T.C. ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARARIDIR
ESAS NO : 2023/348 Esas
KARAR NO : 2024/56
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... -
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - -...
VEKİLİ : Av. ... -....
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 09/05/2023
KARAR TARİHİ : 26/01/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 06/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davalının talebi üzerine söz konusu ürün ve hizmetler davalıya teslim edildiğini, buna ilişkin de tesis edilmiş olan 15.07.2017 tarihli, seri ..., sıra ... nolu, 20.871,25 TL bedelli fatura ve 20.07.2017 tarihli, seri ..., sıra ... nolu, 6.071,45 TL bedelli faturaların davalı tarafa teslim edildiğini, davalı tarafça ürün ve faturalar eksiksiz şekilde teslim alındığını ve itirazsız şekilde kabul edildiğini, Ancak davacının alacağını talep ettiğinde davalı tarafça alacağın ödenmediği için ... esas sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, İcra takibine davalı tarafça itiraz edildiğini ve icra takibinin durdurulduğunu, Devamında açılan ... esas sayılı itirazın iptali davası ile davanın kabulüne karar verildiğini, davacı yanca icra takibine yerel mahkeme ilamından sonra devam edilmekle birlikte davacı alacağı davalı tarafça kısmi ödemeler ile 16.03.2023 tarihi itibariyle dosya borcuna ilişkin ödemeler tamamlandığını, dolayısıyla munzam zarara ilişkin başlangıç tarihi de dosya borcunun tamamlandığı tarihin 16.03.2023 olduğunu, davalı tarafta davacının 15.07.2017 ve 20.07.2017 tarihinde doğmuş olan alacağı, davalı tarafça haksız ve kötüniyetli olarak sürekli ödemeden kaçınarak 2023 yılında ödenmek suretiyle davacının ciddi şekilde mağdur edildiğini, Nitekim ticari bir iş yapmakta olan davacının 2017 yılında tahsil edecek olduğu alacağı ile ticaretine devam edeceği ve bu kapsamda ticari alışverişi işlemeye devam edecek ve davacının tahsil edecek olduğu meblağ ile hammadde temin edecek ve gerektiğinde de ticari işlerindeki borçlarını ödemeye devam edeceğini, Ancak hiçbir şekilde davalı tarafça davacı alacağı 2017 yılında ödenmemiş olduğu için davacının gerekli hammadde ve ticari gereklilik barındıran alacağından mahrum olması sebebiyle faiz ile telafi edilemeyecek şekilde munzam (aşkın) zarara uğradığını belirterek davacının uğramış olduğu munzam zararın tazmini için belirsiz alacak davasına konu olmak üzere fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL'nin işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili dilekçesinde özetle; Davanın reddini talep ettiklerini, şirketin yerleşim yeri "...." adresi olduğunu yetki itirazında bulunduklarını, davacı tarafın tacir olması sebebi ile uğranılan zararın belirleyebilir olması gerektiğini, alacak miktarı ve ödeme dönemleri belirli olup, ekonomik parametrelerde belirli olduğunu Hali ile belirli alacak davası açabilecek iken, belirsiz alacak davası açılması yersiz ve usule aykırı olduğunu, Davacı tarafın bahse konu icra takibi tarihi itibari ile de muhtemel talepleri zamanaşımına uğradığını, Davacı zarara uğradığını iddia ettiğini, Hali ile uğradığı zararıda ispat külfeti davacının kendisinde olduğunu, Dava dilekçesinde ileri sürülen ve dosyaya sunulan delillere göre uğranılan bir zarar ispat edilebilmiş olmadığını, davacı ile davalı arasında başlayan icra süreci ve dava süreçlerinde de ileri sürüldüğü gibi, taraflar arasında alacak iddiası yargılamayı gerektirir nitelikte olduğunu, yargılama aşamasında da bu hususlar tartışıldığını, Hali ile davalının kötü niyetli olarak süreci uzatması ve tahsilatı geciktirmesi söz konusu olmadığını, bu sebeple de yargılamanın gecikmesi ve ödeme işlemlerinden dolayı davalının doğan zarardan sorumluluğu bulunmadığını, Zira, davalının yargı merciilerince belirlenen alacak va faizleri ödediğini, Ülkede gerçekleşen zam ve enflasyon ortamı sebebi ile uğranılan zarardan davalının sorumlu tutulması mümkün olmadığını, zira, bu gelişmelerden davalının sorumluluğu bulunmadığını, munzam zarara uğradığını iddia eden davacı davasını ispatlayamadığını, ispatlansa bile uğranılan zarardan davalının sorumluluğuna ilişkin illiyet bağı kurulamadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE;
Mahkememizce bilirkişi heyetinden alınan 13.11.2023 tarihli raporda özetle; "Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, 26.942,70 TL tutarındaki fatura asıl alacağının 06.09.2018 - 20.03.2023 döneminde, ara kararında gösterilen yatırım araçlarına yatırılması halinde ulaşacağı miktar ile avans faizi işletildiğinde ulaşacağı miktar arasındaki fark 54.255,26 TL olarak hesaplanmıştır." şeklinde görüş bildirmiştir.
