T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/348 Esas
KARAR NO : 2024/118
DAVA : İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 16/05/2022
KARAR TARİHİ : 20/02/2024
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında kargo sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme unsurları gereği taşıyıcının taşıma taahhüdünde bulunduğunu, gönderenin ise taşıma ücretini vermeyi borçlandığını, müvekkilinin taşıma taahhüdünü özen ve ivedilikle yerine getirdiğini, yapılan taşıma işlemleri neticesinde faturalar kesildiğini, buna karşılık davalının, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilmiş olan taşıma hizmetine karşılık olarak ödenmesi gereken ücreti ödemediğini, bu fatura değerlerinin toplamı 19.976,79 TL olduğunu, davalı tarafa defalarca iletişime geçmiş olsa da bu borcu ödemekten kaçındığını, bunun neticesinde müvekkili şirket tarafından ... 25. İcra dairesindeki ... Esas Numaralı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu beyan ederek; itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine açılan dava yetkili mahkemede açılmadığını, müvekkili şirketin yönetim merkezi ... olup, iş bu davada ... mahkemeleri yetkili bulunduğunu, davacı yan taşıma taahhüdünü özen ve dikkatle yerine getirmediğini, müvekkili şirkete teslim edilen ürünlerde hasar olması sebebiyle buna ilişkin ürün hasar bedeli yansıtması faturası davacı yana iletildiğini, davacı tarafın hasar bedeline ilişkin faturalara itiraz etmediğini, faturaya itiraz etmeyen davacı yanın kanunun emredici hükmü gereğince faturanın içeriğini kabul etmiş sayılacağını, davacı tarafından icra dosyasında talep edilen faizi de kabul etmediklerini, müvekkilinin hiçbir suretle temerrüde düşmediğini, bu nedenlerle faiz talebi haksız olduğunu, haksız olarak açılan davanın reddini, hasarlı ürün nedeniyle fatura tanzim edilmesi ve bu hususun defaaten davacı yana bildirilmiş olmasına rağmen takibinde haksız ve kötü niyetli olan davacı hakkında takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan kargo taşıma sözleşmesinden kaynaklı olarak davacı taşıyıcının taşıma bedellerinin tahsili istemi ile davalı aleyhine başlatmış olduğu icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında kargo taşıma sözleşmesinin (14.01.2021 tarihli taşıma hizmet sözleşmesinin) akdedildiği, davacının sözleşme kapsamında taşıma edimlerini yerini getirerek davalı aleyhine faturalar tahakkuk ettirdiğini, davalının söz konusu fatura bedellerini ödememesi sebebiyle davalı aleyhine ... 25. İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasından 19.976,79 TL asıl alacak üzerinden takibin girişilmiş olduğu, davalının itirazı üzerine takibin durması sebebiyle işbu itirazın iptali davasının açılmış olduğu görülmüştür.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrolde borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüştür. Bu nedenle davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu kabul edilmekle yargılama yapılmıştır.
Davalının icra dairesinin yetki itirazına yönelik yapılan incelemede;
Mahkememizce icra dosyası celp edilip incelendiğinde davalı borçlunun borca itiraz ile birlikte icra dairesinin yetkisine de itiraz etmiş olduğu görülmekle esas girilmeden önce icra dairesinin yetkisine yönelik yapılmış olan itiraz öncelikli olarak değerlendirilmiş olup bu doğrultuda yerleşik içtihatlar uyarınca itirazın iptâli davasının görülebilmesi, geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada geçerli takip yoksa itirazın iptâli davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz halinde bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin varlığından söz edilemez. O halde mahkemece, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği gözetilerek eldeki dava da öncelikle bu itiraz incelenerek doğru bir şekilde karar verilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun 06/04/2004 tarih, 2004/19-410 esas, 2004/471 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
İcra takiplerinde yetki hususu, 2004 sayılı İİK’nın 50. maddesi yollaması ile usul Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır.
İİK’nın 50. maddesi; "(Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.
Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.
İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur." düzenlemesini içermektedir.
HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir.
HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili icra dairesi, davalı gerçek veya tüzel kişinin takibin yapıldığı tarihteki yerleşim yeri icra dairesidir. Aynı Kanunun 10.maddesine göre ise sözleşmeden doğan takiplerde, sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Takip davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesinde tacirler ve kamu tüzel kişilerinin aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilecekleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde görülebileceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde ve tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları halinde geçerli olarak yapılabilir.
