T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/254 Esas - 2024/142
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/254 Esas
KARAR NO : 2024/142
HAKİM : ....
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 07/04/2022
KARAR TARİHİ : 23/02/2024
YAZIM TARİHİ : 04/03/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafın 26.10.2020-04.03.2022 tarihleri arasında .... pozisyonunda müvekkili şirkette çalıştığını, çalıştığı süre ve pozisyonu dolayısıyla müvekkil şirketin müşteri çevresi, üretim sırları ve yaptığı iş kapsamında tüm bilgilere sahip olduğunu, davalı tarafın 02.03.2022 tarihinde 04.03.2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Belirsiz Süreli İş Sözleşmesini istifa etmek suretiyle feshettiğini, Müvekkili şirket ile davalı taraf arasındaki söz konusu sözleşmenin ekinde yer alan Rekabet Yasağı Sözleşmesinde aşağıdaki hükümlerin yer aldığını; Davalı tarafın müvekkil şirkete karşı haksız rekabette bulunmama, müvekkil şirketin sırlarını saklama yükümlülüklerini yerine getireceğini taahhüt etmiş olmasına rağmen 04.03.2022 tarihinde müvekkil şirketle aynı il sınırları içerisinde, aynı sektörde faaliyet gösteren ve rakip firma olan ... A.Ş.'de aynı sıfatla yani .... Mühendisi olarak işe başladığını, söz konusu rakip firmanın 01.10.1998 tarihinden 30.04.2016 tarihine kadar müvekkili şirkette Genel Müdür Yardımcısı pozisyonunda çalışmış olan .... isimli personel tarafından 2016 yılında müvekkil şirket ile aynı sektör ve faaliyet alanında kurulduğunu, söz konusu rakip firmanın kurulmuş olduğu günden bu yana müvekkil şirket bünyesinde çalışan gerekli ve yeterli donanıma sahip personelleri sürekli suretle bulunmuş olduğu teşvik ile firmasına çektiğini, Çalışma hürriyetinin bir gereği olarak davalı tarafın hayatın normal akışı içinde çalışma süresince doğal olarak edinmiş olduğu bilgi birikimini kullanmasının, müvekkil şirketteki iş akdini feshederek başka bir firmada çalışmasının kabul edilebilir bir durum olduğunu, ancak davalı tarafın aynı il sınırları içerisinde, müvekkil şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren firmada ve aynı sıfatla işe başladığını ve davalı taraf ile müvekkil şirket arasında mevcut olan rekabet yasağı hükmü dikkate alındığında bu durumun kabul edilemez olmanın ötesinde, müvekkil şirketi ciddi manada zarara uğratacak nitelikte olduğunu, Davalı tarafın müvekkil şirkette çalışmış olduğu süre ve ... Mühendisliği pozisyonu dolayısıyla, müvekkil şirketin üretim şekline, hammadde bilgi ve kaynaklarına, finans bilgilerine ihalede teklif edilen bedellere, proses yöntemlerine ve bu kapsamda şirketin sırlarına ve şirketin müşteri portfoy bilgisine sahip olduğunu, sahip olduğu bu bilgileri yeni işe girdiği müvekkil şirketin rakibi olan şirkette kullanmaya başladığı takdirde, müvekkil şirkete önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunduğunu, Müvekkil şirketin 1975 yılından bu yana faaliyette olan bir firma olduğunu, .... 'da hedefleri olan iki ustanın öncülüğünde kalıp üretimiyle yolculuğa başlayan şirketin, kurulduğu ilk günden bu yana .... sektöründe hassas ve kritik parçaların üretimini başarıyla gerçekleştirdiğini, ..... 'da 8 farklı yerleşkede toplam 60.000 m2'lik alanda 16 farklı havacılık projesinde yapısal ve kritik parça ürettiğini, yılda 1 milyonun üzerinde parçanın sevkiyatını gerçekleştirdiğini, 500'e yakın çalışanının ve onlarca iş ortağının bulunduğunu, havacılık alanında ilk üretime .... kritik parçalarını üreterek başlayan müvekkil şirketin, .... 'ın en büyük yan sanayisi olduğunu, .... sistem entegrasyon projelerinde en kritik parçaların üretimini üstlendiğini, bu denli önemli yetkinliklere sahip ve köklü bir firma olan müvekkilin uğrayacağı zararın boyutunun büyüklüğünden de şüphe olmadığını, Müvekkili şirketin içerisinde yer aldığı projeler ve parça üretimleri kapsamında, bu iş ve işlemlere fiyat verme ve alma, müşteri ilişkileri, stratejik planlar, ihale bedelleri gibi son derece önemli bilgilerin çalışmış olduğu süre ve pozisyonu itibariyle davalı tarafta mevcut olduğu yönünde şüphe olmadığını, davalı tarafın işe başlamış olduğu rakip firmanın know-how bilgilere direkt sahip olabileceğini, bu bilgilerin davalı tarafça firmaya sağlanacağını, bu durumun ise müvekkil şirketin şirket içi tüm süreçlerinin ifşa olmasına ve ciddi manada zarara uğramasına sebebiyet vereceğini, belirterek; davalarının kabulünü, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL tutarlı tazminatın 04.