T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/576
KARAR NO : 2024/432
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/08/2023
KARAR TARİHİ : 26/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı taraf arasında mal alım/ satım işlemlerinden kaynaklanan ticari iş ilişkisi bulunduğunu, müvekkilinin ... sebze-meyve halinde sebze-meyve komisyoncusu olduğunu, davalının da ... ... ilçesinde manav-pazarcı olduğunu, yani alacağa konu işin, ticari bir iş olduğunu, davalının, işbu dilekçe ekinde ibraz etmiş oldukları hesap ekstresi ve e-faturadan da anlaşılacağı üzere, müvekkil şirkete 12.604,80TL borcu bulunduğunu, davalının ilgili borcunun, müvekkil şirkete ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle, taraflarınca Antalya ... İcra Dairesi ... E. Numaralı dosyası kapsamında, alacağın tahsili saiki ile icra takibi başlatıldığını, davalının, hiçbir somut dayanak göstermeksizin, mesnetsiz iddiaları ile ilgili icra takibine, takip konusu asıl alacağa, faize, diğer tüm ferilerine ve imzaya itirazda bulunduğunu ve takibe konu alacak bakımından, müvekkil şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığını beyan ettiğini, davalının haksız itirazı nedeni ile, ilgili icra takibimiz durdurulduğunu, müvekkil şirketin bu zamana kadar davalıdan alacağını tahsil edememesi nedeni ile yaşamış olduğu mağduriyetler doğrultusunda, taraflarınca, davalının haksız itirazının iptali talebinde bulunma zarureti hasıl olduğunu, delil olarak sunmuş oldukları fatura ve cari hesap ekstrelerinde açıkça, müvekkil şirket tarafından, davalıya ürünlerin satıldığı ve alacağın olduğu sabit olduğunu. bu durumun hal kayıt belgeleri - babs formları,...vs belgelerle anlaşılacağını, nitekim davalının, ilgili borcunun bulunmadığına veya müvekkil şirkete ödediğine dair herhangi somut bir delil de bulunmadığını, ayrıca, davalının itiraz dilekçesinde, müvekkil şirketle aralarında bulunan ticari ilişkiye karşı da herhangi bir itirazda bulunmadığını, ikrar ettiğini, müvekkil şirketin, davalı ile mal ticareti kapsamında iş ilişkisinin bulunduğu ve bu ilişki dahilinde de, müvekkilin davalıdan açık/ cari hesap alacağının mevcut olduğu izahtan vareste olduğunu beyan ederek, itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işbu dosya kapsamındaki hiçbir iddiasını kabul etmediklerini, müvekkilinin, ... AŞ de ... olarak çalıştığını, müvekkilinin söz konusu iş yerinde ... tarihinde çalışmaya başladığını ve hala da aktif olarak çalıştığını, davacının iddia ettiği gibi manav/pazarcı olmadığını, davacı ile arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, müvekkilinin ticaret ile uğraştığını, müvekkilinin, hiçbir zaman hale gidip toplu meyve/sebze almadığını, bu hususu gösterir davalı müvekkile ait SGK dökümünü sunduklarını, müvekkilin ... ve ... maaş bordrolarının da bu hususu gösterir olduğundan sunulduğunu, aynı zamanda müvekkilin çalıştığı iş yerinde işe giriş ve çıkışlarda imza atıldığını, söz konusu faturaların düzenlendiği iddia edilen zamanda müvekkilinin şehir dışında olduğunu, ... tarihinde senelik izine ayrıldığını ve ... günü mesaisine geri döndüğünü, müvekkilinin, senelik iznini şehir dışında geçirdiğini, ... sınırları içerisinde olmadığını gösterir "kredi kartından yapılan harcamalara" ilişkin ekstreyi sunduklarını, ... tarihinde işe başladığını ve müvekkilin ... tarihinde mesaide olduğunu gösterir çalıştığı iş yeri puantaj tablosunu da sunduklarını, davalı müvekkil aleyhine başlatılan Antalya ... İcra Dairesi ... E. Takip dosyasına süresi içinde ''alacaklı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığından ; alacaklı tarafça başlatılan icra takibine, takip konusu alacağa, faize, diğer tüm ferilerine ve imzaya açık ve kesin bir şekilde'' itiraz ettiğini, Antalya ... İcra Dairesi ... E. Takip dosyasında da