği kanaatine varılmış olduğunu, davalı sigorta şirketine dava öncesinde ihtar edildiği ve ihtarın 04.02.2019 tarihinde tebliğ edildiğinin
görülmüş olduğunu, bu durumda; davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt başlangıcının 04.02.2019 tarihinin 8 iş günü sonrası olan 15.02.2019 tarihi olduğu kanaatine varılmış olduğunu, davalı sürücü ve
işleten yönünden ise temerrüt başlangıcının haksız fiilin başlangıcı olan 17.03.2018 tarihi olduğunu, sigortalı aracın tescil kayıtlarında ve tescil belgesinde kullanım amacının hususi olduğunun
belirtilmekte olduğunu, buna göre, talep ile de bağlı kalınarak faiz nev’inin yasal faiz olduğu kanaatine
varılmış olduğunu SONUÇ OLARAK;
davacının nihai ve gerçek geçici iş göremezlik maddi zararı yönünden;
1. Seçenekte: Ödemenin gerçekleştiğinin kabulü halinde talep edilebileceği geçici iş
göremezlik maddi zararın kalmadığını, 2. Seçenekte: Ödemenin gerçekleştiğinin kabulü halinde davacının talep edebileceği geçici iş
göremezlik maddi zararının 671,69 TL olduğunu, davacının talep edilen tedavi giderlerinin alanında uzman tıp doktoru bilirkişi tarafından
değerlendirilmesi gerektiğinden tarafından değerlendirme yapılamadığını, temerrüt başlangıcının davalı sigorta şirketi yönünden 15.02.2019 tarihi; davalı sürücü ve
işleten yönünden 17.03.2018 kaza tarihi olduğunu ve faiz nev’inin yasal faiz olduğunu bildirmiştir.
Dosya üzerinden GÜNSÜZ bilirkişi incelemesi yapılarak dosyanın doktor bilirkişisi ....'e tevdine karar verilmiş olup, doktor bilirkişi ... 28/09/2023 tarihli raporunda özetle;
17.03.2018 günü saat 13:40 sıralarında davalılardan ....’un sevk ve idaresindeki, diğer davalı
sigorta şirketi tarafından ZMMS yapılmış .... plakalı .... marka araç ile yaya davacı ....’a çarpması sonucu yaralamalı ve hasarlı trafik kazası sonrası götürüldüğü .... Hastanesinde
yapılan muayenelerinde sağ ayak lateral malleol üzerinde hassasiyet ve dermabrazyon saptanarak, sevk
edildiği .... Hastanesi'nin 04.07.2018 çekim tarihli Ayak ve Ayak Bileği AP lateral
grafilerinde Tibia, fibula distali normal görünümde, Tibiotalar eklem normal, Lateral ve medial malalleoller
normal, Kalkenaus normal, Epinkalkenel saptanmadığı, Talus, naviküler kemik ile izlenebilen metatarsların
doğal olduğu, yumuşak doku şişliği saptanmadığı kaydedilmiş olduğunu, çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği kapsamında maluliyetine
engel olacak düzeyde araz bırakmadığından sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı ve iyileşme (iş
göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 3 (üç) haftaya kadar uzayabileceği oy birliği ile mütalaa
olunduğunu, Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı
gidermekle yükümlü olduğunun düzenlenmiş olduğunu, BK 54. maddesinde ise yaralanmalardaki maddi zararların
kapsamı sayılmış, buna göre tüm tedavi giderleri, bedensel çalışma gücünün azalması sebebiyle oluşan
zararlar, kazanç kaybı maddi zararlar arasında sayılmış olduğunu, maddi zarar kapsamıyla ilgili Yargı kararlarıyla da yol giderleri ve yardımcı hizmetli giderlerinin de tedavi
giderleri kapsamında olduğunun görülmekte olduğunu, Yargıtay 19. H.D. 25.11.1994 tarih ve 4834/11503 sayılı kararında;
“Yaralama sonucunda mutat vasıta değil, taksi tutmak gerekirse bu giderler de istenebilir.”