6098 sayılı TBK'nın 89. maddesine göre, borcun ifa yeri konusunda aksine bir anlaşma yoksa, para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde; parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde; bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir.
Taraflar arasında akdedilmiş olan sözleşme hükümleri incelendiğinde uyuşmazlıkların çıkması halinde çözüm yerinin İstanbul (Çağlayan) Mahkemeleri ve İcra Daireleri olarak belirlenmiş olması sebebiyle icra dairesinin yetkisine yönelik yapılan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalının mahkememizin yetkisine yönelik olarak yapmış olduğu itirazın incelenmesinde;
Davalı vekili tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan cevap dilekçesi içeriği incelendiğinde mahkememizin yetkisiz olduğu, davalının merkezinin ... olması sebebiyle Sakarya mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetki ilk itirazında bulunulmuş olduğu görülmüştür.
6100 Sayılı HMK'nın 6/1. maddesinin "(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." şeklindeki düzenlemesi uyarınca bu yetki kuralı kesin olmadığından HMK'nın 19. maddesinde belirlenen süre ve yöntemle yetkisizlik itirazında bulunulmaz ise davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir ve mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Yetki itirazının ileri sürülmesi" başlıklı 19/2. maddesi; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz" hükmünü içermektedir. Yine, 116/1-a maddesinde Kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazını "ilk itiraz" olarak düzenlemektedir. 117/1. madde ise "İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez." hükmünü içermektedir.
HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir.
Taraflar arasında akdedilmiş olan sözleşme hükümleri incelendiğinde uyuşmazlıkların çıkması halinde çözüm yerinin İstanbul (Çağlayan) Mahkemeleri ve İcra Daireleri olarak belirlenmiş olması sebebiyle söz konusu maddenin tacirler arasında düzenlenen yetki sözleşmesi olarak değerlendirildiğinde mahkememizin yetkili olduğu kabul edilmiş, davalının yetki itirazının reddine karar verilerek yargılama yapılmıştır.
Yargılama esnasında tarafların ticari defter ve belgeleri, sözleşme hükümleri, celp edilmiş olan BS-BS formları bir bütün olarak incelenmek suretiyle rapor tanzimi için dosyanın 1 mali müşavir ve 1 taşıma hukuku alanında nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişisine tevdine karar verilmiş olup bilirkişiler tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan 27.04.2023 tarihli raporda özetle;
Davacı ve davalı yanın 2021 yılı Ticari defterlerinin, 6102 sayılı TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu,
Davacı yanın incelenen ticari defterlerinde, icra takip tarihi olan 27/04/2021 tarihi itibariyle, davacı yanın davalı yandan 19.936,79 TL Alacaklı oldukları,
Davalı yanın incelenen ticari defterlerinde, icra takip tarihi olan 27/04/2021 tarihi itibariyle, davalı yanın davacı yana 18.028,73 TL Borçlu oldukları,
Taraflar arasında (19.936,79 TL-18.028,73 TL) 1908,06 TL cari hesap farkının olduğu, bu farkın davalı tarafından davacı yana düzenlenmiş 02.04.2021 tarihli ... Numaralı ve açıklaması ... Ürün Hasar Bedeli Yansıtması olan KDV Hariç Tutarı 1.617 TL KDV Dahil tutarı 1.908,06 TL olan Temel E-Faturanın davacı tarafından ticari defterlerine kayıt edilmemesinden kaynaklanmış olduğu, İşbu fatura Temel E-Faturası olduğu ve davalı tarafından E-Fatura Sistemi üzerinden kabul edilmiş olduğu ve bu iade faturasının davacı tarafından kabul edilmediğine ilişkin bir İADE Faturasına veya vs.belgeye dosya içeriğinde ve ticari defterlerde rastlanmamış olduğu, bu nedenle Sayın Mahkeme tarafından işbu fatura bedelinin davalı alacağı olarak kabul edilmesi durumunda, davacı yanın icra takip tarihi olan 27.04.2021 tarihi itibarıyla alacak tutarının, davalı cari hesap bakiyesi olan (19.936,79 TL- 1.908,06 TL) 18.028,73 TL kadar olduğu, Takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu,
