WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

DANIŞTAY 3. DAIRE

A- A A+

Danıştay 3. Daire Başkanlığı         2023/4599 E.  ,  2024/1160 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/4599
Karar No : 2024/1160

TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
VEKİLİ: Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:..., K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacının banka hesaplarına, kanuni temsilcisi olduğu … Gaz İşletmeleri ve Taşımacılık Anonim Şirketinden alınamayan 2017 ve 2018 yıllarına ait muhtelif kamu alacağının tahsili amacıyla uygulanan hacizlerin kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu haczin dayanağı olan ve davacı adına düzenlenen ödeme emrinin geçici mühlet kararından önce 31/10/2018 tarihinde usulüne uygun olarak e-tebligat yoluyla tebliğ edildiği; dolayısıyla, şirkete ait kamu alacağının davacıdan aranılması gereken yasal koşulların sağlandığının anlaşıldığı; olayda, dava konusu hacizlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Asıl kamu borçlusu şirket ve davacı tarafından konkordato davası açılarak geçici mühlet talebinde bulunulduğu, … Asliye Ticaret Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında 23/12/2019 tarihinden itibaren 3 ay süre ile "geçici mühlet" kararı verildiği, karar içeriğinde İcra ve İflas Kanunu'nun 294. maddesine atıfta bulunularak, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere davacı ve şirket aleyhine tedbiren hiçbir takip yapılmamasına, evvelce başlamış takiplerin durdurulmasına, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına hükmedildiği, akabinde 14/08/2020 tarihinde yapılan duruşmada davacı şirketin kesin mühlet talebi kabul edilerek 15/08/2020 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile konkordato kesin mühleti verildiği, buna göre İcra ve İflas Kanunu'nun 294. maddesindeki yasal düzenleme çerçevesinde Kanunda belirtilen önlemlerin devamına, kesin mühletin ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesine karar verildiği, … Asliye Ticaret Mahkemesince 23/12/2019 tarihinden itibaren verilen mühlet kararının 15/08/2021 tarihine kadar devam ettiği ve mühlet kararı 6183 sayılı Kanuna göre yapılacak ve yapılmış olan takip işlemlerini de kapsadığından, dava konusu haciz işleminin bu mühlet kararından önce 07/11/2019 ve 18/11/2019 tarihlerinde uygulanmasına rağmen süre gelen bir işlem olduğu ve mühlet kararından sonra da uygulanmaya devam ettiği dikkate alındığında, yargı kararı ile açıkça, İcra ve İflas Kanunu'nun 294. maddesi uyarınca 6183 sayılı Kanun kapsamındaki alacakların da takibe alınamayacağı yolunda hüküm verilmesi karşısında, anılan yargı kararı hilafına davacının takibi mümkün olmadığından, dava konusu hacizlerde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusu kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra hacizler kaldırılmıştır.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Asıl borçlu şirketin beyanı üzerine tahakkuk eden ancak vadesinde ödenmeyen kamu alacağının şirketten tahsil edilemediğinin anlaşılması üzerine kanuni temsilci olan davacı adına ödeme emri düzenlendiği, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edildiği, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Şirketin faaliyetine devam etmesi nedeniyle şirketin ödenmeyen borçları için hakkında takip yapılamayacağı, taahhüt edilen sermaye borcunun ödendiği, şirketin 2018 yılında öz sermayesinin 6.124.353,88 TL, kârının ise 2.917.189,60 TL olduğu dolayısıyla şirketin borçlarını karşılayacak yeterli mal varlığına sahip bulunduğu, şirket nezdinde usulüne uygun olarak takip yapılmadığı, temsil ve ilzama yetkili olunan dönemler bakımından ibra edildiğinden şirketin borçlarından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, konkordato kesin mühleti içerisinde hakkında ödeme emri düzenlenemeyeceği, icra takibi yapılamayacağı ve haciz uygulanamayacağı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: İptal davaları; idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler, idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin ise, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esastır.
