WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/3754 E.  ,  2024/872 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3754
Karar No : 2024/872

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 05/04/2022 tarih ve E:2016/58733, K:2022/1725 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali, işbu dava dosyası ile Danıştay Beşinci Dairesinin E:2018/1017 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasının birleştirilmesi ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3.maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasaya Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 05/04/2022 tarih ve E:2016/58733, K:2022/1725 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları ile davacının birleştirme talebi yerinde ve Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan beraat kararının istinaf edilmeksizin 16/07/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, O.A. isimli tanığın beyanlarının, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgütü ve örgütsel faaliyetleri övdüğüne, örgütsel saiklerle yurt dışına gönderildiğine ilişkin somut verilere dayanmaması nedeniyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının kendi beyanları yönünden, davacının 1993-1994 eğitim öğretim yılında üniversiteye hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve çocuklarını FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ile bağlantılı okula gönderdiğine dair kendi beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 06/02/2018 tarihli bilirkişi raporu yönünden, söz konusu raporda davacının kullanımında olan telefondan örgüte ait Kimse Yok Mu isimli dernekten ve Fatih Ortaokulundan mesajlar alındığı, yine FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğundan bahisle kapatılan/kayyum atanan veya erişimi engellenen “samanyolu haber, zaman ve onyediyirmibes” gibi sitelere farklı tarihlerde erişim sağlandığına dair dijital kalıntılara ilişkin tespitler ile davacı ve eşi arasında geçen yazışmalara ilişkin tespitlerin davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliler olarak değerlendirilmediği,
Teftişte yüksek not verilmesi yönünden; davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle 2012 yılı teftişinde 81 puan verildiğine dair iddianın soyut nitelikteki bir iddiadan ibaret olup somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmediği,
Sosyal Medya paylaşımı yönünden, anılan paylaşımda davacının, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu eski Üyesi T.G. tarafından yapılan paylaşıma destek verdiği ve seçim çalışması kapsamında düzenlenen yemeğe katıldığına yer verildiği, ancak davacı tarafından yapılan sosyal medya paylaşımında bahsedilen yemeğin örgütsel mahiyette bir organizasyon olduğunu ve davacının bu yemeğe örgütsel saiklerle katıldığını ispatlar nitelikte herhangi bir somut tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi veya belge sunulmadığı gibi Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu eski Üyesi T.G. tarafından yapılan paylaşıma davacının örgütsel dayanışma içerisinde ve örgütsel saiklerle hareket ederek cevap verdiğine yönelik olarak dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, davacının sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 09/12/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 21/02/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakına ve/veya irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve/veya irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacı hakkında düzenlenen iddianame ve beraat kararı içeriğinde yer alan deliller yönünden, davacı hakkında düzenlenen iddianame ve beraat kararı içeriğinde yer alan hususların, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmediği,
Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacının eşi E.A.'nın FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ve buna ilişkin tespitler yönünden, davacının eşi E.A. hakkındaki tespitlerde ve E.A.'nın açtığı Dairenin E:2016/59003 sayısına kayıtlı dava dosyasına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği, davacının eşi E.A.'nın meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Diğer hususlar yönünden, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden, davacının sosyal çevresinin temelini oluşturan bireylerden olan kardeşi A.A.A.’nın Emniyet Amiri olarak görev yapmakta iken kamu görevine son verildiğinin anlaşıldığı görülmekle birlikte, davacının kardeşi hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının kardeşine yönelik tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 09/12/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle,