Davalı tarafından davacı yan hesabına, icra takip tarihi olan 27/04/2021 tarihinden sonra 30.04.2021 tarihinde 7.817,72 TL, 10.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL ve 28.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL olmak üzere toplam olarak 17.985,86 TL ödeme yapılmış olduğu, Davacı yan'ın BK. Madde 100” göre uygulama kararı takdirinin Sayın Mahkemenize ait olduğu,
Taraflar arasında 14.01.2021 tarihinde, Taşıma sözleşmesi imzalanmış olduğu, İşbu sözleşmenin 8.Maddesine göre Fatura Ödeme vadesinin Fatura tarihini takip eden 30 gün olduğu,
Davacı alacağını oluşturan ve davacı tarafından davalı yana düzenlenmiş ve takibi yapılmış faturalar ödeme vadesi yönünden incelendiğinde, takibe konulan 19.703,13 TL Faturanın İcra takip tarihi olan 27.04.2021 tarihi itibari ile ödeme vadesinin dolmuş olduğu, Davalı tarafından davacı yana düzenlenmiş 1908,06 TL tutarlı İade faturasının davalı alacağı olarak kabul edilmesi durumunda, düşüm yapıldığında davacının (19.703,13 TL-1.908,06 TL) 17.795,07 TL Alacağının icra takip tarihi itibariyle vadesinin dolmuş olduğu, 233,66 TL'lik Faturanın ödeme vadesinin dolmamış olduğu,
Dava dosyasında karayolu taşımacılığı açısından yapılan incelemede davacı ... Kargonun taşıma hizmetinden kaynaklanan taşıma hizmet bedelini hak ettiği,
Yüce mahkeme takdiri ve tarafların karşılıklı oluru alınarak davalı ... firmasının taşımada hasarlanan 1908,06 TL emtia bedelinin davacı ...'nun toplam taşıma hizmet alacağından mahsup edilebileceği kanaatine ulaşılmış olduğu,
Davacı yan lehine karar alınması durumunda, Davacı yan, icra takip tarihi olan 27.04.2021 tarihinden itibaren asıl alacağına değişen oranlarda TTK.1530'a göre Temerrüt Faizi talep edebileceği,
Kanaatine varıldığının mahkememize bildirilmiş olduğu görülmüştür.
Bilirkişi tarafından tarafların ticari defter ve belgeleri incelenmek sureti ile yapılan tespitte Davalı tarafından davacı yan hesabına, icra takip tarihi olan 27/04/2021 tarihinden sonra 30.04.2021 tarihinde 7.817,72 TL, 10.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL ve 28.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL olmak üzere toplam olarak 17.985,86 TL ödeme yapılmış olduğu anlaşılmakla icra dosyası celp edilip yeniden incelendiğinde davacının 12.901,79 TL (davalı tarafından yapılan haricen 30.04.2021 tarihli 7.817,72 TL + 10.05.2021 tarihli 5.084,07 TL toplamına tekabül eden kısım ) alacak istemi yönünden 17.05.2021 tarihli dilekçeleri ile kısmi feragat beyanında bulunmuş olduğu işbu davanın ise 16.05.2022 tarihinde tüm dosya borcuna ilişkin olarak 19.976,79 TL dava değeri üzerinden açılmış olduğu görülmüştür. İşbu hali ile taraflar arasındaki cari hesap farkının yansıtma faturasından kaynaklanmakta olması sebebiyle yapılan feragat beyanı da göz önünde bulundurulduğunda davalının yapmış olduğu harici ödemeler akabinde dava tarihi itibari ile davacının alacağının saptanabilmesi amacıyla dosyanın 1 icra hesaplamaları alanında uzman bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup "Bilirkişiden takdiri mahkemeye ait olmak üzere dosya kapsamında alınan mali müşavir bilirkişi raporu, icra dosyası ve dosya kapsamında sunulan beyan dilekçeleri, deliller bir bütün olarak değerlendirilmek sureti ile seçenekli hesaplama yapılarak;