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek olan öncelikle bankalarca mevduata uygulanacak en yüksek faiziyle, mahkeme aksi kanaatte ise reeskont faiziyle, mahkeme aksi kanaatte ise avans faiziyle, yine mahkeme aksi kanaatte ise yasal faiziyle tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından dayanılan sözleşme hükmünde cezai şart bedeli olarak 5 brüt maaş belirlenmiş olup davacının talep edebileceği miktar belirli olduğunu, bu nedenle, davacı tarafından 1000-TL üzerinden kısmi dava olarak açılan bu davanın kabulünün mümkün bulunmadığını, davacı şirket tarafından müvekkil ...'nin çalışmış olduğu süre boyunca ücretlerinin ... nezdinde eksik yatırıldığını, yapılan fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, gecikmeli olarak yapılan kısmi ödemelerin ise elden yapılmış olup ...'ya yansıtılmadığını, Davacı tarafından huzurdaki davanın 1000-TL üzerinden kısmi olarak açılmasının dahi işbu hususu doğrular nitelikte olduğunu, bu nedenle, davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddinin gerektiğini, Davacı tarafından dava dilekçesinde "04/03/2022 tarihinden itibaren işleyecek olan öncelikle bankalarca mevduata uygulanacak en yüksek faiziyle, mahkeme aksi kanaatte ise reeskont faiziyle, mahkeme aksi kanaatte ise avans faiziyle, yine mahkeme aksi kanaatte ise yasal faiziyle birlikte tahsiline.." şeklinde faiz talebinde bulunulmuş olmakla birlikte söz konusu talebin yasal olmadığını, müvekkilin tacir sıfatını haiz olmaması ve söz konusu davanın bir ticari iş veya işletmeye ilişkin bir dava olmaması sebebi ile davacının ticari faiz istemesinin mümkün olmadığını, buna rağmen davacı tarafından her ne kadar terditli faiz talebinde bulunulmuşsa da söz konusu talebin kesinlikle kabul edilemeyeceğini, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla, mahkeme aksi kanaatte ise dahi davacının talebinin belirli hale getirilmesi gerekmekte olduğunu, zira, mahkemenin de malumları olduğu üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. Maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi uyarınca talep sonucunun açık bir şekilde belirtilmesinin gerekli olduğunu, davacı tarafından fesih tarihinden itibaren faiz istenmiş olup davacının faiz talebinde bulunabileceğinin kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla, söz konusu faiz başlangıcının hukuka aykırı olduğunu, zira, davacının iddialarının aksine, rekabet etme yasağına aykırı fiilinden dolayı müvekkil aleyhine talepte bulunulabilmesi için söz konusu yasağa aykırı eylemde bulunulması gerekmekle birlikte işbu eylemin davacıyı zarara uğratması gerekmekte olduğunu, hukukun eylemi yargıladığını, müvekkilin rekabet etme yasağına aykırı veyahut da davacıyı zarara uğratacak herhangi bir eyleminin olmadığını, Davacı tarafından her ne kadar dava dilekçesinde zararın meydana gelmesinin şart olmadığı zarara uğrama ihtimalinin yeterli olduğu iddia edilmişse de yukarıda da bahsetmiş olduğumuz üzere kişilerin eylemlerinden sorumlu olup hukuk tarafından bu eylemlerin yargılandığını, Bu nedenle, ihtimal üzerinden yargılama yapılmasının mümkün olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 190 uyarınca ispat yükünün, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğunu, bu durumda, davacı tarafın müvekkil aleyhine ileri sürmüş olduğu iddialarını, müvekkil tarafından rekabet etme yasağına aykırı davranılması sebebi ile zarara uğranıldığını ispat etmesinin gerektiğini, zira, aksi halde söz konusu durumun çalışma hürriyetinin ihlaline sebebiyet vereceğini, Davacı tarafından fesih tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmişse de iş sözleşmesinin feshi tarihinde herhangi bir zararın meydana gelmediği göz önünde bulundurulduğunda söz konusu talebin kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle, davacının haksız ve mesnetsiz taleplerinin reddinin gerektiğini, davacı tarafından her ne kadar müvekkilin rekabet yasağına aykırı davrandığından bahisle huzurdaki dava ikame edilmişse de davacı ile müvekkil arasında akdedilen rekabet yasağı sözleşmesinin, iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedilmesi sebebi ile sona erdiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 447. