WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/2935 E.  ,  2024/3453 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3031 E., 2023/2782 K.
KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bartın 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/67 E., 2022/152 K.

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya ait sandalye imalathanesinde yaklaşık 18 ay çalıştığını, işyeri sahibi tarafından haftada 1 gün çıraklık okuluna gönderildiğini, okul tarafından kendisi ve diğer arkadaşlarına 15.09.1997 tarihinde işe giriş sigorta sicil numarası verildiğini, o tarihte sigortalı olup olmadıklarını bilmediklerini ancak sonra yapılmadığını öğrendiklerini belirterek davalı yanında 15.09.1997 tarihinden itibaren çalıştığının tespiti talebinde bulunmuştur.

II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin dolduğunu, davacının çalıştığı işin çıraklık kapsamında olup 1 ay çalışıp kendi rızası ile ayrıldığını, bu sebeplerle çalışmalarının tespitinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddi talebinde bulunmuştur.

2.Feri müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda 22.03.2022 tarih ve 2021/67 Esas 2022/152 karar sayılı ilamı ile yapılan yargılama, toplanan deliller, şahsi sicil dosyası, tanık anlatımları, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; itibar edilen ve hükme esas alınan ek bilirkişi raporundaki değerlendirmeler üzerinden davanın kabulüne davacının üretime yönelik olarak bir hizmet akdi ile davalı işyerinde 15.09.1997-15.02.1999 yılları arasında 541 gün çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi davalı ve feri müdahil Kurum vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; .... Çıraklık Eğitim Merkezinin 02.07.2021 tarihli cevabi yazısında; davacı ...'nün Çıraklık Eğitim Merkezine 15.09.1997 tarihinde metal işleri (kaynakçılık) alanında çırak öğrenci olarak kayıt yaptırdığını, 3308 sayılı Çıraklık Eğitimi Kanunu'nun 19 ve 21 inci maddelerine istinaden 01.02.1998 tarihinde sözleşmesinin fesih edildiğini ve bu süre zarfında çıraklık sigortasının yatırıldığının belirtildiğini, işbu cevabı yazıdan da anlaşılacağı üzere müvekkilinin belirtilen tarihlerde sigorta primi yatırma sorumluluğu bulunmadığı gibi davacının eksik yatırılan bir sigorta priminin olmadığının da açıkça anlaşıldığını, davacının statüsünün dikkate alınmadan müvekkili aleyhine tespitlerde bulunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının kabule şayan olmadığını, davacının iş yerindeki statüsünün çırak olması sebebiyle işverenin ve usta işçilerin yaptığı işe hiçbir surette dahil olmaksızın o işin yapımına gözlemleyerek eğitim gördüğü alandaki işin yapılmasını öğrenmesi gerektiğini, gerçekten de 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3 üncü maddesindeki tanımlar kısmında çırak açıkça "çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi" şeklinde tanımlandığını, her ne kadar tanık ... beyanlarında kesim/ montaj/ zımparalama işlerini yaptıklarını beyan etmişse de bu çalışma işin çıraklara yaptırıldığı anlamına gelmemekte olup çırakların iş öğrenmek için usta işçiyle beraber hareket ettiğini gösterdiğini, bunların yanı sıra ...'ün beyanlarında haftanın 2-3 günü çıraklık okuluna gittiklerini ifade etmişken tanık ...'in haftanın altı günü saat 08.00 - 20.00 saatleri arasında çalıştıklarını ifade ettiğini, bilindiği üzere çıraklık eğitimi alan birisinin eğitim aldığı okula haftanın belirli günleri gitmesi gerektiğini, teorik eğitimine bu suretle devam etmesi gerektiği göz önünde bulundurulduğunda tanık ...'in beyanlarının gerçeği yansıtmadığının aşikar olduğunu, gerçeği yansıtmayan bu beyanların ...'ün beyanları ile 02.07.2021 tarihli Ulus Çıraklık Eğitim Merkezinin cevabi yazısıyla da çeliştiği değerlendirildiğinde tanık ...'in tanıklığına itibar edilmesinin de mümkün olmadığını, ancak tüm bunlara rağmen söz konusu tanıkların beyanlarına itibar edilerek hükme esas alınmasının Mahkemenin delilleri tetkik etmeksizin hüküm kurduğunun açıkça gösterdiğini, öncelikle davalının 15.09.1997 - 01.02.1998 tarihleri arasında 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu'nun 10 uncu maddesi kapsamında çırak olması nedeniyle 25/4 ve 13/4 fıkraları gereği uzun vadeli sigorta kolları yönünden sigortalanmasının mümkün olmadığının dosya kapsamından açıkça anlaşıldığını, zira söz konusu çıraklık döneminde davalının müvekkili tarafından sigortalanmasının mümkün olmadığı gibi bu dönemlerin hizmet tespiti davasına konu yapılmasının da mümkün olmadığını, ayrıca bu dönemlerin dışında cevap dilekçesinde de belirttikleri üzere başkaca hizmeti bulunmayan davalının çalışma iddiası yerinde görülse bile hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle hem 506 sayılı Kanun hem de 5510 sayılı Kanun kapsamında işbu davanın kabulünün mümkün olmadığını, zira Kuruma bildirilmediği iddia olunan hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerektiği hususunun emredici bir hüküm olduğunu, (506 s. SSK..m. 79/8) Bu hususun 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin 9 uncu fıkrasında da düzenlenmiş olup hak düşürücü sürenin aynı şekilde muhafaza edildiğini, aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alındığını, söz konusu her iki yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere hizmet tespit davalarının açılabilmesine ilişkin olarak hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıllık bir süre öngörüldüğünü, söz konusu 5 yıllık sürenin hak düşürücü bir süre olduğunu ve zamanaşımı olmadığını, bunun yanı sıra söz konusu hüküm celsesinde 21.03.2022 tarihli belgeli mazeret dilekçesinin reddolunarak dava dosyasında yokluklarında hüküm tesis edilerek savunma haklarının da kısıtlandığını, Av. ... ve Av. ...'un Ankara 75. Asliye Ceza Mahkemesinin (Sıhhiye Adliyesi) 2021/802 E. sayılı dosyasının saat 09.30'da gerçekleştirilecek duruşması ile Ankara 4 üncü Asliye Ceza Mahkemesinin (Sıhhiye Adliyesi) 2019/1103 E. sayılı dosyasının saat 11.05 ile Ankara 53 üncü İş Mahkemesinin (Balgat Adliyesi) 2022/5 E. sayılı dosyasının saat 12.20'de görülecek duruşmalarına katılım sağlaması ihtimaline istinaden hüküm celsesinde hazır bulunamaması ve dahası Mahkemenin e - duruşma sistemini kullanmaması neticesinde verilen mazeretlerinin reddedilmesinin de fizik Kanunlarına aykırı olduğu, fizik kanunlarının da en az yasalar kadar hüküm ifade ettiği değerlendirildiğinde avukatların aynı anda birden çok yerde bulunmasının mümkün olamayacağından davanın sürüncemede bırakıldığı değerlendirmesiyle mazeretlerinin reddine hükmetmenin de yerleşik içtihatlara aykırılık teşkil ettiğini, son olarak söz konusu Mahkemenin nihai hükmünde de "Dinlenen tüm tanıklar davacının üretime yönelik olarak çalıştığını beyan etmiş, tüm tanıkların beyanı ile davacının hizmet yılı uyuştuğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte bildirge verildiği için hak düşürücü süre kesilmiş olup somut dosya kapsamı ile hak düşürücü süre gerçekleşmemiş ve zamanaşımına uğrayan hizmet süresi bulunmadığı anlaşılmıştır." şeklinde bilirkişi ve tanıkları tekrar eder nitelikte değerlendirmelerde bulunduğu görülmekle genel geçer beyanları ihtiva eden söylemlerle verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