Kanuni temsilcilerin, şirket borcundan dolayı takip edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun olarak asıl borçlu şirket hakkında kesinleşmiş bir vergi borcunun bulunması ve usulüne uygun tüm takip yollarının tüketilmesine karşın, borcun tüzel kişiliğin (şirketin) varlığından tamamen veya kısmen alınamadığının açıkça ortaya konulması icap eder.
Bilindiği üzere, kesinleşmiş, vadesi geçtiği halde ödenmeyerek kamu alacağı niteliği kazanmış alacakların, 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca başlatılan cebren takip yolları izlenerek tahsili gerekmektedir. İzlenmesi gereken süreç hakkında sözü edilen Kanun'da yapılan düzenlemeye göre tahsil dairesi; teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi, haciz yoluyla paraya çevirme veya borçlunun iflasını istemek şeklindeki üç seçenekten birini izlemek üzere borçluya önce onbeş gün içinde borcunu ödemesi veya borca yetecek ederde mal bildiriminde bulunması için ödeme emri tebliğ ederek (ve sonrasında haciz tatbiki, paraya çevirme, satış vb. işlemler ile) cebren takip ve tahsil yoluna başlamaktadır. Ödeme emrinin tebliğine karşın borcun ödenmemesi ve mal bildiriminde de bulunulmaması, bulunulmuşsa gösterilen mallardan, gösterilmemişse tahsil dairesince saptanan mallardan borca yetecek kadarının haczi ve paraya çevrilmesi izlenen en genel yoldur. Ancak İdare, koşulları varsa teminatın paraya çevrilmesi, kefilin takibi veya borçlunun iflasının istenmesi yollarından birini de seçebilir. Seçilen bu yolların izlenmesi sırasında tahsil dairesi birçok ve bir dizi işlem yapmak zorundadır.
Öte yandan, İcra ve İflas Kanunu'nun konkordatoya ilişkin hükümlerinde; geçici veya kesin mühlet verilmesi durumunda, 6183 sayılı Kanun kapsamında yeni takip yapılamayacağı, başlamış takiplerin de duracağı öngörülmüş olmakla birlikte, söz konusu süreç öncesinde kamu alacağının takip ve tahsili amacıyla tesis edilen işlemlerin hukuki durumunun ne olacağına dair bir düzenleme ihdas edilmemiştir. Dolayısıyla, alacaklı amme idaresi tarafından, borçlunun mal varlığı üzerine usulüne uygun olarak haciz işlemi tatbik edildikten sonra, konkordato süreci başlatılarak mühlet kararı verilmesi durumunda haciz işleminin hukuka aykırı hâle geldiğinden veya İdarece kaldırılması/geri alınması gerektiğinden söz edilemeyecektir. Diğer bir ifadeyle, sözü edilen takibin durması ve yeni takip yapılamamasına dair düzenlemeyi, ödeme emri düzenlendikten sonra haciz aşamasına geçilememesi veya satış aşamasındaki işlemlerin devam etmemesi gibi değerlendirmek gerekmektedir. Konkordatonun amacının, elinde olmayan sebeplerle işleri iyi gitmeyen ve malî durumu bozulmuş olan, bu sebeple de vadesi gelen borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluları korumak ve alacaklıları arasında da eşitliği sağlamak olduğu dikkate alındığında; mühlet kararı nedeniyle tatbik edilen haczin kalkması, borçlular ile alacaklılar arasındaki dengenin bozulmasına ve konkordato kurumu ile amaçlanan yararın kötüye kullanılmasına sebebiyet verecektir.