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan "Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer." hükmü uyarınca iş akdinin personel tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde rekabet yasağının sona erdiğini, bu nedenle, davacı tarafından her ne kadar müvekkilin istifa suretiyle iş akdinin feshedildiği ileri sürülmüşse de söz konusu
dilekçede iş akdinin tek taraflı olarak haklı nedenle feshedildiğinin sabit olduğunu, bu nedenle, geçerliliği bulunmayan sözleşmeye istinaden ikame edilen huzurdaki davanın kabulünün mümkün bulunmadığını, davacı tarafından müvekkilin çalışmış olduğu süre boyunca ücretlerinin zamanında yatırılmadığını, kimi zaman bir sonraki ay veyahut da iki parça halinde ödendiğini, yine aynı şekilde, müvekkil tarafından yapılan fazla çalışmalara ilişkin ücretlerin eksik ödendiğini, ödenen fazla mesai ücretlerinin ise elden ödenerek müvekkilin gerçek ücreti üzerinden ...'ya bildirim yapıldığını, tüm bu nedenlerle, müvekkil tarafından iş sözleşmesinin tek taraflı olarak haklı nedenle feshedildiğini, bu hususa ilişkin 07.04.2022 tarihinde kendileri tarafından davacı aleyhine arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş olup iş akdinin haklı nedenle feshedildiğinin ispatı açısından hukuki süreç başlatıldığı, bu nedenle söz konusu sürecin huzurdaki dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, Davacı nezdinde çalışmış diğer personeller tarafından da açılan davalar söz konusu olup mahkeme tarafından talep edilmesi üzerine işbu dosyaların da emsal olarak bildirilebileceğini, davacı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşmelerin geçerli olmadığını, davacı tarafından müvekkilin işe girişi sırasında iş sözleşmesi ve eki niteliğindeki diğer evrakların toplu şekilde imzalatıldığını, okumaya imkan tanınmadığını üstelik söz konusu sözleşmelerin bir nüshasının dahi müvekkil ile paylaşılmadığını, bu hususun tüm sözleşmelerde müvekkilin yalnızca imzasının yer alması bunun haricinde hiçbir sayfada "okudum, anladım, kabul ediyorum." gibi bir ibarenin yer almaması ile de sabit olduğunu, davacı tarafından, adeta kredi sözleşmelerinde uygulanan genel işlem koşulları şeklinde süreç işletilmiş olup söz konusu sözleşme ve ekleri toplu şekilde okumaya imkan verilmeden imzalatıldığını, ancak davacı tarafından işbu şekilde bir sürecin işletilmesinin işçi-işveren ilişkileri bazında mümkün olmadığını, davacı tarafından, personellere okuma imkanı tanınmadan toplu şekilde imzalatılan akabinde bir nüshası dahi paylaşılmayan sözleşmeler ve sözleşme hükümleri ile ilgili sonraki süreçte de herhangi bir bilgilendirilme yapılmadığını, tüm bu nedenlerle, davacı tarafın söz konusu talepleri kötü niyetli olup hukukun kötü niyeti korumadığı da göz önünde bulundurulduğunda haksız ve mesnetsiz davanın reddinin gerektiğini, aksi halde, müvekkilin çalışma hürriyetinin ihlal edileceğini, Dosya süresince yapılacak tüm elektronik tebligatların Av. .... 