DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/950 E. , 2024/104 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/950
Karar No : 2024/104
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı - …
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Enerji Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, mahkeme kararına istinaden davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen 2009 yılına ilişkin kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden oluşan 15.143.300,19 TL'ye ilişkin, tahsil tarihi olan 03/11/2011 tarihinden iade tarihi olan 03/03/2016 tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile hesaplanan faiz alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava açılmıştır.
… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı:
Mahkeme kararına istinaden davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen tutara ilişkin olarak tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemi yönünden yapılan inceleme:
Davalı idarece yersiz olarak tahsil edilen kurumlar vergisi nedeniyle yoksun kalınan tutarın, tecil faizi uygulanarak davacıya iadesi gerekmekte ise de dava dilekçesinde açıkça yasal faiz talebinde bulunulduğundan, yerleşik yargı içtihatları ile de kabul edildiği üzere taleple bağlılık ilkesi gereği, davalı idarece 03/03/2016 tarihinde iade edilen kurumlar vergisinin yasal faiz oranını aşmayacak şekilde hesaplanacak faizi ile davacı şirkete iadesi gerekmektedir.
Dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi, faize faiz yürütülmesi hukuken mümkün olmadığından hukuka uygun görülmemiştir.
Karar sonucu:
Mahkeme bu gerekçeyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddine; davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen tutara ilişkin olarak tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesine, dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın reddine karar vermiştir.
Tarafların istinaf istemlerini inceleyen … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı:
Gerek iç hukukta, gerekse uluslararası hukukta, faizin hukuki nitelemesi, amacı, paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının sahibine vermiş olduğu zararın giderilmesi olan "tazminat"tır. Söz konusu zarar, vergilendirme işlemlerinde, Devlet yönünden, vergi mükelleflerinin vergi ödevlerini zamanında ve gereği gibi yerine getirmemeleri sebebiyle verginin zamanında tahakkuk ettirilememesi, mükellefler yönünden ise, Devletin hukuka aykırı olarak yapmış olduğu vergilendirme işlemlerine dayanarak vergi tahsilatında bulunması halinde doğmaktadır.
Gerek Anayasa Mahkemesince gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, faiz, amacı, paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının sahibine vermiş olduğu zararın giderilmesi olan "tazminat" olarak nitelendirildiğinden, davacıya, haksız olarak tahsil edilen vergi nedeniyle ödenmesi gereken "faiz" tazminat niteliğine bürünmüştür. Bu tazminatın davacıya geç ödenmesinin ise değerinde, geçen süreyle orantılı bir azalmaya neden olacağı ise açıktır.
Öte yandan, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 3. maddesinde, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği hükümlerine yer verilmiştir. Ancak davacıdan haksız olarak tahsil edildiğinin yargı kararıyla saptanması üzerine iade edilen vergi nedeniyle kanuni faiz esas alınarak hesaplanan ve tazminat niteliği kazanan tutara ilişkin olarak dava tarihinden itibaren faiz hesaplanmasının, mürekkep faiz yürütülemeyeceğine ilişkin kanun hükmüne aykırılık teşkil etmeyeceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde, gerek 213 sayılı Kanunun 112. maddesinde gerekse 3095 sayılı Kanun'da öngörülen kanuni faizin uygulanması suretiyle hesaplanan ve ilgilinin zararını tazmine yönelik tutarın geç ödenmesi, bu faizin "tazmin" niteliğini ortadan kaldıracaktır.
Bu bakımdan mahkeme kararının, davacının, vergi aslı nedeniyle hesaplanacak faiz tutarına, dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması isteminin reddi yolundaki hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.
Vergi Dava Dairesi, bu gerekçeyle davalının istinaf isteminin reddine, davacının istinaf isteminin kabulüne, kararın dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, vergi aslı nedeniyle hesaplanacak faiz tutarının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar vermiştir.
Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 14/06/2022 tarih ve E:2018/7834, K:2022/4034 sayılı kararı:
Mahkeme kararına istinaden davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen tutara ilişkin olarak tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemi yönünden yapılan inceleme:
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde, mahkeme kararına istinaden davalı idarece davacıya iade edilen tutarın ödeme tarihi ile iade tarihi arasındaki yasal faizin ödenmesi talebinin zımnen reddi işlemine ilişkin hüküm fıkrası yönünden ileri sürdüğü iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden yapılan inceleme:
Uyuşmazlıkta, davacı şirketçe talep edilen faiz alacağına faiz işletilmesi, yani faizin belli süreler sonunda anaparaya eklenmesi suretiyle yeniden oluşan tutara faiz yürütülmesi, bileşik faiz olarak adlandırılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Kanuni Faiz ve Temerrüd Faizine İlişkin Kanun'un ilgili düzenlemelerinden bileşik faizin ancak ticari işlemlerde ve tacirler arasında, üç aydan aşağı olmamak üzere cari hesaplarda ve ödünç sözleşmelerinde uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Söz konusu olayda da böyle bir durum mevcut olmadığından faiz alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin kabulüne karar veren Vergi Dava Dairesi kararının bu kısmında hukuka uygunluk bulunmamıştır.
Daire bu gerekçeyle temyiz istemine konu kararın, davalının istinaf isteminin reddine ilişkin hüküm fıkrasını onamış, davacının istinaf isteminin kabulüne, kararın, davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, vergi aslı nedeniyle hesaplanacak faiz tutarının dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin hüküm fıkrasını bozmuştur.
… Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararı:
Vergi Dava Dairesi, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ilk kararında ısrar etmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından talep edilen faiz alacağına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin bileşik faiz olarak adlandırılacağı ve hukukumuzda bileşik faizin yasaklandığı belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idareden olan faiz alacağının niteliği itibarıyla artık tazminat alacağına dönüştüğü bu nedenle bileşik faiz kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ: Haksız veya fazla olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin iadesinde ilgilinin ödediği paradan mahrum kaldığı süre zarfında, enflasyon nedeniyle paranın değerinde meydana gelen aşınma ve mülkiyetin gerçek değerinde oluşan azalma nedeniyle faiz ödenmesi gerektiği açıktır. Faizin amacı, özünde, paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının sahibine vermiş olduğu zararın giderilmesi olsa da söz konusu zararın tazmini hukuki manada tazminat sorumluluğuna ilişkin değildir. Zira faizin ödenmesi için iadesi gereken tutarın tahsilinde davalının kusurunun bulunup bulunmadığı önem arz etmemektedir.
Olayda mahkeme kararına istinaden davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen tutara ilişkin olarak tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi hüküm altına alınmış ve değinilen hüküm fıkrası yargılamanın önceki aşamalarında kesinleşmiştir. Bu aşamada ihtilaf bu faiz alacağının da dava tarihinden itibaren faiz yürütülerek ödenmesinin mümkün olup olmadığı hususuna ilişkindir.
Kamu hukukunda idarece ödenecek faize faiz yürütülmesi veya faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin yasaklanmasına ilişkin düzenlemeler bulunmamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesinde Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu'nun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla Türk Borçlar Kanunu’nun 121. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen ve uygulamada “faize faiz yürütme yasağı” olarak bilinen kural ile aynı Kanun'un 388. maddesinin üçüncü fıkrasında faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin kural olarak yasaklanmasına ilişkin kuralın kamu hukukunda uygulanması mümkün değildir.
Kaldı ki Türk Borçlar Kanunu'nun 121. maddesinde düzenlenen faize faiz uygulanma yasağı temerrüt faizine ilişkin olmakla birlikte olayda iadesi gereken anapara tutarının davacının talebi üzerine derhal ödendiği dikkate alındığında idarenin temerrüdü ve dolayısıyla temerrüt faizi bulunmamaktadır. Aynı Kanun'un 388. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan bileşik faiz ise faizin anaparaya eklenmesi suretiyle yeniden faiz yürütülmesine ilişkindir. Olayda davacı tarafından tahsili talep edilen anaparanın faizsiz olarak ödenmesi üzerine anapara üzerinden tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak faizin geç ödenmesi nedeniyle değinilen faiz tutarının davanın açıldığı tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle ödenmesi talebi söz konusu olduğundan bileşik faiz talebi bulunduğundan da söz edilemeyecektir.
Diğer yandan temel hak ve özgürlükleri korumak öncelikle idari makamlar ve derece mahkemelerinin görevidir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16; Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, B. No: 2017/21882, 10/02/2021, § 49)
Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı korunmuştur. Mülkiyet hakkının Anayasa'nın 13. maddesi ile 35. maddesinde sayılan ölçütler dahilinde müdahaleye konu olup sınırlanabilmesi mümkündür.
Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde ise usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da hâkimlerin Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermesi gerekir.
Dolayısıyla hakimler hüküm verirken Anayasa'yı ve kanun hükmünde olan usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaları dikkate almalı ve uygulamalıdır.
Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerinin idari davalarda uygulanması esnasında bu hükümlere kararlarıyla içerik kazandıran Anayasa Mahkemesi içtihatlarının; milletlerarası andlaşmaların idari davalarda uygulanması esnasında ise bunları yorumlama yetkisine sahip uluslararası kurum ve yargı organlarının tavsiye, çözüm, karar ve içtihatlarının dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında yargı kararı uyarınca icra edilebilir alacakların mülkiyet hakkı kapsamında korunduğu öncelikle vurgulanmalıdır.
Gerek Anayasa Mahkemesi gerekse AİHM mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödenmesini, esasen devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir. Devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasında enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarının faiz ödenerek karşılanması gerektiği her iki Mahkeme içtihatlarında da vurgulanmaktadır. (Çok sayıda karar arasından bkz. AİHM, Eko-Elda Avee/Yunanistan B. No: 10162/02, 09/03/2006; Buffalo S.r.l. in Liquidation/İtalya B.No: 38746/97, 03/07/2003; AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi [GK], B. No. 2014/2267, 31/12/2017 §39)
Somut olayda davacı adına tarh edilen vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davanın reddi üzerine tahakkuk eden vergi, ceza ve gecikme faizi 03/11/2011 tarihinde ödenmiştir. Mahkeme kararının bozulması üzerine davanın kabulüne karar verilmesinin ardından davacı tarafından ödenen tutarın yasal faiziyle iadesi 02/03/2016 tarihinde talep edilmiştir. Davalı idarece, talep üzerine faiz ödenmeksizin anaparanın iade edilmesi üzerine tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi istemiyle açılan davada Mahkemece davacıya 03/11/2011 tarihinden 02/03/2016 tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin iadesi gerektiğine hükmedilmiştir. Bu durumda 02/03/2016 tarihinde davacıya ödenmiş olması gereken faiz tutarının mahkeme kararı üzerine bu tarihten çok sonraki bir tarihte davacıya ödenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.
Kamu hukukunda davacının faiz alacağı üzerinden faiz hesaplanamayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı dikkate alındığında devletin borçlu olduğu faiz tutarı ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasında enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek amacıyla Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM'in mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin içtihatları ile Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 35. madde ve Anayasa Mahkemesininin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin içtihatları doğrultusunda faiz ödemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu faiz alacağının davanın açıldığı tarihten mahkeme kararının tebliğ tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğinden ısrar kararına yöneltilen temyiz isteminin bu gerekçeyle reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Davacı adına 2009 yılına ilişkin olarak tarh edilen kurumlar vergisi ile verginin bir katı tutarında kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara yöneltilen temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi 13/05/2014 tarih ve E:2011/6921, K:2014/3334 sayılı kararıyla Mahkeme kararını bozmuş, davalının karar düzeltme istemi de reddetmiştir.
Bozma kararına uyan … Vergi Mahkemesi … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla davanın kabulüne ve tahakkuk eden verginin kaldırılmasına karar vermiştir. Anılan karara yöneltilen temyiz istemi Danıştay Dördüncü Dairesinin 11/04/2017 tarih ve E:2016/11553, K:2017/3550 kararıyla reddedilmiş; tarafların karar düzeltme yoluna başvurmamaları üzerine Mahkeme kararı kesinleşmiştir.
Davanın reddi üzerine 2009 yılına ilişkin tahakkuk eden kurumlar vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin davacı tarafından 03/11/2011 tarihinde 15.196.857,29 TL tutarında ödeme yapılmıştır. Bozma kararından sonra Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine davacı tarafından 02/03/2016 tarihli dilekçe ile 03/11/2011 tarihinde ödenen tutarın tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizi ile iadesi davalı idareden talep edilmiştir. Davalı tarafından, iadesi talep edilen anapara tutarı 03/03/2016 tarihinde davacıya ödenmiş ancak buna ilişkin olarak hesaplanacak yasal faiz tutarı ödenmemiştir.
