WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/1819 E.  ,  2024/485 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/1819
Karar No : 2024/485

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Huk. Müş. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Döviz ve Kıymetli Madenler Ticareti AŞ
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuçüncü Dairesinin 26/12/2022 tarih ve E:2019/3051, K:2022/4968 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasası'nda işlem yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin iptaline ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ile Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) 21. maddesinin birinci fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuçüncü Dairesinin 26/12/2022 tarih ve E:2019/3051, K:2022/4968 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş,
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi, "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesi, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesi, 3. maddesinin birinci ve beşinci fıkrası, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesi, "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası, "Denetim" başlıklı 21. maddesinin dördüncü fıkrası ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara dayanılarak hazırlanan Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyetinin durdurulması ve faaliyet izninin iptali" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasına yer verilerek;
a) Mülkiyet hakkı bağlamında faaliyet izni verilmesi ve iptali
Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerinin geçerli olduğu hukuk sistemlerinde, tüm hâkimlerin ve mahkemelerin en üst yazılı hukuk kuralı olan Anayasa'ya uygun hareket etmesi ve önlerine gelen uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde uygulayacağı yazılı hukuk kurallarına, Anayasaya uygun bir yorum getirmesi yükümlülüğü bulunduğu, bu yorum tekniğinin, “Anayasa'ya uygun yorum” olarak adlandırıldığı, öte yandan, Anayasa'nın 138. maddesine göre hâkimlerin, kararlarını “Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatine göre” verirdikleri, bu itibarla, hangi derecede olursa olsun tüm mahkeme ve hâkimler tarafından uyuşmazlıkların çözümünde ve karara bağlanmasında Anayasa'da düzenlenen kuralların ve öngörülen ilke ve güvencelerin esas alınması ve bakılan davada doğrudan uygulanması gerektiği,
Mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama yetkisinin, bunların Anayasa hükümleri ışığında yorumlanması yükümlülüğünü de beraberinde getirdiği, buna göre mahkemelerin, önlerindeki uyuşmazlığa uygulayacakları mevzuat hükümlerini anayasal ilke ve güvenceleri gözeterek yorumlama mecburiyeti altında oldukları, bir mevzuat hükmünün birden farklı biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu hâllerde Anayasa'ya aykırı olan yorumun benimsenmesinden kaçınılmasının Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin bir gereği olduğu, diğer bir ifadeyle Anayasa'ya uygun yorum ilkesi hâkimin hukuk kurallarını yorumlama serbestisinin sınırını oluşturduğu, dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederken Anayasa'yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmamasının Anayasa'nın normlar hiyerarşisinin tepesinde yer almasını anlamsız hâle getireceği, bu bağlamda Anayasa'nın kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukukî bir belge olduğu (AYM kararı, Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274, 27/10/2022, § 76),
Anayasa ve Sözleşmede güvence altına alınan mülkiyet hakkının, özel hukukta veya idarî yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olduğu gibi yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınması gerektiği (AYM kararları; Samandağ Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı [GK], B. No: 2018/9214, 27/10/2022, § 76; Sanasaryan Vakfı, B. No: 2019/6264, 03/11/2022, § 65; Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/06/2015, § 31), Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM kararı, E:2015/39, K:2015/62, 01/07/2015, § 20),
Bir işin yürütülmesi için verilen çalışma ruhsatları, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının konusunu oluşturduğu (AYM kararları; Ak Demirtaş Madencilik Nakliyat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2014/1989, 15/06/2016, § 35; Ahmet Bal, B. No: 2015/19400, 11/06/2018, § 25; Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti., B. No: 2015/12306, 28/11/2018, § 30),
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına göre de verilen ruhsat ve izinlerin sona erdirilmesi, ilgili şirketin veya iş yerlerinin ticarî itibarına ve değerine olumsuz etkide bulunmakta olduğundan mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıdığı, AİHM'in, ruhsat veya izinlerin sona erdirilmesini, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafının ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakma kapsamında değil, anılan maddenin ikinci paragrafı anlamında mülkiyetin kontrolü kapsamında bir müdahale olarak incelediği,
AİHM kararlarında, alkollü içki servisi ruhsatının iptalinin 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında mülkün kullanımının kontrolüne ilişkin bir önlem teşkil ettiği (Tre Traktörer Aktiebolag/İsveç, B. No: 10873/84, 07/07/1989, § 55); bir işletmeyi yürütmek için geçerli izinlerin kaldırılmasının 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilecek bir önlem oluşturduğu (Rosenzweig And Bonded Warehouses Ltd./Polonya, B. No: 51728/99, 28/07/2005, § 49); bankacılık lisansının iptal edilmesi kararının ülkedeki bankacılık sektörünü kontrol etmek için bir önlem niteliğinde olduğu ve lisans iptaline ilişkin başvuruda 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması gerektiği (Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, §§ 130, 131) değerlendirmelerine yer verildiği, AİHM'in aynı şekilde, başvurucu şirketin gümrüksüz satış mağazası ve barını çalıştırma lisansının iptal edilmesinin şikâyet konusu edildiği başvuruyu, 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen mülkün kontrolü kapsamında incelediği (Bimer S.A./Moldova, B. No: 15084/03, 10/07/2007, §§ 49, 50, 51); başvurucu şirketin internet ve sabit telefon hizmetleri sağlama lisansının 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi bağlamında mülkiyetten yoksunluk olarak değil, maddenin ikinci fıkrası bağlamında incelenecek mülkiyetin kontrolüne ilişkin bir önlem olarak görülmesi gerektiğini ifade ettiği (Megadat.com SRL/Moldova, B. No: 21151/04, 08/04/2008, §§ 62, 63, 64 ve 65),