2.Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili istinaf dilekçesini özetle; tüm dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ve dosya içerisindeki belgelerle, davacının 15.09.1997-15.02.1999 dönemlerinde davalıya ait işyerine bağlı olarak devamlı çalıştığını, taraflar arasındaki hizmet aktinin temel unsurları olan " zaman ve işverene bağlılık" şartlarının oluştuğu başka bir anlatımla taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdine dayalı bir ilişki olduğunun tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklığa kavuşmadığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2022 tarih ve 2022/1495 E.,2022/2513 K., sayılı kararı ile davacı ile birlikte çıraklık sözleşmesi kapsamında davalı nezdinde görevlendirilen tanıklar ile komşu iş yeri tanığının beyanı dikkate alındığında davacının davalı nezdinde çıraklık eğitimini aşar şekilde üretime katılmak suretiyle çalıştığı, davalı iş yerinde 7 ay davacı ile birlikte çalıştığını beyan eden ...'in haftanın 6 günü 08:00 - 20:00 saatleri arasında çalıştıklarını ve kesim, montaj ve zımpara işleri yaptıklarını beyan ettiği, yine 4-5 ay davacı ile birlikte çalıştığını beyan eden ...'ün ağaç sandalye imalatı yaptıklarına, şerit kesme makinesi, delme makinesi gibi makinelerde de çalıştıklarına yönelik beyanı dikkate alındığında, davacının çıraklık döneminde de çıraklık eğitimini aşan şekilde üretime katıldığı, söz konusu dönemde davalı nezdinde bordrolu çalışan da bulunmadığı, komşu tanık ...'ın davacının davalı nezdinde çalışma süresini 1,5-2-3 yıl olarak beyan ettiği bu hali ile davacının 15.09.1997 - 15.02.1999 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığı anlaşılmakla birlikte tanık ...'ün haftalık 2-3 gün çıraklık okuluna, diğer günler davalı yanına gittiklerini beyan etmesi ve davalı iş yerinin haftanın 6 günü çalışan bir iş yeri olması karşısında çıraklık dönemi olan 15.09.1997 - 01.02.1998 tarihleri arasında davacının haftanın 3 günü davalı nezdinde çalıştığı, bu hali ile 15.09.1997 - 31.09.1997 tarihleri arasında 6 gün, 1997 Ekim ayında 12 gün, 1997 Kasım ayında 12 gün, 1997 Aralık ayında 12 gün ve 1998 Ocak ayında 12 gün sigortalı olarak çalıştığının kabulü gerekirken İlk Derece Mahkemesince tüm süre boyunca kesintisiz çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulmasının yerinde görüldüğü, 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7 nci maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesinde "Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir." hükmünün öngörüldüğü, maddedeki "malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanlar" sözcüklerinin, sigortalılar yararına bir yorumla, tabi olması gerekenleri de kapsadığının kabulü gerektiği, öte yandan, aynı Kanunun Geçici 54 üncü maddesi kapsamında 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescili bulunanlar için bu maddenin yani 18 yaş sınırının uygulanmayacağı, buna göre; 03.10.1981 doğumlu olan davacı yönünden sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını doldurduğu 03.10.1999 olarak kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde görülmediği, ayrıca davacı yönünden giriş bildirgesinin kuruma verildiği, bildirge her ne kadar çırak olarak yapılmış ise de, yukarıda belirtilen nedenlerle çalışmanın üretime yönelik olması karşısında çırak olarak kabul edilemeyeceği, Kurumun bildirge ile çalışmadan haberdar olduğu anlaşılmakla hak düşürücü sürenin geçmediği gerekçeleriyle I-Davalı ... ile feri müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,

