WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 22 Haziran 2026

ANTALYA 4. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/70
KARAR NO : 2024/92
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 29/01/2024
KARAR TARİHİ : 12/02/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ...’da iş yapan bir yatırımcı olup, Türkiye’de ... şirketinde maaşlı mühendis olarak çalıştıktan sonra 2006 yılında ...’a giderek orada bir başka şirkette maaşlı şekilde çalışmaya başladığını, daha sonra bazı girişimcilerle bir araya gelerek ... isimli inşaat şirketlerini kurmuş ve uluslararası alanda faaliyet göstermeye başladığını, davacının kurmuş olduğu şirketin merkezi ... olup ... şirketinin diğer ortağının da ... isimli mühendis olduğunu, ... ve ... şirketleri oldukça başarılı işlere imza atmış ve gün geçtikçe sermayesini ve gelirlerini çoğalttığını ve yeni yatırımlar için iş alanları arayışına girdiklerini, davacının Türkiye’den ayrılmadan önce mühendis olarak çalıştığı ... A.Ş'nin sahipleri olan ... ve ... 2016 yılının son aylarında, bu başarılarını bildikleri davacı ile iletişime geçerek Türkiye’de çok karlı iş fırsatları olduğundan bahisle, birlikte iş yapmak istediklerini davacıya bildirdiklerini, ... ve ... karı koca olup şirketlerini birlikte yönettiklerini, bunun üzerine zaten yatırım yapmak isteyen davacının bildiği ve güvendiği eski patronları ile iş yapmakta bir sakınca görmediğini, davalı ... ve eşi ... davacıya; ...’da Hazineye ait ... m2 bir orman arazisi olduğunu ve bu arazinin 49 yıllığına kiralama yoluyla tahsisi için çalışmalar başladığını, fakat şimdilik bu bilginin gizli tutulduğunu ve devletin çeşitli kademelerinden bu bilgiyi aldıklarını, eğer gerekli işlemleri ve doğru başvuruları yaparlarsa bu araziyi kendilerine tahsis edilmesini sağlayacaklarını belirttiklerini, arazinin tahsisi için başvuruyu da Milli Emlak Müdürlüğüne yapacaklarını ve amacın da film platosu olarak gösterileceğini söylediklerini, bu iş için yeni bir şirket kurulması gerektiği ve işi yapacak kişilerin de bu şirkete ortak olacağını önemle vurguladıklarını, bu işin amacının Türkiye’de böylesi büyük film platosu açığını kapatmak olduğu ve bir diğer önemli amacın ise ...... çalışmalarında çıkartılacak hafriyatın döküm alanı olarak kullanılabileceğini, ilgili belediye başkanlığı ile de tüm hazırlığın tamam olduğunu, iş için gerekli harcamaların yapılması halinde 3 ay içinde tahsisin yapılacağının söylendiğini, bu işin içinde eski bürokrat oldukları söylenen ... ve ... isimli kişilerin de olduğu ve bu kişilerin tahsis dosyasını Milli Emlak Müdürlüğünden direkt aldıklarını, siyasi ve bürokratik bağlantılar dolayısıyla işin alınmasının kesin olduğunun belirtildiğini, davacının bu bilgileri ortağı ...’ya ilettiğini ve onun da onayı ile davalı, davalının eşi ve bahsi geçen diğer kişiler olan ... ve ... ile görüşmek için İstanbul’a geldiklerini, davacı ile davalı ve bahsi geçen diğer kişiler, 2016 yılının Ekim ayında ... şirketinin ... ofisinde bir araya geldiklerini ve ayrıntıları konuştuklarını, taraflar, davacıdan ... USD para istediğini, bu rakamı çok bulan ve ne için gerektiğini soran davacıya ‘Türkiye’de bu tarz işlerde harç, tahsis ücreti, vs harcamalarının çok olduğunun" beyan edildiğini, davacı durumu ortağına izah ettikten sonra bu rakamı veremeyeceklerini ancak ... USD verebileceklerini beyan ettiğini, davalı ve diğer taraflar bu teklifi ‘.... az rakamla olmaz ama ne yapalım halletmeye çalışacağız’ şeklinde beyanda bulunarak kabul ettiklerini, akabinde üzerine bir şirket kurmaları gerektiği ve bu şirketin sermayesinin de davacı tarafından gerektiğini belirttiklerini, davacanın işlemlere başlamak istediğini, taraflar kurulacak şirketin adını ... A.Ş. olarak belirlediklerini, şirket kurulmadan önce davalı ..., davacıya arayarak ödenecek ... USD'nin ... USD'sini dolar olarak değil de Türk Lirasına çevirerek doğrudan kendisinin şahsi hesabına gönderilmesini talep ettiğini, davacı da bunun üzerine, kararlaştırılan meblağı, şirketin hesabından kendi hesabına transfer yapıp ...’