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu; O.A. isimli tanığın, davacının ve eşinin FETÖ ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğu yönündeki ifadesi, davacının kendisinin ikrar mahiyetindeki, üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı dersaneye gittiği ve çocuklarını FETÖ/PDY bağlantılı okullara gönderdiğine yönelik beyanları, davacıya ait dijital materyaller üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda; gelen-giden mesaj kayıtları içerisinde örgüte ait Kimse Yok Mu Derneği ve Fatih Ortaokulundan çok sayıda SMS geldiği ve davacı ile eşi E.A. Arasında evdeki kitapların yok edilmesi/saklanması ve saklı bilgisayarın depodan çıkartılması konusu ile alakalı sohbet içeriği ile FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğundan bahisle kapatılan/kayyum atanan veya erişimi engellenen “samanyolu haber, zaman ve onyediyirmibes” gibi sitelere farklı tarihlerde erişim sağlandığına dair dijital kalıntıların bulunduğuna yönelik tespitler; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HSYK’da etkin oldukları dönemde sicil notu olarak yüksek puan verilmiş (2012 yılında 81 puan) olduğuna dair bilgi, davacının sosyal medya paylaşımlarında geçen; FETÖ/PDY adına 2010 seçimlerinde HS(Y)K üyesi seçilen ve 2014 seçimlerinde de sözde bağımsız olarak yine örgüt adayı olarak seçilen ve darbe girişimi sonrası ihraç edilen T.G.'nin sosyal medyada 2014 seçim süreci adaylığı döneminde yaptığı bir paylaşımında anılan adayın açıklamasına yaptığı yoruma ilişkin paylaşımı ve ayrıca bu paylaşımında belirttiği üzere örgüt adayı için seçim döneminde düzenlenen yemeğe katıldığına yönelik kendi ifadesi, davacının sosyal çevresinin temelini oluşturan aile bireylerinden olan eşi E.A.'nın yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütü ile olan irtibat/iltisakı nedeniyle HSK Genel Kurulunca meslekte kalması uygun görülmeyerek meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması, yine kardeşi A.A.A.'nın Emniyet Amiri olarak görev yapmakta iken kamu görevine son verilmiş olması, davacı hakkında verilen beraat kararı içeriğindeki Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasında yer alan; "...açıklananlar ışığında; sanığın FETÖ/PDY'ye sempati duyduğuna yönelik emareler elde edilmiş ise de…." şeklindeki değerlendirme ile dosya içeriğinde yer verilen diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu noktasında tereddüt bulunmadığı; ayrıca her ne kadar davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan beraat kararı verilmiş ise de; dava konusu işlem "üyelik" isnadına değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği aksine işbu dosyadaki bilgi ve belgeler ve anılan beraat kararı içeriğindeki bilgilerin ve davacı hakkında düzenlenen iddianamedeki tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olduğunu ortaya koyduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin dava konusu işlemlerin disiplin işlemi olmadığı yönündeki savunmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, uyuşmazlıkta 2802 sayılı Kanun, 6087 sayılı Kanun ve Anayasa'nın 139. ve 140. maddelerinin uygulanması gerektiği, dava konusu işleme dayanak olan 667 sayılı KHK'nin başta Anayasa olmak üzere uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, bu nedenle 667 sayılı KHK hükmüne dayanak tesis edilen dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğu; ceza yargılaması neticesinde hakkında beraat kararı verildiği ve bu kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği; Daire kararında da yer verildiği üzere O.A. isimli tanığın beyanlarının somut bilgi ve görgüye dayanmadığı, davalı idare tarafından resen yurt dışında görevlendirildiği, 5 günlük bir görev kapsamında İspanya'ya gittiği, aynı programa katılan hakim savcıların halen görevde oldukları; dijital materyallerde yer alan ve Daire kararında da yer verilen eşi ile yaptığı WhatsApp yazışmalarının panik ve korkuyla yapılan yazışmalar olduğu, bu yazışmalarda örgütü destekler nitelikte veya bu anlama gelebilecek bir konuşmanın yapılmadığının açıkça ortada olduğu; telefonuna Kimse Yok Mu Derneği ve Fatih Ortaokulundan SMS gelmesinin kendisine özel bir durum olmadığı, bu gibi kurumların sürekli reklam ve tanıtım amacıyla herkese mesaj gönderdikleri; 2012 yılı teftişinde kendisine 81 puan verildiği ancak geçmiş yıllardaki tüm sicil notlarının da yüksek olduğu; HS(Y)K eski üyesi T.G.'yi şahsen tanımadığı, hiçbir ortamda kendisi ile özel bir görüşme yapmadığı, adı geçen eski kurul üyesinin 2014 yılında henüz adaylar belli değilken yani seçim süreci başlamadan ve aktif kurul üyesi olduğu dönemde Erzurum iline geldiği, Kurul üyesi olduğu için görüştüğü ve bu kapsamda verilen yemeğe katıldığı, söz konusu yemekte ve görüşmelerde kesinlikle adayların ve seçimlerin konuşulmadığı, bu kapsamda sosyal medyada yapılan tartışmalarda konuya açıklık getirmeye çalıştığı, bu kapsamda yaptığı yorumun aleyhine delil olarak kullanılmaya çalışılmasının ifade hürriyetinin ihlali anlamına geldiği; N.V. isimli şahıs adının geçtiği olayla ilgili olarak idarece ayrıca disiplin soruşturması açıldığı ve yapılan disiplin soruşturması neticesinde hakkında ceza tayinine yer olmadığı kararının verildiği; kendisinin ve yargı mensubu olan eşinin söz konusu örgütle hiçbir bağının bulunmadığı, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 20/12/2023 tarihli ara kararına verilen cevap üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve bu karar istinaf edilmeksizin 16/07/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında ceza yargılaması sonucunda, .. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, anılan kararın istinaf edilmeksizin 16/07/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüş ise de, davacı hakkında terör örgütüne üyelik suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Yargı mensubu olarak görev davacı ile aynı yerde görev yapmış olan O.A. İsimli tanığın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...21- ... : Kendisini Kırklareli Cumhuriyet Savcılığından tanırım. Eski Fetöcü HSYK tarafından gerek kendisi gerek eşi yurt dışı gezilerine talepleri dahi olmadan gönderilmektelerdi. Bu yapılanmaya dahil olduklarını düşünüyorum..."