A- Davacının alacağının takip tarihi itibari ile 19.936,79 TL olduğunun kabul edilmesi ihtimalinde davacının feragat beyanı uyarınca 12.901,79 TL (davalı tarafından yapılan haricen 30.04.2021 tarihli 7.817,72 TL + 10.05.2021 tarihli 5.084,07 TL toplamına tekabül eden kısım ) yönünden feragat edilmesi sebebiyle takip tarihi itibari ile alacağının 7.035,00 TL olarak kabul edilmek sureti ile kapak hesabının yapılmasının, davalının haricen yapmış olduğu 28.05.2021 tarihli ödemenin yerleşik içtihatlar uyarınca öncelikle TBK m.100 hükmü uyarınca öncelikle icra vekalet ücreti, faiz ve masraflara mahsubu ile bakiye kalması halinde asıl borçtan düşülmek sureti ile davacının bakiye alacağının kalıp kalmadığının kalması halinde ne kadar alacağının kaldığının hesaplanılmasının istenilmesine,
B- Davacının alacağının takip tarihi itibari ile 18.028,73 TL olduğunun kabul edilmesi ihtimalinde davacının feragat beyanı uyarınca 12.901,79 TL (davalı tarafından yapılan haricen 30.04.2021 tarihli 7.817,72 TL + 10.05.2021 tarihli 5.084,07 TL toplamına tekabül eden kısım ) yönünden feragat edilmesi sebebiyle takip tarihi itibari ile alacağının 5.126,94 TL olarak kabul edilmek sureti ile kapak hesabının yapılmasının, davalının haricen yapmış olduğu 28.05.2021 tarihli ödemenin yerleşik içtihatlar uyarınca öncelikle TBK m.100 hükmü uyarınca öncelikle icra vekalet ücreti, faiz ve masraflara mahsubu ile bakiye kalması halinde asıl borçtan düşülmek sureti ile davacının bakiye alacağının kalıp kalmadığının kalması halinde ne kadar alacağının kaldığının hesaplanılması" istenilmiştir. Bu kapsamda bilirkişi tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan raporda özetle;
Borçlunun İcra takibine haksız olarak itiraz etmesinin, inkar tazminatı dışında, icra masrafları ve İcra vekalet ücreti gibi takip hukukundan doğan diğer bazı sonuçları da vardır. ki, davalı bunlardan da sorumludur. (Yargıtay 13. H.D. 2006/14464 Es. 2007/2564 K.)
20 Kasım 2021 tarih 31665 sayılı resmi gazete de yayınlanan AAÜT'ne göre, davalı borçlu tarafından alacaklıya yapılan ödemelerin icra takibinden sonra yapılmış olması nedeniyle, davacı alacaklı icra vekalet ücretine hak kazandığı değerlendirilmekte, vekalet ücreti alacağı tabloda detaylı olarak belirtilecektir. (İlk 40.000,00 TL için % 15) (Maktu 900,00 TL)
İcra takip dosyasında haciz uygulanmamış olduğu için davalı borçlu tarafından haricen ödenen paralardan tahsil harcının yarısı olan % 2,27 oranında bakiye kalan kısmın olması halinde % 4,55 oranında alınacağı değerlendirilmektedir.
Takip dosyasında takipten sonraki dönem için faiz talep edilmediği için faiz hesaplama tablosunda 0 olarak gösterilecektir.
Dava tarihi 16.05.2022 itibariyle 7.035,00 TL alacak yönünden icra dosyasının hesaplanmasında;
Dava tarihi 16.05.2022 itibariyle 5.126,94 TL alacak yönünden icra dosyasının hesaplanması;
Kanaatine varıldığı mahkememize bildirilmiştir.
Söz konusu alınan bilirkişi raporları uyarınca davacının davalıdan ne kadar alacaklı olduğunun tespiti bakımından taraflar arasında davacının taşıma işlerini gerçekleştirmiş olması, taşıma kapsamında düzenlenen fatura bedelleri bakımından uyuşmazlık olmaması, uyuşmazlığın davalı tarafından davacı aleyhine düzenlenmiş olan yansıtma faturasının davacının defterlerinde kayıtlı olmaması sebebiyle öncelikle çözülmesi gereken husus yansıtma faturasından kaynaklı olarak davalının davacıdan alacaklı olup olmadığı, söz konusu fatura bedelini davacı alacağından mahsup edip edemeyeceği noktasından toplanmaktadır. Davalı tarafça davacının gerçekleştirmiş olduğu taşıma işlerinde gerekli özen ve sorumluluğu yerine getirmemesi, teslim edilen ürünlerin ayıplı olması iddiasıyla toplamda 1.908,06 TL tutarlı yansıtma- iade faturası düzenlemiş olduğu, davacının ise söz konusu faturayı defterine kaydetmemiş olduğu görülmüştür.
