T.C. ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ
T.C
ANKARA
ASLİYE SEKİZİNCİ TİCARET MAHKEMESİ
K A R A R
ESAS NO : 2024/167
KARAR NO : 2024/143
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... ...
DAVALILAR : 1- ... - ... ...
2- ... - ... ...
3- ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... - ....
DAVA : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 13/09/2019
KARAR TARİHİ : 08/03/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 08/03/2024
Mahkememize tevzi olunan dava dosyanın incelenmesinden; dosyanın, .... Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 27/04/2021 tarih ve .... sayılı görevsizlik kararı üzerinde dosyanın Mahkememize tevzi edildiği, Mahkememizin .... Esas sayılı dosyası üzerinden verilen 14/10/2021 tarihli karar ile, görevsizlik kararının kesinleşme işlemleri tamamlanmadığından gönderildiği anlaşıldığından kararın kesinleşme işlemlerinin tamamlanması amacıyla .... Mahkemesi'ne gönderildiği ve görevsizlik kararının kesinleştiği anlaşılmış olmakla beraber, görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın, Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğünce ....Ticaret Mahkemesine tevzi edildiği ancak ... Esas sayılı dosyası esas kapatılarak mahkememize gönderilmiş ise de;
Davanın açılmasından hükmün icrasına kadarki aşamalarda değişik nitelikteki usul işlemleri yargılamaya yön vermektedir.
Mahkeme, yargılamayı yürütüp sonuçlandırmak için, davanın açılmasından sonuçlanmasına kadar çeşitli kararlar verir. Mahkemenin verdiği kararlar, ara ve nihaî kararlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hâkimin, bir davada dosyadan elini çekinceye kadar yargılamanın yürütülmesi için vermiş olduğu kararlar ara kararlardır. Ara kararlarıyla, davayı ilerletmek ve nihaî kararın verilmesine hazır hale getirmek amaçlanmaktadır. Ara kararları, hakimin dosyadan el çektirmesini gerektirmediği için mahkeme, taraflardan biri lehine usuli kazanılmış hak doğuranlar dışındaki ara kararlarını kendiliğinden ya da itiraz üzerine kaldırabilir. Ayrıca ara kararlar tek başına temyiz edilemez; ancak nihaî kararla birlikte temyiz edilebilir.
Hakimin davadan elini çektiği ve yargılamayı sona erdiren kararlar, nihaî kararlardır. Ara kararların aksine hakim vermiş olduğu nihaî kararı kendiliğinden değiştiremez. Nihaî kararın değişmesi ve hakimin daha önce karar verdiği davaya tekrar bakması ancak taraflardan birisinin kararı temyiz etmeleri üzerine, Yargıtay tarafından kararın bozulması halinde mümkündür. Nihaî karar, esası halleden, davaya son veren ve yargılamayı sonuçlandıran kararlar şeklinde ortaya çıkabilir. Gerçekten nihaî kararlar, esasa ilişkin (hüküm), usule ilişkin ve davanın konusuz kalması halinde verilen nihaî kararlar olarak üçe ayrılmaktadır.
Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm), taraflar arasındaki anlaşmazlığı esastan çözen, davayı kesin şekilde sonuçlandırarak, hakimin o işten el çekmesini gerektiren kararlardır. Hakim, davada ileri sürülen talepleri maddi hukuk açısından değerlendirerek, davanın esas bakımından kabulüne, reddine veya kısmen kabul - kısmen reddine ilişkin hüküm verir.
Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür (HMK m.294/1). Tabir-i diğerle, hükümler, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihaî kararlardır. Hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince, artık o dava konusu hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz. Hükümler de, dava çeşitlerine paralel olarak eda hükümleri, tespit hükümleri ve inşaî (yenilik doğuran) hükümler şeklinde üçlü bir ayırıma tâbi tutulmaktadır.
Bazı durumlarda, yargılama sürerken herhangi bir nedenle dava konusu ortadan kalkabilir. Davanın konusuz kalması halinde talep sonucu (davanın esası) hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Mahkeme bu durumda, “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verir. Bu tür kararlar da nihaî kararlardır.
Usûle ilişkin nihaî kararlar, davanın esası ile ilgisi olmayan, maddi hukuk açısından incelemeye geçilmeden, usul hukukuna dayanarak davanın sonuçlandırıldığı kararlardır. Usûle ilişkin nihaî kararlarda davanın esası (davacı tarafın talep sonucu) hakkında bir karar verilmez. Hâkim, maddi hukuk bakımından değil, sadece usule ilişkin sorunlar hakkında, usûl hukukuna dayanarak bir karar verir. Bu nihaî kararlar, esasa girmeyi önleyen usulî ön meseleleri çözümler ve dava şartlarının eksikliği veya ilk itirazların varlığı halinde verilirler. Ancak, bu kararlarda davacının talep sonucu hakkında bir karar verilmediği için taraflar arasındaki uyuşmazlık son bulmaz.