II-Davanın kısmen kabulü ile
1-Davacının davalı nezdinde 15.09.1997 - 31.09.1997 tarihleri arasında 6 gün, 1997 Ekim ayında 12 gün, 1997 Kasım ayında 12 gün, 1997 Aralık ayında 12 gün ve 1998 Ocak ayında 12 gün hizmet akdine tabi olarak, 01.02.1998 - 15.02.1999 tarihleri arasında kesintisiz hizmet akdine tabi olarak çalıştığının tespitine, davacının 506 sayılı Kanun'un 60/G fıkrası uyarınca malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına esas olmak üzere sigortalılık başlangıcının 18 yaşını ikmal ettiği 03.10.1999 tarihinin esas alınması gerektiğinin tespitine, fazlaya dair istemin reddine, karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairenin 30.03.2023 gün ve 2023/2668 esas 2023/3424 Karar sayılı ilamı ile "İnceleme konusu eldeki davada, davacı 15.09.1997 tarihinden itibaren 18 ay davalı işyerinde çalıştığının tespitini istemiş; mahkemece davanın kısmen kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, hüküm eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır.

Somut olayda, davanın 21.12.2015 tarihinde açıldığı, davacı adına 15.09.1997 tarihli ilk işe giriş bildirgesinin Ulus Çıraklık Eğitim Merkezi tarafından verildiği, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından davacının davalı iş yerindeki çalışmalarının çıraklık kapsamında olduğu anlaşıldığından kabul kararı verilen dönem açısından hak düşürücü sürenin irdelenerek varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

O halde, temyiz eden davalı ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK 369 uncu maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırılıklar da gözetilerek, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır.
" hususlarına işaret edilerek karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı adına 15.09.1997 tarihli ilk işe giriş bildirgesinin Ulus Çıraklık Eğitim Merkezi tarafından verildiği, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından davacının davalı iş yerindeki çalışmalarının çıraklık kapsamında olduğu, çıraklık kapsamında çalışan davacı için Çıraklık Eğitim Merkezi tarafından verilen bildirgenin hak düşürücü süreyi ortadan kaldırmayacağı, davacının çalışmasına ilişkin işveren tarafından verilmiş bir işe giriş bildirgesi olmadığı gibi, Yönetmelik kapsamında verilmesi gereken belgelerin de Kuruma verilmediği, dava tarihi itibari ile 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili davacının talep ettiği sürelerde sürekli çalıştığını, ret kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.