WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 25 Haziran 2026

ANTALYA 4. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/264
KARAR NO : 2024/412

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 19/04/2023
KARAR TARİHİ : 12/06/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ... Mah. ... Cad. No: ... .../... adresinde bulunan ... binasını kiraladığını, otelin televizyon ve bilimum ihtiyaçları için davalı şirket ile ... tarihinde toplamda ... Dolar karşılığında anlaşarak sözleşme yaptıklarını, anlaşma gereği davalı şirkete ... tarihinde ... TL, ... tarihinde ... TL olmak üzere toplamda ... TL ödediklerini, davalı şirketin sözleşme kapsamındaki edimlerini yerine getirdikten sonra kalan bakiyenin, sözleşmenin ...maddesi gereği “çek ile ödeneceği” şeklinde kararlaştırıldığı halde, davalı şirket hiçbir şekilde sözleşmede belirtilmiş olan ürünlerden herhangi birini göndermediğini, daha sonra yapılan ödemelerin iadesi talep edilmiş ise de, davalının buna yanaşmadığını, alacağın tahsili için davalı aleyhine Antalya Genel İcra Dairesi ... esas sayılı dosya da icra takibi yapıldığını, davalı şirketin icra takibine haksız bir şekilde itiraz ederek takibin durmasına neden olduğunu, bu nedenle itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her ne kadar davacı, taraflar arasında imzalanan ... tarihli sözleşme uyarınca ödemeler yaptığını iddia etmiş ise de dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar davacının iddia ettiği sözleşmeye istinaden yapılan ödemeler olmadığını, havale işleminin açıklama kısmında "... ile ... tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden" yazıldığını, dolayısıyla, dosyaya ...'in taraf olarak bulunduğu bir sözleşme ya da ... tarihli bir sözleşme ibraz edilmediğini, davacı, dava dilekçesinde davaya konu sözleşmenin ... tarihli olduğunu açıkça beyan ettiğini, bu nedenle, öncelikle davacının aktif husumeti yönünden ve hukuki yararı yönünden değerlendirme yapılması gerektiğini, aksi kanaat halinde dahi ilgili tarihlerdeki döviz kurları göz önünde bulundurulduğunda davacının, sözleşme ile kararlaştırılan %30'luk peşinat ödeme şartının gerçekleştirmediğini, bahse konu sözleşmenin feshine dair herhangi bir ihtarname ya da bildirim iletilmediğini, hal böyleyken %30'luk peşinat ödeme şartının gerçekleşmemesi karşısında davacının, sözleşmeden dönmüşçesine, sözleşmeye istinaden ödediğini iddia ettiği ödemenin iadesini talep etmesinin hukuki dayanağının bulunmadığını, ayrıca davacının sözleşmeden döndüğünü belirterek seçimlik haklarından hangisini kullandığını açıkça izah etmesi gerektiği halde, sözleşmeyi feshettiğine ilişkin bir ihtarı bulunmaksızın eldeki davayı ikame etmesinin, kanunun öngördüğü şartlara aykırı olduğunu,bu nedenle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir.
Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221). Bu davada, ispat yükü kural olarak/aksi kanunen öngörülmedikçe davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak ta yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2006/19-260 esas, 2006/251 karar)
Dosyaya bakıldığında, ilgili icra dosyası, uyap üzerinden dosya ile ilişkilendirilmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde "Öncelikle belirtmek gerekir ki her ne kadar davacı, taraflar arasında imzalanan ... tarihli sözleşme uyarınca ödemeler yaptığını iddia etmiş ise de dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar davacının iddia ettiği sözleşmeye istinaden yapılan ödemeler değildir. Zira, söz konusu havale işleminin açıklama kısmında "... ile ... tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden" yazmaktadır. Buna karşın, dosyaya ...'in taraf olarak bulunduğu bir sözleşme ya da ... tarihli bir sözleşme ibraz edilmemiş olup davacı, dava dilekçesinde davaya konu sözleşmenin ... tarihli olduğunu açıkça beyan etmiştir. Hal böyleyken, öncelikle davacının aktif husumeti yönünden ve hukuki yararı yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.