Dövize ve kıymetli madenlere ilişkin işlemler yapmaya ruhsat veren faaliyet izin belgesinin, mevzuatta öngörülen şartların sağlanması ile gerekli yükümlülüklerin ve idarî usûllerin yerine getirilmesi neticesinde idarece düzenlenerek ilgililere verildiği, faaliyet izni sahibi olan kişilerin, kendilerine verilen bu izin kapsamında faaliyet izin belgesinin düzenlendiği tarihten iptal edildiği tarihe kadar, belirli bir süre ticarî faaliyette bulunduğu, idare tarafından verilen bir ruhsata dayalı olarak ticarî faaliyet yürütülmesine imkân sağlayan ve dövize ve kıymetli madenlere ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisi içeren faaliyet izninin, bu izne sahip olan davacı yönünden ekonomik bir değer ifade ettiği ve dolayısıyla mülkiyet hakkı kapsamında mülk teşkil ettiği, bu itibarla, davacı şirketin mülkiyetinde bulunan faaliyet izin belgesinin iptal edilmesinin, Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu (Benzer yöndeki hukukî değerlendirmeler için bkz. AYM kararları; [iş yeri açma ve çalışma ruhsatları yönünden] Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti., B. No: 2015/12306, 28/11/2018, § 41; [Spor Toto bayiliği ruhsatı yönünden] Hidayet Metin, B. No: 2014/7329, 06/04/2017, § 40; [maden işletme ruhsatı ve izni yönünden] Ak Demirtaş Madencilik Nakliyat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2014/1989, 15/06/2016, § 36),
Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer kurallar birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiğinin görüldüğü, Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verildiği; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlendiği, maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesinin de çizildiği, maddenin son fıkrasında ise, mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlandığı, Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verildiği, ayrıca mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesinin mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleri olduğu (AYM kararları; Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 02/02/2017, §§ 55-58; Çukurova ithâlat ve İhracat Türk A.Ş. [GK], B. No: 2019/4408, 18/05/2022, § 50),
Aynı şekilde, AİHM tarafından da Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde düzenlendiği hâliyle mülkiyet hakkının üç ayrı kuralı ihtiva ettiği, AİHM'e göre, birinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan genel nitelikteki birinci kuralın, mülkiyetin barışçıl kullanılması ilkesini bildirdiği, aynı fıkranın ikinci cümlesinde bulunan ikinci kuralın, mülkiyetten yoksun bırakılmayı ve bunun tâbi tutulduğu belirli koşulları kapsadığı, ikinci fıkrada yer verilen üçünü kuralın ise, devletlerin, diğerleri arasında, genel yarar uyarınca, bu amaç için gerekli gördükleri yasaları icra ederek mülkiyetin kullanılmasının kontrol etmeye yetkisi olduğunu tanımak şeklinde olduğu (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75 ve 7152/75, 23/09/1982, § 61),
Bir ekonomik faaliyetin ruhsata bağlanmasının, ilgili ekonomik alanın devlet tarafından düzenlemesi ve kontrol edilmesi amacına yönelik olduğu, dövize ve kıymetli madenlere ilişkin işlemlere aracılık etme faaliyetinde bulunabilmenin belirli şartlara bağlanması ve kambiyo mevzuatına aykırı davrandığı veya yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen şirketlerin faaliyet izninin iptal edilmesinin, Türk parasının değerinin korunması bakımından iktisadî yönden büyük önem taşıyan bu sektörü ve hizmetleri kontrol etmeyi ve düzenlemeyi amaçlayan tedbirler mahiyetinde olduğu, başka bir anlatımla, 1567 sayılı Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan ikincil mevzuat kapsamında faaliyet izni verilmesi veya iptalinin, kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamında olduğu, bu sebeple 1567 sayılı Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak hazırlanan düzenleyici işlemler uyarınca ilgililerin (davacının) faaliyet izninin iptal edilmesinin, mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrole ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği (Benzer yöndeki hukukî değerlendirmeler için bkz. AYM kararları; [iş yeri açma ve çalışma ruhsatları yönünden] Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti., B. No: 2015/12306, 28/11/2018, § 44; [Spor Toto bayiliği ruhsatı yönünden] Hidayet Metin, B. No: 2014/7329, 06/04/2017, § 41; [su ürünleri tesisi işletme hakkı yönünden] Kocaman Balıkçılık İhr. İth. Tic. Ltd. Şti. ve Öz Callut Tar. Pet. Su Ür. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13827, 23/03/2017, § 50; [eczane ruhsatı yönünden] Ahmet Bal, B. No: 2015/19400, 11/06/2018, § 39),
Anayasa ve Sözleşme’de yer alan üçüncü kural (mülkiyetin kullanımının kontrolü), devlete mülkiyetin kullanımı veya mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi verdiği, düzenleme ve kontrol yetkisinin kullanımı, kamu makamlarına mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi verdiği, ölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme yükümlülüğünün, davanın koşullarına bağlı olarak düzenleme yetkisinin kullanıldığı durumlarda gerekmeyebildiği, ancak üçüncü kuralın uygulandığı düzenleme veya kontrol yetkisinin kullanımında da kural olarak kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanmasının arandığı, bu itibarla, mülkiyet hakkının düzenlenmesi veya kontrolü yetkisi de ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla kullanılması gerektiği (AYM kararları; Orhan Yüksel [GK], B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58; Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/09/2017, § 57),
b) Mülkiyet hakkının sınırlandırılması bakımından geçerli olan güvenceler
Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmediği, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğinin öngörüldüğü, mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerektiği, anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilineceğinin, dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği (AYM kararları; Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 02/02/2017, § 62; Filiz Freifrau Von Thermann ve diğerleri, B. No: 2019/14470, 20/12/2022, § 27),
Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereğinin ifade edildiği, öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsendiği, buna göre mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçütün, kanuna dayalı olma ölçütü olduğu, bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde, diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlâl edildiği sonucuna varılacağı, müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirdiği (AYM kararları; Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No: 2015/17451, 16/02/2017, § 51; Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/09/2017, § 54; Sanasaryan Vakfı, B. No: 2019/6264, 03/11/2022, § 72),
“Kanun ile sınırlama” ölçütü veya “kanunilik ilkesi” Sözleşme’nin mülkiyetin korunmasını düzenleyen ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde de "yasada öngörülen koşullara uygun olma" ifadesiyle bir sınırlama ve güvence ölçütü olarak yer aldığı, buna karşın Sözleşme’de yer alan “provided for by law” kavramı ile Anayasa’da yer alan “kanunîlik ilkesi” tam olarak aynı olmadığı, AİHM, “kanun ile öngörülmüş olma” kavramına Türk hukukunda kanunîlik ilkesine verilen anlamdan daha geniş bir anlam verdiği (din ve inanç özgürlüğünü düzenleyen 9. maddede yer alan "prescribed by law" kavramı hakkındaki benzer değerlendirme için bkz: AYM kararı, Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/06/2014, § 84),
Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiğini hüküm altına aldığı, AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukîliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukîlik şartını karşılayabildiğini kabul ederken Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağladığı (AYM kararları; Orhan Yüksel [GK], B. No: 2013/604, 10/12/2015, § 43; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31; Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/09/2017, § 55),
c) Faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemin ve dayanağı olan kuralların kanunilik ilkesine uygunluk yönünden değerlendirilmesi
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 21. maddesinin dördüncü fıkrasında, kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Kararda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisinin Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabileceğinin kurala bağlandığı; 32 sayılı Karar'a dayanılarak hazırlanan dava konusu Yönetmeliğin de aralarında yer aldığı düzenleyici idarî işlemlerde çeşitli hâllerde faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edilmesini öngören kurallara yer verildiği,
Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuna dayalı olması, öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kıldığı, şeklî manada kanunun, TBMM tarafından Anayasa'da belirtilen usûle uygun olarak "kanun" adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemini ifade ettiği, hak ve özgürlüklere müdahale edilmesinin ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlı olduğu, TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmamasının hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakacağı (AYM kararları; Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; Sanasaryan Vakfı, B. No: 2019/6264, 03/11/2022, § 73),
Bakanlar Kurulu veya Cumhurbaşkanı kararları, yönetmelik, tebliğ gibi düzenleyici işlemlerin "kanun" kavramı kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından, söz konusu düzenleyici idarî işlemlerde yer alan faaliyet izninin iptaline ilişkin kuralların şeklî anlamda kanunîlik şartını sağlamadığı,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun'da yer alan kuralların faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemler yönünden kanunilik şartına uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği,
Davalı idare tarafından, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar ve bu karar uyarınca Bakanlıkça tesis edilen alt düzenleyici işlemlerde yer alan kurallara istinaden faaliyet izninin iptal edildiği belirtildiği; dolayısıyla faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemlerin yasal dayanağı olarak 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi gösterildiği, nitekim, 1567 sayılı Kanun'da bu konuda açık bir düzenleme yer almazken, kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Kararda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilenlerin dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisinin Bakanlıkça kaldırılabileceği, yani faaliyet izninin iptal edilebileceği hususu 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 21. maddesinde düzenlendiği,
25/03/1930 tarih ve 1433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve memleketten ihracının tanzim ve tahdidi ve Türk parası kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti salâhiyetlidir" kuralına yer verildiği, anılan maddenin, 18/02/1950 tarih ve 7436 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5540 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenlerin (altın, plâtin ve gümüş) memleketten çıkarılmasının tanzim ve tahdidine ve Türk parası kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Bakanlar Kurulu yetkilidir." şeklinde; 20/02/1954 tarih ve 8639
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6258 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle ise, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilât alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticarî senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithâlinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti salâhiyetlidir." şeklinde değiştirildiği, 06/08/2003 tarih ve 25191 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4961 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'da geçen "İcra Vekilleri Heyeti" ibareleri "Bakanlar Kurulu" şeklinde değiştirildiği, 07/07/2018 tarih ve 30471 (2. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 700 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bakanlar Kurulu" ibaresinin -aynı KHK'nın 217. maddesi uyarınca 24/06/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte yürürlüğe girmek üzere- "Cumhurbaşkanı" şeklinde değiştirilerek maddenin yürürlükteki hâlini aldığı,
Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceğinin kurala bağlandığı, yasama yetkisinin TBMM'ye ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olduğu, bu kurala yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde, yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasî rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirildiği, ayrıca gerekçede, "Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129'uncu maddeleri hükümleri saklıdır." açıklamalarına yer verilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnalarının belirtildiği, madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliğinin, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına geldiği, Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklananın, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olduğu (AYM kararları; E:2021/73, K:2022/51, 21/04/2022, § 15; E:2022/103, K:2022/150, 30/11/2022, § 17),
Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda, kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılmasının mümkün olduğu, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın aslîliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idarî işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu bulunduğu, ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçevenin, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabileceği, başka bir ifadeyle, Anayasa’ya göre kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konunun, kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilineceği (AYM kararları; E:2018/91, K:2020/10, 19/2/2020, § 110; E:2019/36, K:2021/15, 04/03/2021, § 56),
Öte yandan, Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabileceği, bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mâlî yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiği, anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakmasının ise, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı (AYM kararları; E:2011/42, K:2013/60, 09/05/2013; E:2019/36, K:2021/15, 04/03/2021, § 57; E:2022/103, K:2022/150, 30/11/2022, § 18),
Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesinin bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri olduğu (AYM kararı, Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 06/02/2014, § 60), kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukukî belirlilik taşıması gerektiği, bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunîlik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz ettiği (AYM kararları; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55; Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/09/2017, § 58; Sanasaryan Vakfı, B. No: 2019/6264, 03/11/2022, § 74),
Mülkiyet hakkını sınırlamaya yönelik bir kanunî düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmadığı gibi kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiği, esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereği olduğu, hukuk devletinde, kanunî düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukukî güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu, zira bu ilkenin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, dolayısıyla, Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunîliğin, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanması gerektiği (AYM kararları; E:2022/61, K:2022/101, 08/09/2022, §§ 28,29; E:2022/103, K:2022/150, 30/11/2022, §§ 12-13),
Bu itibarla, Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri gereğince, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemlerin dayanağı olarak gösterilen kanunî düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmadığı gibi bu konuya ilişkin kanunî düzenlemelerin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiği,
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, Türk parasının kıymetinin korunması için Cumhurbaşkanınca (mülga hükûmet sisteminde Bakanlar Kurulunca) alınacak kararlara aykırılık hâlinde faaliyet izninin iptal edileceğini öngören açık bir kurala yer verilmediği, faaliyet izninin iptaline ilişkin konuların tüm kapsam ve yönleriyle idarenin düzenleyici işlemleriyle belirlenmesinin öngörüldüğü, böylece, faaliyet izninin iptaline ilişkin şartların, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan düzenleyici idarî işlemlere göre belirlenebilecek nitelikte olduğu, dolayısıyla, faaliyet izninin iptali hususunda temel çerçeve ve ilkelerin dahi kanunda belirlenmediğinin ve bu konuda idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığının anlaşıldığı, bu itibarla, mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın dayanağı olarak gösterilen 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve kanunilik ölçütü yönünden Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen güvenceyi sağlamadığı sonucuna varıldığı,
Faaliyet izninin iptali bakımından kanunilik ilkesine uygunluk yönünden yapılacak değerlendirmede,1567 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddelerinde yer alan kuralların da anlam ve kapsamlarının tarihsel süreç içinde geçirdikleri değişiklikler ile birlikte göz önünde bulundurulması gerekmekte olduğu, bu kuralların, genel olarak 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca alınan kararlara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ile bu tüzel kişilerin yetkilisi veya temsilcisi olan gerçek kişiler hakkında uygulanacak olan yaptırımlar rejimini düzenlediği,
25/03/1930 tarih ve 1433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "(1) İcra Vekilleri Heyetince ittihaz olunacak kararlara muhalif hareket eden bankalarla birinci maddede yazılı işlerle iştigal eden sair müesseseler hakkında kanunî takibat yapılarak mahkemelerce bunların on beş günden iki seneye kadar muamele icrasından men ve tatiline karar verilmekle beraber beş yüz liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası dahi hükmedilir. (2) Bu hareketi itiyat eden banka ve müesseseler set olunur. Muhalif hareket banka ve müesseselerin merkezi tarafından yapılmış veya yaptırılmış ise tatil ve set kararları o banka ve müessesenin Türkiye'deki bilcümle şubelerine de şamildir. Şubeler kendiliklerinden yapmışlarsa karar yalnız o şubeler hakkında tatbik olunur. (3) Muvakkaten tatile mahkûm olan banka ve müesseseler tatil müddetince kendilerine menfaat temin edecek yeni muameleler icrasından memnudurlar. Şu kadar ki üçüncü şahısların hukukunu alâkadar edecek muamelelerle evvelce yapılmış olupta kanunî müddete tâbi olan işlere devam olunur."; 4. maddesinde ise, "Her nerede ve ne suretle olursa olsun İcra Vekilleri Heyeti kararlarına muhalif hareket eden ve ettiren banka ve müesseselerin müdürleriyle alâkadar memurları ve sair şahıslar Türk Ceza Kanunu'nun 358 ve 359. maddelerinde yazılı cezalarla cezalandırılırlar." kurallarına yer verildiği, Türk Ceza Kanunu'nun atıfta bulunulan 358. ve 359. maddelerinin ise, hapis, ağır para cezası ile meslekten ve sanattan muvakkaten memnuiyet yaptırımlarını içerdiği, dolayısıyla, 1567 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği ilk hâlinde, aynı Kanun'un 1. maddesi uyarınca getirilen yükümlülüklere aykırı davranan yetkili müesseseler hakkında diğer yaptırımların yanı sıra, adli mercilerce alınacak kararlar ile geçici süre faaliyetten men cezası uygulanmasının öngörüldüğü,