Bu durumda, iptal davasına konu idari işlemin tesis edildiği tarihte mevcut olmayan, sonradan gelişen bir duruma (konkordato) dayanılarak esasen işlem tarihindeki yasal mevzuatın uygulanmasını ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesi hukuka uygun düşmediğinden yazılı gerekçeyle dava konusu haczi kaldıran Vergi Dava Dairesi kararının işin esasının diğer yönlerden incelenmek suretiyle yeniden karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Asıl kamu borçlusu … Gaz İşletmeleri ve Taşımacılık Anonim Şirketinden alınamayan muhtelif kamu alacağının tahsili amacıyla ilgili dönemlerde kanuni temsilcisi olan davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin 31/10/2018 tarihinde e-tebligat yoluyla tebliğ edildiği, vadesinde ödeme yapılmaması ve ödeme emirlerine karşı dava açılmaması üzerine 07/11/2019 tarihli haciz bildirisine istinaden davacının banka hesaplarına uygulanan haczin kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
… Gaz İşletmeleri ve Taşımacılık Anonim Şirketi ve davacı tarafından 18/12/2019 tarihinde konkordato davası açılarak geçici mühlet talebinde bulunulduğu, … Asliye Ticaret Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında 23/12/2019 tarihinden itibaren 3 ay süre ile "geçici mühlet" kararı verildiği, karar içeriğinde İcra ve İflas Kanunu'nun 294. maddesine atıfta bulunularak, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere davacı ve şirket aleyhine tedbiren hiçbir takip yapılmamasına, evvelce başlamış takiplerin durdurulmasına, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına hükmedildiği, 14/08/2020 tarihinde yapılan duruşmada ise kesin mühlet talebi kabul edilerek 15/08/2020 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile konkordato kesin mühleti verildiği, buna göre İcra ve İflas Kanunu'nun 294. maddesindeki yasal düzenleme çerçevesinde Kanunda belirtilen önlemlerin devamına, kesin mühletin ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi veya buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kurala bağlanmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, onbeş gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı; aynı Kanunun 62. maddesinde ise, borçlunun mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı hüküm altına alınmıştır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun, ''Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması'' başlıklı Onikinci babında yer alan 285. maddesinde, borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebileceği, iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklının, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebileceği, yetkili ve görevli mahkemenin, iflâsa tabi olan borçlu için 154. maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflâsa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesi olduğu; 287. maddesinde, konkordato talebi üzerine mahkemenin, 286. maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı vereceği ve 297. maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun mal varlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı; 289. maddesinde, mahkemenin, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde vereceği, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verileceği, bu kararla birlikte mahkemenin, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar vereceği ve dosyayı komisere tevdi edeceği; 290. maddesinde, konkordato komiseri ve alacaklılar kurulu ile bunların görevleri düzenlendikten sonra, ''Kesin mühletin alacaklılar bakımından sonuçları'' başlıklı 294. maddesinde, mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararlarının uygulanmayacağı, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyeceği, ''Konkordatonun hükümleri'' başlıklı 308/c. maddesinin birinci fıkrasında, konkordatonun, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle geleceği, tasdik edilen konkordato projesinde konkordatonun, tasdik kararının kesinleşmesiyle bağlayıcı hâle geleceğinin de kararlaştırılabileceği, bu takdirde mühletin etkilerinin, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar devam edeceği; ikinci fıkrasında, bağlayıcı hâle gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olduğu; üçüncü fıkrasında, 206. maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakları, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İcra ve İflas Kanunu'nun 285 ila 309. maddeleri arasında düzenlenmiş olan konkordato kurumu 15/03/2018 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yeni bir yapıya dönüştürülerek iflasın ertelenmesi yürürlükten kaldırılmıştır. Konkordatonun amacı, elinde olmayan sebeplerle işleri iyi gitmeyen ve malî durumu bozulmuş olan, bu sebeple de vadesi gelen borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluları korumak ve alacaklıları arasında da eşitliği sağlamaktır.
İflasın ertelenmesi müessesesinde olmayıp konkordatoyla birlikte getirilen yeniliklerden biri geçici mühlettir. Geçici mühlet, borçluya kesin mühlet verilip verilmeyeceğine temel oluşturur. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 294. maddesinin birinci fıkrasında yer alan kesin mühlet içinde borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı şeklindeki düzenleme gereğince mühlet boyunca konkordato sürecindeki borçlu hakkında hiçbir takip yapılamayacağı açık olup bu durum mühlet verilmesinden önce uygulanan dava konusu haczin kaldırılmasını gerektirmeyeceğinden, yazılı gerekçeyle haczin kaldırılması yolundaki Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kabulüne,
2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 05/03/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)- KARŞI OY : Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar Vergi Dava Dairesi kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında, kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Daire kararına katılmıyorum.