Mahkememizin işbu dosyası ile benzer mahiyette bulunan Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/3826 Esas, 2022/1731 Karar Sayılı, 29.03.2022 Tarihli "... Somut olay incelendiğinde, tarafların ticari defterlerinin bilirkişi tarafından incelendiği ve defterlerinde inceleme yapan mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen raporlara göre, tarafların defterlerinin usulüne uygun olarak tutulmuş olup açılış ve kapanış tasdiklerinin bulunduğu ancak tarafların kayıtlarının birbirini tutmadığını aradaki farkın ise yansıtma faturalardan kaynaklandığı, davacının ticari defterine yansıtma faturaları kaydetmediğini, davalı tarafın ise defterine kaydettiği tespit edilmiştir. Bu durumda 6100 sayılı HMK'nın 222/3. maddesi gereğince davalının HMK'nın 222/3. maddesindeki şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtları, davacı defterlerindeki kayıtlara aykırı olduğundan defterlerinin tek başına davalı lehine kesin delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. ... esasen davacının da bu faturaları kabul etmeyeceğini beyan etmesi karşısında davalı tarafın yükleniciye ödemesi gereken meblağları ödediğine dair fatura düzenleme dışında başkaca somut bir delil sunmadığı ve yukarıda açıklanan gerekçe ile davalının ticari defter kayıtlarına da itibar edilemeyeceği dikkate alınarak yüklenicinin hakettiği bakiye iş bedeli alacağına hükmedilmesi gerekirken" şeklindeki ilamı da göz önünde bulundurulduğunda her ne kadar davalı tarafça ayıp iddiasıyla birlikte yansıtma fatura düzenlendiği beyan edilmiş ise de süresi içerisinde ayıp ihbarının yapıldığına, davacının taşıma işlemlerini ayıplı olarak yaptığına dair somut deliller ibraz edememiş olması sebebiyle davacının icra takip tarihi itibari ile davalıdan 19.976,79 TL tutarında alacaklı olduğu kabul edilmiştir.
İtirazın iptali davası, borçlunun süresinde ileri sürdüğü itiraz ile duran takip nedeniyle açılan ve takibe sıkı sıkıya bağlı olan bir davadır. Borçlu takibe itiraz ettikten sonra ödeme yapmış ise, ödeme yapılan kısım yönünden alacaklının itirazın iptalini talep etmekte hukuki yararı yoktur.
TBK'nın 100. maddesinde; "Borçlu faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz." hükmü düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla TBK'nun 100. maddesi gereğince ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Buna göre, borçlu, faiz ve masrafları ödemedikçe kısmi ödemeler ana paradan mahsup edilemez. Davaya konu takip talebinde ve ödeme emrinde kısmi ödemelerin TBK'nın 100. maddesine göre öncelikle faiz ve masraflara mahsup edileceği belirtilmiş olup anılan maddenin uygulanması için takip talebinde bu yönde ayrıca talepte bulunulması dahi gerekmemektedir. İstek olmasa da memurlukça bu husus re'sen dikkate alınmalıdır. (Bkz. Hukuk Genel Kurulu; 09/10/2002 Tarih, 2002/12-709 Esas - 2002/781 Karar sayılı kararı). Şu halde, TBK'nun 100. maddesi uyarınca, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmiş olması durumunda ödemelerin öncelikle faiz ve masraflardan mahsup edilmesi, geriye kalan paranın ise asıl alacaktan indirilmesi ve her ödeme yapıldıkça bakiye alacağın bu suretle saptanması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2022 tarih ve 2020/(19)11-445 Esas 2022/1077 Karar sayılı "... 18.Hemen belirtilmelidir ki alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.
19.Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamışken, itirazına konu borcun tamamını öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukukî yararı bulunmayacaktır. Zira itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukukî yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukukî yarar mevcut olmayacaktır.
20.Sonuç itibariyle; icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması hâlinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla takipten sonra, ancak davanın açılmasından önce yapılan ödemeler yönünden dava açılmasında davacı tarafın hukukî yararı bulunmamaktadır. Takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukukî yarar bulunmadığından dava reddedilse veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibi kendi yasal prosedürü içerisinde devam edecek, hatta asıl borç ortadan kalksa bile faiz ve fer’îleri yönünden takip sürebilecek, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyecektir.
21.Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2011 tarihli ve 2011/19-532 E., 2011/640 K., 23.05.2018 tarihli ve 2017/19-910 E., 2018/1111 K., 22.11.2018 tarihli ve 2017/19-822 E., 2018/1754 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir....
23. Dava dilekçesi incelendiğinde, icra takibine yapılan itirazdan sonra asıl alacağın haricen ödendiğinin davacı tarafından da kabul edildiği anlaşılmakta olup, icra takibinde gösterilen asıl alacak miktarının haricen ödendiği ihtilafsız olduğu hâlde, ödenen asıl alacak miktarı da harca esas değer olarak gösterilerek eldeki itirazın iptali davası açılmıştır.
24. Az yukarıda da açıklandığı üzere itirazın iptali davasında, icra takibinden sonra, ancak itirazın iptali davası açılmadan önce yapılan ve ihtilafsız olan ödemeler yönünden davacı alacaklının itirazın iptalini talep etmesinde hukukî yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle itirazın iptali davası açılmadan önce ödenen asıl alacak miktarı yönünden davacının dava açmasında hukukî yararı bulunmadığından, asıl alacak miktarı yönünden itirazın iptali isteminin reddi gerekir.
25. Ne var ki, icra takibinde talep edilen asıl alacak miktarı dava tarihinden önce ödenmiş olmakla birlikte davalı tarafça asıl alacak miktarı haricen ödenmiş olup, davanın dayanağı takibe davalı borçlu tarafından itiraz edilerek icra takibinin durması sağlanmış olduğundan ve mahkemece itirazın iptali yönünde bir karar verilmediği sürece icra müdürlüğünce takip dosyasında alacaklı istemi yönünden herhangi bir işlem yapılamayacağından, icra takibinde istenen alacağın fer’îleri ve icra giderleri yönünden davacının dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Ancak bu talepler hakkında mahkemece hesap yapılmayarak bu taleplere ilişkin olarak itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve bu taleplerin icra müdürlüğünce yapılacak dosya hesabında nazara alınmasına yönelik hüküm kurulması gerekirken, bilirkişi raporu alınarak ödenen miktarın BK’nın 84. maddesi uyarınca öncelikle asıl alacağın fer’îlerinden düşülmek suretiyle kalan kısım yönünden itirazın iptaline karar verilmesi yerinde değildir." şeklindeki ilamı da göz önünde bulundurulduğunda işbu davada yerleşik içtihatlar ve yasal düzenlemeler uyarınca icra takip tarihi olan 27.04.2021 tarihinden sonra işbu dava (16.05.2022) açılmadan önce 30.04.2021 tarihinde 7.817,72 TL, 10.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL olmak üzere toplam 12.901,79 TL ödeme yapılmış olduğu, söz konusu ödeme akabinde davacının 12.901,79 TL (davalı tarafından yapılan haricen 30.04.2021 tarihli 7.817,72 TL + 10.05.2021 tarihli 5.084,07 TL toplamına tekabül eden kısım) alacak istemi yönünden 17.05.2021 tarihli dilekçeleri ile kısmi feragat beyanında bulunmuş olduğu görülmekle feragat edilen kısım bakımından dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı görülmekle davacının davasının 12.901,79 TL'lik kısmı bakımından hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
Söz konusu feragat beyanı akabinde davacının davalıdan 19.976,79 TL - 12.901,79 TL = 7.075,00 TL asıl alacak isteminde bulunabileceği görülmekle icra takibinden sonra 28.05.2021 tarihinde 5.084,07 TL daha ödemenin haricen yapılmış olması sebebiyle davacının davalıdan olan alacağının konusuz kalıp kalmadığının tespiti bakımından icra bilirkişisi tarafından yapılan hesaplama uyarınca yapılan harici ödemenin dosya borcunu karşılar mahiyette olmadığı görülmekle davacının feragat akabinde davalıdan 7.075,00 TL asıl alacak isteminde bulunabileceği, haricen yapılan 5.084,07 TL asıl alacak ödemesinin mahsubuyla birlikte işbu davasını açması gerektiği kanaatine varılarak bu tutar üzerinden davasının kabulüne, dava açıldıktan sonra yapılan ödemenin icra müdürlüğünce infaz aşamasında değerlendirilmesine karar vermek gerekmiştir.
Davacının dava dilekçesi ile borçlunun %20'den aşağıda olmamak üzere inkar tazminatı ödemesine hükmedilmesi yönündeki talebi değerlendirildiğinde İİK m. 67 hükmü uyarınca davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksızlığına karar verilmiş olması ve alacağının likit olması gerekmekte, kural olarak davalı borçlunun kötü niyetli olması şartı aranmamaktadır. Somut olayda davacının davasında haklı olduğu, dava konusu asıl alacağın fatura alacağından kaynaklı olması sebebiyle likit olduğu ve davalının haksız olarak takibe itiraz etmiş olduğu ve bu itiraz sebebiyle takibin durmasına sebebiyet verdiği, her ne kadar sonrasında ödemeler yapmış ise de takibe kısmi olarak itiraz etmediği, ödemelerini haricen yapmış olduğu anlaşılmakla davacının feragat beyanı sebebiyle bakiye kalan asıl alacak tutarı olan 7.075,00 TL'nin %20'si oranında olan 1.415,00 TL'nin icra inkar tazminatı olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
Davalının kötüniyet tazminatı talebinin değerlendirilmesinde ise ; İİK m. 67/2 hükmü uyarınca kötüniyet tazminatı, itirazın iptali davası reddedilince alacaklının takibinde haksız ve kötüniyetli görülmesi durumunda borçlunun istemi üzerine alacaklı aleyhine hükmedilen tazminattır. Kötüniyeti ispat yükü borçludadır, zira TMK m.2 hükmü uyarınca iyiniyetin varlığı asıldır. Yapılan kontrolde davacının davasının reddine karar verilmiş ise de davalı aleyhine başlatılan takipte davalı tarafından davacının kötüniyetli olduğu ispatlanamamış olması nedeni ile davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere;
1-Davacının DAVASININ KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ ile; davalının ... 25. İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra takip dosyasından davalının 1.990,93 TL'lik asıl alacağa ve takibin ferilerine yönelik yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin bu koşullar altında kaldığı yerden devamına,
-Davacının takip tarihi itibari ile davalıdan 7.075,00 TL alacaklı olması sebebiyle icra müdürlüğünce kapak hesabının bu doğrultuda hazırlanmasının ve davalının 28.05.2021 tarihinde haricen 5.084,07 TL'lik asıl alacağa yönelik yapmış olduğu ödemesinin infaz aşamasında icra müdürlüğünce değerlendirilmesine,
-Davacının davasının (12.901,79 TL'sinin feragat ve 5.084,07 TL'sinin icra takibinden sonra işbu davadan önce haricen ödeme yapılmış olması sebebiyle toplam) 17.985,86 TL'lik kısmının hukuki yarar yokluğundan reddine,
2-Davalının haksız itirazları nedeniyle asıl alacak tutarı olan 7.075,00 TL'nin %20'si oranında olan 1.415,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Davalının davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi isteminin reddine,
4-Alınması gerekli olan 427,60-TL karar ilam harcından başlangıçta dava açılırken peşin olarak alınan 341,16-TL harcın mahsubu ile bakiye eksik kalan 86,44-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 341,16-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından sarf edilen dava açılış gideri: 92,20-TL (başvurma, vekalet harcı) davetiye, posta gideri: 91,50TL, bilirkişi ücreti: 6.500,00TL olmak üzere toplam: 6.683,70-TL yargılama giderinin %10 kabul-red oranı üzerinden hesaplanan 668,37TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanının davacı üzerine bırakılmasına,
7-Davacı yargılama esnasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 1.990,93-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine
8-Davalı yargılama esnasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine
9-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.560,00TL nin %10 kabul-red oranı üzerinden hesaplanan 156,00-TL'nin davalıdan alınarak, 1.404,00TL'sinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
10-Taraflarca tarafından yatırılan gider avansın arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK madde 341 hükmü uyarınca KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
* İş bu karar 5070 Sayılı Kanun hükümlerine göre güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!