Ayrıca, usûle ilişkin nihaî kararlar, olağan kanun yollarından geçerek (veya süresi içinde kanun yollarına başvurmadan) şekli anlamda da kesinleşmiş ise tarafları, dava sebebi ve dava konusu ilk dava ile aynı olan ikinci bir davanın açılması halinde, ilk davada hangi usuli sorun hakkında karar verilmişse o konuda maddi anlamda kesin hüküm teşkil ederler. Bununla birlikte söz konusu usuli eksiklik tamamlanır ise, bu konuda tekrar dava açılabilir ve önceden kesinleşmiş olan (usule ilişkin) karar da buna engel teşkil etmez.
Görevsizlik, yetkisizlik ve davanın açılmamış sayılması kararları ile dava şartlarından birinin bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddi kararı ve davacının (davalının rızası ile) davayı geri alması nedeniyle davanın son bulduğunu belirten kararlar, yargılamayı sona erdiren ve fakat taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan hâlletmeyen birer usûle ilişkin nihaî karardır. Bu kararlar, yazılması, kapsamı ve kanun yolları bakımından, hükümler gibi işlem görürler (HMK m. 294/6).
6100 sayılı HMK’da, davanın açıldığı mahkemenin, o dava bakımından görevli olması, bir dava şartı olarak öngörülmüştür (HMK m.114/1-c). Buna göre, davanın açıldığı (özel veya genel) hukuk mahkemesinin, o davaya bakmaya görevli olması gerekir. Çünkü bir dava ancak görevli mahkemede incelenebilir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK m.115/1). Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse (kural olarak) davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder (HMK m. 115/2). Bu düzenlemelere göre, mahkeme, görevli olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da (mahkemenin görevli olmadığı yönündeki) dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Fakat, mahkeme, gerek re’sen yapacağı inceleme sonucunda gerek tarafların (mahkemenin görevli olmadığı yönündeki) dava şartı noksanlığını ileri sürmesi üzerine, görevsiz olduğu kanaatine varırsa, görevsizlik kararı verecektir (m.20; m.331/2).
Görevsizlik kararları, usûle ilişkin nihaî kararlardan olup, bununla, davanın esası (davacı tarafın talep sonucu) hakkında bir karar verilmemekte; dava, maddi hukuk açısından incelemeye geçilmeden, usul hukuku mevzuat hükümlerine istinaden sonuçlandırılmaktadır.
Öte yandan, bir yerde aynı mahkemeden birden fazla bulunuyorsa, bunlar arasındaki ilişki genel anlamda iş dağılımı ilişkisidir. Tâbir-i diğerle, bir yerde bulunan aynı ad ve nitelikteki asliye hukuk veya sulh hukuk mahkemelerinin (birbirleri, yani asliye hukuk mahkemeleri ile sulh hukuk mahkemeleri arasındaki değil), kendi aralarındaki ilişki, iş dağılımı ilişkisidir.
Dar ve teknik anlamdaki işbölümü ise, aynı yerde asliye hukuk mahkemesi yanında asliye ticaret mahkemesi bulunması durumunda ortaya çıkmaktaydı. Gerçekten, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi (ve diğer hukuk mahkemeleri) arasındaki ilişki, hem 29/06/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda (m.5) hem de 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kanunlaşan ilk hâlinde (m.5/3-4), iş bölümü ilişkisi olarak kabul edilmişti. Ancak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinde, 26/06/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılmış ve görev ilişkisi olarak değiştirilmiş ve böylece buna ilişkin itiraz da ilk itiraz olmaktan çıkarılıp, davanın her aşamasında ileri sürülebilecek ve hakim tarafından re’sen gözetilebilecek bir dava şartı haline getirilmiştir.