ün ... İban nolu hesabına açıklamasız bir şekilde 19.12.2016 tarihinde 500.000 TL, 27.12.2016 tarihinde 350.000 TL, 30.12.2016 tarihinde 150.000 TL olacak şekilde gönderdiğini, davacı bu ödemeleri yaparken yaklaşık 3 aylık dönemde sürekli olarak işin son aşamasına gelindiğini ama hala gizliliğin devam ettiğini iş tamamlanana kadar kimseye bu durumdan bahsedilmemesi gerektiği şeklinde telkinde bulunularak oyalanmaya ve sindirilmeye başlandığını, davacı, üzerinden kararlaştırılandan fazla vakit geçtikten sonra, işin ne durumda olduğunu ...’a veya ...’e sorduğunda her defasında ‘şimdi son imzada’ ‘sadece bir eksik kaldı’ gibi cümlelerle geçiştirildiğini, bu arada ... şirketinin de iflasın eşiğinde olduğunu öğrenen davacı konuyu bizzat araştırmaya başladığını ve kandırıldığını düşünen davacı, davalı ve bahsi geçen diğer kişileri aramaya ve işi sorgulamaya başlayınca 02.05.2018 tarihinde ... bir mail atarak davacı ile görüşmek istemiş, mailde diğer tarafları suçlamaya başladığını ve kendisinin bir suçu olmadığını belirttiğini, ilgili mail yazışmasının savcılık dosyası içerisinde mevcut olduğunu, bir araya geldiklerinde ise hile ile davacıdan para alma gayretini sürdürerek, işin tamamlanması için ... USD daha vermesi gerektiğini beyan ettiğini, sonuç olarak, davacı, örgütlü bir eylemin içine düştüğünü anladığını, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosya üzerinden davalı ve diğer şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunmuş olup yapılan soruşturma neticesinde şüpheliler hakkında İstanbul Anadolu ... Ağır Ceza Mahkemesi ... Esas sayılı dosyası üzerinden kamu davası açıldığını, dava istinaf incelemesinde olup halen derdest bulunduğunu, dolandırıldığını anlayan ve buna ilişkin suç duyurusunda bulunan davacının hileli davranışlarla kendisinden alınan paranın tahsili amacıyla davalı ... aleyhine Antalya Genel İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, davalı tarafından ilgili icra takibine kötü niyetli olarak itiraz edildiğini ve takibin haksız bir şekilde durmasına sebebiyet verildiğini, davalının itirazının iptal edilerek takibin devamı amacıyla süresi içersinde işbu davayı açma zarureti hasıl olduğunu, Antalya Arabuluculuk Bürosunun ... numaralı dosyası üzerinden arabuluculuk başvurusu yapılmış olup yapılan görüşmeler neticesinde anlaşma sağlanamadığını, itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DEĞERLENLDİRME VE GEREKÇE:
Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir.
Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221).
Bu tür davalarda görev hususu, genel hükümlere göre tespit edilir.
Mahkemelerin görevi dava şartıdır. Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı ve yokluğu gerekli olan hallere ise dava şartları denir (KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan/YILMAZ/Ejder., Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı), Ankara 2005, s. 303) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115'e göre; mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
Görev kuralları kamu düzenindendir ve re'sen dikkate alınır, dava şartıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/17-1097 esas, 2019/458 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir.
Belirtmek gerekir ki; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir (TTK m. 11) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.(TTK m. 12). TTK’nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesine göre, TTK’nin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Cumhurbaşkanı kararı (Bakanlar Kurulu kararı) çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır.
Resmi Gazetenin 21.7.2007 tarih ve 26589 sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu’nun 2007/12362 Karar sayılı Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin 18.6.2007 tarihinde alınan kararının “Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı” başlıklı 1 inci maddesi aynen;
“ .. (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;
a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğinikazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkârlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri,….”şeklindedir. Ayrıca, 5362 sayılı kanuna göre; Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri ifade eder.
Vergi usul kanununun 177 inci maddesinde belirtilen hadler, uygulamada yardımcı olmaktadır.