'ın .... numaralı elektronik tebligat adresine yapılmasını, dosyada başkaca bir elektronik tebligat adresine tebligat yapılmamasını, Mahkeme tarafından yapılan tebligatın usulsüz olması sebebi ile iptalini, cevap dilekçesi ve itirazlarının kabulünü, Dava konusunun asliye ticaret mahkemelerinin görev alanına girmemesi sebebi ile görevsizlik nedeniyle reddini, Mahkeme aksi kanaatte ise diğer tüm usuli itirazları doğrultusunda usulden reddini, Davacı aleyhine hukuki sürece başvurulduğundan söz konusu hukuki sürecin huzurdaki davada bekletici mesele yapılmasını, Davacının haksız taleplerini kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava dilekçesinde terditli talep edilen faiz türü yasal olmadığından davacının taleplerinin açıklattırılmasını, Müvekkilin iş akdini haklı nedenle feshetmesi sebebi ile rekabet yasağının sona erdiği hususu başta olmak üzere, Mahkeme aksi kanaatte ise davacı tarafından yapılan sınırlamanın orantısız ve hukuka aykırı olması, söz konusu sözleşme ve eklerinin toplu şekilde okumaya dahi imkan tanınmadan imzalatılmış olması, müvekkilin davacının üretim sırlarına ve müşteri çevresine hakim olacak bir pozisyonda çalışmasının bulunmaması ve diğer tüm sebepler doğrultusunda rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olmasından bahisle huzurda ikame edilen davanın tüm talepleriyle birlikte reddini, Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL:
Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şart alacağı tazmini istemine ilişkindir.
... Dairesi'nin 01.06.2021 tarih, .... sayılı ilamında; "Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şart alacaklarının tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle dikkate alınması gereken husus uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Gerek mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, gerekse 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, Türk Borçlar Kanunu’nun rekabet yasağına ilişkin hükümlerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu belirtilmiş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan: “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” hükmü, bu konuda ayrı bir düzenleme bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. İşçinin haklarını adalet mercilerinde çabuk, kolay ve ucuz bir surette almasını temin etmek amacıyla özel İş Mahkemeleri Kanunu çıkarılmıştır. Ayrı bir iş yargılaması ve bu yargılamayı uygulayan özel mahkemelerin kuruluşu, esasen iş hukukunun işçiyi koruma hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, “a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere ... veya ... taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir. Şu halde, İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi ve işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden doğan uyuşmazlıkları çözme görevinin iş mahkemesine verilmiş olması, Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesinde yer alan “aksine hüküm bulunmadıkça” ibaresinin karşılığıdır. Başka bir anlatımla, İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, Türk Ticaret Kanununun 4.maddesinde belirtilen ticari davalara bakma görevinin ticaret mahkemelerine ait olduğunu belirten 5.maddedeki 'aksine hükmü' öngören bir düzenlemedir. Benzer bir durum, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 76. maddesinde 03.03.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanunun 30. maddesi ile yapılan değişikliğin sonucu olarak kurulan .... için söz konusudur. Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesinde fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen hususlardan doğan davalar da ticari dava sayılmasına rağmen 5846 sayılı Kanun uyarınca kurulan Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin düzenlemenin Türk Ticaret Kanunu’nun 5.maddesinde belirtilen aksine hükmü karşıladığı kabul edilmektedir. Aksi halde tüm fikri haklara ilişkin uyuşmazlıklarda ticaret mahkemelerinin görevli olması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Rekabet yasağına ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444–447.maddeleri hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler içinde düzenlenmiştir. Her iki kanunda da rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulması ve sınırları özellikle işçinin korunması ilkesi dikkate alınarak düzenlenmiştir. Gerçekten, işçinin çalışma hakkı, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer, süre ve konu itibariyle sınırlandırılmasını gerektirmektedir. İşçi ile işveren arasında sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir anlaşma olmadıkça, Borçlar Kanunu'ndaki hükümler tek başına işverene talep hakkı vermez. Başka