diyerek ulaşım giderlerinin de zarara dahil olduğunu belirtmiş olduğunu, Yargıtay 4. H.D. 25.5.1999 3249/4865 sayılı bir başka kararında;
"Yol gideri ve fevkalade bakım gideri, tedavi giderleri içerisinde olduğu halde, mahkemenin bunları
başka bir istekmiş gibi hükme bağlaması yanlıştır.”
diyerek yol ve bakıcı giderlerinin de tedavi giderlerine dahil olduğunu vurgulamış olduğunu, zarar görenin maddi zararlarını tek tek ispatlamasının beklenmediğini, B.K. Md. 50/2
"Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar
görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler"
diyerek olay ve meydana gelen zararın Mahkemece değerlendirileceğini düzenlemiş olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 19.4.2007 tarihli kararında; "Davacıların yaralandıkları sabit olduğuna göre bu nedenle tedavi gideri yaptıklarının kabulü gerekir.
Bu kısım İstek için belge sunulmasına gerek yoktur."
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 14.4.2003 tarih ve 2002/14353 E. 2003/4658K. Sayılı kararında;
“Ancak, zararın gerçek tutarının kanıtlanamadığı durumlarda işlerin olağan gidişi ve zarar görenin
aldığı önlemler de göz önünde tutularak, zarar kapsamı Hakim tarafından belirlenir. (BK. m.42/2).
Burada, Hakime verilen bir yetkinin ötesinde görevin söz konusu bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
Buna karşın yargılama sırasında davacı ...'in yaralanmasının niteliği ve iyileşme süreci ile ilgili bir
araştırma yapılmamıştır. Adı geçen davacı hakkında ceza yargılaması sırasında düzenlenen raporda (sol
orşiektomi arızasının uzuv zaafı niteliğinde olduğu) belirtilmiştir. Şu durumda, mahkemece yapılacak iş; yaralanmanın bu niteliği itibariyle, benzer olaylardaki olağan tedavi ve iyileştirme giderlerinin bir
uzman bilirkişi görüşü ile saptanmasından ve sigorta tarafından karşılanan miktarlar indirildikten sonra
gerçek zarara hükmetmekten ibarettir. Bu kalem isteğin de, yetersiz ve yanılgılı gerekçeler ile
reddedilmesi, bozma nedeni sayılmıştır.”
diyerek maddi zararın belgelenme zorunluluğu olmadığını uygun bir maddi tazminatın alınacak rapora göre belirlenmesi gerektiğine hükmetmiş olduğunu, dava dosyasında davacının ilk tedavisini gerçekleştiren.... Hastanesine ödeme yapıldığına dair
iddia bulunmadığı, ayrıca Özel hastanelerin Başbakanlık genelgesi uyarınca acil vakalardan ücret almalarının
yasaklanmış olduğu bilindiğinden herhangi bir ödeme yapılmamış olduğunun kabul edildiği, sevk edildiği
....Hastanesi kamuya ait olduğundan tetkik ve tedavi giderlerinin SGK tarafından
Genel Sağlık Sigortası kapsamında ödenmiş olduğu, dolayısıyla davacının BELGELİ TEDAVİ GİDERİ’nin
bulunmadığını, bununla birlikte, mahkememizin daha iyi değerlendireceği gibi Hukukumuzda belge sunulamasa da gereken
BELGESİZ tedavi giderlerinin Bilirkişi marifetiyle hesaplanmasının yerleşik uygulama olduğunu, bu kapsamda;
tedavi giderleri, trafik kazası dolayasıyla yaralanan kişinin bedenen eski haline dönmesi ve hastalığının artmasının engel olması amacıyla tedavi ile ilgili yapılan tüm masraflar olup; Sağlık Hizmeti Giderlerinin: Özel veya Resmi Hastanelerde, Üniversite Hastanelerinde, Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde, kliniklerde,
bakım merkezlerinde, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinde yapılan trafik kazası nedeniyle yapılan tıbbi