Mahkememizce bu hususta beyanda bulunması için davacı vekiline süre verilmiş ve davacı vekili, ... uyap tarihli dilekçesi ile özetle; Dosyaya sundukları dekontlarda açıklama kısmında belirtmiş oldukları tarihin sehven belirtilmiş olduğunu, müvekkil şirketin, davalı şirket ile dosyaya sunmuş oldukları sözleşmeden başka bir sözleşme imzalamadığını, dosyaya sunmuş oldukları ödeme dekontlarının da ... tarihinde imzalanan sözleşmeye istinaden gönderilen ödemeler olduğunu, açıklama kısmında belirtilen tarihin sehven yazıldığını, dava dilekçesinde belirtmiş oldukları gibi ... müvekkil şirketin oteli olduğunu, buna ilişkin ... işletme belgesini de ekte sunduklarını, eğer davalı tarafın farklı bir sözleşmeye istinaden ödemelerin yapıldığını iddia ediyorsa o zaman bu iddiasını da ispatlamak durumunda olduğunu beyan etmiştir.
Davacının bu husustaki açıklamaları ve ekte sunulan ... işletme belgesinde de ... düzenlenen belgede, belge sahibinin davacının olduğunun anlaşılması göz önünde tutularak, usulen bir sorun görünmemiş, davacının açıklamaları yeterli ve açıklayıcı görülmüş, yargılamaya devam edilmiştir.
Davalı, davacının talebi ödünç verilen paranın iadesi kapsamında istenmekte ise TBK 392. Maddesi uyarınca 6 haftalık ihbar süresine riayet edilmediği için davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Dava dilekçesi içeriği ve yargılama sürecindeki iddia ve savunmalar dikkate alındığında, davacının talebinin ödünç verilen paranın iadesi olmadığı mahkememiz kabulündedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 386 ncı maddesine göre; "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." Aynı Kanun'un 392 nci maddesi ise; ''Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.'' hükmünü ihtiva etmektedir. İşbu maddede yer alan ''ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir'' ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk önce istemde bulunması, sonrasında altı hafta beklemesi gerektiğinin anlaşılmadığı, bu ibarenin yalnızca temerrüdün oluşması ve dolayısıyla faiz talep edilebilmesi için istemin üzerinden altı hafta geçmesi gerektiğinin vurgulandığı anlaşılmaktadır. ( Yargıtay 3. HD; 11.04.2023 tarihli ve 2022/4305 E., 2023/1080 K. sayılı kararı) Bu halde dahi, dava açılmasında engel olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davalının, bu yöne ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Mahkememizce tarafların ticari defterlerinin incelenmesine dair ara karar kurulmuştur.
HMK m. 222 gereği; Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın kanuni şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. 7251 sayılı kanunla, 6100 sayılı Kanunun 222 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.” Usul hükümleri derhal uygulanırlılık ilkesine tabidir.
Davacı ticari defterlerinin incelenmesi sonucu hazırlanan ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacı tarafından ibraz edilen ticari defter kayıt ve belgelerin incelenmesinde, sözleşme konusu ürünlerin davalı tarafından davacıya teslim edildiğine dair herhangi bir kayıt ve belgeye rastlanmadığı, dava dosyasında da bu ürünlerin teslimin edilip edilmediğine dair herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığı; Netice itibarıyla davacının ticari defter kayıt ve belgelerine göre, takip tarihi itibarıyla davacının ürün teslimi karşılığında davalıya verdiği ... TL nin teslim gerçekleşmediğinden davacıya iadesi gerektiği sonucuna varıldığı; yapılan inceleme sonucunda; Mal bedeli karşılığı avans olarak davalıya verilen, ancak talep edilen ürünlerin davalı tarafından davacıya teslim edilmediği anlaşılan paranın davacıya iadesi gerektiği şeklinde bir sonuçla, verilen, ... TL nin ödeme tarihinden takip tarihine kadar hesaplanan ... TL işlemiş faizi, ... TL nin ödeme tarihinden takip tarihine kadar hesaplanan ... TL işlemiş faizi ile birlikte davacıya iadesi gerektiği belirtilmiştir.