02/12/1936 tarih ve 3474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3070 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklikle, anılan maddede Türk Ceza Kanunu'na yapılan atıf kaldırılarak, Bakanlar Kurulunca alınan kararlara aykırı hareket eden müesseselerin yetkilisi olan veya fiilde sorumluluğu bulunan gerçek kişilerin hapis ve ağır para cezasıyla cezalandırılmalarının, ayrıca ele geçirilen döviz, tahvil ve benzeri varlıkların da müsaderesine hükmolunmasının öngörüldüğü,
26/12/1942 tarih ve 5290 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4328 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yapılan değişiklikle de, aynı Kanun'un 1. maddesine istinaden alınan kararlara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişiler hakkında adlî mercilerce ağır para ve faaliyetten men cezasına hükmedilmesinin, ayrıca gerçek kişiler için hapis cezasının öngörüldüğü, öte yandan, bu değişiklikle mükerrirlerin daimî olarak faaliyetten men edileceğinin ve haklarında verilecek para ve hapis cezalarının iki kat olarak uygulanacağının kurala bağlandığı,
18/02/1950 tarih ve 7436 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5540 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesi değiştirilmekle birlikte, anılan yaptırımlar tür ve miktarları itibarıyla madde metninin yeni hâlinde de korunduğu,
20/02/1954 tarih ve 8639 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6258 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesi değiştirilirken de maddede öngörülen yaptırımların miktarlarında kısmen değişiklikler yapılmakla birlikte, yaptırım türü olarak yine faaliyetten men ve hapis cezası ile birlikte müsadere öngörüldüğü,
24/05/1985 tarih ve 18763 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3196 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin şu şekilde değiştirildiği: "Gerçek ve tüzel kişilerin 1'inci maddeye göre alınan kararlara aykırı davranışta bulunmaları hâlinde, eşya ve kıymetlerin değerine göre yüz bin liradan on milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. Bir defaya mahsus olsa dahi her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithâl ve ihraç edenler veya bu işlere tavassut edenlerden, bu muamelelerinden doğan alacaklarını, 1'inci madde uyarınca çıkarılacak kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen müddetler içinde memlekete getirmeyenler, ithâlat ve ihracatla diğer işlerinde döviz veya Türk parası kaçırmak kastıyla muvazaalı muamelelerde bulunanlar veya bu nevi muamelelere teşebbüs edenler hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. Tekerrür hâlinde verilecek cezalar iki kat olarak hükmolunur. Yakalanan eşya ve kıymetler müsadere olunur. Yakalanamadığı için müsadere edilememesi hâlinde eşya ve kıymetin rayiç değeri kadar tazminata hükmedilir.", 3196 sayılı Kanun'a ilişkin tasarının genel gerekçesinde "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki 1567 sayılı Kanun, 25/02/1930 tarihinde geçici bir süre ile yürürlüğe girmekle, Türkiye'de dövize (kambiyoya) ilişkin esaslar ilk defa düzenlenmiş bulunmaktadır. Başlangıçta, Bakanlar Kuruluna döviz işlemlerinin düzenlenmesi ve Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla gerekli görülecek kararları almaya yetki yeren ve bazı ceza hükümlerini kapsayan bu Kanun, sonradan birçok değişikliklere uğramış ve yürürlük süresi çeşitlli kanunlarla uzatılmış ve nihayet 11/02/1970 günlü ve 1224 sayılı Kanunla süresiz olarak yürürlükte bırakılmıştır. Hâlen değişiklikleri ile birilikte yürürlükte bulunan bu Kanunda suçla ceza arasında denge kurulamamıştır. Dövize ve Türk Lirasına ilişkin en ufak kayıplar ve bu konudaki en basit usulsüzlükler dahi yedi aydan başlayan hapis cezalarının sebebi olarak uygulama devam edegelmiştir. Dışa açılan ekonominin gereklerine uygun olarak ve ekonomik suçlara sadece ekonomik müeyyide uygulanması prensibini hâkim kılmak amacıyla parasal suçların parasal cezalarla karşılanması anlayışıyla ilişikte değişiklik tasarısı hazırlanmıştır." ; 3. maddeyi değiştiren 1. maddenin gerekçesinde ise "Tasarının 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanunun 3. maddesi değiştirilmektedir. Yeni düzenlemeyle hapis cezası kaldırılmakta, müeyyide olarak sadece ağır para cezası ile yakalanan eşya veya kıymetlerin müsaderesi öngörülmektedir. Müsadere edilememesi hâlinde ise eşya veya kıymetin rayiç değeri kadar tazminata da hükmedilecektir." açıklamalarına yer verildiği,
böylece 3. maddede yapılan bu değişiklik sonrasında, Kanun'un 1. maddesine göre alınan kararlara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişiler hakkında hapis ve faaliyetten men cezalarını öngören kuralların ilga edildiği, kanunî düzenlemede yaptırım olarak yalnızca ağır para cezasına ve müsadereye yer verildiği,
28/02/1989 tarih ve 20094 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3521 sayılı Kanun ve 06/08/2003 tarih ve 25191 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4961 sayılı Kanun ile 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinde değişiklikler yapılmakla birlikte, söz konusu değişikliklerin para cezası miktarlarına yönelik olduğu, uygulanacak yaptırım türleri bakımından herhangi bir değişiklik veya yenilik getirilmediği,
30/12/2008 tarih ve 27096 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5827 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nda benimsenen yaptırım rejimine uygun olarak yeniden düzenlendiği, nitekim anılan Kanun değişikliğinin gerekçesinde, "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümleri dikkate alındığında, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'a ve bu Kanuna istinaden çıkarılmış olan Bakanlar Kurulu Kararlarına aykırı fiiller yaptırımsız kalacağından, söz konusu boşluğun doldurulması amacıyla, madde hükmünün 30/03/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nda benimsenen yaptırım rejimine uydurulması gerekmiştir. Teklifle sözkonusu boşluk doldurulacak ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, bütüncül bir anlayışla mevzuata uyumlaştırılacaktır." ifadelerine yer verildiği, buna göre, Bakanlar Kurulunun bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin, idarî para cezası ile cezalandırılmalarının ve bu madde hükmüne göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısının yetkili olduğunun kurala bağlandığı, ayrıca, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin de yürürlükten kaldırıldığı,