söz konusu husus açık şekilde ortada olduğunu, davalı müvekkilinin, itirazını yaparken itiraz sebeplerinden biri olarak ''takip konusu alacağa" diye belirttiğini ve bu alacağa ayrıca ve açıkça itiraz ettiğini, takip konusu alacağa itirazın, davacının sunduğu faturalara ve davacının iddia ettiği "ticari iş ilişkisine" itiraz olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, takip konusu alacak tarafların sözde ticari iş ilişkisinin sonucu olduğunu ve müvekkilin bu takip konusu alacağa itirazla aslında ticari iş ilişkilerine de itiraz ettiğini, kaldı ki tekrardan kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasında ticari bir iş ilişkisinin varlığının, davalı müvekkili salt bir şekilde davacıya karşı borçlu durumuna düşürmediğini çünkü davalının müvekkil borca da itiraz ettiğini, alacaklı tarafın, müvekkilin borçlu olduğunu ispat etmesi gerektiğini, söz konusu borca,icra takibine , takip konusu alacağa, ferilere ve imzaya itirazı bu sebepten olduğunu, kaldı ki faturayı tanzim eden ve alan kimse arasında böyle bir temel borç ilişkisinin bulunmadığı hallerde faturanın hukuki bir sonuç doğurmasının da söz konusu olmadığını, bu nedenle faturada yazılı bedelin taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı sürece teamül haline geldiği de düşünülemeyeceğini, bu sebeple de davacının iddialarını kabul etmediklerini, davacı tarafın takibe koyduğu ve alacaklı olduklarını iddia ettikleri faturaların taraflarına tebliğ dahi edilmediğini, şayet faturalar taraflarına tebliğ edilseydi süresi içinde söz konusu faturalara itirazlarını sunacaklarını, Türk Ticaret Kanununun, fatura itirazı için özel bir şekil ve usul şartı öngörmediğini, yine faturaya itirazın süresinde olup olmadığını ispat yükümlülüğünün davacı üzerinde olduğunu, kaldı ki TTK'nın, itiraz için özel bir şekil ve usul şartı aramadığından faturaya itirazın herhangi bir şekilde yapılması mümkün olduğunu, bu kapsamda alacağın varlığını ispatla birlikte ortada kesinleşmiş bir fatura bulunduğunun ispat yükü de, faturaları keşide eden davacı şirket üzerinde bulunduğunu, davalı müvekkil adına fatura düzenlendiğinden söz konusu icra takibi açıldığı zaman haberlerinin olduğunu ve bu borca, takibe, takip alacağına, ferilerine ve imzaya itirazımızı yapmış bulunduklarını, kabul anlamına gelmemekle birlikte şayet müvekkilinin iddia edildiği gibi ticaret ile uğraşıyorsa; müvekkile aite bir vergi levhası kaydı olması gerektiğini lakin müvekkil adına vergi levhası kaydı bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte; davacının sunduğu faturalarda da sadece isim/soyisim ve il/ilçe yazılı, olmayan bir adresle fatura düzenlediğini, söz konusu faturanın unsurlarının bile tam olmadığını, ticari bir faaliyeti olmadığının açık olduğunu, aynı zamanda ... tarih ... saat ve ... Numaralı faturanın Hal Satış Faturası olmakla birlikte irsaliye yerine geçer ibareli olduğunu ve söz konusu fatura üzerinde ... plaka numarası yazdığını, irsaliye belgesinin fatura niteliğinde sayılması için; o faturanın hangi satıcı tarafından hazırlandığı, ne kadarlık bir tutarı olduğu, alınan tutar karşılığında ne satıldığı, malın hangi tarihte satıldığı ve kaç adet satıldığı gibi oldukça açıklayıcı bilgilerin yer alması gerektiğini, müvekkilinin malların teslim edildiğine dair herhangi bir belge imzalamadığını, çünkü bir mal alışverişi yapmadığını, söz konusu ... plakalı aracın malı hangi adrese yaptığının tespiti gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte şayet aralarında bir ticari iş ilişkisi olduğunu varsayılsa bile müvekkilin imzası olmayan sevk irsaliyesi malların teslim edilmediğini yani bir alışverişin ve borç ilişkisinin olmadığını ortaya koyduğunu ve açılan bu haksız davanın reddini gerektirdiğini beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir.
Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak ta yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2006/19-260 esas, 2006/251 karar)
Bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; davaya konu icra dosyası, iş bu dosya ile uyaptan ilişkilendirilmiştir.
Dava dilekçesindeki iddianın ileri sürülüşü olarak komisyon sözleşmesine bakıldığında, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545 maddelerinden doğan uyuşmazlıklar mutlak ticari davaya vücut verdiğinden, tarafların tacir olma hususundan bağımsız olarak, uyuşmazlıkta mahkememiz görevlidir.
Önemle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan tekrar sonra dosyaya dönüldüğünde; Hukukumuzda, senet delilinin uygulanma alanı oldukça geniştir çünkü hukukumuzda, hukuki işlemler için "senetle ispat" kuralı mevcuttur. Esasen, "senetle ispat kuralı" kavramı yerine "kesin delille ispat" kuralı denilmesi daha doğrudur. Çünkü, senetle ispatı zorunlu olan bir hukuki işlem, diğer kesin delillerle de (ikrar, yemin, kesin hüküm) ispat edilebilir. Senetle ispat zorunluluğu, "tanıkla ispat yasağı" olarak da ifade edilmesine rağmen, bunun da esasen "takdiri delille ispat yasağı" olarak belirtilmesi daha uygundur.Senetle ispat kuralı, kendisini iki temel durumda gösterir. Bunlardan birincisi olarak; Belli bir meblağı aşan hukuki kural olarak yalnız senetle ispat olunur. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunla belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir Senetle ispat kuralının kendisini gösterdiği ikinci durum ise, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler kanunda belirtilen miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz olmasıdır. Senetle ispat kuralının istisnası olan bir durum mevcut değildir.
Somut olayda da, kabule göre, ispat külfeti davacıdadır ve dava kesin delille ispat kuralına tabidir.
Her ne kadar davacı vekili, davalı tarafın ticari ilişkiye itiraz etmediği ve hatta ikrar ettiğini ileri sürse de cevap dilekçesinden de anlaşılacağı üzere ticari ilişki kabul edilmemektedir. Ticari ilişkinin ispatı gerekir ki ispat külfeti davacıdadır. SGK ya yazılan yazıya verilen cevapta, davalının, cevap dilekçesinde bildirilen şirkette çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalının, davacının iddia ettiği üzere pazarcı-manav olduğuna dair gelen yazışmalarda bir kayıt görülmemiştir. Davalı tacir olmadığından ve ticari defterlerin davacı lehine delil olarak değerlendirilmesi için karşı tarafında ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğinden, ticari defterler incelenmemiştir. Davalı tarafın sunduğu deliller kendi iddialarını doğrulamaktadır ve davalının, davacının iddialarını çürütmek için delil ileri sürmesi ispat külfetini üzerine aldığını göstermez. Davacı taraf iddialarını ispat edememiştir.
Davacı taraf, bu haliyle, dosya kapsamına göre iddiasını ispat edememiştir. Ancak, dava dilekçesinde, "yemin" deliline de dayanmıştır.
İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar)
Mahkememizce davacı vekiline yemin deliline dayanıp dayanmayacakları hususu sorulmuş, beyanda bulunmak için vekil süre istemiş ve devam eden celsede de yemin teklif etmeyeceklerini beyan etmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, tüm dosya kapsamına göre, ispatlanamayan davanın reddi gerekmiştir.
HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacı tarafça başlangıçta yatan başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yatan peşin karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye 157,75 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 2.340,00TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 12.604,80 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili Sn. Av. ... ve davalı vekili Sn. Av. ...'ın yüzüne karşı kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/06/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!