VI- İLGİLİ HUKUK:
1- İlgili Mevzuat
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 121. maddesinin üçüncü fıkrasında, temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütüleyeceği; 388. maddesinin üçüncü fıkrasında faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin kararlaştırılamayacağı düzenlenmiştir.
3095 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak suretiyle kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken bileşik faiz uygulanamayacağı belirtilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise bileşik faizin uygulanabileceği kabul edilen durum "Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz." şeklinde belirtilmiştir.
2- İlgili Yargı Kararları
Anayasa Mahkemesi Kararı (Norm Denetimi)
10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı (R.G.Tarih-Sayısı: 14/5/2011-27934) 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesine 4369 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkranın iptaline ilişkin kararın ilgili bölümü:
"Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak' haline gelmektedir.
Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır."
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Haksız veya fazla olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin iadesinde ilgilinin ödediği paradan mahrum kaldığı süre zarfında, enflasyon nedeniyle paranın değerinde meydana gelen aşınma ve mülkiyetin gerçek değerinde oluşan azalma nedeniyle faiz ödenmesi gerektiği açıktır. Faizin amacı, özünde, paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının sahibine vermiş olduğu zararın giderilmesi olsa da söz konusu zararın tazmini hukuki manada tazminat sorumluluğuna ilişkin değildir. Zira faizi ödenmesi için iadesi gereken tutarın tahsilinde davalının kusurunun bulunup bulunmadığı önem arz etmemektedir.
Olayda mahkeme kararına istinaden davalı idarece faiz hesaplanmaksızın iade edilen tutara ilişkin olarak tahsil tarihinden iade tarihine kadar hesaplanacak yasal faizin ödenmesi hüküm altına alınmış ve değinilen hüküm fıkrası yargılamanın önceki aşamalarında kesinleşmiştir. Bu aşamada ihtilaf bu faiz alacağının da dava tarihinden itibaren faiz yürütülerek ödenmesinin mümkün olup olmadığı hususuna ilişkindir.
Kamu hukukunda faizin anaparaya eklenerek birlikte faiz yürütülmesini ya da sadece faiz alacağına faiz yürütülmesini yasaklayan bir kural bulunmadığı gibi faizin anaparaya eklenerek birlikte ya da sadece faiz alacağına faiz yürütülmesini öngören ve bunun şartlarını belirleyen açık bir kural bulunmamaktadır. Bununla birlikte kamu hukuku ve daha özelde vergi hukukunda özel bir düzenlemenin bulunmadığı durumlarda özel hukukun biçim ve kavramlarının uygun düştüğü ölçüde ilke olarak kabul edilmesi gerekmektedir. (Öncel, Çağan, Kumrulu, Göker 2021, Vergi Hukuku S. 6, 7)
Türk Borçlar Kanunu’nun 121. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen ve uygulamada “faize faiz yürütme yasağı” olarak da bilinen kural ile aynı Kanun'un 388. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen "Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesi kararlaştırılamaz." hükmü uyarınca ana para alacağına işlemiş faiz eklenmek suretiyle toplam alacağa faiz uygulanması hukukumuzda Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak kaydıyla mümkün değildir. Nitekim bu husus 3095 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir.
Kamu hukukunda herhangi bir düzenleme bulunmamasına karşın faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi, hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu ve 3095 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak kaydıyla açıkça yasaklanmıştır. Özel hukukta dahi belli şartlar altında tatbik alanı bulabilecek nitelikte olan faize faiz yürütülmesi kavramının, belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenlemeyle şartları belirlenmeksizin vergi hukukunda geçerli ve uygulanabilir nitelikte kabul edilmesinin kamu yararı ile bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıya ödenmesine hükmedilen faiz alacağına ilişkin davanın açıldığı tarihten itibaren hesaplanacak faizin ödenmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Bu nedenle Vergi Dava Dairesi tarafından faizin tazminat olarak değerlendirilmesi suretiyle davalı tarafından ödenmesi gereken faizin zamanında ödenmemiş olması nedeniyle söz konusu faiz alacağının davanın açıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle ödenmesi gerektiği yolundaki ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,
2- … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
06/03/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
X - KARŞI OY:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!