25/05/2018 tarih ve 30431 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7144 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesine, “Bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğler ile diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar, elli bin Türk lirasından iki yüz elli bin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır ve yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki tüm faaliyetler bir aydan altı aya kadar, tekrarı hâlinde ise sürekli olarak durdurulur. Ancak, yetkisiz olarak faaliyette bulunanların ilan ve reklamlarından veya yaptıkları işin mahiyetinden söz konusu iş yerini, sadece faaliyet izni veya yetki verilmesi gereken faaliyet konularında iştigal etmek maksadıyla açtıkları veya işlettikleri anlaşılıyorsa söz konusu iş yerindeki faaliyet sürekli olarak durdurulur. Durdurma işlemleri Hazine Müsteşarlığının talebi üzerine valiliklerce yerine getirilir.” şeklindeki beşinci fıkranın eklendiği ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirildiği, böylece, düzenleyici işlemler uyarınca faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında idarî para cezası ve yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki tüm faaliyetlerin durdurulmasının öngörüldüğü, anılan kuralda öngörülen müeyyidenin, kapsamı itibarıyla faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda hiçbir şekilde gerekli izin veya belge almaksızın ticarî faaliyette bulunanlara yönelik olduğu, başka bir anlatımla, kanun koyucunun, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımı açıkça 1567 sayılı Kanun'a eklerken, hâlihazırda faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan müesseselerin belirli durumlarda faaliyet izninin iptal edileceğine ilişkin bir düzenleme öngörmediği, nitekim anılan kanun değişikliğinin gerekçesinde bu hususun, " ... yetki belgesi olmadan işlem yapanlar için özel bir fıkra eklenerek yetkisiz faaliyetlere yönelik caydırıcılığın artırılması ve böylece, yetkisi ve izni bulunmadığı hâlde faaliyette bulunanların ekonomiye menfi etkilerinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu fiillere yönelik yüksek idarî para cezaları ile idarî bir tedbir olarak faaliyetlerinin durdurulması öngörülmüştür." ifadeleriyle açığa kavuşturulduğu,
1567 sayılı Kanun'un bu Kanun hükümlerine göre hazırlanan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak yaptırımları düzenleyen 3. maddesinin bugün itibarıyla yürürlükte bulunan hâlinde öngörülen yaptırım türlerinin, idarî para cezası ve gerekli izin veya belgenin alınmadığı hâllerde yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki ticarî faaliyetin durdurulması olduğu,
1567 sayılı Kanun'da yer alan kurallar, 1. ve 3. maddeler başta olmak üzere, bir bütün olarak ele alındığında, faaliyet izninin iptali konusuna ilişkin olarak Kanun’da açık bir düzenleme bulunmadığı, idare tarafından faaliyet izninin iptali yolundaki düzenleyici ve birel işlemlerin dayanağı olarak gösterilen 1. madde yönünden, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden faaliyet izninin iptali konusuna ilişkin temel ilkelerin ve yasal çerçevenin belirlenmediği, bu hususun, ilk elden Bakanlar Kurulu kararı, Yönetmelik ve Tebliğ olmak üzere idarenin düzenleyici işlemleriyle düzenlenmesinin söz konusu olduğu, başka bir anlatımla, faaliyet izninin iptali konusunda -asgarî düzeyde dahi genel ilkeleri içeren- bir kanunî çerçeve çizilmeyerek, konunun bütün yönleriyle ve ayrıntılarıyla düzenlenmesinin idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanınmasına neden olunduğu, 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesi yönünden ise, bu Kanun uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak yaptırımlar düzenlenirken sadece idarî para cezası yaptırımına yer verildiği, bunun ötesinde, 1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, ilk yürürlüğe girdiği 25/02/1930 tarihinden 3196 sayılı Kanun ile değişiklik yapılan 24/05/1985 tarihine kadar adlî bir yaptırım olarak "faaliyetten men" cezası öngörülmüşken, anılan yaptırımın 1985 yılında yapılan kanun değişikliğiyle kaldırıldığı, ayrıca, 2018 yılında Kanun'un 3. maddesine gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunan iş yerlerindeki faaliyetlerin durdurulmasını öngören beşinci fıkra eklenirken de hâlihazırda sahip oldukları yetki belgesine istinaden faaliyette bulunanların faaliyet izinlerinin iptal edilmesine veya bunun şartlarına yönelik herhangi bir kanunî düzenleme yapılmadığı, bu itibarla, yasama organının tarihsel süreç içinde yaptığı değişikliklerle ortaya koyduğu bu açık irade karşısında, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin yürütmenin düzenleyici veya birel nitelikteki idarî tasarruflarının yasal dayanağının bulunduğundan bahsedilemeyeceği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunîlik şartını taşımadığının anlaşıldığı,
d) Sonuç olarak;
Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri gereğince yargı mercilerinin bakmakta oldukları davalarda, mevzuat kurallarını anayasal ilke ve güvenceleri gözeterek yorumlaması ve uygulaması gerektiği,
Faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemlerin, muhatabının (davacının) Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılan bir müdahale teşkil ettiği, mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin ise, Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen şartlara uygun olmasının zorunlu olduğu, bunun için ise öncelikle müdahalenin açık, belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanunî temelinin bulunması gerektiği,
Dava konusu Yönetmeliğin 21. maddesinin birinci fıkrasında, faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara veren kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edileceğinin kurala bağlandığı, anılan düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen idarî işlemle davacının faaliyet izninin iptaline karar verildiği, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ve diğer maddelerinde faaliyet izninin iptaline ilişkin açık bir kurala yer verilmediği, idarenin, faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemlerin hukukî dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve bu karara dayanılarak hazırlanan alt düzenleyici işlemler (Yönetmelik/Tebliğ) olduğunun belirtildiği, ancak belirtilen kanunî düzenlemede davacı bakımından mülk teşkil eden faaliyet izninin iptalini öngören açık, belirli ve öngörülebilir bir kural bulunmadığı, bu itibarla, faaliyet izninin iptaline ilişkin idarî işlemlerin dayanağı olarak gösterilen 1567 sayılı Kanun'da yer alan kuralların kanunîlik ölçütü yönünden Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen güvenceyi sağlamadığı sonucuna ulaşıldığı, öte yandan, 32 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 21. maddesinin dördüncü fıkrasında, kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Kararda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisinin Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabileceği kurala bağlanmış olsa da Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şeklî bir kanuna dayanması gerektiği, dolayısıyla belirtilen düzenleyici işlemlerin de tek başına müdahalenin kanunîliği şartını sağlamadığı,
