T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/600
KARAR NO : 2024/411
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 11/09/2023
KARAR TARİHİ : 12/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde müvekkil şirket nezdinde sigortalı ... Şirketi'ne ait otelin snack mutfak bölümünde kullanılan fırının çalışması esnasında durması üzerine yetkili servise haber verilerek arıza bildiriminde bulunulduğunu, yetkili servis tarafından yapılan inceleme neticesinde, elektrik dalgalanmasından kaynaklanabilecek olan aşırı yüklenme ve yetersiz elektrikten dolayı fırının elektronik kartı ve elektrikle çalışan parçalarının arızalandığı kayıt altına alındığını, eksper raporunda da voltaj dalgalanmasının fırının elektronik hattında oluşturduğu voltaj yüküne bağlı ön ekran kartın yüksek derecede yanmış olduğu anlaşıldığını ve yine boyler sensörünün voltaj yüküyle oluşan ısınmadan zarar gördüğünün belirtildiğini, hasarın meydana gelmesinde davalı elektrik dağıtım şirketinin dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği ayrıca elektrik hattına ait bakım ve onarımlarını gereği gibi yerine getirmediğinin de aşikar olduğunu, söz konusu hasarın nedeninin voltaj dalgalanması olarak tespit edildiğini ve teminat kapsamında değerlendirildiğini, ... A.Ş'nin hasar tutarı olan 84.825,09-TL’yi sigortalıya ödediğini ve haklı nedenlere dayanarak davalıya rücu talebinde bulunduğunu, buna dayalı olarak Antalya ... İcra Dairesi ... E. numaralı dosyası ile icra takibine başlandığını ancak davalının itiraz etmesi ve yapılan zorunlu arabuluculuk görüşmesinin de olumsuz sonuçlanması üzerine itirazın iptali davası açma zarureti hasıl olduğunu beyan ederek; itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı def-inde bulunduklarını, davacının sigortalısına yaptığı ödeme ile müvekkil şirket arasında hukuki/fiili bağlantı bulunmadığını,lgili işletme 'Özel Trafolu Abone' olup trafonun tüm bakım ve sorumluluğu kendisine ait olduğunu, söz konusu tarihlerde zararın doğduğu iddia edilen otelin elektrik aldığı hatta herhangi bir arıza meydana gelmediğini, söz konusu hattan faydalanan hiçbir abonenin bu tarihte herhangi bir zarar görmemiş olmasının, zararın müvekkil şirket şebekesindeki arızadan kaynaklanmadığını açıkça ortaya koyduğunu, aynı şebekeden faydalanan diğer abonelerde herhangi bir zarar oluşmamasının da bu hususu tasdikler nitelikte olduğunu, zarar gören otelin kullanımında bulunan elektrikli alet sayısı göz önüne alındığında elektrik arızasından kaynaklanan bir durumun olması durumunda diğer elektrikli aletlerinin de bu arızadan zarar görmesi gerekeceğinin açık olduğunu, ancak ne hikmetse sigortalı otelde sadece mutfak bölümünde kullanılan fırında zarar meydana geldiğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, gerekli araştırmaların yapılması gerektiğini beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı tarafın ihbar talebi yerine getirilmiş ve ihbar olunan beyan dilekçesinde özetle; haklarında karar verilmesinin mümkün olmadığını, sigortalı şirketin kusurunun ve sorumluluğunun olmadığını, müterafık kusur indiriminin yapılması gerektiğini beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, rücuen tazminat temelli, itirazın iptali talebinden ibarettir.
TBK m. 73 gereği; Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Anlaşıldığı üzere; rücu hakkı; başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen, tazminat niteliğinde bir talep hakkı olduğundan, alacaklıyı tatmin eden kişi, alacaklının hakkından bağımsız kendi şahsında doğan bir hak elde etmektedir. Bunun sonucu olarak da rücu hakkı bu hakka sahip olan kişinin şahsında doğduğu anda muaccel olur. Bu nedenle, rücu hakkı için hakkın doğduğu andan itibaren zamanaşımı başlamaktadır. Diğer bir deyişle; davacının rücu davasını açabilmesi için belirlenen tazminatın ödenerek paranın davacıdan çıkmış olması gerekir.(Yargıtay HGK, 2012/4-426 E, 2012/639 K) Somut olayda ödeme tarihi ile dava tarihi bir arada düşünüldüğünde, zaman aşımının geçmediği anlaşılmakla; zaman aşımı def-i yerinde değildir.
Somut olayda, davacı, halefiyete dayalı olarak iş bu davayı açmıştır.
TTK'nın madde 1472/1’de düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. (Yargıtay 17. H.D.'nin 2014/9316 E., 2014/9764 K.; 2015/1543 E., 2015/10091 K. ve 2014/20835 E., 2016/11086 K.). Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. TTK'nın 1472. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücu davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz'î haleftir. Sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun kanunî halefi olacağı, ilke olarak 31.03.1954 gün ve 1953/18 E. - 1954/11 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtilmiştir. 17.01.1972 tarih ve 1970/2 E. - 1972/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı rücû davasının, kanundan doğan halefiyete dayandığı ve halef olanın, halefiyet yolu ile nasıl bir hak iktisap etmiş ise, o hakka sahip olacağı vurgulanmıştır.
Bu belirlemeler ışığında, sigortalının ve davalının tacir olması da göz önüne alınarak, mahkememizin davada görevli olduğu anlaşılmıştır.
Tekrar, dosyaya dönüldüğünde; mahkememizce yazışmalar yapılmış, taraf bildirilen delilleri toplanmış, dosya rapor düzenlenmesi amacıyla talimat yolu ile keşif yaptırılmış ve rapor aldırılmıştır.