Denetime elverişlilik açısından;
Vergi usul kanununun 177 inci maddesi gereği, bilanço esasına göre defter tutma hadleri; (177/1 gereği) alış tutarı kalemlerinde, 2016 yılı 168.000,00 TL, 2017 yılı 170.000,00 TL, 2018 yılı 190.000,00 TL, 2019 yılı 230.000,00 TL, 2020 yılı 280.000,00 TL, 2021 yılı için ise 300.000,00 TL, 2022 yılı ...,00'dir. Satış tutarı kalemlerinde, 2016 yılı 230.000,00 TL, 2017 yılı 230.000,00 TL, 2018 yılı 260.000,00 TL, 2019 yılı 320.000,00 TL, 2020 yılı 390.000,00 TL, 2021 yılı ise 420.000,00 TL, 2022 yılı 570.000,00 TL'dir. Kanunun 177/2 maddesi gereği, yıllık gayrisafi iş hasılatı hadleri; 2016 yılı 90.000,00 TL, 2017 yılı 90.000,00 TL, 2018 yılı ...,00 TL, 2019 yılı 120.000,00 TL, 2020 yılı 140.000,00 TL, 2021 yılı 150.000,00 TL, 2022 yılı 200.000,00 TL'dir. Kanunun 177/3 maddesi gereği, 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde İş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı hadleri; 2016 yılı için 168.000,00 TL, 2017 yılı için 170.000,00 TL, 2018 yılı için 190.000,00 TL, 2019 yılı için 230.000,00 TL, 2020 yılı için 280.000,00 TL, 2021 yılı için 300.000,00 TL, 2022 yılı ...,00 TL'dir.
Somut olaya dönülecek olursak; davacı vekili, dava dilekçesinde davacının ve davalının, dilekçede ismi geçen farklı şirketlerde şirket ortaklığından bahsetmektedir. Ticaret şirketlerinin tacir olduğu husunda bir tartışma yok ise de şirketi ortağı sıfatı uyuşmazlıklarda tek başına tacir sıfatını göstermez.
Mahkememizce, tacir araştırması yaptırılmıştır. Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünün 05/02/2024 tarihli yazısında özetle; davacının ve davalının sicil kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir. Bu husus değerlendirme amacı olarak önemli olsada tek başına tacir sıfatının tespiti için yeterli değildir. Önemle belirtmek gerekir ki ilgili oda kayıtları sıfatın tespiti açısından önemli ise de Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin 2016/19360 Esas, 2018/7312 Karar sayı ve 28.06.2018 tarih; Yargıtay 13.Hukuk Dairesi'nin 2014/42056 Esas, 2014/40558 Karar sayı ve 16.12.2014 tarih vb. içtihatlarında öngörüldüğü üzere; "Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez." Bu nedenle, mahkememizce VUK m. 177 çerçevesinde değerlendirme yapmak için vergi dairelerine de yazı yazılmıştır. Beşiktaş Vergi Dairesinin 06/02/2024 tarihli yazı cevabında özetle, davacının, Tuzla Vergi Dairesinde Gayri menkul Sermaye İradı mükellefi olduğunun tespit edildiği, davalının kendisine ait potansiyel vergi kimlik numarasına sahip olduğu, tüm vatandaşlar da olduğu gibi bunun da kendisine otomatik tahsis edildiği belirtilmiştir. Beyoğlu Vergi Dairesinin 07/02/2024 tarihli yazı cevabında özetle; davacının, 01/01/2019-02/01/2019 tarihleri arasında kira gelirine ilişkin Gayri menkul Sermaye İradı mükellefi olduğu belirtilmiş ayrıca mükellefin belirli bir tarih aralığında şirket ortaklıkları ve yöneticiliklerine ilişkin sistem sorgusunun gönderildiği belirtilmiştir. Hitit Vergi Dairesinin 07/02/2024 tarihli yazı cevabında özetle, davalının, potansiyel vergi mükellefi olduğu, ortağı olduğu şirketin kayıtlarının ekte gönderildiği ve şirketin 2007 yılında terkin edildiği belirtilmiştir. Antalya Kurumlar Vergi Dairesinin 06/02/2024 tarihli yazı cevabında da benzer içerikler mevcuttur.
Uyuşmazlık mutlak ticari davaya vucut vermemektedir. Tarafların da tacir olduğuna ilişkin dosyada bir belge bilgi yoktur. Bu yönüyle nispi ticari dava da söz konusu değildir. Yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin dava da mevcut değildir.
İhtisas mahkemesi olan ticaret mahkemesinde davanın görülmesi için bu belirlemelerin net olarak yapılması gerekmektedir. Bu hususlar doğrultusunda dosyada mahkememiz görevli değildir. Uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk mahkemesidir.
Tüm açıklamalar ışığında, görevsizlik nedeni ile usulden ret kararı vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE,
2-Davaya bakmaya ANTALYA NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN GÖREVLİ OLDUĞUNA,
3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına,
5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine,
Dair; tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/02/2024

Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır