WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

İSTANBUL 13. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/648 Esas
KARAR NO : 2024/138

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 10/10/2023
KARAR TARİHİ : 23/02/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 03/04/2013 tarihinde davalının sigortalısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucunda yaralandığını, davalı tarafından düzenlenen ZMMS poliçesi kapsamında davalının teminatında olan tazminatın ödenmesi için davalıya, Sigortacılık Kanunu Madde 97 gereği başvuruda bulunduğunu ancak davalı sigorta şirketi bu başvuru doğrultusunda müvekkiline ödeme yapması gerekirken haksız ve hukuka aykırı gerekçeler ile ödeme yapmayarak müvekkilini mağdur ettiğini ve müvekkilin mağduriyetinin giderilmesi için 10/09/2019 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yapıldığını, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından başvurun 2019.E.80528 başvuru numarası ile işleme alındığını ve uyuşmazlık hakem heyetine dosya tevdi edildiğini, 17.07.2020 tarihinde Uyuşmazlık Hakem Heyetince müvekkilimin kanuna, yasaya ve yönetmeliğe uygun olan raporu sunmuş olmasına rağmen başvurunun usulden reddedildiğini, bu karara itiraz ederek itirazın Hakem Heyetine taşındığını, 29.06.2020 tarihli karar doğrultusunda başvurunun kabulü ile müvekkiline 158.596,97 TL ödenmesine karar verildiğini, davalının İtiraz Hakem Heyeti kararını temyiz ettiğini, temyiz talebinin reddedilerek usul ve yasaya uygun olan İtiraz Hakem Heyeti kararını onandığını, bu kararda müvekkilinin tazminat talebinin sigorta şirketine başvuru yapıldığı andan itibaren davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak ödenmediğini gösterdiğini, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün... Esas nolu dosyasına 26/01/2023 tarihinde ödeme yaptığını, mıştır. Yargıtay ilamından da görüleceği üzere davalının davacı müvekkile temerrüde düştüğü tarih olan 31/07/2019 tarihinden ödeme yaptığı 26/01/2023 tarihine kadar geçen sürede yıllık % 9 yasal faiz ile ödediğini, davalı tarafından her ne kadar müvekkiline alacağı olan tazminat yıllık % 9 faiz ile ödenmiş ise de 31/07/2019-26/01/2023 tarihinde merkez bankası verilerine göre hesaplanan enflasyon oranı; % 184,62'dır. Enflasyon oranı dikkate alındığında yıllık % 9 yasal faiz ile davacı müvekkile ödenmiş olan paranın/tazminatın enflasoyon karşısısında değer kaybetmesi nedeni ile işbu yasal faiz ile karşılanamayacak şekilde mağdur edildiğini, davalının Borçlar Kanunu 105 maddesinde ''Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükellef olduğunu, bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarınıdahi tayin edebilir.'' demek sureti ile davalının, davacı müvekkilin temerrüt faizinin, enflasyon nedeni ile paranın ödeme tarihi ile kat be kat merkez bankası verilerine göre % 184,62 enflasyon karşısında paranın değer kaybetmesinden ötürü temerrüd faizi ile karşılanamayan zararından davalının sorumlu olduğunu belirterek, davanın kabulü ile paranın değer kaybının yasal faiz ile karşılanmayan aşkın(munzam) zarar alacağı miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olduğunda arttırılmak üzere şimdilik 100-TL aşkın (munzam) zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurumun başvurucunun talebini gerek cevap dilekçesinde gerekse de giden evrakta belirtildiği gibi yönetmeliğe uygun rapor alınmaması sebebiyle başvuru şartı yokluğundan reddettiğini, kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe uygun düzenlenmeyen raporun kabulünün mümkün olmadığını, bu sebeple başvurucunun usulüne uygun başvuru yapmadığından başvurun geçersiz olduğunu, nitekim başvurucu talebiyle açılan 2019.e.80528 esaslı tahkim dosyasında; uyuşmazlık hakem heyeti tarafından verilen 17/02/2020 tarihli k-2020/15616 karar sayılı karar ile başvuru, raporun yönetmeliğe uygun olmaması sebebiyle usulden reddedildiğini, davacı tarafın 03.04.2013 tarihindeki kazaya ilişkin geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik talepleri ile Müvekkil Kuruma başvurduğunu, müvekkili kurumun başvuru evraklarını inceleyerek kanunda belirtilen yasal süre içerisinde; 07.08.2019 tarihli yazı ile başvuran vekiline sunulan maluliyet raporunun usule uygun olmadığı bildirdiğini, usule aygun olmayan rapor ile başvurulduğundan başvurunun Kurum tarafından reddedildiğini, akabinde başvuran vekili 10.09.2019 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurduğunu, yargılama süreci Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından 17/02/2020 tarihinde K-2020/15616 sayılı kararla reddine dair hükme bağlandığını, tahkim dosyasından verilen usulden ret kararına davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hüküm kurulduğunu, akabinde kanun yolu açık işbu hükme karşı temyiz hakkının kullanılmasının kendilerine kötüniyetli hale getirmeyeceği gibi hiçbir hukuki zeminde müvekkilini tazminat yükümlüsü yapmayacağını, nitekim UHH ve İHH tarafından verilen fraklı doğrultuda kurulan hükümlerin bir üst mahkeme tarafından değerlendirilerek daha detaylı ve daha hakkaniyetli sonuç doğuracak bir yargılamanın görülmesi talebinin her iki tarafı da kabul edeceği hukuki sonuca ulaştıracağını, iki mahkeme arasında görüş ayrılığı mevcut iken bir üst mahkemeye başvurulması, uyuşmazlığın bir üst mahkemeye taşınması hak kaybı yaşanmaması adına olması gereken olduğunu, yargı yolu açık verilen bir kararda aleyhinde hüküm kurulan tarafın yargı yollarını tüketmesinde herhangi bir olağandışılık söz konusu olmadığını, aksi kanaatte olunması halinde adil yargılanma hakkının ihlalinin söz konusu olacağını, davalı müvekkilin dava sürecini uzatarak kötü niyetli davrandığını iddia eden taraf iddia ettiği olguyu ispatlamakla yükümlü olduğunu, yargılama gerektiren durumlarda kötü niyetten söz edilemeyeceği gibi yargılamaya devam eden tarafın tazminat yükümlüsü olması kabul edilebilir olmadığını, işbu davada müvekkil kurum iradesiyle ortaya çıkarılan herhangi bir hukuki sonuç veya süreç olmamasının yanında kanundan kaynaklanan kanun yollarını tüketme hakları olduğunu, yargı birimlerindeki yoğunluk taraflardan hiçbirine yüklenemeyeceği gibi müvekkiline de yüklenemeyeceğini, davacı tarafın taleplerinin hiçbir hukuki temele dayanmayıp tamamiyle ekonomik temellere dayandırıldığını, bahse konu ekonomik sorunlar ülke genelinde her sektörü etkilemiş olup davacının talep ettiği alacağa kavuşma süresi müvekkilin tek taraflı eylemleriyle sürüncemede bırakılmadığı gibi davacının alacağına kavuşmasını engelleyecek hiçbir girişimde bulunulmadığını, kanun yoluna başvuran müvekkilinin haksız ve hukuksuz yere tazminat yükümlüsü yapmak üzere dava açan davacının açıkça kötüniyetli davrandığını belirterek, haksız, usul ve yasaya aykırı başvurunun usul ve esas bakımından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davanın; trafik kazası sebebiyle davalının davacıya zamanında ödeme yapmaması iddiasına dayalı olarak munzam zararına ilişkin tazminata ilişkin olduğu görülmüştür.
Mahkememizin 29/12/2023 tarihli duruşmasının 3 nolu ara kararı ile davacı vekiline temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen sürede faizi aşan zarar iddiasına ilişkin davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olgusunu açıklamak ve bu zarara ilişkin delillerini sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş ve verilen kesin süre içerisinde gereğini yerine getirilmemesi halinde iddia ve savunma ile dosyada mevcut deliller kapsamında değerlendirme yapılacağı ihtar edilmiştir.
Davacı vekili 09/02/2024 tarihli dilekçesinde özetle; dosyada mevcut olan Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın 15/03/2021 tarihli ilamında da belirtildiği üzere '' Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş'' şeklindeki beyanı doğrultusunda talepleri olan munzam zararın karine olarak kabulünü beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde;
Mahkememiz iş bu dosyasındaki uyuşmazlıkla aynı nitelikte olan taraflar arasındaki “munzam zarar” davasından dolayı Tüketici Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda; ilk derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının, davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulması, ilk derece mahkemesince ise Özel Daire bozma kararına karşı direnilmesi ve direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamında; "...15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir.
37. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir..." gerekçesiyle direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Alıntılanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamından açıkça anlaşıldığı üzere 6098 sayılı TBK’nın 122. Maddesinde düzenlenen faizi aşan aşkın (munzam) zarar taleplerinde; zararın genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayandırılamayacağı, davacının munzam zararının kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, bu ispat araçlarının ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar olamayacağı, bunun aksine geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlaması gerektiği ortadadır. Mahkememizce de bu doğrultuda davacı vekiline temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen sürede faizi aşan zarar iddiasına ilişkin davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olgusunu açıklamak ve bu zarara ilişkin delillerini sunmak üzere süre verilmiş, davacı vekili verilen süre içerisinde sunduğu 09/02/2024 tarihli dilekçesinde Enflasyon verilerini gösterir TEFE-TÜFE-ÜFE oranları, banka mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerini ileri sürmüştür. Davacı vekilinin 09/02/2024 tarihli beyan dilekçesinin içeriği dikkate alındığında davacı tarafın TBK 122 kapsamında talep ettiği şahsen ve somut olarak uğradığı zararı bulunduğunu somut duruma özgü somut delillerle ispatlayamadığı gibi dilekçesinde varsayımda bulunarak ve örnekler vererek genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayanmış, netice olarak davacı tarafından munzam zarar iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere:
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL harçtan peşin alınan 29,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 -TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26.maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine,
Dair, Davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya başka bir yer Mahkemesi aracılığı ile gönderilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.. 23/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır

Hakim
¸e-imzalıdır