tedavi ile sınırlı masrafların; ilk yardım ve ambulans için yapılan masrafları, muayene için yapılan masraflar, tahlil (kan testleri, röntgen, ultrason, tomografi, MR vb.) için yapılan masraflar, tedavi (ilaç, kan, serum, ameliyat, yoğun bakım, protez, ortopedik cerrahi malzemeler, pansuman, diyaliz vb.) için yapılan masraflar, tedavi sonrası sağlık kuruluşlarında yapılan fizik tedavi ve rehabilitasyon giderleri, doktor raporu ile alınan SGK Kapsamında olan diğer tıbbi medikal ürün giderleri, iyileşme giderlerinin tedavi sırasında yapılan masraflar, hastane refakatçı – bakıcı giderleri,
tedavi için yapılan yol giderleri,
iyileşme sürecinde yapılan masraflar, tedavi için yol giderleri ( taksi ücretleri, başka şehirde tedavi ve kontrol için şehirlerarası otobüs, tren
ve uçak ücretleri vb. kullanımlar),
evde özel bakım giderleri,
tedavi amaçlı olmak koşulu ile beslenme giderleri,
tedavi amaçlı olmak koşulu ile barınma giderleri,
tedavi amaçlı alınan ancak faturalandırılması mümkün olmayan diğer tıbbi medikal ürün giderleri (SGK
kapsamında olmayan ilaçlar, doktor raporu ile alınmayan tekerlekli sandalye, koltuk değneği, baston, havalı
yatak vb.) olduğunu, ilerde yapılacak masrafların; henüz yapılmamış gelecekte yapılması zorunlu ameliyat ve diğer tedavilerin giderleri,
yaşam boyu kullanılması zorunlu olduğu ilaç giderleri (örneği epilepsi hastaları için epilepsi
ataklarından korunmak için ömür boyu kullanması gereken ilaçlar),
protez yenileme giderleri,
tedavi giderleri olarak tanımlanabileceğini, davacı kazazedenin kazadan sonra ilk tedavisini gerçekleştiren .... Hastanesine ödeme yapıldığına
dair iddia bulunmadığını, ayrıca Özel hastanelerin Başbakanlık genelgesi uyarınca acil vakalardan ücret
almalarının yasaklanmış olduğu bilindiğinden herhangi bir ödeme yapılmamış olduğunun kabul edildiğini, sevk
edildiği .... Hastanesi kamuya ait olduğundan tetkik ve tedavi giderlerinin SGK
tarafından Genel Sağlık Sigortası kapsamında ödenmiş olduğunu, dolayısıyla davacının BELGELİ TEDAVİ
GİDERİ’nin bulunmadığını, davacının operasyonlardan sonra evindeki iyileşme sürecinde 500,00 -TL PANSUMAN GİDERİ ödemesi yapmış
olabileceğini, davacının operasyonlarını gerçekleştirilen hastaneye kontrolleri için giderken tahminen 1.500,00 -TL YOL GİDERİ’ne katlanmış olabileceğini, davacının, iyileşme süresi boyunca boyunluğa ihtiyaç duyacağının tıbbi gerçeklik olduğunu ve dava konusu olay
tarihlerinde bu tip koltuk değneğinin 350,00 –TL’ye temin edilebildiğini, bu durumda, davacı ....’un, 17.03.2018 tarihli araç dışı trafik kazası sonrası BELGELİ TEDAVİ
GİDERİNİN BULUNMADIĞI ve toplam 2.350,00 -TL BELGESİZ TEDAVİ GİDERİ harcaması yapmış olduğu
kanaatinde olduğunu SONUÇ OLARAK;
davacı vekilinin beyan dilekçesi ile ...’un, 17.03.2018 tarihli araç dışı trafik
kazası sonrası BELGELİ TEDAVİ GİDERİNİN BULUNMADIĞI ve toplam 2.350,00 -TL BELGESİZ TEDAVİ GİDERİ harcaması yapmış olduğunu, olayın meydana gelmesinde davacı kusursuz olduğundan hesaplanan maddi
zarar tutarından kusur tenziline yer bulunmadığını, SGK Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezinin 15.12.2020 tarihli ve 22.12.2020 tarihli
müzekkere cevaplarından davacıya geçici veya sürekli iş göremezlik ödemesi
yapılmadığının anlaşılmakta olduğunu, buna göre rücuya tabi ödemeler hususunda indirime yer
bulunmadığını, dosyadaki 12.07.2019 tarihli sulh protokolünde davacıya tüm tazminat talepleri
karşılığında 25.500,00 -TL ödeme yapıldığı bildirmiştir.
Dava, trafik kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. Davalı ...'in işleteni olduğu .... plaka sayılı aracın 17/03/2018 tarihinde davacının yaya olduğu esnada davacıya çapması sonucu yaralanması nedeni ile zararının oluştuğu, ATK İstanbul ... Adli Tıp İhtisas Kurulu 21/01/...-... Karar ve .... A.T.Nolu raporu ile davacının Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik Hükümleri uyarınca kalıcı maluliyetinin oluşmadığı, iyileşme sürenin 3 haftaya kadar uzayabileceğinin tespit ediliği, bakıcı yardımına muhtaç olmadığı, dosya arasında yer alan Bakırköy .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... E.-... K. Sayılı kesinleşmiş ilamı uyarınca davacının olayın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı, davalı ....'in asli derecede tam kusurlu olduğu, aktüerya bilirkişisi ve doktor bilirkişi aracılığı ile davacının talep edebileceği tazminat tutarlarının hesaplandığı, ne var ki hesaplanan tutarların davalı sigorta şirketince sunulan ödeme belgelerinde yer alan tutarların altında kaldığı, buna göre davacının talep edebileceği maddi tazminat tutarının kalmadığı anlaşılmakla maddi tazminat davası yönünden açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır.
6098 sayılı TBK'nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para miktarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Bu kriterlere göre somut olay, kusur durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet ilkesi nazara alınarak manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 17/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı taraf verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Maddi tazminat davası yönünden açılan davanın REDDİNE,
2-Manevi tazminat davası yönünden açılan davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 17/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Muharrem'den tahsili ile davacı taraf VERİLMESİNE,
MADDİ TAZMİNAT YÖNÜNDEN;
3-Alınması gereken 427,60 TL peşin harç ile 427,60 TL başvuru harcının davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
4-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden davalılar yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 100,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE,
MANEVİ TAZMİNAT YÖNÜNDEN;
5-Alınması gereken 427,60 TL harcın davalı ....'tan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 10.000,00 TL ücreti vekaletin davalı ....'tan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
7-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden bu davalı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 10.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak bu davalıya VERİLMESİNE,
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT YÖNÜNDEN;
8-Suç üstü ödeneğinden karşılanan ATK ve bilirkişi ücreti ile posta, tebligat masrafı 4.034,65 TL yargılama giderinden kabul oranı (%49,75) ret oranı (%50,25) dikkate alınarak hesaplanan 2.007,24 TL'nin davalı ....'tan alınarak, 2.027,41 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
9-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinden kabul oranı ret oranı dikkate alınarak hesaplanan 656,70 TL'nin davalı ...'tan alınarak, 663,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
10-Davacı tarafça sarf edilen 67,00 TL yargılama giderinden kabul oranı (%49,75) ret oranı (%50,25) dikkate alınarak hesaplanan 33,33 TL'nin davalı ....'tan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
11-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 30/04/2024

Katip ...
¸

Hakim ...
¸