Elektrik mühendisi, makine mühendisi ve sigorta bilirkişisi tarafından düzenlenen 20/05/2024 tarihli (dosyada ön rapor da mevcuttur ve ön rapor gereği istenilen bilgi ve belgeler dosyaya kazandırılmış iş bu rapor düzenlenmiştir) heyet raporunda özetle; Davaya konu cihaz hasarının ... sorumluluğundaki şebekeden kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönünden yapılan incelemelere göre; OSOS verilerinin incelenmesiyle; Dava konusu olayın yaşandığı ... tarihinde, davacının sigortalısı ... besleyen, davalı ... A.Ş sorumluluğundaki şebekedeki Voltaj değerlerinin Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliğinde izin verilen limitler içinde kaldığının tespit edildiği, Dağıtım Şebekesinde Voltaj Dalgalanması meydana geldiğine dair bir bulguya rastlanmadığı ; ... kayıtlarına göre olay tarihinde sigortalı otelin enerji aldığı hatta herhangi bir arıza meydana gelmediğinin, aynı hattan beslenen diğer abonelerin zarar görmediğinin anlaşıldığı, aynı Dağıtım Hattından beslenen birden çok aboneden sadece birinde ve tek bir cihazda meydana gelen hasarın, tek başına Dağıtım Şebekesinde voltaj dalgalanması meydana geldiğini ortaya koyan bir bulgu olamayacağı, Cihaz hasarının ‘’ elektrik dalgalanmasından kaynaklanabileceği’’ değerlendirmesinin yer aldığı, ancak ... teknik olarak olay anındaki Dağıtım Şebekesi voltajını ölçme ve voltaj dalgalanmasını tespit etme imkanı bulunmadığı, yapılan değerlendirmenin tahmin/ ihtimal değerlendirmesi olduğu, bilimsel bir kanıta dayanmadığı, Meydana gelen hasarın sadece voltaj dalgalanması sebebiyle meydana gelebilecek bir hasar olmadığı, malzemenin ısı nem ve fiziksel bozulmaya bağlı sebepler ile de hasarlanabileceği, Dava konusu cihazın ... ısı ve nemin yüksek olduğu mutfak bölümünde kullanıldığı göz önüne alındığında, ortam koşullarına bağlı yıpranma/bozulma ile hasarlanmasının da söz
konusu olabileceği; tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Davacının sigortalısı ... meydana gelen cihaz hasarının Davalı ... A.Ş sorumluluğundaki elektrik şebekesinden kaynaklanmadığı sonucuna ulaşıldığı ; Sigorta ve Hasar Yönünden Yapılan İncelemelere Göre ; Davacının sigortalısı otelde kullanılan Elektrikli Kombi Fırında meydana gelen hasar ile hasarın giderilmesi için yapılan harcamanın uyumlu olduğu, harcama tutarının olayın meydana geldiği tarihteki piyasa rayiçlerine uygun olduğu, Meydana gelen hasarın poliçe kapsam ve limitleri dahilinde olduğu; Ancak ... nolu bentte izah edildiği üzere davalının hasarın oluşmasında bir dahli olmadığı sonucuna ulaşıldığından davacı sigorta şirketinin halefiyet karinesini gözeterek Davalıya rücu etme şartlarının oluşmadığı görüş ve kanaatine varıldığı ; mahkemece davalı yönünden rücu şartlarının oluştuğunun kabulüne binaen yapılan tazminat yönünden incelemede rücuya konu bedelin 4.304,99 EURO olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi heyet raporu taraflara tebliğ edilmiştir, itiraz ve beyan dilekçeleri sunulmuştur.
Bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen). Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen).
Bu hususlar doğrultusunda, bilirkişi raporunun, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmış, itirazların tekrar rapor veya ek rapor aldırılmasını gerektirmeyecek olduğu, rapor içeriğinin ayrıntılı ve açıklayıcı olduğu kanaatine varılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar, bilirkişi raporu doğrultusunda, Davacının sigortalısı otelde meydana gelen cihaz hasarının Davalı ... A.Ş sorumluluğundaki elektrik şebekesinden kaynaklanmadığı sonucuna ulaşıldığından, davacı tarafça ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı, kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuştur.
Yargıtay 11. HD'nin 2022/7564 E, 2023/379 K sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca alacaklının kötü niyet tazminatına mahkûm edilebilmesi için takibin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması gerekir. Alacaklının icra takibini kötü niyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretide ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir. Anılan kanun hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen; ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesi anlamında "haksız ise de "kötü niyetli" olarak kabul edilmesine ve dolayısıyla bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2019 tarihli ve 2017/19-928 E., 2019/658 K., 01.03.2017 tarihli ve 2015/1048 E., 2017/380 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre itirazın iptali davasının davalı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davalı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Burada takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı (borçlu)’nun üzerindedir.(Benzer açıklamalar; KURU,Baki/ARSLAN,Ramazan/YILMAZ,Ejder., İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2006, s. 76).
Bu açıklamalar ışığında bakıldığında; davacının takipte haksız olduğu anlaşılmış ise de kötü niyetli olduğuna dair bir bilgi veya belge mevcut olmadığından, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddi gerekmiştir.
HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının Kötü Niyet Tazminatı talebinin reddine,
3-Davacı tarafça yatırılan başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,
4-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak; alınması gerekli 427,60 ₺ maktu ret karar harcının, davacı tarafça yatırılan 1.028,52 ₺ harçtan mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harç tutarının karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 3.120,00 ₺'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 17.900,00 ₺ vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili Sn. Av. ...'nın yüzüne karşı davalı ve ihbar olunanın yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı..12/06/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!