Bu itibarla, Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesinin birinci fıkrasında ve Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasası'nda işlem yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptallerine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, yapılan düzenlemenin kamu yararının sağlanması amacına matuf olduğu, 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 225/A maddesi uyarınca bu konuda düzenleme yapmaya yetkisine sahip bulundukları, yapılan düzenlemenin ve uygulanan yaptırımın cezalandırma amacından ziyade daha ciddi ihlallerin meydana gelmesini önleme amacı taşıdığı, bu kapsamda idari bir tedbir mahiyetinde olduğu, ayrıca yetki ve usulde paralellik ilkesi uyarınca faaliyet izni vermeye yetkili olan Bakanlığın, işin doğası gereği işlemi kaldırmaya da yetkili olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Borsa İstanbul nezdinde 01/01/2018-13/03/2019 tarihleri arasında faaliyetlerine kesintisiz olarak bir yıldan fazla süre ile ara vermesi nedeniyle, Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasasında işlem yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izni, Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 24/04/2019 tarih ve 49347 sayılı Bakanlık Olur'u ile iptal edilmiş; bu durum ... tarih ve ... sayılı işlem ile davacı şirkete bildirilmiştir.
Bunun üzerine, davacı şirketin faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemin ve bu uygulama işleminin dayanağı olan Yönetmelik kuralının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla temyizen bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”; "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir." kurallarına yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almaktadır.
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nev'i eşya ve kıymetlerin ve ticarî senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithâlinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 3. maddesinin birinci fıkrasında, "Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır."; beşinci fıkrasında, "Bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğler ile diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar, elli bin Türk lirasından iki yüz elli bin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır ve yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki tüm faaliyetler bir aydan altı aya kadar, tekrarı hâlinde ise sürekli olarak durdurulur. Ancak, yetkisiz olarak faaliyette bulunanların ilan ve reklamlarından veya yaptıkları işin mahiyetinden söz konusu iş yerini, sadece faaliyet izni veya yetki verilmesi gereken faaliyet konularında iştigal etmek maksadıyla açtıkları veya işlettikleri anlaşılıyorsa söz konusu iş yerindeki faaliyet sürekli olarak durdurulur. Durdurma işlemleri Hazine Müsteşarlığı'nın talebi üzerine valiliklerce yerine getirilir." kuralı bulunmaktadır.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesinde, "(1) Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithâl ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithâlata, özelliği olan ihracat ve ithâlata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir. (2) Bu Karar'a ve bu Karar'ın uygulanması amacıyla Bakanlıkça yayımlanacak tebliğlere muhalefet 1567 sayılı Kanun'la ek ve tadillerine muhalefet sayılır. (3) Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Kararın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Kararda öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı halinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Kararda öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir."; "Denetim" başlıklı 21. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Kararda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisi Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabilir." kurallarına yer verilmiştir.
Borsada faaliyet gösterecek kıymetli madenler aracı kurumlarının kuruluşları ile Borsada üye olarak faaliyet gösterecek kıymetli madenler aracı kuruluşlarına izin verilmesi ve faaliyet şartlarına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek amacıyla Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara dayanılarak hazırlanan Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyetinin durdurulması ve faaliyet izninin iptali" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında, bu Yönetmeliğin 13. maddesi ile yasaklanan faaliyetlerde bulunan veya faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara veren kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edileceği kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu Daire kararında, dava konusu düzenlemenin yaptırımda kanunilik ilkesine uygun olmadığı sonucuna varıldığı görüldüğünden, dava konusu düzenlemenin, kanunla düzenlenmesinin zorunlu olup olmadığı, idarenin düzenleyici işlemiyle belirlenip belirlenemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Yukarıda bahsi geçen maddede yer alan düzenleme ile Yönetmeliğin 13. maddesi ile yasaklanan faaliyetlerde bulunan veya faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara veren kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyet izninin Bakanlıkça iptal edileceğinin düzenlendiği, bu kapsamda söz konusu düzenlemenin mevzuata aykırılık halinde idari yaptırım uygulanmasını öngören nitelikte bir içeriğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
İdari yaptırımlardan "idari cezalar"da muhatabın cezalandırılması amacı, "idari tedbirler"de ise kamu hizmetinin aksamadan ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etme amacı ağır basmakta olup, hizmetin düzgün işlemesini olumsuz etkileyebilecek ihlâlleri engelleyici ve durdurucu nitelik taşıyanlar "idari tedbir"; idari tedbir boyutunu aşıp tedip etme ve cezalandırma boyutuna varan yaptırımlar ise "idari ceza" olarak görülmektedir.