Dava alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle munzam zararın tahsili isteminden kaynaklanmaktadır.
Davacı, taraflar arasında satım sözleşmesi bulunduğunu, davalı yana ürün teslimi sonrasında tesis edilen 15/07/2017 tarih, ... seri nolu 20.871,25 TL bedelli fatura ve 20/07/2017 tarih ... nolu 6.071,45 TL bedelli faturaların davalıya teslim edildiğini, ancak bedellerin ödenmediğini davalı aleyhine ... Esas sayılı dosya ile başlatılan takibe de haksız olarak itiraz edildiğini, bunun üzerine ... Esas sayılı davası ile itirazın iptali davası açıldığını, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, davalı yanca kısmi ödemeler ile 16/03/2023 tarihi itibariyle ödemelerin tamamlandığını, 15/07/2017 ve 20/07/2017 tarihinde doğmuş bulunan haklı alacağın 2023 yılında ödenmesi nedeniyle mağdur edildiğini, bu nedenle temerrüt faizini aşan munzam zararın tahsilinin gerektiğini beyanla şimdilik 100,00 TL'nin tahsili talep edilmiş, daha sonra alacak miktarı 54.155,26 TL olarak belirlenmiş, davalı cevabında zararın ispat külfetinin davacıya ait olduğunu, sunulan deliller ile zararın ispat edilemediğini, yargılamanın gecikmesi ve ödeme işlemlerinden dolayı geç tahsilatın yapıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
... sayılı ilamının incelenmesinde; davacı tarafından faturaya dayalı alacağının tahsili amacıyla yapılan takibe dayalı itirazın iptali davasında mahkemece davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verildiği, hükmün tarafların istinaf etmemesi üzerine 09/02/2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı bir bütün halinde incelenmesinde, eldeki davada davacı tarafından alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle gecikme faizi ile karşılanmayan munzam zararın tahsili talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. ... sayılı ilamı ile "...'nın 10.11.1999 gün ve .... sayılı kararında vurgulandığı üzere; Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukuki bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise, davada uygulanması gereken BK'nın 105. maddesi gündeme gelir. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. BK 105. kaynağı ne olursa olsun, temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, nedensiz zenginleşme, kanun, vekâletsiz iş görme olabilir. Bu bağlamda hemen belirtelim ki, munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuki aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK 105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sonuç ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi (BK'nın 105/2) takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemez. Hâl böyle olunca, asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir.
Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun tümerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Dairemizce uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, ... Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve .... sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması ... Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davacı yüklenicinin bu davadaki talebi 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105/1 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenen aşkın zarara ilişkin olup, ... E. sayılı dosyası ile açılan ilk tazminat davasında karşılanmayan zararlarının varlığı ve miktarını mahkemenin de kabulünde olduğu gibi somut delillerle ve yeterince kanıtlayamamışlardır.
Ancak, ülkemizde yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs. gibi olgular nedeniyle her zaman alacaklıların zararının temerrüt faizi ile karşılanması mümkün olmayacağından, öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir ... oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, mahkeme ve ... denetimine elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonucuna uygun bir karar verilmesi..." şeklindeki ilamdan da anlaşılacağı üzere temerrüt tarihi ile tahsil tarihi arasında temerrüt faizi ile karşılanmayan zararın mevcut bulunması ve bu zararın da hükme esas alınan 13/11/2023 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilmesi sonrasında davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın kabulü ile 54.255,26 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Alınması gereken 3.706,18 TL harçtan 179,90 TL peşin harç, 930,00 TL tamamlama harcının toplamı olan 1.109,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.596,28 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-6325 sayılı yasanın 18/... maddesi gereği ... tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen arabuluculuk ücreti karşılığı olan 3.120,00 TL arabulucu ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 179,90 TL başvurma harcı, 179,90 TL peşin harç, 930,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.289,80 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 118,00 TL tebligat ve müzekkere gideri, 5.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 5.188,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT uyarınca 17,900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı tarafından sarfedilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Sarfedilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıranlara iadesine,
Dair davacı vekilinin ve e-duruşma sistemi üzerinden davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal 2 haftalık sürede mahkememize müracaat ile ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 26/01/2024
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!