Konuyla ilgili olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2011 tarihli ve ... sayılı ilâmında şu açıklamalara yer verilmiştir: "Ayrı bir (veya daha fazla) ticaret mahkemesi bulunan yerlerde, asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri arasında görev değil, işbölümü ilişkisi olduğu belirtilmişti (Esasen, bir yerdeki birden fazla asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki de bir iş bölümü ilişkisidir; ancak buradaki işbölümü ilişkisi, gerçekte bir iç ilişki niteliğindedir. Aynı şekilde, bir yerdeki birden fazla ticaret mahkemelerinin ve birden fazla sulh hukuk mahkemelerinin kendi aralarındaki ilişki de, gerçekte iç ilişki niteliği taşıyan bir işbölümü ilişkisidir). Ancak, bir yerdeki birden çok aynı tür mahkeme; örneğin birden çok asliye hukuk mahkemesi arasındaki işbölümü ilişkisi (iç ilişki) ile, o yerdeki asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri arasındaki işbölümü ilişkisi arasında şu iki önemli fark vardır: İlkin, ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki işbölümü, yukarıda belirtildiği üzere kaynağını kanundan almaktadır. Şöyle ki: Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde ticari davalar sayılmış; 5. maddenin birinci fıkrasında aksine hüküm bulunmadıkça, müddeabbihe göre ticari davaların sulh veya asliye hukuk mahkemelerince de görüleceği açıklanmış; ikinci fıkrada, ayrı ticaret mahkemesi bulunan yerlerde, asliye hukuk mahkemesinin görevinde olan ve 4. madde uyarınca ticari sayılan davalara ticaret mahkemesince bakılacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrada ise, kural olarak (münhasıran iki tarafın arzusuna tabi olmayan işlerle ilgili olanlar hariç olmak üzere) iş alanı (işbölümü) itirazının taraflarca ancak ilk itiraz olarak ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Kanunun düzenlediği bu işbölümüne göre, bir yerdeki ticaret mahkemesi kanunda belirtilmiş olan ticari davalara; asliye hukuk mahkemesi ise bunun dışındaki hukuk davalarına (dar anlamda) bakacaktır. İkinci fark şudur: Birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan bir yerdeki asliye hukuk mahkemelerinden birinde görülmekte olan bir davada, tarafların, o davanın, aynı yerdeki başka bir asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği yönünde işbölümü itirazında bulunması mümkün olmadığı halde; o yerdeki asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri yönünden böylesi bir işbölümü itirazının -örneğin, asliye hukuk mahkemesinde açılmış bir davayla ilgili olarak, oradaki ticaret mahkemesinin görevli bulunduğunun veya bunun tersinin- ileri sürülmesi mümkündür."
Keza, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2004 tarihli ve.... sayılı ilâmında da, bir yerdeki birden fazla ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkinin "işbölümü ilişkisi" olmayıp, yalnızca bir "iç ilişki" olduğuna değinilmiştir.
Yukarıda zikredilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarından da anlaşılacağı üzere, uygulamada, bir yerdeki birden çok aynı tür mahkeme, örneğin birden çok sulh hukuk mahkemesi arasındaki ilişki bakımından; bazen bu ilişkinin işbölümü ilişkisi olmayıp, yalnızca bir iç ilişki olduğuna değinilmiş, bazen de bu ilişki (geniş anlamda) işbölümü ilişkisi olarak nitelendirilmiş, ancak, bu işbölümü ilişkisinin, gerçekte bir iç ilişki niteliğinde olduğu da açıkça belirtilmiştir.
Birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan bir yerdeki asliye hukuk mahkemelerinden birinde görülmekte olan bir davada, tarafların, o davanın, aynı yerdeki başka bir asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği yönünde teknik anlamda "iş dağılımı veya iç ilişki" (geniş anlamda işbölümü) itirazında bulunabilmeleri de mümkün değildir.
26/09/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun "Hukuk mahkemelerinin kuruluşu" başlıklı 5. maddesinin 17/04/2013 tarihli ve 6460 sayılı Kanunun 10. maddesiyle değişik beşinci fıkrası hükmüne göre; "İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde hukuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır." Görüldüğü üzere, bu fıkra hükmünde de, açıkça, bir yerdeki birden çok aynı tür mahkeme arasındaki "iş dağılımı"ndan bahsedilmiş; iş dağılımını belirleme yetkisi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna verilmiş ve dairelerin, belirlenen iş dağılımına göre tevzi edilen davalara bakmak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.
Bu bağlamda yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında da mahkememizce usul veya esasa ilişkin nihai bir karar verilmemiş olmakla ve... kararı kapsamında iş dağılımını zorunlu kılan bir dava bulunmamakla dosyanın, .... dairesi kararı sonucu kesinleşmesi ile ticaret mahkemeleri arası "iş dağılımı" esası kapsamında yeniden tevzi edilerek tevzi edildiği yer olan .... Ticaret Mahkemesince hal ve çözümü gerektiği, anlaşıldığından dosyanın .... Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;
Dava dosyasının ....Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,
Esasın bu şekilde kapatılmasına,
Yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda davanın mahiyeti, gönderme kararı niteliğinde olduğundan yasa yolu kapalı olarak verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
08/03/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.
¸e-imzalıdır. ¸e-imzalıdır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!