Davalının ticari defterlerinin incelenmesi sonucu hazırlanan 20/03/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ... (... ...) nezdinde ... tarihinde ... tarafından, ... ... Hesabına (... ... ... ... ... ...) ‘’... ile ... tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden’’ açıklaması ile ... TL. tutarında aktarma yapıldığı, ... (... ...) nezdinde ... tarihinde ... tarafından, ... ... Hesabına (... ... ... ... ... ...) ‘’... ile ... tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden’’ açıklaması ile ... TL. tutarında aktarma yapıldığı, ... ile ... ticari açıdan aynı tüzel kişiyi ifade ettiği, İmza altına alınan sözleşme ve satın alma şartlarını içeren belge kapsamında ... …’nin, Muhtelif ürünleri tam ve eksiksiz olarak ... – ... tarihleri arasında teslim
etmek ve nakliyesini sağlama yükümlülüğü bulunduğu, ancak yükümlülüğünü yerine getirmediği, ... … Ticari defterlerinin, Açılış kayıtları ve Kapanış Tasdiklerinin usule uygun yapıldığı, defterlerin mevzuata göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulduğu ve ticari defter kayıtlarının birbiri ile uyumlu olduğu, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesinin mümkün durumda olduğu, Ticari defterlerde ... tarih ve ... fiş numarası ile ... … tarafından ... … gönderilen ... tarihinde ... TL., ... tarihinde ... TL. gelen ... kaydı bulunduğu, şirketin ... hesabına kayıt yapıldığı, ... Alınan Sipariş Avansları hesap kodunda ... ... ne ... tarihinde ... TL. , ... tarihinde ... TL. kayıt yapıldığı, ... … tarafından aynı fiş numarası ile ... tarihinde ...’e ... İş Avansı açıklaması ile ... hesabından ... TL. gönderildiği, ... adına ... Verilen İş Avansları Hesabında, ... İş Avansı açıklaması ile ... TL.‘lik kayıt yapıldığı, ancak ...’in ... … ile ticari ilişkisinin olduğu, ... … ile ticari ilişkisinin bulunmadığı, ... … tarafından ... TL. tutarın ... …’ne geri iade edildiğine dair herhangi bir muhasebe kaydının bulunmadığı, Alınan Sipariş Avansları ile Verilen İş Avanslarının kapatıldığına dair muhasebe kaydının bulunmadığı, ... tarih ve ... numaralı kapanış fişi ile ... Alınan Sipariş Avansları hesap kodunda ... ... TL., ... Verilen Sipariş Avansları hesap kodunda ... ... TL. kayıt bulunduğu hususları belirtilerek; Dava dosyası ve ticari defterlerin incelenmesi neticesinde; Davacı / Alacaklı ... ... tarafından Davalı / Borçlu ... … ’ne satın alma iş ve işlemlerini kapsayan sözleşme gereği ön ödeme olarak ... TL. ödeme yapıldığı, ancak ... … ’nin yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ... TL. tutarı ... ...’ne iade etmediği hususları belirtilmiştir.
Davalı vekili, aşamalarda, davacının iddia ettiği sözleşme ilişkisini kabul etmediklerini, dekontlarda geçen ödemelerin taraflar arasındaki başkaca bir ilişki nedeni ile olduğunu yani sözleşme ilişkisini kabul etmemiş, ödemeleri kabul etmiş ancak bu ödemelerin başka bir hukuki ilişki nedeni ile olduğunu beyan etmiştir.
Kural olarak belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, tarafların ispat etmesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) "İspat yükü " başlıklı 6 ncı maddesi uyarınca; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Aynı yöndeki düzenleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre ispat yükü, ispatı gereken vakıalara dayanan tarafa ait olup, herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Çekişmeli vakıaların ispatı için ise delillere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada kesin deliller arasında sayılan "ikrar" kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır. 6100 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinde taraflar veya vekillerinin Mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. İkrar, davanın temelini oluşturan bir somut vakıa iddiasının doğru olduğunun, o vakıayı ispat yükünü taşımayan (karşı) tarafça kabul edilmesi olarak tanımlayabiliriz. İkrar, vakıa iddiasının doğru olduğunun karşı tarafça tamamen kabul edilmesi şeklinde olursa basit ikrar; sadece maddi vakıanın kabul edilip bu vakıanın hukuki sebebinin farklı olduğuna ilişkin ise vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar); vakıa iddiasını tam olarak kabul edilmesine rağmen, bu vakıadan iddiada bulunan taraf lehine hukuki sonuç doğmasını engelleyecek nitelikte yeni bir vakıa iddiasında bulunulması (eklenmesi) şeklinde olursa bileşik ikrar olarak adlandırılır. (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, Medeni Usul Hukuku, On İki Levha Yayıncılık: İstanbul, 2017, s. 1640 - 1641).
Bu açıklamalar ışığında bakıldığında, davalı ödemeleri kabul etmiş ancak ödemelerin taraflar arasındaki başka bir ticari ilişkiye dayandığını ileri sürmüştür. Davalı esasen bu hususta gerekçeli inkarda bulunmaktadır. Bu ikrar türünde ikrar bölünmez ve ispat külfeti davacı üzerinde kalmaya devam eder. (Örn; Davalı davacıdan ... TL aldığını ikrar eder ancak bu parayı ödünç olarak değil, bağışlama olarak aldığını bildirirse. Buna vasıflı ikrar denir. Burada, davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar, fakat onun iddia ettiği hukuki ilişki inkar edilmektedir. Bu nedenle, ikrar bölünemez ve ispat yükü davacıdadır. Davacı, davalıya ödünç verdiğini ispat etmelidir//KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 16. Baskı, s. 435-436)
Dosyadaki bilirkişi raporlarının içeriğinden, taraflar arasında davacının iddiasından başkaca bir ticari ilişki olduğunu gösterir bir tespit mevcut değildir. Bu hususta davacı iddiasını ispat etmiştir.
Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları içeriği, taraflar arasında dava konusu iddia edilen sözleşme haricinde bir ticari ilişkinin olduğuna dair tespitin olmaması, ödemelerin ikrarı hususları bir arada düşünüldüğünde; davacının iddiasını ispatladığının kabulü ile; Davanın kabulü ile; Davalının, Antalya Genel İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın ...-TL asıl alacak üzerinden iptali ile takibin aynı şartlarda devamına karar vermek gerekmiştir. Dava, asıl alacak üzerinden açıldığı için, davalının faize, temerrüde ilişkin itirazları sonuca etkili görülmemiştir.
Davacı tarafın icra inkar tazminatı talebine gelince;
Alacaklının icra dairesine yapacağı takip talebi ile başlayan, takibin durması için borçlunun itirazının yeterli olduğu ve cebri icraya devam edilebilmesi için alacaklının harekete geçmesinin gerekli olduğu ilamsız icra usulunde; gerek alacaklının haksız ve kötüniyetli takipte ve gerekse borçlunun haksız itirazda bulunmasını önlemek amacıyla icra tazminatına hükmolunması esası kabul edilmiştir. Anlaşıldığı üzere alacaklı lehine hükmolunacak icra tazminatının amacı, gerçekten borçlu olduğunu bildiği halde, süre kazanmak kasdı ile ya da başka bir sebeple icra takibini haksız olarak engelleyen kişinin, alacaklının hakkına kavuşmasını geciktirmeye yönelik kötü niyetli davranışlarını önlemektir. Borçlunun itirazının haksızlığı, itirazın yapıldığı andaki duruma göre tespit edilir. Borçlu hakkında tazminatına hükmedilmesi için, onun ödeme emrine “kötüniyet”le itiraz etmiş olması şart değildir. Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olmalıdır. Alacaklının bir zarar görmüş olması da şart değildir.
Öğretide, hakim görüşe göre (POSTACIOĞLU, İlhan, İcra Hukuku Esasları, İstanbul, 1982, s. 184 vd., KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C. I, 3. Bası, İstanbul 1988, s. 304 vd., UYAR, Talih, İcra Hukukunda İtiraz, s. 215 vd.) itirazın haksız olup olmadığı, takip konusu yapılan ve borçlunun itiraz ettiği alacağın likit olup olmadığına göre belirlenmelidir. Alacak likit ise borçlu itirazında haksızdır, alacak likit değilse borçlu itirazında haklıdır. Öğreti, likit alacağı, miktarı belirli veya belirlenebilir olan ve bunun için tarafların anlaşmalarına veya böyle bir anlaşma olmazsa mahkeme kararına gerek olmayan alacak olarak tanımlamışlardır. Buna göre; borçlu alacağın gerçek miktarını tayin için bütün unsurları bildiği veya bilmesi gerektiği halde ödeme emrine itiraz ederse itirazında haksızdır; şayet diğer şartlarda gerçekleşmiş ise yargılama sonunda icra tazminatı ödemeye mahkum edilir. Alacağın gerçek miktarını tayin için tarafların anlaşmasına veya mahkeme kararına ihtiyaç varsa itiraz haklıdır ve borçlu itirazın iptali davasını kaybetse bile icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilemez. İcra inkar tazminatının şartları şunlardır:
a)Geçerli ilamsız icra takibi yapılmış olmalı,
b)Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalı,
c)Süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olmalı,
d)Talep olmalı,
e)Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmelidir.
Dosyaya baktığımızda; yukarıda anılan şartların mevcut olduğu, alacağın likit olduğu anlaşılmakla, davacının inkar tazminatı talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ İLE; Davalının, Antalya Genel İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın ...-TL asıl alacak üzerinden iptali ile takibin aynı şartlarda devamına,
2-Davacının inkar tazminatı talebinin Kabulü ile; ...-TL inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafça yatırılan ... TL peşin karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye kalan ... TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine,
6-Davacı tarafça yatırılan ve yukarıda (3) ve (4) numaralı hüküm fıkraları ile mahsubuna karar verilen toplamda ... TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat-bilirkişi ücreti gideri toplamı ... TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'in yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/06/2024

Katip ...
¸e-imzalıdır

Hakim ...
¸e-imzalıdır