bir anlatımla, taraflarca rekabet yasağı konusunda anlaşma yapılmışsa işveren, sözleşmeye aykırı davranıldığını ileri sürerek cezai şart ya da tazminat talebinde bulunabilecektir. Bu nedenle, burada borcun kaynağı kanun değil, iş sözleşmesidir. İş sözleşmesi devam ederken işçinin sadakat borcu gereği zaten rekabet yasağı bulunduğundan bu konuda ayrı bir anlaşmanın varlığına gerek yoktur. Rekabet yasağının ihlali halinde işveren, iş sözleşmesine aykırı davranıştan ötürü sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği gibi, varsa zararının tazminini de isteyebilecektir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağının sona ermesini düzenleyen 447.maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak ya da işçi tarafından haklı nedenle feshedilmiş olması halinde rekabet yasağının sona ereceği düzenlenmiş olup, haklı fesih müessesesinin iş hukuku ilkeleri çerçevesinde ticaret mahkemesince değerlendirilmesinin güçlüğü ortadadır. Uyuşmazlığın kaynağı iş sözleşmesi olduğundan Türk Borçlar Kanununun 444 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemeleri görevlidir. Dairemizin önceki kararlarında işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonrası dönem bakımından rekabet yasağına ilişkin olarak cezai şart ve tazminat davaları bakımından ticari dava olduğu belirtilmiş ise de; konunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,yukarıda belirtilen açıklamalar uyarınca görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu belirlendiğinden bu karardan dönülmesi gerektiği anlaşılmıştır. Somut olayda davacı işveren ile davalı işçi arasında rekabet yasağına ilişkin düzenlenmiş olan sözleşme maddesi uyarınca tarafların talep edebilecekleri cezai şart ve tazminata ilişkin davaların görülme yeri iş mahkemeleri olduğundan davalı tarafın bu yöndeki temyiz itirazlarının yerinde değildir." içtihadında bulunulmuştur.
Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şart alacağının tazmini istemi ile açılmış olup, talebin içeriği, uyuşmazlığın kaynağının iş sözleşmesi olması ve yukarıda anılan ... ilgili Dairesi'nin kararında da belirtildiği üzere dava konusu borcun kanun olmadığı iş sözleşmesi olduğu, iş sözleşmesi devam ederken işçinin sadakat borcu gereği zaten rekabet yasağı bulunduğundan bu konuda ayrı bir anlaşmanın varlığına gerek olmadığı, rekabet yasağının ihlali halinde işverenin, iş sözleşmesine aykırı davranıştan ötürü sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği gibi, varsa zararının tazminini de isteyebileceği, Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağının sona ermesini düzenleyen 447. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak ya da işçi tarafından haklı nedenle feshedilmiş olması halinde rekabet yasağının sona ereceğinin düzenlendiği, haklı fesih müessesesinin iş hukuku ilkeleri çerçevesinde ticaret mahkemesince değerlendirilmesinin güç olacağı, uyuşmazlığın kaynağının iş sözleşmesi olduğu ve Türk Borçlar Kanununun 444 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemelerinin görevli olduğu bu nedenle davanın görevsizlik nedeni ile usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
HMK m.114/1-c, 115/2 uyarınca göreve ilişkin dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine,
... İş Mahkemeleri'nin görevli olduklarının tespitine,
Karar kesinleştiğinde ve süresinde başvuru olduğnda dava dosyasının görevli .... Nöbetçi İş Mahkemesi'ne gönderilmesine,
Süresi içerisinde görevli mahkemeye dava dosyasının gönderilmesi için başvuru yapılmaz ise dosyanın re'sen ele alınıp Mahkememiz tarafından açılmamış sayılması kararı verilmesine,
Yargılama harç ve giderleri hakkında görevli mahkemece değerlendirme yapılmasına,
Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dosyanın görevli mahkemede davaya devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK 331/2 maddesi gereğince bir karar verilmesine,
Dair, Davacı Vekili Av. .... , Davalı Vekili Av. .... 'nin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.23/02/2024
Katip ....
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!