Aynı şahsa ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Yine daha önceki ifademde ismen belirttiğim ... ben Kırklareli Başsavcısı iken cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısı idi. Aynı zamanda cezaevi ile ilgili hazırlık soruşturmalarını da yürütmekteydi. Görevim gereği adliyedeki soruşturma dosyalarını denetlerken özellikle cezaevi ile ilgili adli soruşturmalara önem verdiğim için öncelikle bu dosyaları denetlerdim. Dönemin Cumhuriyet Savcısı ...'nın cezaevi ile ilgili yürüttüğü bir adli soruşturmada dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Daire başkanı B.E.'nin adına kayıtlı olan 505'li telefon hattına cezaevine gelen tüm aramalar B.E.'ye geliyormuş gibi hts kayıtları üzerinde dönemin emniyet istihbarat şube müdürlüğüne yaptırdığını analiz sonucunda bir örgüt şeması çıkarıp ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğünde daire başkanı olarak görev yapan B.E.'nin de geçtiğini gördüm. Ancak rapor imzalı değil, istihbari mahiyette bir rapordu. Cumhuriyet Savcısı ...'yı makamıma çağırıp B.E. ismini tanıyıp tanımadığını sorduğumda bir cezaevi savcısının tanımaması mümkün olmayan kişiyle ilgili olarak tanımadığını söyledi. Ben de durumu kendisine anlatıp cezaevi müdürünü aradığımda cezaevine ait bütün 505'li hatların dönemin CTE Daire Başkanı B.E. üzerine kaydedildiğini öğrenir öğrenmez B.E.'yi telefonla arayarak durumu ve anlattım ve cezaevindeki telefonların kendisi adına kayıtlı olduğunu söyledim. B. Bey daha sonra durumu araştırmış ve daire başkanı olduğu dönemde cezaevlerindeki 505'li hatların yanlışlıkla kendi ismi üzerine kaydedildiğini öğrenip durumu düzeltmiş. Bana teşekkür etti. Şayet durumu öğrenip denetleme görevimi yaptığım sırada müdahale etmeseydim bir ceza evi savcısının ismini bilmemesi mümkün olmayan CTE Daire Başkanı olan B.E. usulsüz dinlemeye tabi olacaktı. Buna bizzat denetim görevimi bihakkın yaparak hukuk sınırları içinde ben engel oldum. B.E. bugün Adalet Bakanlığı CTE Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısıdır. Kendisinin bilgisine başvurulduğunda olay kendisi tarafından da doğrulanacaktır..."
Aynı şahıs tarafından, HSK Genel Sekreterliğine hitaben yazılmış olan 13/03/2017 tarihli dilekçede; "...Yine Kırklareli hakim ve savcıları E.V.T.Ç., İ.Ç. ve ..., Komisyon başkanının etrafında pervane oluyor, HSYK dahil, fırsat buldukları her yerde benim ve eşimin dedikodusunu yapıyorlardı. Bu sırada eşim hakim F.A.'nın yurtdışı ziyaretlerine ilişkin tüm talepleri reddedilirken, E.A. ve ... talepleri olmaksızın yurtdışına gönderiliyordu..."
Aynı tanığın, davacının silahlı terör üyeliği suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararında yer verilen ifadesinde; "Sanık E.A. ve ...'yı 2011-2013 yılları arasında Kırklareli Başsavcılığı yaptığım dönemden tanırım, eski HSYK döneminde yurt dışı gezilerine gitmişlerdi, ancak hangi gerekçe ve ilişkilerle gönderildikleri konusunda somut bir bilgim yoktur, 2011 yılı şartlarında eski HSYK yapılanması ve bu HSYK'nın faaliyetlerini destekleyen söylemleri mevcuttu, ben fetö üyesi olmadığım için bu örgütle doğrudan organik bir bağları olmadığını bilmiyorum, ancak meslektaşlar arasında o tarihlerde sonradan terör örgütü olduğu artaya çıkan yapılanmaya yakın oldukları yönünde bir kanaat vardı, kendilerinin söylemleri de bu kanaatin aksine değildi, benim başkaca bir bilgim yoktur..."
şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Davacı, hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında: "Ben 1994 yılında Rize Sağlık Meslek Lisesi'nden mezun oldum. Yatılı okudum. Yatılı okuduğum sırada son sınıftayken Rize’de en iyi dersane olarak bilinen Zafer Fen Dersanesi'ne burs kazanarak gittim. Dersanenin Fetullah hoca cemaatine ait dersane olduğunu biliyordum. Ancak dersanenin düzenlediği hiçbir eğitim kampına katılmadım. ... İki çocuğum vardır. Birisi 8 yaşındadır. 3. sınıftan 4. sınıfa geçmiştir. Şuanda Başakşehir'deki bir devlet okulunda okumaktadır. Ancak ilk iki yılını Fetullah cemaatinin okulu olan Kırklareli'nde bulunan Fatih Koleji ile Erzurum'daki Aziziye Kolejinde okudu. İstanbul'a gelince cemaat hakkındaki söylentileri de öğrendikten sonra devlet okuluna vermeyi uygun buldum. Son 1 yıldır devlet okulunda okumuştur. Ancak büyük oğlum TEOG sınavına girecek diye eğitim hayatının sekteye uğramasından korktuğum için okulunu Erzurum'da Aziziye Kolejinde bir yıl okuduktan sonra son bir yıl da Başakşehir'de adliye lojmanının hemen yanında olan Fatih kolejine verdim. Bu okulun cemaatin okulu olduğunu biliyordum. Ancak burada %70 burslu okuduğu için tercih etmeme neden olmuştur. Ancak cemaatlerin ne olduğunu bildiğim için okul dışındaki hiçbir sosyal faaliyete katılmasına müsade etmedim. Ben de o okuldaki hiçbir törene katılmadım. Şuanda büyük oğlum 8. sınıfa geçmiştir. Sürecin gidişatı da hoşuma gitmediği için okuldan almaya karar verdim. Akşemsettin Ortaokulu'na karar kıldık. Hatta giderek okuldaki müdürlerle görüşerek okulun durumunu öğrendik. Ancak bana şuanda erken dendiği için henüz kaydını aktaramadık ve işlem yaptırmadık..." yönünde beyanlarda bulunulmuştur.
Davacıya ait dijital materyaller üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrasında tanzim edilen 06/02/2018 tarihli Bilirkişi Raporunda özetle; davacının kullanımında olan cep telefonuna gelen-giden mesaj kayıtları içerisinde örgüte ait Kimse Yok Mu Derneği ve Fatih Ortaokulundan çok sayıda SMS geldiği, yine FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğundan bahisle kapatılan/kayyum atanan veya erişimi engellenen “samanyolu haber, zaman ve onyediyirmibes” gibi sitelere farklı tarihlerde erişim sağlandığına dair dijital kalıntılara ilişkin tespitlerin yer aldığı, son olarak da davacı ile eşi E.A. arasında evdeki kitapların yok edilmesi/saklanması ve saklı bilgisayarın depodan çıkartılması konusu ile alakalı WhatsApp programı üzerinden yapılan yazışmalarına yer verildiği görülmüştür.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı yargı mensuplarının HS(Y)K'da etkin oldukları dönemde davacıya yüksek teftiş notu (2012 yılında-81 puan) verildiği anlaşılmıştır.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına 2010 seçimlerinde HS(Y)K üyesi seçilen ve 2014 seçimlerinde de sözde bağımsız olarak yine örgüt adayı olarak seçilen ve darbe girişimi sonrası ihraç edilen T.G.'nin sosyal medyada 2014 seçim süreci adaylığı döneminde bir sosyal medya platformunda paylaşımda bulunduğu, davacının ise bu paylaşımın altına, "bahsekonu yemeğe katılanlardan birisi olarak kurul üyemizin ağzından ne yarsav ne de diğer yargı gruplarının isminin bir kere bile çıkmadığını belirtmem gerekiyor.bütün kesimlere eşit mesafede duran ve bu şekilde de tanınan bir kişi olarak yapılan haberin kurul üyemize büyük haksızlık olduğunu değerlendirdim bu nedenle de bu açıklamayı yapma gereği duydum." şeklinde bir açıklama yaptığı, yine davacının başka bir sosyal medya platformunda "Ben T. beyi dinleyenlerdenim. Kendisinin ağzından yarsav kelimesi birkere bile çıkmadı. Bir gazete haberine bakarak herşeyi bitirmişsiniz." şeklinde yorum yaptığı görülmüştür.
Davacının eşi E.A'nın yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla reddedilerek kesinleştiği görülmüştür.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda yer verilen başta tanık ifadesi ve kendi beyanları ile diğer hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararların iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemlerin iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 05/04/2022 tarih ve E:2016/58733, K:2022/1725 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. Kesin olarak, 24/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.