nin şirketinin davacı alacaklıya senetli, çekli veya bu evraklar harici mubaya edeceği ettiği makine vesair kaynaklı borçlandığı borçlanacağı 25.000,00 TL üst sınır ipoteğinden sorumlu olarak ipotek verildiğini, ipotek belgesinde vade tarihinin belirlenmediğini, süresiz ipoteklerde alacaklının icra takibinden önce davalılara ihtarda bulunduğunu kanıtlaması gerektiğini, bunu kanıtlamadan takip talebinde bulunulamayacağını, alacağın kesin ve likit bir alacak olmadığını, yargılamaya muhtaç bir alacak olduğunu, zira ipotek senedinde de belirtildiği gibi alacaklının öncelikle alacağını ortaya koyması gerektiğini ve neye dayandığını belirtmesi gerektiğini, taşınmazı ipotek eden üçüncü kişiye limit dışında kalan alacak için hiçbir şekilde başvurulamayacağını, davacı tarafça ... Müdürlüğü'nün ......
Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilirse; 7-Davacı-alacaklı vekili, davalı-borçlu hakkındaki ilamsız takibinde; “Kefalet sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak 250.000,00 TL” borcun sebebi ve takip dayanağı olarak göstererek, 250.000,00 TL kefalet sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacağının tahsilini istemiş, davalı ise davacıya borçlu olmadığını bildirerek takibe itiraz etmiştir. İtiraz üzerine açılan itirazın iptali davasının dava dilekçesinde davacı vekili, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak iddiasına ilişkin takibe itiraz eden davalı borçlunun kötüniyetli olup, haksız itirazının iptali gerektiğini belirtmiştir. 8-Yukarıda 1-6 paragraflarda detaylandırıldığı üzere; İtirazın iptali davasının açılması ve karara bağlanmasında takip talebi ve ödeme emri esas alınacaktır. Zira, davanın konusu, ilamsız icra takibine borçlunun yaptığı itirazın haklı olup olmadığıdır....
Somut olayda takibe konu edilen 2 ayrı taşınmazın malikinin ipotek tesis edildiği tarihlerde borçlu ... ... adına kayıtlı olduğu, her ne kadar 2 ayrı senet ile ipotek tesis edilmiş ise de konulan ipoteklerin işbu davalı ile davacı arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan borç ve alacağı teminat altına almak amacıyla kurulduğu, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde her iki taşınmazın da takibe konu edilmesinin tapu maliklerinin de lehine olduğu, zira birisinin satımından elde edilen paradan kaynaklı olarak taşınmazların tamamının üzerindeki ipotek yükünün sona ereceği, işbu hali ile takibin usulüne uygun olarka yapılmış olduğu görülmekle davalının usulüne uygun takip yapılmadığına yönelik itirazlarının reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur....
ipoteğin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, yine davacı vekili sözleşmenin feshinden sonra KDV farkının davacıdan istenemeyeceğini savunmuş ise de, sözleşmenin feshinden önce alacak davasının henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle bu yöndeki savunmanın da haklı görülmediği, ipotek limitinin 700.000,00 TL olduğu, bu nedenle davacının tüm borçlardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir....
CEVAP 1.Davalı-alacaklı vekili cevap dilekçesinde;Takibin kesinleştiğini, davacının ... 3.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2021/1219 Esas sayılı dosyasından açtığı icra takibi ve icra emrinin iptali davasının süre yönünden reddine karar verildiğini, ... Tüketici Mahkemesi'nin 2021/743 Esas sayılı dosyasından açtığı menfi tespit davasının da reddine karar verildiğini, takip dayanağı ipoteğin, tüketici kredisinin teminatı olmadığını, ihale öncesi, ihale anında ve sonrasında hiçbir usulsüzlük olmadığını, ......
Somut olayda da ihalenin feshini isteyen ipotek veren üçüncü kişi konumunda olup alacaklı bankaya karşı borçlu şirketle birlikte müteselsil kefil sıfatı ile borçlu olduğu, ihalesi yapılan taşınmaz maliklerinin de müteselsil kefil konumunda olduklarından malikleri farklı taşınmazlar üzerinde toplu ipotek konulduğu görülmektedir. Rehinli taşınmazlar TMK 873/3 maddesinde "Aynı alacak için birden fazla taşınmaz üzerine rehin tesis edilmiş ise alacaklı bunların aynı zamanda satılmasını talep etmeye mecburdur. Bununla beraber icra memuru ancak gerektiği kadarını satar." hükmüne yer verilmiş olup rehinli taşınmazlarda birinin paraya çevrilmesi halinde rehinli alacaklı alacağını tahsil etmiş ise artık diğer taşınmaz üzerindeki rehinin konusu kalmaz ve diğer taşınmazların satışına geçilemez....
Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, Yargıtay’ca da bu yolda karar verilebileceğinden, mahkemece süresinden sonra verilen temyiz dilekçesinin reddine dair yerel mahkemenin ek kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. 2-Dava, konut sigorta sözleşmesi nedeniyle rücuen alacak istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesinde konut sigorta sözleşmesi gereğince sigorta şemsiyesi altına aldığı konutun binaya ait elekrik tesisatının kısa devre yapması sebebi ile çıkan yangın sonucu hasara uğradığını, hasar bedelinin sigortalısına ödediğini ileri sürerek zarar sorumlularından rucuan alacak isteminde bulunmuştur. Davacı ... şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır....
Yukarıda ifade edildiği gibi, davacı vekilinin isteminin Kanun’dan doğan alacak olduğu kabul edildiğine ve bu istemin rücuen alacak veya rücuen tazminat ile ilgisi bulunmadığına göre, 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde (6098 sayılı BK’nın 72. maddesi) yer alan zamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi, Kanun’dan doğan bu dava için ayrıca zamanaşımı süresi öngörülmediği dikkate alındığında, 818 sayılı BK’nın 125. maddesindeki (6098 sayılı BK’nın 146. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır....
Ancak, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklindeki kanuni düzenlemenin bir gereği olarak uygulama ve öğretide kanunen özel bir zamanaşımı süresi öngörülmeyen alacak veya tazminat davaları 10 yıllık genel zamanaşımına tâbi tutulmuştur. Bu nedenle, eldeki davada tapu sicilinin tutulmasından doğduğu iddia edilen zararın tazmini istendiğine ve bu tazmini alacakla ilgili kanunda aksine bir hüküm bulunmadığına göre, bu zarar alacağının da, 6098 sayılı BK'nın 146. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tâbi olduğunun kabulü gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; doğduğu iddia edilen zarar, davacı lehine konulan ipoteğin mahkeme kararı ile kaldırılması ile ortaya çıkmıştır. Zira, ipotek kaldırılmasaydı davacı, alacağına, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yaparak ulaşabilecek ve davacının iddia ettiği zarar doğmayacaktı....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki rücuen alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, dava dışı ... tarafından müvekkili ... ve davalı şirket aleyhine işçi alacaklarından kaynaklanan bir dava açıldığını yargılama sonunda verilen kararı dava dışı isçinin takibe koyduğunu ve takip alacağını müvekkilinin ödediğini, zira taraflar arasında sözleşme gereği, davalının çalıştırdığı işçilerin özlük haklarından, o projeyi yüklenen davalı firmanın sorumlu olacağının açıkça kararlaştırılmış bulunduğunu ileri sürerek yapılan ödeme bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte rücuan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir....