İdarelerin genel olarak düzenleyici işlem yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olup, mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla idareler tarafından düzenleyici işlemler yapılabileceği kuşkusuzdur.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinin değişen koşullara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere, kamu hizmetinin sunumuna ilişkin düzenleyici işlemlerin değiştirilebilmesi ya da yürürlükten kaldırılabilmesi imkanını tanımaktadır.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin E:2019/110, K:2021/85 sayılı kararında; "... 33. ... İdari cezalardan farklı olarak idari tedbirlerin temel amacı cezalandırmak değil belirli bir kamu hizmeti alanında kurulan düzeni korumak, onun bozulmasını engellemek ve işleyişine yönelik muhtemel tehlikeleri önlemektir. Dolayısıyla idari yaptırım kapsamındaki tedbirler, ceza niteliğinde değildir. Bu itibarla idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır (AYM, E.2007/68, K.2010/2, 14/1/2010)... 44. İdari tedbirlerin çok çeşitli olduğu ve değişen koşullar karşısında her zaman yeni tedbirlerin belirlenme ihtiyacının ortaya çıkabileceği düşünüldüğünde tüm idari tedbirlerin kanunla sınırlı olarak sayılmasının mümkün olmadığı açıktır. Diğer yandan hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır...." denilmek suretiyle idari yaptırım kapsamındaki idari tedbirlerin idari ceza niteliğinde olmadığına vurgu yapılmış, idari tedbirler yönünden ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmadığı belirtildikten sonra, kanunilik şartının ne şekilde yorumlanması gerektiğine açıklık getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı ışığında bir değerlendirme yapıldığında; davalı idarenin, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar uyarınca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla tedbirler alma, bu bağlamda bazı yükümlülüklerin ihlali durumlarında yaptırımlar uygulama, bu amaçla yönetmelik gibi ikincil mevzuatla idari tedbir getirme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu düzenlemede öngörülen kurallara ve bu kuralların ihlali halinde uygulanacak yaptırıma (faaliyet izninin iptali) bu bakış açısı ile bakıldığında ve davalı idarece söz konusu düzenlemelerin yapılmasına gerekçe olarak gösterilen Borsa İstanbul AŞ'de işlem yapmak üzere faaliyet izni verilerek yetkili kılınmış kıymetli madenler aracı kuruluşlarının piyasayı yanıltıcı, ekonomik güvenliği zedeleyici faaliyetlerde bulunmalarının önüne geçilmesi gibi amaçlar dikkate alındığında, düzenlemedeki asıl gayenin spesifik nitelikte olan bu alanda sistemin kontrol altında tutularak iyi işlemesini gerçekleştirmeye yönelik ve güvenli bir piyasa oluşturmaya matuf olduğu, bu nedenle de idari bir tedbir niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Danıştay Onüçüncü Dairesince, dava konusu uyuşmazlıkta idarî yaptırım niteliğindeki düzenlemelerin, düzenleyici işlem olan ikincil mevzuatla ihdas edilmesinin Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca yaptırımda kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmış ise de, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, her türlü idari tedbirin kanunda sayılması hukuken mümkün olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden ve dava konusu düzenlemenin yine anılan Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen idari tedbirler yönünden kanunilik ilkesinin görünümü olan hukuki belirliliğin gereklerinden erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gerekliliklerini de taşıdığı anlaşıldığından, kanunilik ilkesi yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Ayrıca dava konusu düzenleyici işlem incelendiğinde söz konusu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırı bir yön de görülmemiştir.
Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasası'nda işlem yapmak üzere davacı şirkete verilmiş faaliyet izninin iptaline ilişkin dava konusu bireysel işleme gelince;
Yönetmeliğin 21. maddesinin birinci fıkrasında “Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesi ile yasaklanan faaliyetlerde bulunan veya faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara veren kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyet izni Bakanlıkça iptal edilir." hükmü kapsamında davalı idare tarafından Borsa İstanbul AŞ'ye gönderilen ... tarih ve ... sayılı yazı ile yapılacak işleme esas olmak üzere "Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmelik"in 21. maddesinin birinci fıkrası hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken herhangi bir şirket olup olmadığı hususunda bilgi verilmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, Borsa İstanbul AŞ tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı cevabi yazı ile Borsa İstanbul AŞ Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında 01/01/2018-13/03/2019 tarihleri arasında işlem gerçekleştirmemiş aracı kuruluşlara ilişkin liste gönderilmiş olup, söz konusu listede davacı şirketin de belirtiten tarihler aralığında işlem gerçekleştirmediği tespit edilmiştir.
Bu nedenle, davacı şirketin Borsa İstanbul'da faaliyet göstermek üzere verilen faaliyet izninin, bahse konu Yönetmelik hükümleri uyarınca Borsa İstanbul AŞ Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara vermesi nedeniyle iptal edilmesine ilişkin dava konusu bireysel işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesinin birinci fıkrasının ve Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasası'nda işlem yapmak üzere davacı şirkete verilmiş olan faaliyet izninin iptaline yönelik Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onuçüncü Dairesinin temyize konu 26/12/2022 tarih ve E:2019/3051, K:2022/4968 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Onüçüncü Dairesine gönderilmesine,
4. Kesin olarak, 06/03/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.